Düşük büyüme dinamikleri zayıflayabilir

Düşük büyüme dinamikleri zayıflayabilir

JCR Eurasia Rating Başkanı Ökmen, siyasi belirsizlik, yeni seçim olasılıkları ve referandum, düşük büyüme dinamiklerini daha da zayıflatabileceğini söyledi.

A+A-

JCR Eurasia Rating Başkanı Orhan Ökmen, son gelişmelerin yarattığı siyasi belirsizlik ve kargaşa kapsamında gündeme gelen yeni seçim olasılıkları ve referandumun, düşük büyüme dinamiklerini daha da zayıflatabileceğini, özel sektörün yavaş yavaş canlanmaya başlayan yatırım bütçelerini kesintiye uğratacağını iletti.

Yazılı bir değerlendirmede bulunan Ökmen, "Yatırım ortamını bozmaya devam eden bölgedeki ve ülke içerisindeki askeri şiddete, siyasi belirsizlik halinin de eklemlenmiş olması, yeni seçim olasılıklarının belirmesi, düşük büyüme dinamiklerini ve yapısal reform aktivitelerini iyice zayıflatabilecektir. Fiilen yaratılmış olan İcracı bir cumhurbaşkanının sistem değişikliği gerektiren hukuksal yapısını başkanlık sistemi adı altında referanduma götürecek çoğunluğun normal koşullarda mevcut parlamento içerisinde sağlanabileceğini beklemiyoruz. Dolaysıyla Türkiye’nin erken seçim riskiyle tekrar karşı karşıya kalması yüksek olasılıktır" diye konuştu.

Ökmen, şunları söyledi:
"Uluslararası ve bölgesel ilişkilerde ayrık ve zayıf bir pozisyonda konumlanan, iç politikada ise yükselen askeri şiddet ve
artan toplumsal gerilimlerle karşı karşıya kalan Türkiye’nin politik kırılganlığı, son gelişmelerle yeniden bir üst safhaya çıkmıştır.

Anayasal ve sistem değişikliği üzerinde mutabakat sağlama girişimlerinin başarı şansı azalmıştır.

Türkiye yapısal sorun alanlarını netleştiremeden ve bunlara ilişkin çözümlerini ortaya koyamadan, yerli ve uluslararası
yatırımcılar ile hükumet arasındaki uyum süreci tam olarak şekillenmeden yavaşlayan piyasa oynaklığı tekrar artmaya başlamıştır:

Mevcut konjonktürde piyasa oynaklığının azalmış olması, günlük piyasa iniş ve çıkışların yavaşlamış olması, Türkiye’nin yapısal sorun alanlarını ve bunlara ilişkin çözümlerini ortaya koymasına yönelik fırsat yaratmış iken, yeni seçim olasılıklarını ve referandumu tekrar gündeme getirecek ani bir siyasi belirsizliğin oluşması piyasa oynaklığını artıracaktır. Türkiye’nin yapısal sorun alanlarını netleştirmesini ve bunlara ilişkin çözümlerini ortaya koymasını bekliyoruz.

Türkiye’deki siyasal yapıdaki kargaşa hali yatırımcı tereddüdünü artırmakta ve direkt olarak TL’nin değeri üzerinde aşağı yönlü baskıyı artırmaktadır.

Türkiye varlıklarına karşı son bir kaç gün içerisinde dış dünyada artan risk algısı, Türkiye’nin yüksek risk primini daha da
artıracaktır.

Türkiye’nin dış fonlama devamlılığı stresli alandan çıkamamaktadır: Türkiye'nin yüksek risk priminin yatırımcıların
cesaretini kırması, dış fonlama devamlılığının Türkiye açısından stresli alanından çıkamamasına neden olmaktadır. Ancak, Turizm sektörünün durgunluğu giderilir ve yapısal reformlar devam ederse orta vadede Türk ekonomisinin yüksek dış finansman bağımlılığının ve cari açık probleminin yönetilebilir ve ihmal edilebilir ılımlı bir seviyeye düşebileceğini öngörüyoruz.

Enflasyonda kalıcı bir iyileşme, kısa vadede ortaya çıkmayacaktır:

2016 büyümesinin temel dayanağını güçlü bir iç talebin destekleyeceğini ve dolayısıyla enflasyonda kalıcı bir iyileşmenin
kısa vadede ortaya çıkmayacağını bekliyoruz.

Asgari ücret artışı fiyat istikrarı üzerinde önemli bir risk oluşturmuştur: Asgari ücret artışının harcama yönünden büyümeye
katkısı olmasına rağmen, popülist amaçla yapıldığını düşündüğümüz bu asgari ücret artışını fiyat istikrarı açısından önemli bir risk olarak değerlendiriyoruz.

Özel sektörün yüksek dövizli borç yapısı Türkiye’nin en önemli kırılganlık unsuru olarak devam etmektedir.

TL’nin değer kaybı, imalat sanayinin aşırı kapasiteye sahip alanlarında arz güvenliğini tehlikeye soktu: TL’nin değer kaybı
ihracatçı bir rekabet avantajı yaratmadığı gibi dolar cinsinden küresel piyasalarda ucuzlayan fiyatların ithalat üzerindeki yarattığı avantajı da yok ederek üretici karlarını azalttı. Ayrıca, TL’nin değer kaybı, imalat sanayinin aşırı kapasiteye sahip alanlarında arz güvenliğinin tehlikeye girmesine sebep olmuş durumdadır.

Türk bankacılık sektörünün ve reel sektörün fonlama yapısının dış finansmana yüksek bağımlılığı nedeniyle küresel likidite koşullarındaki değişikliklerden ve güven kaybından kaynaklanacak risklerin bulaşıcılığına her iki sektör de oldukça açıktırlar.

Makroekonomik ortam Türk bankacılık sektörünün aktif kalitesi üzerinde aşağı yönlü baskı kurmuş durumdadır.

Orta vadede Türk bankacılık sektörü, ek sermaye artışları yapmadan ve/veya varlık kategorilerinde ECAI’ler tarafından derecelendirilen alacaklar için tespit edilen risk ağırlıklarını kullanmadan mevcut yüksek sermaye yeterlilik seviyelerini koruyamayacaktır: Aktif kalitesindeki bozulmalarla baş edebilecek yüksek sermaye, yeterli likidite, operasyonel kapasite ve gerekli yönetim kalitesine sahip olması kısa vadede Türkiye bankacılık sektörünün görünümünü istikrarlı kılmaktadır. Ancak, orta vadede bankaların ölçek büyüklüğünü güncelleyip geliştirmek, karlılığını koruyup büyümek, TL’nin devam
etmesi muhtemel olan değer kayıplarının neden olacağı erozyonları telafi edebilmek için sermaye artırmalarına ihtiyacı olacaktır.

Türkiye, bütçe ve kamu borç dinamiklerinin sağlıklı yapısını korumaktadır: Maliye politikası disiplininin devamlılığına dayalı olarak, uzun süren seçim atmosferinin bozucu etkilerine karşı bütçe ve kamu borç dinamiklerinin dayanıklılıkları test edilmiş ve sağlıklı yapılarını korumaya devam etmiştir.

Türkiye’nin döviz kazanım olanaklarını, ekonominin uluslararası entegrasyonunu ve kamu ihalelerindeki şeffaflığı artıracak olan AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin genişleme süreci, son siyasi belirsizlik sebebiyle gecikecektir: AB ile Türkiye Hükumeti arasında Gümrük Birliği'nin genişletilmesine yönelik görüşmelerin fiiline hayata geçirilmesi halinde, Türkiye’nin rekabetçi gücüne bağlı olarak Tarım hariç diğer hizmet ve sanayi dallarında Türkiye için nette önemli bir döviz kazanım olanağı yaratacağını, Türkiye’nin uluslararası entegrasyonunu ve kamu ihalelerindeki şeffaflığını
artıracağını öngörüyoruz. Ancak, tarım alanında Türkiye’nin rekabet gücündeki eksiklikler giderilmeden AB ile Türkiye’nin arasındaki Gümrük Birliğinin Türkiye lehine avantajlı olacağını öngörmek oldukça zor. Ancak her şeye rağmen, içeride Batı’ya karşı artan negatif tansiyon AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin genişleme sürecini olumsuz etkilemektedir." 

Bu haber toplam 254 defa okunmuştur

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar; inançlara saldırı içeren ve doğru imla kuralları ile yazılmamış,ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.