Gül: Koalisyon faydalı olurdu

Gül: Koalisyon faydalı olurdu

Gül: Koalisyonla güçlü bir hükümet kurulması faydalı olurdu. Sadece Türk aileleri değil, Kürt aileleri de ağlıyor...

A+A-

Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç ile birlikte AKP'yi kuran 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Ben doğrusu koalisyonla güçlü bir hükümetin kurulmasını, bugünkü Türkiye şartlarında çok faydalı görmüştüm. Güçlü bir Türkiye için. Bakanlar çok partizan olursa koalisyon hükümeti yürümez. Liyakat esaslı isimlerden oluşursa çok faydalı olurdu. Türkiye’de birçok gerginliği de giderirdi. Bütün polemik konusu olan konular, polemik konusu olmaktan çıkardı. Hatırlarsanız, arayarak teşvik etmiştim, ama işin içini bilmiyorum" dedi. Gül, "terör" sorununu değerlendirirken "Az gittik, uz gittik, bir de bakmışız ki bir arpa boyu yol gitmişiz" dedi ve "Sadece Türk aileleri değil, Kürt aileleri de ağlıyor" görüşünü dile getirdi. Gül, "Türkiye'nin olağanüstü bir dönemden geçtiğinin açık olduğunu, gazetelerin gazetecilikten çıkarak PR organı haline geldiğini" söyledi. Gül, bundan sonra ne yapacağı konusunda, "Fikirlerimi daha açık söylemeye devam edeceğim. İleride ne gözükür, ona tabii bakmak lazım. İhtiyaç olursa o zaman bakarım" açıklamasını yaptı.

AKP'nin kuruluş yıldönümğne çağrılmaması dikkat çeken, Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından AKP 5. Olağan Kongresi'ne yapılan daveti de reddeden Gül, uzun süren sessizliğini bozdu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl Çankaya Köşkü'ne çıkmadan 1 gün önce AKP 1. Olağanüstü Kongresi toplaması ve Ahmet Davutoğlu'nun AKP Genel Başkanı seçilmesi, Gül'ün partiden tasfiye edildiği yorumlarına neden olmuştu.

Abdullah Gül'ün NTV özel yayınında Oğuz Haksever'in moderatörlüğünde Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin, Yeni Şafak yazarları Ayşe Böhürler ve Ali Bayramoğlu'nun sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Oğuz Haksever: Son 1 yılınız nasıl geçti?

Uzun bir siyasi hayatımız oldu. Siyasi hayatım Meclis'e girmemle başlamaz. Hayatımın neredeyse tamamı bu işlerle geçen bir insanım. Her şeyi kapattım ve dünya meseleleriyle uğraşmıyorum demem mümkün değil. Bir sene aktif bir şekilde kamuoyu önünde olmadım ama tüm ilgimi devam ettirdim. Bazen içeride bazen dışarıda oldu.

İki şeye çok vakit ayırdım. Benim ismimi taşıyan bir üniversite kuruldu Kayseri'de. Onu destekleme vakfı var. Özel bir model olmuş oldu. Ona çok özen veriyorum. Devlet üniversiteleri içinde ilk 5'e girmiş durumda. Anadolu'nun ortasında da önemli bir üniversite olabileceğini göstermiş olduk. Bunun yanında bir Cumhurbaşkanlığı müzesi yapısı içerisindeyiz. Bu da Türkiye'nin ilk siyasi tarih ve demokrasi müzesi olacak. Sadece benim Cumhurbaşkanlığım döneminden değil Cumhuriyet tarihinin bir özeti olacak bir müze olacak.

Benim adıma bir de vakıf kurduk. 11. Cumhurbaşkanı Ofisi olarak hem de vakıf olarak... Tarihi bir bina. Sultan Abdulaziz zamanında yapılmış. Burası terk edilmiş bir yerdi. Burasını da kazanmış olduk, faaliyetlerimize devam ediyoruz.

Ayşe Böhürler: Kuruluş aşamasında kan uyuşmazlığı olmaz demiştiniz. Kan uyuşmazlığıyla ne kast etmiştiniz?

Daha siz birden bire 2000’li yıllar çekmiş oldunuz. O zamanki siyasi atmosferde hatırlarsan çok tıkanıklar olmuştu. Neticede partimiz kapatıldıktan sonra yeni AK Parti’yi kurarken politikalarımız da farklıydı. Partimiz daha dar bir çerçevede hareket ediyordu. O tip siyaset tarzının partimize de Türkiye’ye de fayda getirmiyordu. Bizim çizgimizden gelen arkadaşlarla birlikte, bizim çizgimizden olmayan ama saygın ve prensipli isimler katılmışlardı. Parti o zaman hep beraber kuruldu.

Koalisyon sürecinde diğer partilerle bir iletişim sağlanamadı. AK Parti ve CHP arasında...

Ben doğrusu hükümetin kurulmasını, bugünkü Türkiye şartlarında çok faydalı görmüştüm. Güçlü bir Türkiye için. Bakanlar çok partizan olursa koalisyon hükümeti yürümez. Liyakat esaslı isimlerden oluşursa çok faydalı olurdu. Türkiye’de birçok gerginliği de giderirdi. Bütün polemik konusu olan konular, polemik konusu olmaktan çıkardı. Hatırlarsanız, arayarak teşvik etmiştim ama işin içini bilmiyorum.

Murat Yetkin: 7 Haziran’dan bu yana Türkiye ciddi gerilime girdi. Maalesef PKK saldırıları başladı, hükümet sert yanıt veriyor. 3 yıl sonra terör ortamı. Bugün Ankara’da on binlerce kişi bir araya geldiler. Basına olan saldırılar, baskılar arttı. Hürriyet binası 2 defa saldırıya uğradı. Sedat Ergin suç duyurusunda bulundu. Bir gerilim var, nasıl değerlendiriyorsunuz? 6 ay önce bugün 17 Mart, ne önemi var derseniz, Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözleri...

Önce, terörle ilgili ifade edeyim. Şu anda Türkiye’de terörle ilgili hiçbir haklı gerekçe gösterilemez. Şiddetle terörün karşısında durmamız gerekiyor. Şiddetle reddetmemiz gerekiyor. Üzülerek görüyorum ama bir söz vardır masallarda. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik bir de baktık, arpa boyu yol gitmişiz. Türkiye’nin birdenbire böyle bir ortama girmesini büyük bir üzüntüyle karşılışıyorum. Bugün buna bir gerekçe yok. Terör örgütünün, PKK’nın ne yaptığının farkında mı değil mi, kim tarafından nasıl kullanılıyor bilmiyorum ama sadece Türk aileleri değil, Kürt aileleri de ağlıyor. Cenazelerde ağlayarak polislerin, askerlerin cenazeleri kalkıyor.

Terörle mücadele tabii sonuna kadar devam ediyor. Terörle, teröristin silahı ne kadar güçlü olursa olsun, devletin silahı daha güçlü olur. Terörle mücadele eninde sonunda kazanılır ama çok dikkat etmemiz gereken bir şey halk.... Terörle mücadele ederken Kürt vatandaşlarımızın herhangi bir şekilde onları rencide edici ya da onların aidiyetini zayıflatacak bir tarz olursa en büyük tehlikeyle o zaman karşılaşırız.

Devletin hukuk yüzü vardır ama terörle mücadele etmek de hakkıdır. Halkı Türkiye’den uzaklaştırmamak lazım, herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşıdır. Ben daima hükümette de Cumhurbaşkanı da olduğumuzda bütün vatandaşlarımızın bağlarını, aidiyetini güçlendirici bunu yapmak için çalıştım. O zaman terörle mücadele başarılı olur.

Her gün kaç tane şehit veriyoruz. Buna yürek dayanmaz, ateş düştüğü yeri yakar. Ankara’da da burada da şehit cenazelerine her zaman gitmişimdir. Er de olsa, polis de olsa, rütbeli de olsa... Bu olay, çok büyük çünkü bu bölgesel hatta uluslararası bir mesele haline geldi. Herkes kendi problemini, kendisi vaktiyle çözmesi gerekiyor. Tabii ki dış politikanın neticeleri de terörün bugün bu hale gelmesinde etkileri olabilir.

Türkiye’yi bir şekilde rahatsız etmek isteyenlerin muhakkak ki bu bölgede de, bölge dışında da olabilir. Bu terör örgütünü nasıl besledikleri bilinen gerçeklerdir. Yanımızda belkemiği kırılmış iki ülke, Irak ve Suriye var. Öyle bir vakum ve boşluk var ki. Bunun oralardan beslenmesine çok dikkat etmek gerekiyor. Herkesin büyük bir dayanışma içinde, hükümetle terörle mücadele konusunda çok sağlam durmak gerekiyor. Bunları bir kenara bırakıp, terörle çok sağlam bir duruşu gerektiriyor.

Ali Bayramoğlu: Kürt meselesini çözmek için politikaların doğruluğu, yanlışlığı.... Türkiye’nin payına düşen yöntem de... Sizden sonra bir Cumhurbaşkanı seçimi, bir genel seçim yaşadık. Arkasından AK Parti kongresi yaşadık ve anayasa ihlali tartışmaları etrafında hükümet Cumhurbaşkanı ilişkilerinin pek alışık olmadığımız, aynı partiden olduğu bir gerilim yaşadık. Bir Türkiye nereye gidiyor? İki, şu çerçevede soruyorum, siz bu partinin kurucularındansınız. O parti tarafından Cumhurbaşkanı seçildiniz. Nasıl değerlendiriyorsunuz. Türkiye 1 yılı, yönetimi açısından eski bir AK Partili ve Cumhurbaşkanı olarak nasıl görüyorsunuz?

Tüm devlet hayatım, birikim çerçevesinde baktığımda bu gerginlik ve stres halinin devam etmesi Türkiye için çok maliyetli olur. Bir süre olur ama bu kadar uzun süre olmaz. 1-2 senedir olağanüstü bir dönemde olduğumuz açık. Bu sadece siyasi partilere özgü değil, , yazarlara, çizerlere, toplumun her kesimine yansıyor. Gazeteler PR organı haline geliyor. Bütün makamlarda ülkesini temsil eden bir insan olarak bunu söylüyorum. Ülkeyi yönetenler bunu yapacaktır. Geçtiğimiz yıllarda tarihin en büyük krizlerini geçirdi. Siyaset nasıl atomize olmuştu. Ondan sonra doğru bir söylem, doğru politikalar, reformist bir yaklaşımla çıkıldı ve Türkiye parlak bir 10 sene yaşadı.

Ali Bayramoğlu: Neden bu noktaya geldik? İçerideki sorunlar mı, dışarıdaki meseleler mi, bölgesel konjonktür mü, AK Parti’nin yönetim tarzından mı?

Muhakkak içeride birçok buna gerekçeler olabilir, söylenebilir, vardır ama şunu söylemek isterim. Ben bunu hep kendimizde bulurum. Açıkçası 3. Dünya ülkesi gibi görmem Türkiye’yi. Dışarıdaki komplo teorilerine fazla itibar etmem. Türk düşmanı, İslam düşmanı çok çevre vardır ama siz fırsat verirseniz harekete geçerler. Türkiye’yi dediğim şeyden çıkartmaları lazım. Bunun için de bakış, anlayış, bunun nasıl 10 sene yapıldı, 10 sene içinde Türkiye ne kadar köklü siyasi, ekonomik reformlar yaptı. Türkiye ekonomisi yüzde 10’larda falan büyüdü.

Dünyanın her tarafında da çok büyük itibar sağladı. Dünyanın birçok yerine kendi kimliğimizle, hiç takiye yapmadan gittik. Dünyada başarılı bir Müslüman ülkeye ihtiyaç vardı. Herkes takdir etmişti, büyük bir ilham kaynağı olmuştuk. Bunu hep beraber, arkadaşlarımızla yaptık. Buna süratle dönülebilir.

Ayşe Böhürler: Türkiye’nin İslam ülkelerine ilham vermesi için Ortadoğu ve Arap ülkelerine yönelik politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Davutoğlu, sıfır sorun politikasıyla süreç başlatmıştı.

Ahmet Bey’i ben siyasete soktum, 5 yıl Dışişleri Bakanlığı yaptım.

Nasıl daha gerçekçi olabilir?

Bazı şeyler, bizim dışımızda gelişen olaylar da var ama ilişkilerimizde açıkçası şunu görmüşümdür. Türkiye bütün bu ülkelere softpower’ıyla güçlü olur. Hardpower’la, etkili olmadı açıkçası. Softpower’la bütün bu ülkeler eski hatıraları hatırlarlar, kendilerini Türk gibi görürler. Biz onların içişlerine müdahil olursak tarihteki kötü hatıraları öne çıkarırlar.

Bayramoğlu: Zaman zaman sizin söylediklerinizin aksi politikalar geliştirirken, uyarılarda bulundunuz mu?

Tabii ki. En çok önem verdiğim, zaman harcadığım, yaptığım iş dış politikayla ilgiliydi. Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında nihai kararları hükümetler verir. Hep beraber, bütün bu söylediğim başarıları hep beraber elde ettik.

Böhürler: Suriye politikasını yanlış mı buluyorsunuz?

Suriye’deki rejimden hepimiz nefret etmişiz, orada nelerin olduğunu hepimiz biliyoruz. Suriye’nin Akdeniz’de tek başına parti iktidarının devam etmesi ne demek, mümkün değil...

Ne zaman ki olaylar başladı, silahlı mücadeleler başladı. Bunlar bizim dışımızda başlayan şeylerdi. O zaman tabii işler değişti. Maalesef dış dünya, bizim daha çok diyalogla konuşarak etki etmemize de çok fırsat vermedi. Suriye konusunda esas uluslararası camiayı suçlarım. Olaylar başladığında o kadar yüksek, hamasi retorik yaptı ki, arkasına güç koymadı. Hamasi söylemler ve retorik hemen görüldü ve neticede, doğrusu hepimiz gördük. İran ve Suriye kadar karşı bir güç koyamıyorsanız, ortaya büyük bir boşluk ve vakum doğuyor. Nelerin çıkacağını bilemezsiniz. Siz bu odada bir tropikal iklim yaratırsanız nasıl bitkilerin çıkacağını bilmeniz gerekir.

Mülteciler de, terör de, radikal gruplar da süropriz değil ki... Bunun neticesi böyle olacaktı. Irak’ta böyle olmadı mı? O dönem başbakandım. Irak küçük Ortadoğu’dur, Pandora’nın kutusunu açarsanız ne çıkacağı belli olmaz. O kutu öyle bir açıldı ki, içinden hala neler çıkıyor. Bizim mücadele alanımızda ateş varsa, yangın varsa o tabii ki bizi de çok etkileyecektir. Suriye meselesinde siyasi çözümden başka bir yol yok açıkçası. Bu meselenin, böyle süren bir savaş haline gelmesi daha çok acıları ve yıkımı ve gözümüzün önünde bitiren bir ülkeyi beraberine getirdi. Bu ateş hepimize sıçrıyor.

Yetkin: Beşar Esad’la konuşulacak mı konuşulmayacak mı?

Bunu hemen buraya getirmemek gerekir.

Yetkin: Batılı liderlerle mi konuşmak gerekir?

Ne gerekiyorsa ...

Yetkin: 2011’de Conrad Otel’de “off the record” üst düzey bir hükümet şahsiyeti, Esad’ın 6 ay ömrü kaldı dedi. Bizi küçümsedi, siz ne anlarsınız dedi. 6 ay olmadı. MGK’da bu tip şeyler konuşuldu mu? Yetki hükümette ama başkomutanlık sıfatı Cumhurbaşkanı’nda...

En yoğun görüşmeler, çalışmalar, raporlar, toplantılar.... En son yıllarımızı, en büyük dış politika meselemiz bu oldu. Ama bazıları çok çabuk düşeceğini zannediyorlardı. Benim fikrim doğrusu, düşüncelerim ABD’de çok tartışıldı. Rusya’yı dengeleyecek ABD yok, İran’ı dengeleyecek başka bir ülke yok. O zaman Suriye’ye ve halka olur...

Gül’le söyleşide, iç siyasette en taze konulardan birisi AK Parti Kongresi... Cumhurbaşkanlığı ağırlığında MKYK listesi olduğu yorumları vardı... Sizin uzun bir mesajınız vardı. Neler düşündürdü?

Basından takip ettim. Bazı durumlar olmuş ama onu geride bırakmak lazım. Seçime hazırlanmak lazım. Gönderdim ve düşüncelerimi ve az önce söylediğim tavsiyelerimi paylaştım. Ümit ederim dikkate alınır. Partimizin reformist bir anlayış içinde toparlanması gerektiği, başarılı dönemdeki politikaların öne çıkmasının çok faydalı olacağını özetleyen bir başarı mesajı göndermiştim.

Böhürler: Gelmeyi hiç düşünmediniz mi?

Sayın Başbakan telefonla aradı davet etti. Davetiyeyi unutmuşlar, ister istemez alınganlığı oluyor insanın. Bütün samimi düşüncelerimi paylaşmıştım.

Yetkin: O günlere dönelim diye vurguluyorsunuz. 10 yıldır dediniz, halbuki 13 yıllık bir AK Parti dönemi var. Kırılmayı 2-3 yıla bağlıyorsunuz diye düşünüyorum. Partinin kurucusunuz, Erbakan gibi bir devin karşısına çıktınız. Sizin kurduğunuz parti mi hala AK Parti. 2002 koşullarına dönmek mümkün mü?

Öncelikle bu kadar uzun süre iktidarda durmak büyük başarı. Türkiye ne kadar çok dönüştü, ekonomik, siyasi köklü reformlar yaptı, Türkiye’yi parlayan bir yıldız yaptı. Uzun yıllar ister istemez yıpratır demokrasilerde uzun yıllar iktidarda olunca. Önemli olan bunun farkına varıp, ortak akılla, doğru politikalara dönmek mümkündür. Yoksa, bunu normal de görmek lazım. Bu kadar uzun yıllar iktidarda kaldıktan sonra, demokrasinin cilvesi. Önemli olan bunun farkında olmak, bundan dönüş mümkündür. Aynı parti, aynı insanlar, çoğu var şu anda... Aynı şeyler yapılabilir.

Bayramoğlu: Siz dönüş mümkündür diyorsunuz. Sizinle ilgili çok merak edilen, Abdullah Gül bundan sonra siyasi kariyerine nasıl döner? Abdullah Bey AK Parti’nin başına geçer mi, başka parti kurar mı gibi sorular var. Gazeteci olarak sormak kaçınılmaz. Açık bir cevap vermenizi istiyorum. Bazı kritik anlar ağırlığınızı farklı bir biçimde koymayı hiç düşünmediniz mi? Örneğin Cumhurbaşkanlığına yeniden aday olacağınızı... Lider adayı olarak döneceğinizi... Buna değmez mi?

Siyasi kariyerdense, siyasi kariyerde Cumhurbaşkanlığından daha öte bir kariyer yok. Benim hayatım siyasetle geçti. Siyasette resmen partili bir milletvekili olmadan da hayatımın siyaset ve vatan millet meseleleriyle geçtiğini söyledim. Siyaset tarzım ihtiraslı olmadı hiç. Her şeye muhakkak ben olayım tarzı bir siyasetim olmadı.

İhtiras benim motivasyonum oldu. Cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra doğrusu o günkü şartlar içerisinde baktım, bu şartlar içerisinde olmamın doğru olmadığını söyledim. Tabii ki bütün hayatı böyle geçen bir insan, Cumhurbaşkanlığından ayrılınca vatan millet meseleleri benim gündemimde değil diye bir şey olamaz. Gecem gündüzüm bu mevzularla geçiyor. Paylaşıyorum, şüphesiz ki yapmaya devam edeceğim.

Devam edeceksiniz ama nasıl? Size söyleyeyim, dün TÜSİAD’ın daveti vardı, oraya uğradım. Herkesin sorduğu soru bu. Herkes bu akşam seyrediyor. Lütfen sorar mısınız, “Sayın Gül ne yapacak?” Nasıl devam edeceksiniz, konferanslar mı vereceksiniz, paneller mi yapcaksınız, yoksa ağırlığınızı mı koyacaksınız?

Ben burada oturmuyorum, dışarıda ve içeride birçok toplantıya katılıyorum, fikirlerimi belki daha açık söylemeye devam edeceğim. Yapıcı ve yönlendirici şekilde şüphesiz ki daha açık şekilde söylemeye devam edeceğim. Bu birikimler kendime kalamaz ki. Bu aynı zamanda vazife. İleride ne gözükür tabii ki bakmam lazım. Ben siyaseti bir hırs ve makam mevki için yapmadım. Şüphesiz ki, gerçekten bir ihtiyaç söz konusu olursa o zaman bakarım, o ayrı bir mevzu...

Haksever: Bazı kritik konularda ağırlık koymayı düşünmediniz mi?

Benim metodum o değil. Büyük insanların, toplulukların sorumluluğunu taşıyan insanlar, on kez düşünerek hareket edecek. Birisinin beklentisine karşı, siz ona bir karşılık verme durumunda olursanız, devlet adamlığı bakış tarzıma aykırı bir şey. Yeri gelince söylenecekleri söyledim. Devlet içinde kim çalışıyorsa tek sadakati anayasaya, kanuna ve yasal üslerine olabilir. Devlet ve kamuoyu içinde ayrı bir örgütlenme asla söz konusu olmaz ve bunu kimse kabul etmez. Bunları kimse söylemezken söyledim.

Bu haber toplam 1508 defa okunmuştur

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar; inançlara saldırı içeren ve doğru imla kuralları ile yazılmamış,ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.