Vakıf Katılım'a izin çıktı

Vakıf Katılım'a izin çıktı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Vakıf Katılım Bankası'na faaliyet izni verdi.

A+A-

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Vakıf Katılım Bankası'na faaliyet izni verdi.

Resmi Gazete'de yer alan diğer BDDK kararlarına göre, Faturamatik Ödeme Kuruluşu A.Ş.'ye ödeme kuruluşu olarak faaliyette bulunma izni verilirken, Erişim Faktoring A.Ş.'nin Merkez Faktoring A.Ş.'ye devri nedeniyle Erişim Faktoring A.Ş.'nin faaliyet izni de iptal edildi. 

Bankaya faaliyet izni verilmlesi sektörde heyecan yaratırken, Vakıf Katılım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran da merak edilen konularla ilgili açıklamalarda bulundu. 

Oran, Vakıf Katılım'ın ilk etapta merkez şube ve yaklaşık 120 çalışanla açılacağını belirterek, "Yıl sonunda 30 şubeye ve yaklaşık 500 çalışana ulaşmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda İstanbul, Ankara, Konya, Gaziantep, Bursa, İzmir, Adana, Antalya, Kayseri gibi iller ilk şubelerimizi açacağımız şehirler olacak" dedi.

Türkiye'nin ikinci katılım bankası olan Vakıf Katılım 26 Şubat'ta açılacak. Açılışını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yapması beklenilen tören öncesinde, Vakıf Katılım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran açıklamalarda bulundu. 

Vakıf Katılım'ın kuruluş süreci, hedefleri ve sektöre ilişkin değerlendirmelerde bulunan Oran, bir süredir yürüttükleri kurulum çalışmalarında sona geldiklerini ve 15 Şubat 2016 tarihi itibarıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan (BDDK) faaliyet iznini aldıklarını aktararak, yakında hizmet vermeye başlayacaklarını söyledi.

Oran, Kalkınma Bakanlığının 10. Kalkınma Planının öncelikleri arasında yer alan İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Programanın 7. Bileşeninin "Katılım Bankacılığı ve Faizsiz Finans Sisteminin" geliştirilmesi olduğunu anımsattı. Katılım bankacılığının geliştirilmesinin ve hedeflenen büyüklüğe ulaşmasının kamu katılım bankaları ile mümkün olacağını ifade eden Oran, "Kamu bankası olmamızın verdiği güven algısı hasebiyle özellikle yurt dışı fonların ülkemize kazandırılması konusunda önemli bir rol üstleneceğimize inanıyoruz" ifadesini kullandı.

Öztürk Oran, bu nedenle Vakıf Katılım'ın kamu sermayeli bir banka olmasının avantajıyla yasal düzenlemeler için kamu otoritesi ile beraber çalışarak katılım bankacılığının gelişmesine öncülük yapmak üzere kurulduğunu vurguladı.

Ayrıca müşteriler nezdinde katılım bankacılığına karşı olan güvensizlik hissini bertaraf ederek katılım bankacılığı algısını kuvvetlendirmek için kurulduklarını dile getiren Oran, şunları kaydetti:

"Ayrıca faiz hassasiyetleri olan yurt içi ve yurt dışı müşterilere mevcut katılım bankalarından farklı ve daha avantajlı ürünler sunmak suretiyle, bir taraftan finansmana erişimi arttırırken diğer taraftan mevcut zayıf rekabeti geliştirerek ülkemizin gelişmesine daha fazla katkı sağlamak üzere kurulduk. Tüm bunların yanında ecdat yadigârı olan 'Vakıf Medeniyeti' ve 'Vakıf Kültürü' anlayışını benimseyerek; sosyal dengenin temellerinden biri olan vakıfların korunmasına ve gelirlerinin artırılmasına yönelik projelerde yer almak da ana kuruluş felsefelerimiz arasında yer alıyor."


Oran, Vakıf Katılımın ilk etapta merkez şube ve yaklaşık 120 çalışanla açılacağı bilgisini vererek, ancak açılış sonrası hızlı şubeleşme çalışmaları olacağını ve bu paralelde çalışan sayısında benzer şekilde artış görüleceğini belirtti.

YIL SONU HEDEFİ 30 ŞUBE

Bu yıl sonunda 30 şubeye ve yaklaşık 500 çalışan sayısına ulaşmayı hedeflediklerini aktaran Oran, "İlk aşamada müşteri sayısı ve hedef kitlemizin örtüştüğü noktalarda şubeleşme çalışmaları yapacağız. Bu doğrultuda İstanbul, Ankara, Konya, Gaziantep, Bursa, İzmir, Adana, Antalya, Kayseri gibi iller ilk şubelerimizi açacağımız şehirler olacak. Sonrasında ise şubelerimiz hızla ülke coğrafyasının geneline yayılacak" diye konuştu.

Açılış öncesinde hazırlık aşamasında oldukça yoğun çalışmaların yapıldığı ve meşakkatli bir sürecin yaşandığını anlatan Oran, ancak gerek çalışanların özverisi ve gerekse kamu otoritesinin destekleyici yaklaşımıyla işlerinin oldukça kolaylaştırdığını söyledi.

Oran, bankacılık faaliyetlerini taşıyacak temel bankacılık yazılımının belirlenmesinin en önemli karar aşaması olduğunu belirterek, "Bu konuda risk almayarak mevcutta denenmiş bir yazılımı tercih ettik. Bu karar faaliyet izni sürecinde işimizi çok kolaylaştırdı ve açılışımızı hızlandırdı. Açılış sürecinde Vakıf Katılım isminin katılım bankacılığı camiasında oldukça karşılığı olduğunu gözlemledik. Yetişmiş insan kaynağı istihdamı konusunda diğer katılım bankalarından bankamızda çalışmak için ciddi bir teveccüh oldu. Bu konuda da bir sıkıntı ile karşılaşmadık" dedi.

ORTAKLIK YAPISI

Bankanın ortaklık yapısı ve sermayesi hakkında da bilgi veren Oran, şunları aktardı:  "Vakıf Katılım Bankası AŞ.; tamamı TC Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü, Bayezid Han-ı Sani (II.Bayezid) Vakfı, Mahmut Han-ı Evvel Bin Mustafa Han (I.Mahmut) Vakfı, Mahmut Han-ı Sani Bin Abdulhamit Han-Evvel (II.Mahmut) Vakfı ve Murat Paşa Bin Abdusselam (Murat Paşa) Vakfı ortaklığı ile kurulmuştur. Vakıf Katılım’ın ödenmiş sermayesi 805 milyon TL olup, bu kaynak tamamen TC Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve adları geçen vakıflara aittir."

Öztürk Oran, Vakıf Katlılım ile VakıfBank arasında herhangi bir organik bağın bulunmadığına işaret ederek, "İki kurum da faaliyetlerini birbirinden bağımsız yürüten farklı tüzel kişiliklerdir. İsmimizde yer alan Vakıf ifadesi de Vakıflar Genel Müdürlüğünden ve vakıf kültüründen gelmekte" dedi.

Aynı zamanda Vakıflar Genel Müdürlüğünün, VakıfBank’ın yüzde 58 hissesine sahip olduğunu hatırlatan Oran, bunun yanında VakıfBankın kuruluş çalışmalarının ilk aşamasında kendilerine önemli altyapı desteği sağladığını anlattı.

Oran, açılış sonrasında VakıfBankın sadece yurt içi muhabirlik ve yurt dışı bankacılık ilişkilerine aracılık edeceğini ve başka bir ilişkinin olmayacağını vurguladı.

Vakıf kültürünün geçmişinin yüzyıllar öncesine dayanan, adalet ve sosyal paylaşımı barındıran kadim bir sistem olduğunu dile getiren Oran, toplumun sosyal dengesinin sağlanması açısından önemli bir unsur olan vakıflar kültürünün, hüküm sürdüğü ya da temasta bulunduğu tüm coğrafyalarda, gelişmiş ve toplumun gelişimine de katkıda bulunduğuna işaret etti.

Öztürk Oran, katılım bankacılığının da prensipleri ve ilkeleriyle toplumun ekonomik yönden gelişmesine ve adaletli bir şekilde ilerlemesine yardımcı olan bir finansal çözüm modeli olduğuna dikkati çekti.

Bu modelin üretime ve ticarete dayalı bir fonlama yaptığı için ilgili sistem içinde kullanılan fonların ekonominin gelişmesine çok ciddi katkılar sağlayacağını kaydeden Oran, "Vakıf Katılım, Vakıf Kültürü ile katılım bankacılığının bir sentezi olacak. Çalışma felsefemizin temel taşlarından bir olan Vakıf Kültürü ile katılım bankacılığına yeni bir soluk yeni bir yaklaşım getireceğimize inanıyoruz. Faaliyetlerimiz sonucunda elde ettiğimiz karın da bir kısmının vakıf işlerinde kullanılacak olması bizi diğer rakiplerimizden farklılaştıran en önemli unsurlardan biri olacak" diye konuştu.

3 YIL SONUNDA HEDEF

Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran, orta ve uzun vadeli hedeflerine değinerek, katılım bankacılığı sisteminin üretimi destekleyen bir ekonomik model olması dolayısıyla, KOBİ segmentinde ağırlıklı çalışmalar yürüteceklerini söyledi.

Bu doğrultuda KOBİ’lere yönelik standart ürünler sunmanın yanı sıra onların ihtiyaçlarına çözüm sunacak yeni ürün ve hizmetler de geliştirmeyi hedeflediklerini kaydeden Oran, şöyle devam etti:

"Özellikle yatırım ve proje finansmanı konusunda kar-zarar ortaklıkları ve sermaye araçları ihraçları ile etkin bir rol almayı planlıyoruz. Bunun yanında elbette bireysel bankacılık alanında da tüm ürünleri müşterilerimize sunacağız. Katılım bankacılığı sektörü Türkiye'de bireysel kullanıcılara henüz tam ulaşabilmiş değil. Bu alanda yapacağımız çalışmalarla da sektörün eksikliklerini kapatacak çalışmalar yapacağız. Büyüme stratejimizi planlarken hükümetin açıklamış olduğu Orta

Vadeli Planını (OVP) dikkatle inceledik. OVP’de teşvik verilmesi öngörülen sektörlerde büyümeyi planlıyoruz. Bu konuda faaliyete başladıktan sonra ilgili kamu kuruluşları ile muhtemel işbirlikleri için görüşmelere başlayacağız. Öncelikle imalat sanayinde üretim yapan ihracatçı firmalar hedef müşteri kitlemiz olacaktır. Bu şekilde ülkemizin daha çok istihdam oluşturarak, daha hızlı büyümesi ve daha çok ihracat yaparak daha düşük cari açık vermesini desteklemeyi öngörüyoruz. Öte yandan teknolojiye yatırım yaparak etkin, müşteri memnuniyetini önceliklendiren fonksiyonel bir şubesiz dağıtım ağı üzerinden bankacılık hizmetlerimizi müşterilerimize ulaştırmayı planlıyoruz."

Öztürk Oran, 3 yıl sonunda 100 şubeye ve yaklaşık bin 200 çalışan sayısına ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti.

HEDEF 2023'TE LİDERLİK

İlk aşamada diğer faizsiz bankaların ürünlerine benzer ürünleri müşterilerine sunacaklarını söyleyen Oran, "Önümüzdeki dönemde ise özellikle sermaye piyasası alanında ve kar-zarar ortaklıkları projelerinde ve KOBİ'lere yönelik yeni ürünlerle müşterilerimize ulaşacağız" dedi.

Oran, katılım bankalarının Türkiye'de 25 yılı aşkın bir süredir faaliyet göstermesine rağmen sektörden alınan pay bakımından halen istenilen seviyede olmadığına dikkati çekti.

Bu doğrultuda gerek sektörün gelişmesi ve gerekse katılım bankalarının sunduğu hizmetlerin yaygınlaşması açısından kamu otoritesinin sektöre giriş yapmaya karar verdiğini belirten Oran, kamunun Vakıf Katılım ile beraber 2 kamu katılım bankasını kurduğunu dile getirdi.

Öztürk Oran, hiç şüphesiz bu adımın sektörün gelişmesi açısından oldukça faydalı olacağına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"İnşallah üçüncü katılım bankası da önümüzdeki dönemde sektöre giriş yapacaktır. Bu aşamada Vakıf Katılım olarak sunduğumuz kaliteli hizmet ve farklılaşan ürün gruplarımızla sektördeki tüm oyunculardan farklılaşmayı amaçlıyoruz. Çalışmalarımızın temeline oturan Vakıf Kültürü bu noktada farklılaşma bakımından bizim en önemli enstrümanlarımızdan biri olacak. Hedefimiz 2018 yılında katılım bankacılığı sektöründe yüzde 10'luk bir pazar payına ulaşmak, 2023 yılında ise katılım bankacılığının lideri olmaktır. Orta ve uzun vade de halka açılmak gibi bir planımız yoktur."

SEKTÖR İSTENİLEN SEVİYEDE DEĞİL

Oran, katılım bankalarının Türkiye'de 25 yılı aşkın bir süredir faaliyet göstermesine rağmen sektörden alınan pay bakımından halen istenilen seviyede olmadığını ifade etti.

Bunun birçok nedeni bulunduğunu, ancak son dönemde sektörün büyümesi için çeşitli fırsatlar olduğunun gözden kaçırılmaması gerektiğini belirten Oran, "Özellikle ülkemizde 10 yılı aşkın süredir sağlanan siyasi ve ekonomik istikrar sektör için en büyük fırsat olarak değerlendirilebilir. Hiç şüphesiz ki istikrarın hüküm sürdüğü bir ülkede, ekonomi ve ekonomi oyuncuları sürekli gelişecek ve büyüyecektir" diye konuştu.

Oran, Körfez ülkeleri ile yürütülen sıcak ilişkilerin de sektör açısından bir fırsat olarak değerlendirilebileceğine dikkati çekti.

Amerika ve Avrupa'da son dönemlerde gelişen İslamofobi nedeniyle Körfez fonlarının bu ülkelerde sıkıntı çekmeye başladığını dile getiren Oran, şunları kaydetti:

"Benzeri bir durum 11 Eylül saldırıları sonrasında da yaşanmış ve ülkemize Körfez’den ciddi fon girişleri olmuştu. Bu noktada katılım bankaları aracılığıyla ülkemize ciddi bir fon girişinin sağlanabileceğine inanıyoruz. Bunun yanında kamu otoritesinin de sektöre oyuncu olarak girmesi de katılım bankacılığının gelişimi ve büyümesi açısından çok önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Kamu katılım bankaları ile yakalanacak yukarı yönlü ivmenin sektörün diğer oyuncularına da katkı yapacağını düşünüyoruz. Yakın coğrafyamızda yaşanan siyasi belirsizlikler ve çatışma ortamı sektör için en büyük risk olarak tanımlanabilir. Bu ortamın olumsuz etkileri ekonomik yönden ülkemizi etkiliyor. Bunun yansıması olarak sektörün büyümesinde sıkıntı görülebilir."

Oran, sektörün büyümesi açısından siyasi otoritenin pek çok adım attığını ve atmaya da devam ettiğini vurgulayarak, kamunun katılım bankası kurarak sektöre oyuncu olarak girmesinin, bu yaklaşımın en önemli göstergesi olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

Öztürk Oran, bunun yanında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) bünyesinde oluşturulan Katılım Bankacılığı Masası'nın da siyasi otoritenin sektöre yaklaşımın pozitif olduğunu net bir şekilde gösterdiğini belirtti.

Gelecek 10 yılda katılım bankacılığının sektördeki payının yüzde 15'lere yaklaşacağını tahmin ettiklerini aktaran Oran, "Sektörün gelişimi için elbette bazı yasal düzenlemeler yapılması gerekiyor. Bu düzenlemelerin çok kısa bir süre sonra yapılarak sektörün önünün daha da açılacağına inanıyoruz. Bu andan itibaren sektörün gelişmesi için en büyük görevin biz katılım bankalarında olduğuna inanıyoruz. Sektör oyuncularının ürün ve hizmetlerinde çeşitlendirme yaparak, toplumun tüm kesimlerini kucaklamaları, tanıtım çalışmalarına ağırlık vererek sektörün bilinirliğine katkı yapmaları ve müşteri sayılarını artırmaları sektör için bir gereklilik haline gelmiştir" değerlendirmesinde bulundu.

DÜNYADA TÜRKİYE’NİN PAYI ÇOK DÜŞÜK

Oran, Türkiye'nin İslami finansta da merkez haline gelmesi için yapılan çalışmaları ve İstanbul Finans Merkezi projesinde hakkında görüşlerini paylaştı.

İstanbul'un finans merkezi olmasının, siyasi otorite tarafından uzun zamandır üzerinde çalışılan ve aksiyon alınan bir proje olduğunu anlatan Oran, bu noktada çok ciddi adımlar atıldığına işaret etti.

Oran, katılım bankacılığının da bu projenin önemli taşlarından birisi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

"İstanbul’un finans merkezi olmasının yolunun, öncelikle içinde bulunduğu coğrafyayı dikkate aldığımızda faizsiz bankacılık için bir cazibe merkezi olmaktan geçtiğini düşünüyoruz. İslami finans dünya genelinde oldukça ilgi gören ve 2 trilyon doları aşkın büyüklüğüyle göz kamaştıran bir finans modeli. Maalesef ki bu modelin ev sahipliğini şu an için Londra yapmakta. İslami finans modelinin merkezinin müslüman olmayan bir ülke olması düşündürücü bir durum. Oysa ki 1913 yılında ülkemizde Adapazarı İslam Ticaret Bankası adıyla kurulmuş İslami bir banka olmasına rağmen bu sistem o yıllarda geliştirilememiştir.

Bu noktada İstanbul Finans Merkezi projesi kapsamında İstanbul’un İslami finansın da merkezi olması elbette en büyük hedeflerden biri. Ülkemizin bulunduğu coğrafyanın yeni dünyanın merkezinde yer alması, doğuda üretilen enerjinin en büyük tüketici olan batıya aktarımında ülkemizin ana transfer güzergahında bulunması, İslamiyet’in en önemli rol modelinin ülkemiz olması İslami finansın merkezi olmamız açısından bizi ön plana çıkarıyor."

Oran, bu aşamada katılım bankaları olarak hızla büyümeleri ve İslami finans alanında dünyadan aldıkları payı hızla geliştirmeleri gerektiğini vurgulayarak, özellikle Körfez Bölgesi’ne yönelik

çalışmalarla Türkiye'ye getirecekleri fon ve yeni yatırımcıların, İstanbul'un İslami finans merkezi olmasına önemli katkı sağlayacağını dile getirdi.

Dünyada faizsiz bankacılığın yaygın olduğu ülkeler ile Türkiye'deki sisteme ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Oran, şöyle devam etti:

"Bugün pek çok ülkede İslami finans modeli işlemekte ve bu alanda ciddi yatırımlar yapılmakta. Müslüman ülkeler arasında katılım bankacılığının en az yaygın olduğu ülkeler arasında yer alıyoruz. Hatta bu konuda Bangladeş’ten bile geride bulunuyoruz. Yasal düzenlemelerin yetersizliği, katılım bankacılığının ülkemizde kısa geçmişi olması, tanıtım eksikliği gibi pek çok nedene dayandırılabilecek bu konu aslında bir fırsat olarak değerlendirilebilir.

Türkiye’deki katılım bankalarının dünya katılım bankacılığından aldığı pay yüzde 6 ile oldukça düşük bir seviyededir. Katılım bankacılığının yaygın olarak faaliyette olduğu ilk 10 ülke arasında sekizinci sırada kendimize yer bulmaktayız. Katılım bankalarının yapacağı vizyoner stratejik değişiklikler ile ülkemizin kısa zamanda islami finans alanında önemli oyuncular arasına gireceğine inanıyoruz. Diğer taraftan siyasi otoritenin sektöre olumlu yaklaşımı ve İstanbul Finans Merkezi projesi kapsamında yapılan çalışmalar ile ülkemiz sektörün referans ülkesi olabilir."

EN ÖNEMLİ SIKINTI DÜŞEN KAR

Öztürk Oran, geçen yıl olduğu gibi bu yılda bankacılık sektörünün en önemli sıkıntısının daralan kar marjları nedeniyle düşen karlılık olacağını ifade etti.

Özellikle TL mevduat konusunda yaşanan rekabetin bankaların kaynak maliyetini artırdığını belirten Oran, maliyetlerin rekabet nedeniyle kullandırılan kredilere yeteri kadar yansıtılamaması sonucunda, net kar marjlarında oluşan daralmanın banka karlılıklarını oldukça olumsuz etkilediğini söyledi.

Oran, bankaların karlılıklarını negatif etkileyecek diğer gelişmeleri "Aracılık maliyetlerinin yüksekliği, komisyon gelirlerinin yasayla sınırlandırılması, tüketici hakem heyetleri ve mahkemelerinin geçmişe yönelik alınan komisyonların iptaline karar vermeleri" şeklinde sıraladı.

Yaşanan ekonomik ve jeopolitik gelişmelerin sınırlı da olsa bankacılık sektörünün kredi kalitesinde bozulmalara yol açtığına dikkati çeken Oran, "Sektörün ortalama kredilerin takibe düşme oranı 2015 yılında bir önceki yıla göre artış göstererek yüzde 3,10’a yükseldi. 2016 yılında bu sürecin yavaşlayarak olsa da devam edeceğini öngörebiliriz. Özetle; 2016 yılın da yukarıda belirtmiş olduğum nedenlerden dolayı bankacılık sektörünün en büyük sorununun azalmaya devam edecek özkaynak ve aktif karlılığı olacaktır diyebiliriz. Bundan dolayı biz bir farklılık oluşturup, reel sektörün içine gireceğiz" dedi.

TÜRKİYE EKONOMİSİ NE KADAR BÜYÜR?

Oran, "Bazı uluslararası bankalar Türkiye piyasasından çıkarken, Çin başta olmak üzere bazı ülkelerin de sektöre giriş yaptığını görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine, Türkiye'den çıkan kuruluşlara bakıldığında bunların 2008 ekonomik krizinden daha fazla etkilenen gelişmiş ülkelerin bankaları olduğunu vurguladı.

ABD hariç global krizin etkilerinin bu ülkelerde halen hissedilmeye devam ettiğini belirten Oran, "Bu nedenle sıkıntı içinde olan bahsi geçen bankalar, halen karlı oldukları ve alıcısı olan operasyonlarını satarak küçülme yoluna gidiyor. Ancak başta Çin olmak üzere Katar gibi gelişmekte olan ülkeler daha önceki yıllarda oluşan birikmiş sermaye stoku ile gelişmekte olan ülkelerdeki bu satışları geleceği yönelik bir yatırım fırsatı olarak değerlendirmekteler" ifadelerini kullandı.

Öztürk Oran, Türkiye'nin bu yıl Orta Vadeli Plan’da belirtildiği gibi yüzde 4’ler seviyesinde büyüyeceğini dile getirdi.

Siyasi ve ekonomik istikrarla birlikte global ekonomik ve jeopolitik risklere rağmen milli gelirinin yüzde 4 olmasının ülke ekonomisinin pozitif yönlerinin başında geldiğini belirten Oran, diğer pozitif yönleri ise şöyle sıraladı:

"Bütçe disiplini; bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 1,3 olması. Kamu borç dinamiklerindeki güçlü seyir; AB tanımlı kamu borç stokunun milli gelire oranı yüzde 32,6. Güçlü bir bankacılık sektörü; bankacılık sektörü ortalama sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 15,56. Bunların yanı sıra cari açıktaki iyileşme; cari açığın milli gelire oranı yüzde 4,5.

Türkiye ekonomisinin negatif yönleri ise özel kesim yurt içi tasarruf açığının yüzde 13-14’ler seviyesinde olması. Hane halkı tasarruf oranı düşük. Özellikle başta gıda kaynaklı olmak üzere son yıllarda yüzde 8,5 seviyesinde kemikleşen yüksek TÜFE enflasyonu. Özel sektörün yüksek borç stoku. Global likidite koşullarının bozulduğu bir ortamda yüksek tutarlı kısa vadeli yurt dışı finansman ihtiyacı. Global dış ticaretteki daralma ve komşu ülkelerde yaşanan jeopolitik riskler nedeniyle yurt dışı talepte oluşacak daralmaya paralel ihracatta ve turizm gelirlerinde yaşanması muhtemel düşüş."

 

Bu haber toplam 859 defa okunmuştur

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar; inançlara saldırı içeren ve doğru imla kuralları ile yazılmamış,ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.