# 18 ayda 8 binden fazla hekim istifa etti!

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/18-ayda-8-binden-fazla-hekim-istifa-etti-71860h/
- Yayımlanma: 2021-10-03T11:03:32+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Türk Tabipleri Birliği’den yapılan açıklamada, “Resmi olmayan bilgilere göre 18 
ayda 8 binin üzerinde hekim istifası olduğu birliğimize iletilmiştir. Yurt dışında
çalışmak için birliğimizden talep edilen iyi hal belgesi yılda 900’lere 1000’lere
ulaşmıştır. Ayda yaklaşık 80 hekim, bu ülkede hekimlik yapmak yerine yurt dışında
göçmen doktor olmayı tercih etmektedir” denildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odaları; “Karanlığa Karşı; Önlüğümüzün Beyazına,
Özlük Haklarımıza, Halkın Sağlık Hakkına Sahip Çıkıyoruz – Emek Bizim Söz Bizim”
başlığıyla yeni bir mücadele süreci başlattığını düzenlediği basın toplantısı ile
duyurdu.

İstanbul Tabip Odası (İTO) Sevinç Özgüner Toplantı Salonu’nda düzenlenen toplantıda
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve II. Başkanı Doç. Dr.
Ali İhsan Ökten ile İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ve Yönetim Kurulu üyesi Dr.
Osman Öztürk yer aldı. Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bartın, Batman,
Bitlis, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir-Bilecik, Gaziantep-
Kilis, Hatay, Isparta-Burdur, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Mersin,
Muğla, Ordu, Rize-Artvin, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ, Uşak ve Van-Hakkari tabip
odalarının yöneticileri ise çevrimiçi olarak toplantıya katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını Prof. Dr. Pınar Saip yaptı. Sağlıkta dönüşüm politikalarının
tıbbi etik ve deontolojik değerlerle bağdaşmayan bir noktaya geldiğini söyleyen 
Saip, TTB ve tabip odaları olarak “Biz varız, gerçekten zorlanıyoruz ve artık sorunlarımızı
dile getireceğiz” demek için bu basın toplantısının düzenlendiğini belirtti.

Basın açıklamasının ardından tabip odalarının yöneticileri de kısa sözler aldı. 
Özelleştirmeci ve piyasacı sağlık politikalarının gerek hekimler ve sağlık çalışanları
gerekse de toplum üzerinde yarattığı tahribattan örneklerin verildiği konuşmalarda;
özellikle ekonomik ve özlük haklarındaki kayıpların, COVID-19 pandemisi ile mücadele
sürecinde de devam ettiği dile getirildi. Tabip odalarının yöneticileri “Bıçağın
kemiğe dayandığı yerdeyiz. Artık yeter! Emek bizim, söz bizim!” ifadeleri kullanırken,
başlatılan eylem sürecinin en güçlü biçimde örgütleneceği vurguları yapıldı.

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından okunan basın açıklaması ise şöyle:

Türkiye’de uygulanan özelleştirmeci ve piyasacı sağlık politikaları ile halkın sağlık
hakkı önemli ölçüde elinden alınmıştır. Birçok yerde devlet hastanesi kapatılırken
kamu sağlık hizmeti “şirketleştirilmiş” şehir hastanelerine bırakılmış; özel hastaneler
kamunun olanaklarıyla tekeller haline getirilmiştir.

GSS ile tüm toplumun sağlık sigortasına ulaşacağı algısı yaratılırken bugün on beş
milyona yakın yurttaş sağlık güvencesinden yoksun hale getirilmiştir. Yok sayılan
birinci basamak sağlık hizmetlerinin topluma nasıl olumsuz yansıdığı pandemi sürecinde
gözler önüne serilmiştir. Sözün özü iktidar yirmi yılda sağlık politikasını iflas
ettirmiştir.

Bu sağlık politikaları ile halk sağlığı yok sayılırken, sağlık çalışanlarının hakları
da giderek geriletilmiştir. Sağlıkta ‘dönüşüm’le her geçen yıl giderek artan oranda
geriletilip erozyona uğratılmış ekonomik ve özlük haklarımızdaki kayıplar, sağlık
emekçilerinin omuzlarına yüklenen COVID-19 pandemisi ile mücadele sürecinde de devam
etmiştir. Hekimler her yönüyle bu süreçte fedakârca çalışmış; etik ilkelerden yana
hekimlik değerleri ile toplum sağlığı için insanüstü gayret göstermişlerdir.

Toplumda en fazla hastalanan ve hayatını kaybeden meslek grubu sağlık çalışanları
olmuştur. Eksik, yanlış, tutarsız uygulamaların; salgını değil algıyı yönetmeye 
çalışan başarısız politikaların bedelini ne yazık ki sağlıkçılar hayatlarıyla ödemiş,
ödemeye devam etmektedir.

**“Ek ödeme rezilliği tüm sorunları ayyuka çıkardı”**

Öte yandan bütün dünyayı tehdit eden COVID-19 salgını gelir dağılımındaki eşitsizlikleri
artırmış, işsizlik ve yoksulluğu derinleştirmiştir. Her gün yeni zam haberleri ile
daha da görünür olan hayat pahalılığı, halkın gündemini işgal etmekte; her yerden“
Geçinemiyoruz” sesleri yükselmektedir. Elbette hekimler ve sağlık emekçileri de 
bu yoksullaşmadan etkilenmiştir.

Hekimler ve sağlık çalışanlarının çok büyük çoğunluğu hiçbir performans ve diğer
ek ödemeleri almadan, gece gündüz demeden çalışmasına rağmen, insanca yaşayacak 
ücret alamamaktadırlar. Ek ödeme adı altında verilen, geleceğimize yansımayan ücretlendirme
modeli, çalışma barışını bozmaktan başka bir işe yaramamıştır. Pandemi döneminde
de pandemi öncesinde de yapılan ek ödemelerin miktarı, dağılımı, tamamen keyfi biçimde
yapılmakta olup, adaletten oldukça uzaktır.

Ek ödemeler idarecilerin iki dudağı arasından çıkacak söze bağlı olarak bazı kurumlarda
ya hiç ödenmemekte ya da onur kırıcı rakamlar ile ödenmektedir. Pandemi döneminde
yaşanan ek ödeme rezilliği bu ücretlendirme modelinin tüm sorunlarını ayyuka çıkarmıştır.
Bu denli riskli ve yoğun çalışmayla ortaya koyduğumuz emeğimiz hiçbir anlamda yönetenler
tarafından dikkate alınmamış ve karşılık bulmamıştır.* Üstelik hekimler yalnızca
aktif çalıştıkları dönemde bu kaygıları yaşamamakta, mevcut ücretlendirme modelinin
emekliliğe yansımaması nedeniyle emeklilikte de geçinememe kaygısı ile baş başa 
bırakılmışlardır.

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın açıklamaları şöyle devam etti:

Uzun saatler kesintisiz fazla çalışma, sık nöbet tutma, yoğun iş yükü, şiddete maruz
kalma sağlık ortamlarının olağan hallerine dönüşmüştür. 36 saat hastanelerden çıkamayan
genç hekimler, mesai saati kavramı nedir bilmeyen uzmanlar bulunmaktadır.

Kamunun yanı sıra özel hastanelerde de yoğun emek harcayan hekimlerin emekleri sömürülmekte,
şirket kurdurma ve ciro baskısı gibi ticari zorlamalar ile meslek onuruna yakışmayan
uygulamalar ile karşılaşmaktadırlar.

**“18 ayda 8 binin üzerinde hekim istifa etti”**

Sorunlarımız yalnızca çalışma saatleri, çalışma alanları, ödemeler ile sınırlı kalmamaktadır.
Mesleğimiz, güvencesizliğin en yaygın olduğu iş kollarından biri haline getirilmiştir.
Bu değişim baskının, mobbingin, ayrımcılığın, eşitsizliğin ve kayırmacılığın alabildiğine
yaygın hale gelmesine neden olmuştur.

Bu baskıyı tıp fakültelerine müdahalelerde, sağlık kurumlarında idarecilerin tavırlarında,
son olarak karşımıza getirilen 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nda disiplin süreçlerine
ilişkin hiçbir hüküm yokken “ihtar puanı” adı altında, keyfi bir şekilde uygulanan
Demokles’in kılıcı gibi yeni yeni yönetmeliklerde görüyoruz.

Uzun zamandır çalışma koşulları, ücretlendirme, özlük hakları konusunda dillendirilen
tüm bu sorunlara yanıtsızlık; emeklilik, istifa, hekim göçü, tükenmişlik, hastalık,
intihar, hekime yönelik şiddetle sonuçlanmaktadır. Yalnızca 2020 yılında, 12 bine
yakın beyaz kod verilen sağlıkta şiddet olayı yaşanmıştır.

Sağlık Bakanı Doktor Fahrettin Koca, 2020 yılının ilk 6 aylık süresi zarfında 2 
bin 412 doktorun istifa ettiğini, 522 doktorun özel hastanelere geçiş yaptığını 
açıklasa da resmi olmayan bilgilere göre 18 ayda 8 binin üzerinde hekim istifası
olduğu birliğimize iletilmiştir.

Yurt dışında çalışmak için birliğimizden talep edilen iyi hal belgesi yılda 900’
lere 1000’lere ulaşmıştır. Ayda yaklaşık 80 hekim, evet 80 hekim bu ülkede hekimlik
yapmak yerine yurt dışında göçmen doktor olmayı tercih etmektedir.

İktidar bu korkunç tabloya rağmen hekimleri iş yerlerinde şiddetten, bulaştan koruyacak
düzenlemeler yapmamış, emeğimizin karşılığını vermek yerine ek ödeme yalanlarına
sığınmış, hekimlere güvenceli bir gelecek sağlamak için girişimde dahi bulunmamıştır.

 Bu görmezden, duymazdan gelme halinin sonucu olarak hekimlerde bıçak kemiğe dayanmıştır.
Hekimler için pandemi dönemi sağlık sisteminin tüm defolarını açığa çıkarmıştır.
