# ABD Kongresi’nde Türkiye’ye sert eleştiri

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/abd-kongresinde-turkiyeye-sert-elestiri-22653h/
- Yayımlanma: 2017-05-03T01:10:19+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

ABD Kongresi’nde Türkiye’de demokrasinin durumu ve özellikle de son anayasa referandumu
ışığındaki gelişmeler hakkında oturum düzenlendi.

Kongre’de Helsinki Komisyonu olarak da bilinen Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Komisyonu
ile Tom Lantos İnsan Hakları Komisyonu’nun ortaklaşa düzenlediği oturumda Türkiye’de
demokrasinin gidişatıyla ilgili ağır eleştiriler ve kaygılar dile getirildi.

Oturumun açılışında konuşan Tom Lantos İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı, Demokrat
Parti Massachusetts milletvekili James McGovern, Türkiye’de son yıllarda demokrasinin
zemin kaybederek yerini otoriter bir yapıya bıraktığını belirtti.

McGovern, 15 Temmuz darbe girişiminin de hükümete daha baskıcı bir ortamı hayata
geçirmek için gerekçe sunduğunu söyledi.

Türkiye-ABD ilişkilerinin de kritik bir noktadan geçtiğini belirten McGovern, Türkiye’nin
stratejik önemi ve NATO müttefiki olmasına dikkati çekti ancak “temel hakları ihlal
eden ülkelerin güvenilir müttefikler olamayacağı” uyarısında bulundu.

Helsinki Komisyonu’nda siyasi danışman Everett Price’ın moderatörlüğünde yapılan“
Türkiye’de Referandum Sonrası: Kurumlar ve İnsan Hakları” başlıklı panelde, Wilson
Center adlı düşünce kuruluşunun Ortadoğu Programı Direktörü Henri Barkey, siyaset
bilimci Ebru Erdem Akçay, seçmen haklarını savunan ABD Uluslararası Seçim Sistemleri
Vakfı (IFES) Avrupa ve Avrasya Bölge Direktörü Beata Martin-Rozumilowicz ve Özgürlük
Evi (Freedom House) adlı insan hakları kuruluşunda transit ülkeler proje direktörü
Nate Schenkkan söz aldı.

**‘Referandum adil bir ortamda yapılmadı’**

İlk konuşmacı olan Rozumilowicz, uluslararası gözlemcilerce anayasa referandumu 
süreci ve sistem değişiklikleriyle ilgili olarak dile getirilen endişeleri gündeme
getirdi.

Referandumun gerçekten bir demokratik sürece sahne olup olmadığı konusunda soru 
işaretleri bulunduğunu ifade eden Rozumilowicz, kampanya döneminde tek bir tarafın
bütün sahaya egemen olduğunu ve eşit temsil açısından adil bir ortam bulunmadığını
savundu.

Rozumilowicz, bu süreçte sivil toplum örgütlerine de seslerini tam olarak duyurma
şansı tanınmadığını, temel özgürlüklerin kısıtlandığını söyledi. Yargının da Kanun
Hükmünde Kararnameler karşısında yetkisiz bir hale dönüştüğünü, Yüksek Seçim Kurulu’nun
da şeffaflıktan yoksun olduğunu kaydeden Rozumilowicz, mühürsüz seçim pusulalarının
geçerli sayılması kararının da referandum sürecinin güvenilirliğiyle ilgili belirsizliği
arttırdığını belirtti.

**‘Güçler ayrılığı tamamen yok ediliyor’**

Wilson Center’dan Henri Barkey de, referandumla getirilen yeni sistemin güçler ayrılığını
tamamen yok ettiğini söyledi.

Ülkede tüm gücün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve “1000 odalı külliyede” toplandığı
görüşünü dile getiren Barkey, kabine üyelerinin artık TBMM’ye karşı sorumlu olmadığını
ve TBMM’nin bakanları sorgulama yetkisi kalmadığını belirtti.

Erdoğan’ın yeniden parti üyesi olmasıyla birlikte partinin tüm milletvekillerinin
Cumhurbaşkanı’na karşı sorumlu olduğuna, kimin milletvekili olup olamayacağına da
Cumhurbaşkanı’nın karar vereceğine dikkati çeken Barkey, cumhurbaşkanlığının iki
dönemle sınırlı olması maddesinin de aslında hukuki bir boşluk içerdiğine dikkati
çekti.

Barkey örneğin Erdoğan’ın 2019’da cumhurbaşkanı seçilmesi halinde ikinci döneminin
4’üncü yılında erken seçime giderek bir 5 yıl daha seçilebileceğini, bunun da toplam
14 yıl daha, yani 2033’e kadar başkanlık yapabileceği anlamına geldiğini söyledi.

Yeni düzenlemede Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’na idari soruşturma yetkisi
eklenmesinin, gözden kaçırılan ama aslında çok kritik bir madde olduğunu belirten
Barkey, Erdoğan’ın bu değişiklikle istediği tüm kurumları kapattırabileceğini kaydetti.

Yeni sistemde yargının da tamamen cumhurbaşkanın kontroluna girdiğine ve hakimlere
baskıların yargı bağımsızlığını da olanaksız hale getirdiğine işaret eden Barkey,“
Herkesin Erdoğan’a karşı sorumlu olduğu bir sistem. Türkiye’de artık nefes almaya
izin vermeyen bir atmosfer var. Bireyi devlete karşı koruyacak kimse kalmadı” diye
konuştu.

**‘Baskılar şimdi daha da artacak’**

Özgürlük Evi’nden Nate Schenkkan da konuşmasında özellikle basın ve sivil topluma
yönelik baskılara değindi.

Bu baskıların 15 Temmuz’dan sonra daha da olağanüstü bir boyuta ulaştığı, çok sayıda
gazetecinin ya hapiste ya sürgünde olduğu, dışarda olanların da kendilerinin de 
başına gelir mi diye korku içinde yaşadığı, açık medya kurumlarının da aynı korkudan
oto sansüre gittiği görüşünü dile getiren Schenkkan, Türkiye’de ekonomi, yolsuzluk
gibi birçok gelişmenin ya haber yapılmadığı ya da hükümetin istediği şekilde haberleştirildiğini
savundu.

Schenkkan, referandumdan sonra bağımsız yargının yok olması ve denge-kontrol sisteminin
ortadan kalkması nedeniyle medyaya ve sivil topluma baskıların daha da artacağı 
öngörüsünde bulundu.

**‘Adaletten umut yok’**

Siyaset bilimci Ebru Erdem Akçay da, Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ne imza
atanların uğradığı baskılar ve tehditlerden bahsetti.

‘Temizlik operasyonları’nda işlerini kaybedenlerin bir daha iş bulma şansları olmadığını
ve yargıdan da bir şey bekleyemeyeceklerini ifade eden Akçay, çünkü yargının kendisinin
de bu operasyonların mağduru olduğunu kaydetti.

Akçay, adaletin ilerlemesi adına ortada hiçbir umut kalmadığı görüşünü dile getirdi.

**‘ABD sesini çıkarmalı’**

Panelde ayrıca, ABD yönetiminin Türkiye’deki demokrasi ihlallerine daha yüksek sesle
tepki göstermesi gerektiği görüşü vurgulandı.

Henri Barkey, Amerikan yönetimlerinin Türkiye’nin stratejik öneminden hareketle 
ülkede olanlara fazla ses çıkarmadığını, ama aslında Türkiye’nin ABD’ye, ABD’nin
Türkiye’ye duyduğundan daha fazla ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Erdoğan’ın hemen her gün Avrupalı müttefiklere hakaretler ettiğini ama ABD’den tek
bir açıklama gelmediğini, üstelik Başkan Donald Trump’ın referandum sonrası Erdoğan’ı
kutladığını ifade eden Barkey, ABD’nin ilkeleri savunan bir yaklaşım ortaya koyması
gerektiğinin altını çizdi.

Ebru Erdem Akçay da, ABD Kongresi ve hükümetinin artık Türkiye’nin bir demokrasi
olmadığı ve otoriter bir rejime sahip olduğu gerçeğini kabul etmesi ve ilişkilerini
de ona göre düzenlemesi gerektiğini savundu.

Akçay, Türkiye için 2000’li yılların başında model ülke tanımlaması yapıldığını,
ama artık bunun geçerli olmadığını belirtti. Akçay, sırf 1 dolarlık banknot bulundurulmasının
suç kanıtı olabildiğine dikkati çekerek, NASA’da çalışan bilim adamı Serkan Gölge’nin
tatil için gittiği Türkiye’de tutuklanmasını örnek gösterdi. Akçay da, Trump’ın 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Washington’a davet etmesini eleştirdi.

Nate Schenkkan da, Amerika’nın Türkiye’de yaşananlar karşısında açıklama yapması
gereğinin bir nedeninin de, hangi değerlerin yanında olduğunu göstermek olduğunu
belirtti. Schenkkan, ABD’nin demokrasi yardımı ve desteğini arttırması gerektiğini
de kaydetti.(VOA-Mehmet Toroğlu)
