# ABD’de 2019’da Trump yönetiminde neler olabilir?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/abdde-2019da-trump-yonetiminde-neler-olabilir-42468h/
- Yayımlanma: 2019-01-04T07:02:06+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Bu kötümserliğin arkasında, dünya ekonomisinin yeniden durgunluk sinyalleri vermeye
başlamasından, büyük güçler arası rekabetin giderek sertleşmekte olmasına kadar 
birçok yapısal koşullardan kaynaklanan risklerin yanı sıra, yorumcuların değinmeden
geçemedikleri bir etken daha var.

Dünyanın en büyük ekonomisine, en güçlü ordusuna, en yıkıcı nükleer silahlara sahip
ülkenin yönetimi istikrarsız.

ABD’de yasama organı bölünmüş durumda. Temsilciler Meclisi Demokratların, Senato
Cumhuriyetçilerin elinde. Başkan Donald Trump’ın kişisel özellikleri ve yönetim 
tarzı da önemli bir belirsizlik kaynağı.

Yeni yıla girerken, dünyanın siyasi sahnesinde ilk kez, aldığı çok kritik kararları,
ilgili bakanlıklarına, güvenlik kurumlarına bile danışmadan çoğu kez haber vermeden
günün herhangi bir saatinde Twitter’dan dünyaya açıklayan, geçmişinde devlet deneyiminden
yoksun, garip bir ABD Başkanı var. 

Trump, kendisini eleştiren medyayı “sahte haber üretmekle” suçluyor, CNN gibi ana
akım temsilcilerini, Beyaz Saray’ın basın toplantılarından kovmaya çalışıyor, kadınlar
hakkına son derecede aşağılayıcı – “avuçlamak”, “her tarafından, kim bilir başka
neresinden kanlar akıyor” gibi ifadeler – kullanabiliyor.

Müslümanların ülkeye girişini yasaklamaya yönelik kararlar alabiliyor, Meksikalı
göçmenler için “tecavüzcü” diyebiliyor, gittikçe biriken davalar karşısında “kendi
kendini affetmekten” söz edebiliyor.

Başkan Trump, ırkçı, yabancı düşmanı seçmene söz verdiği için, “ABD-Meksika sınırına
duvar yapacağım” diye tutturdu ve gerekli fonları Kongre’den çıkaramayınca, yeni
yıla girerken bütçe tartışmalarını kilitleyerek merkezi, federal devletin bürolarının,
ödenekleri belirlenemediği için kapanmasına yol açtı.

Trump, duvarı yapacak parayı alamazsa, büroları kapatmaya devam etme tehdidinde 
bulunuyor.

## Yargının merceği altında

Dahası bu başkan, New York ve Washington’da gittikçe derinleşmekte olan iki adli
soruşturma süreciyle karşı karşıya. 

Eski FBI Başkanı özel görevli savcı Robert Mueller, Donald Trump’ın seçim kampanyasının
Rusya ile işbirliği yaptığına ilişkin iddiaları ve Trump’ın bu iddialara yönelik
adli araştırmaları engelleyip engellemediğini soruşturuyor.

New York’ta savcılar, Trump’ın özel avukatı Michael Cohen’i, iki kadına, Trump ile
cinsel ilişkilerini, potansiyel seks skandallarını bastırmak amacıyla susmaları 
için para vermekten suçlu buldular. Cohen, Trump’ı da bu davanın kapsamına sokacak
biçimde suçu kabul etti, savcıyla işbirliği yapmaya başladı.

Trump’la ilgili soruşturmalar bunlarla da sınırlı değil. Amerikan Washington Post
gazetesindeki bir yoruma bakılırsa, Başkanlık seçimlerini kazandıktan 2 yıldan uzun
bir sonra bile hala, “Donald Trump’ın son 10 yılda yönetmiş olduğu hemen hemen tüm
kuruluşlar soruşturma altında”.

Yeni yılda bu soruşturmaların çoğunun tamamlanması bekleniyor. Kasım 2018’da yapılan
ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin Demokrat Parti’nin eline geçtiğini, birçok
Cumhuriyetçi Parti temsilcisinin Trump’ı gelecek başkanlık seçimlerinde kendileri
için bir risk olarak görmeye başladığını düşününce ABD’de yönetimin istikrarının
daha da bozulmasını beklemek gerekiyor.

Trump kendini korumak için, can havliyle önlemler almaya çalışıyor ve dünyanın en
büyük ekonomisine, güçlü ordusuna, en yıkıcı nükleer silahlara sahip ülkenin başkanı.

Yukarda değindiğim özgün yönetim tarzıyla, kendini koruma reflekslerinin, birleşmesi
sonucunda, Trump Ocak 2017’de yönetimi Obama’dan devraldığından bu yana, hükümetin
üst düzey kadrolarından 45 kişi ya istifa etti ya da Trump tarafından kovuldu. ABD
yönetimi bir türlü istikrar kazanamadı. 

Bu yıl bu istikrarsızlığın giderek kaotik bir görüntü sunmaya başlaması, karar alma
süreçlerinde belirsizliklerin artması azımsanamayacak bir ihtimal olarak karşımızda
duruyor.

## Her an her şey olabilir

Şimdi ABD yönetimi söz konusu olduğunda, “Her an her şey olabilir” gibi son derecede
saçma, bir o kadar da korkutucu bir durumla karşı karşıyayız.

Örneğin, ne zaman hangi kararı, nasıl bir Twitter mesajıyla dünyaya duyuracağı belli
olmayan Trump, aniden bir Twitter mesajıyla “Suriye’den ve Afganistan’dan Amerikan
askerlerini çekeceğini” açıklayıverdi.

Açıklamanın ardından, bu karara katılmayan, hatta, büyük bir olasılıkla açıklandıktan
sonra öğrenmiş olan Savunma Bakanı James Mattis istifa etti. ABD basınının aktardığına
göre, her iki partiden senatörlerin büyük çoğunluğu çekilme kararını olumlu karşılamadılar.
ABD’nin Avrupalı müttefikleri şaşkınlıklarını belirttiler. Türkiye ve İsrail, farklı
nedenlerden bir anda kendilerini çok karmaşık bir risk denklemi içinde buldular.

Trump’ın bu açıklamasının ardından patlak veren tartışmada ABD dış politika çevrelerinin
en etkili kuruluşlarından Council on Foreign Relations ve Atlantic Council yazarları,
New York Times ve Washington Post gazetelerinin, Foreign Policy, National Interest
dergilerinin doğrudan, Wall Street Journal gazetesinin dolaylı eleştirileri ABD 
dış politikasında önemli bir çatlağın açığa çıktığını gösteriyordu.

Yılın son günü gazetelerin yorumlarından, Trump’ın yeni tweetlerinden, Cumhuriyetçi
Parti’den senatörlerin, çekilme kararını gözden geçirmesi için Trump’a baskı yaptığını,
Trump’ın bu baskıya dayanamadığı, geri adım atmaya başladığı anlaşılıyordu.

New York Times’ın haberine bakılırsa, Trump’ın yakın müttefiki Cumhuriyetçi Senator
Lindsay Graham’ın Trump’la görüştükten sonra “geri çekilme planının yavaşlatılacağına”
ilişkin açıklamaları, adeta “orada kalınacağı anlamına” geliyordu. Böylece, ABD’nin
tutumu iyice bulanıklaşıyordu. 

Tüm bunlara bakınca, ABD yönetiminde, özellikle dış politika alanında istikrarı 
koruyan süreklilik ilkesinin artık işlemediğini düşünmek olanaklı.

Bu garip durumun, 2019’da uluslararası ilişkilerde, modern zamanlarda bugüne kadar
karşılaşılmamış ciddi bir belirsizliğe yol açması da büyük bir olasılık.

## Süreklilikten kopuşa

ABD’de gelip giden başkanlar özellikle dış politika alanında çok büyük değişiklikler
yaratmazlar, genelde bir süreklilik egemendir.

Örneğin, dikkatle bakıldığında, en çarpıcı değişikliklere sahne olduğunu düşünebileceğimiz,
G.W. Bush yönetiminde bile 11 Eylül saldırısına tepki olarak öne sürülen politikalara,
örneğin “Terörizme Karşı Küresel Savaş” stratejisine zemin oluşturan 4 Yıllık Savunma
Raporu- 2001 (Qaudrennial Defence Review 2001) yoğun tartışmaların ürünüydü.

Önceki 3 yıl boyunca ABD’nin ekonomik ve askeri kapasiteleri, küresel egemenliğini
koruma stratejileri üzerine, gerek bakanlıklarda, güvenlik kurumlarında, gerekse
de düşünce kuruluşlarındaki çalışmalarla oluşturuldu.

Bu süreklilik, belki de 1930’lardan bu yana ilk kez Trump döneminde, kopmuş görünüyor.

Bence bu kopuş, ABD’de devletin işleyişine ilişkin, Uluslararası Hukuk Profesörü
Michael J. Glennon’un, “Ulusal Güvenlik ve İkili Hükümet” başlıklı çalışmasında 
ışık tuttuğu pratiğin, Trump döneminde işlevsizleşmeye başlamış olmasıyla açıklanabilir.

Financial Times gazetesinde Glennon’un çalışmasını irdeleyen Edward Luce’un işaret
ettiği gibi, “Gerçek devlet deneyimlerine sahip bir akademisyen olarak Glennon ender
bir türü temsil ediyor”. 

Glennon uzun yıllar Kongre komisyonlarında, çeşitli bakanlıklarda danışmanlık yapmış,“
devleti içerden bilen biri olarak”, Amerikan devletinin, İngiliz devletinden aldığı
bir “ikili yapılanmaya” “çifte hükümet” (Double Government) kavramıyla dikkat çekiyor.

Bu yapılanmanın bir tarafını CIA, NSA, FBI, Pentagon gibi güvenlik kurumlarının 
bürokrasisinden oluşan “pratik hükümet”, öbür tarafını da seçilmişlerden oluşan 
her gün halkla yüz yüze olan hükümet oluşturuyor. ABD devletinin işleyişinin istikrarı
bu iki kanat arasındaki, esas olarak pratik hükümetin etkinliği altında yaşanan 
uyuma dayanıyor.

Devlet başkan adayları hem “yeni” politikalarını tasarlarken ve hem de yönetimi 
devralmaya hazırlanırken, devralacak kadroları belirlerken, bu pratik hükümetin 
raporlarından, tavsiyelerinden ve kadrolarından yararlanıyorlar.

## Aklına estiği gibi yönetim

Gözlemciler, Trump yönetiminin bu raporlara hiç ilgi göstermediğine, dahası yönetime
hemen hiçbir hazırlık yapmadan geldiğine, geldikten sonra da “pratik hükümetin” 
önerilerine, uyarılarına kulaklarını kapatarak, günlük güvenlik raporlarını dahi
okumadan, aklına estiği gibi yönetmeyi tercih ettiğine işaret ediyorlar.

Araştırmacı yazar Micheal Lewis’in, Trump’ın yönetimi Obama’dan devralma sürecini
sergileyen “5. Risk” (The Fifth Risk-2018) kitabında çok çarpıcı örneklerle anlattığı
gibi, “kopuş” daha yönetimi devralma sürecinde başlamış.

Trump seçim kampanyası boyunca devir teslim konusu olacak, bakanlıklara ilişkin 
programlarla, kadrolarla hiç ilgilenmemiş. 

O zamanki, baş stratejik danışmanı Steve Bannon bile bu konuda “Çok tedirgindim…
Bu adam hiç birşey bilmiyordu. Umurunda da değildi” diye düşünüyormuş.

Trump seçildiğinde, ertesi gün, Obama yönetiminden görevliler ellerinde raporlarla,
nükleer silahlardan sorumlu enerji bakanlığı da dahil 14 federal bakanlık bürolarında
Trump’ın geçiş süreci kadrolarını bekliyorlarmış. O gün kimse gelmemiş ertesi gün
ve ondan sonraki gün de.

Bekleyenler, Trump ekibiyle temasa geçtiklerinde, hiçbir hazırlığın söz konusu olmadığını
görmüşler. Trump adeta bir hükümeti değil, bir şirketi devralır gibi davranıyormuş.
Kapsamlı bir kadro değişikliğiyle yüz yüze kalacağının ayırdında değilmiş. 1 Temmuz
2018’de CNBC, Beyaz Saray’da, kadro bekleyen yüzlerce makamın hala doldurulamadığını
aktarıyordu.

En son istifalardan ve kovulmalardan sonra, artık yeni adaylarda belirgin bir isteksizlik
görülüyormuş. Örneğin, geçen ay, bir USA TODAY haberi, Beyaz Saray bürokrasisinde
boşalan en üst düzey görevler için adı geçen John Ayers, Tucker Carlson gibi birçok
önemli ismin yapılan teklifleri geri çevirdiği aktarılıyordu.

Dünyada, aldığı kararlarla en büyük etkiyi yapma kapasitesine sahip, yönetim merkezlerinden
birinde Başkanın en iyi kadroları bulmakta giderek zorlanması, bu yıl belki de ikinci
sınıf kadrolarla çalışmak zorunda kalacak olması da dünya siyasi arenasına ek bir
belirsizlik ve risk unsuru ekliyor.

Kısacası, dış politikada ve güvenlik politikaları alanında sürekliliği güvence altına
alan devir teslim pratiğinin, Trump’ın başkan seçilmesiyle birlikte aksadığı, devlet
yönetimi geleneğinde, tarzında adeta bir kopuş yaşandığı, bu kopuşun 2019 yılına
gelirken daha da derinleştiği söylenebilir.

Şimdi ABD’de ilk defa kendi güvenlik bürokrasisiyle, Merkez Bankası başkanlığıyla
kavgalıymış izlenimi veren, yardımcılarının verdiği tavsiyelere kulakları kapalı
bir Başkan ve atananların, kovulanların sayısına, gelme ve gitme hızına bakınca,
adeta döner kapıya dönmüş ancak yeni kadro bulmakta zorlanan bir hükümet var.

Diğer taraftan bu yıl bu hükümetin gündemi çok yoğun. İçerde bu hükümetin, bütçe
alanındaki kilitlenmeyi çözmesi gerekiyor.

Dışardaysa, bu hükümetin bir taraftan, Çin ile ticaret savaşlarını, Afrika’da doğrudan
nüfuz alanı rekabetini, Güneydoğu Asya’da askeri çatışma olasılıklarını, diğer taraftan
da, eğer doğruysa, Trump ile Rusya arasında var olduğu iddia edilen bağlara rağmen,
Ukrayna ve Suriye’de ilişkilerin yönetebilmesi büyük önem taşıyor. 

Ufak bir hatanın tetikleyeceği bir sürecin kısa sürede kontrolden çıkarak tırmanmaya
başlaması işten bile değil.

Gündemi bu kadar yoğun bir hükümetin başında Trump var ve onun da kaderini kaderini
büyük olasılıkla iki grup gelişme belirleyecek.

## ‘Güvenlik bürokrasisi son umut’

Birinci grup gelişme Washington ve New York’ta ilerlemekte olan soruşturmaların 
yaratacağı sonuçlara, bunlara bağlı olarak, bir savcının, gelenekleri bir kenara
koyarak görevdeki bir başkan için suç duyurusu yapıp yapmayacağına bağlı. Bu konuda,“
pratik hükümetin” Trump yönetimine karşı tavrının önemli bir etken olabileceğini
düşünmek gerekiyor.

ABD yönetimindeki sorunlar o kadar ağırlaşmış ki, yukarda değindiğim “Çifte Hükümet”
kitabının yazarı Prof. Glennan, Le Monde Diplomatique ile yaptığı bir söyleşide 
ironik bir ifadeyle “Trump’ın aşırılıklarını sınırlamak söz konusu olduğunda, birçok
Amerikalı için güvenlik bürokrasisi adeta son umut haline geldi” diyordu.

İkincisi grup gelişme Demokratların Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu nasıl kullanacağına
bağlı. Demokratların ilk elde, bütçedeki sıkışmayı Meclis çoğunluğunu kullanarak“
Trump’ın duvarı” için kaynak çıkartmadan Meclis’te çözmeyi ve topu Cumhuriyetçilerin
kontrol ettiği Senatoya atmayı, böylece Trump’la Muhafazakar Partiyi karşı karşıya
getirmeyi planladıkları anlaşılıyor.

Fransız Le Monde gazetesinin bir yorumu da Trump’ın özellikle Suriye’den çekilme
kararının ardından Mattis’in istifa etmesiyle iyice yalnızlaştığı doğrultusundaydı.

Kimi yorumculara, örneğin Financial Times’dan Edward Luce’e göre Mueller soruşturması
2019’da çok çarpıcı bir biçimde sonuçlanacak, Trump’ın bu sonuca karşı tavrı Demokratları
azletme sürecini başlatmaya zorlayacak. Temsilciler Meclisi, Trump’ın azledilmesi
yönünde karar alacak ancak Senato büyük bir olasılıkla Trump’ı aklayacak. 2020 başkanlık
seçimlerine, ABD bir “hukuk devleti mi değil mi?” sorusuyla gidilecek.

Amerika’nın en deneyimli gazetecilerinden 83 yaşındaki Elizabeth Drew da New York
Times’daki yorumunda “azil sürecinin başlamasının kaçınılmaz” olduğunu, Cumhuriyetçilerin
bile, Trump’ın “parti açısından çok büyük bir yük, ülke açısından çok büyük bir 
tehlike olduğu sonucuna ulaşmaya başlamış olabileceğini” yazıyordu.

Bu yıl, Suriye’den, Ukrayna’ya, Afrika’dan, Afganistan’a, Güney Çin Denizi’ne kadar,
büyük güçler arasında jeopolitik rekabet yoğunlaşmaya devam ederken, ABD’de yönetimin,
karışık sinyaller vermesine yol açacak biçimde istikrarsızlaşmakta olması dünya 
barışı açısından iyi bir haber değil.
