# ABD’nin Suriye operasyonu ve muhtemel sonuçları

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/abdnin-suriye-operasyonu-ve-muhtemel-sonuclari-34878h/
- Yayımlanma: 2018-04-15T14:09:59+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Operasyona neden olan süreç, 7 Nisan’da Doğu Guta’da Esed Yönetimi’nin kimyasal 
silah kullanmasıyla başladı. Olaya ABD’nin verdiği yanıt, kısa süre içinde bir askeri
operasyon olacağını ortaya koymuştu. Sonrasında asıl tartışılan ise operasyonun 
stratejik amaçları, taktik hedefleri, kısa ve uzun vadeli etkileri oldu. Nihayetinde
gece yarısı kısa süreli bir hava taaruzuyla “müttefikler”, Suriye’de bazı hedefleri
vurdu. Ancak, operasyonun kapsamı, amaçları ve hangi hedeflerin vurulduğu konularında
anlaşmazlık ve kafa karışıklığı yaratma çabası olduğu görülüyor. Sonuçta, Esed Yönetimi’ne
orta karar bir mesaj göndermeyi hedefleyen, bir önceki yıl gerçekleşen operasyona
göre daha büyük olsa da sınırlı bir etkiye sahip, asıl amacı kimyasal saldırıların
sona erdirilmesi iddiası olan ancak el altından İran’a yönelik bir hamle de içeren
bir operasyon gerçekleştiği anlaşılıyor. 

**Operasyon hedefine ulaştı mı?**

Operasyon ihtimalinin ortaya çıktığı ilk günden itibaren temel hedefinin ne olabileceği
konusunda iki temel görüş vardı: İlk görüş, ABD, İngiltere ve Fransa’nın iç ve dış
politik nedenlerle sadece görüntüyü kurtaracak ve Suriye’deki çatışmaların gidişatını
kökten etkilemeyecek bir operasyon düzenleyeceği yönündeydi. İkinci görüş, ABD’nin
Suriye’ye gerçek anlamda müdahale etmeye niyetli olduğu ve Rusya’nın da buna karşılık
vermesiyle bölge genelinde bir çatışmayı tetikleyecek son derece sert bir müdahalenin
geleceğini savunuyordu. Dün gerçekleşen operasyon, bunlardan ilkine daha yakın olmasına
rağmen bu iki görüşün arasında bir biçimde geçekleşti.

ABD’nin duyurduğu hedefler ve operasyon sonrasındaki açıklamaları, Esed Rejimi’nin
gelecekte gerçekleştirebileceği kimyasal saldırıları engellemeye yönelik, tek seferlik,
sınırlı bir alanda ve kısıtlı bir etkiye sahip bir operasyon planladığı ve uyguladığı
yönündedir. Ancak, ABD’nin operasyona ilişkin açıklamaları ile basına ilk anda yansıyan
ve daha sonra Rusya-Suriye tarafından ileri sürülenler arasında önemli çelişkiler
bulunuyor. Bu çelişkiler, operasyonun hem etkinliğinin hem de hedeflerinin söylenenden
farklı olduğunu düşündürüyor. 

Operasyon, gerçekten Esed Rejimini caydırmayı ve kitle imha silahlarını yok etmeyi
hedefliyorsa dahi, baştan itibaren sürpriz faktöründen yoksun bir biçimde gerçekleşti.
Zamanı ve muhtemel yerleri kestirilebilen, hatta öncesinde televizyonlarda ve gazetelerde
yayınlanan bu tür bir operasyonda, hedef tahtasına oturtulan tesisler, binalar ya
da alanlar tamamıyla yok edilmiş olsa bile Rejimin kendisi için önemli materyal 
ve ekipmanları buralarda tuttuğunu düşünmek saflık olur. Operasyon öncesinde gelen
haberlere göre Rejime bağlı güçler ve hatta potansiyel hedef olabilecek Hizbullah
militanları, bulundukları kritik yerlerin çoğunu terk etmiş ve Rusya’nın koruması
altındaki bölgelere sığınmış durumdaydı. Bu nedenle, ABD, dünyanın teknik olarak
en “başarılı” füze saldırısını ya da hava taarruzunu yapmış olsa dahi açıkladığı
hedefe ulaşma ihtimali en baştan yoktu. 

Üstelik Rusya’nın, operasyonun gerçekleşeceği alan konusunda ciddi bir bilgi sahibi
olduğu da anlaşılıyor. Her ne kadar ABD’li yetkililer, Rusya ile koordinasyon olmadığını
ve önceden bilgi verilmediğini ilan etseler de operasyona katılan ülkelerden Fransa’nın
Savunma Bakanı, Rusya’nın bilgilendirildiğini belirtti. Dahası, ABDli yetkililer
kendilerine sadece Suriye tarafından yanıt verildiğini, bunun da başarısız olduğunu
söylüyor. 

Bir an için ABD’nin açıklamalarını doğru kabul etsek dahi karşımıza şu üç olasılık
çıkıyor. Eğer Rusya füze saldırısına hiçbir karşılık vermediyse, ya defalarca tekrarladığı“
sert karşılık veririz” açıklamalarını boşa yaptı veya ABD’nin nereyi hedef aldığını
gayet detaylı olarak biliyordu ve karşılık vermemeyi tercih etti; ya da büyük bir
risk alıp vurulan yerlerde kendi askerleri olmamasını bekledi. Eğer ABD’nin açıklamaları
doğruysa, yukarıdaki olasılıklardan en gerçekçisi ikinci olasılık. Elbette, Rusya’nın
genel anlamda bilgi sahibi olduğu ancak detayları bilmediği de ileri sürülebilir.
Fakat böylesine bir ortamda, bu seçenek Rusya gibi bir devlet için fazlasıyla naif
duruyor. 

Bununla birlikte, ABD’nin açıklamalarıyla Rusya’nınki arasında, hatta ilk anda Amerikan
basınına düşen bilgilerle, sonrasında resmi basın toplantısında dile getirilenler
arasında önemli farklar bulunuyor. Muhtemelen operasyondaki hedefler, Humus civarındaki
iki tesis ile Şam’daki Araştırma Merkezi ile sınırlı değildi. Yukarıda belirtildiği
gibi ABD’nin hedeflerinin çoğu muhtemelen ya boştu ya da orta vadede yeniden inşa
edilebilir. Fakat, aşağıda tartışılacak hedeflerin bazılarının önceden boşaltılmadığı
anlaşılıyor. Bunların önemli bir kısmı da rejimin potansiyel kimyasal silah kapasitesinin
bulunduğu yerler değil, daha çok kilit önemdeki bazı askeri birliklerden ibaret.

Büyük bir olasılıkla hedef alındığı ileri sürülen yerler ile başlangıçta adı geçen
sonrasında bahsedilmeyen yerler arasındaki fark, bu operasyonun kilit noktasını 
ve açıklamaları tamamlayacak eksik halkayı barındırıyor. 

Operasyonun başladığı anlardan itibaren gerek yerel kaynaklar gerekse uluslarası
kaynaklarda patlama sesleri gelen ve vurulduğu iddia edilen yerlerin listesi yayımlanmaya
başladı. Bu süreçte ilk açıklamalar arasında farklar belirginleşti. Şam ve Moskova
kaynaklı haberlerde Şam’da Mezze Havaalanı ve üssünün, Dumeyr Havaalanı’nın, Berzeh
ve Cemraye Bilimsel Araştırma Merkezlerinin, 4. Zırhlı Tümeni karargahının, Kalamun
dağının doğusundaki Ruheybe yakınlarında askeri üssün, Cumhuriyet Muhafızları’nın
105. Alayı’nın, Kasyun dağındaki hava savunma üssü ve askeri birliklerin, Humus 
yakınındaki kimyasal depolar ile araştırma merkezlerinin, Hama kırsalındaki Masyaf’ta
rejime bağlı askeri karargahların, Suveyda’daki Halhala Üssü’nün, Humus ile Lübnan
sınırı arasındaki Kuseyr’de Hizbullah karargahının ve hatta Halep’te İran’ın etki
alanında kalan bir bölgedeki Cumhuriyet Muhafızları birliğinin vurulduğu yazıldı.
Bu hedeflerin bir kısmı, gece ABD’nin haber kanallarında da geçiyordu. Ancak sonraki
açıklamalarda çoğu yer almadı. 

ABD’nin basın toplantısında sadece üç hedeften bahsedilirken, Rusya kaynaklı haberlerde
ABD’ye göre daha fazla noktanın vurulduğu iddia edilse de ilk gelen bilgilerden 
epey farklı oldu. Rusya kaynaklı haberler incelendiğinde başlangıçta belirtilenlerden
Halep ve Suveyda dışındaki yerlerin vurulduğu yer alıyor. İki tarafın iddiaları 
arasında en dikkat çekici fark, ABD merkezli açıklamaların sadece kimyasal silah
tesislerine odaklanan ve füzelerin hepsinin hedefini bulduğu şeklinde olmasına karşılık,
Rusya merkezli açıklamaların kimyasal silah tesisleri dışında rejimin harekat kabiliyetini
etkileyecek yerlerin de hedef alındığı, ancak bunların başarısız olduğudur. Her 
ikisinde de eksiklikler ya da yanlışlıklar olabilir; fakat farklı kaynaklardan gelen
veriler, aslında rejimin hassas bazı noktalarının vurulmaya çalışıldığını (belki
de vurulduğunu), özellikle kısa vadede Doğu Kalamun, Deraa Kırsalı ve Humus civarında
gerçekleşmesi beklenen operasyonlara sekte vurmak üzere bazı kritik yerler ile Hizbullah’ın
da hedef alındığını düşündürüyor. Ancak hedeflerin ne olduğu konusunda bile karışıklık
varken ne kadar etkin vurulduğuna dair bağımsız kaynaklarca somut bilgiler gelmeden
detaylı bir sonuca varabilmek çok güç. 

**Operasyonun olası sonuçları**

Özetle, operasyon, sürpriz olmayan bir biçimde, çoğu önceden muhtemelen Rusya (dolayısıyla
rejim) tarafından bilinen ve boşaltılan; askeri açıdan büyük bir kayba neden olmayan;
rejimin imkan ve kabiliyetlerini çökertmeyen ancak bazı bölgelerde yürütülen operasyonları
geciktirebilecek zararlar veren (Kalamun ve Deraa kırsalı gibi); kısa ve orta vadede
maddi ve manevi olarak telafi edilebilecek hedeflere yönelik bir biçimde gerçekleşti.
Böylece, hem operasyonu yürütenlerin hem de operasyona uğrayanların kendisine başarı
ve zafer hikayeleri çıkarabileceği; bu hikayeleri her birinin iç politikada kullanabileceği
bir savaş senaryosu ortaya çıkmış oldu. Bu operasyonu değerlendirirken İngiltere’de
yapılacak yerel seçimi, ABD’de Başkan Trump’ın siyasi sıkışıklığını, Fransa’da Macron’un
rüştünü ispat çabalarını unutmamalıyız. Fakat, operasyonun asıl önemli yani Suriye’de
yakın gelecekte yaşanabilecekleri nasıl etkileyeceğidir. 

Operasyonun ABD ve müttefiklerinin caydırıcılığını tesis etmeye katkısının sınırlı
olduğu söylenebilir. Uluslararası ortamda endişe ve itirazlarla karşılanan, Avrupa’nın
çoğundan ancak söylem düzeyinde destek alabilen, Rusya’nın güçlü itirazları sonucunda
birçok tereddütle gerçekleşen bu saldırının, Esed Rejimi’ni ülkenin diğer kısımlarında
sert bir biçimde güç kullanmaktan uzak tutması beklenmemelidir. Operasyon ile bir
kırmızı çizgi çizilmeye çalışıldıysa da bu kimyasal silah kullanımına yönelik olmuştur.
Bu da rejimin, kimyasal silah dışındaki metotlarına karşı bir tepki oluşmayacağını
bir kez daha teyit etmiştir. Bu durum, Esed Yönetimi’nin saldırının ilk etkilerini
atlattıktan ve muhtemelen taktik hareketlerini kısıtlayacak yaralarını sardıktan
sonra ülke içindeki operasyonlarına daha sert bir biçimde devam edebileceğini göstermektedir.

İkinci olarak dikkat çeken nokta, eğer Kusayr, Kuteyfe ve Halep’te gerçekten hedefler
vurulduysa (14 Nisan akşamı haberlere Halep civarındaki bir İran karargahının vurulduğuna
dair teyitsiz haberlerin de düştüğü unutulmamalı) bu, Suriye ordusu kadar İran’ın
Suriye’deki varlığının doğrudan ve Hizbullah üzerinden hedef alındığını düşündürür.
Son dönemde bu olasılık ABD-İsrail-Suudi Arabistan üçlüsünün İran ile çatışmaya 
yöneleceği analiziyle birlikte okunduğunda, İran’ın dünkü operasyona verdiği sert
tepkiyi daha net açıklar. Bu durumda, bu operasyonun Suriye’nin içinde olduğundan
daha fazla Irak, Yemen ve Lübnan gibi ülkelerde yeni gerginliklerin habercisi olabileceği
not edilmelidir. 
