# Adana Mutabakatı neden önemli? Putin neden şimdi gündeme getirdi?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/adana-mutabakati-neden-onemli-putin-neden-simdi-gundeme-getirdi-42979h/
- Yayımlanma: 2019-01-25T10:09:43+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Türkiye ile Suriye arasında 21 sene önce imzalanan Adana Mutabakatı yeniden gündeme
geldi. Suriye yönetiminin PKK ve uzantılarının kendi topraklarını kullanarak Türkiye’ye
tehdit oluşturmasını önlemeyi amaçlayan ancak 2011’den bu yana fiilen uygulanamayan
protokolü gündeme getiren isim ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin oldu. Rus
liderin amacının Türkiye ile Suriye arasında diyaloğun başlatılması ve böylece Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin yeni bir sınır ötesi operasyonunu önlemek olduğu kaydediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2019 
senesinin ilk görüşmesini 23 Ocak günü Moskova’da gerçekleştirdiler.

ABD’nin Suriye’den çekilme kararının ardından yapılan bu ilk yüz yüze görüşmede,
Türk ve Rus yetkililer, başta Türkiye-Suriye sınırında oluşturulması gündeme gelen
güvenli bölge, IŞİD’le mücadele, İdlib’teki son durum ve siyasi çözüm çabaları olmak
üzere birçok konuda kapsamlı müzakereler yaptılar.

Ancak Putin’in, ortak basın toplantısında, Türkiye’nin YPG’den kaynaklanan güvenlik
kaygılarıyla ilgili konuşurken 1998 yılında yapılmış Türkiye-Suriye Adana Mutabakatı’nı
anımsatması görüşmelerin sürpriz konu başlığı olarak öne çıktı. Üstelik Putin’in
bu anımsatmayı Türkiye ile ABD arasında yürütülen güvenli bölge görüşmelerinin sorulması
üzerine yapması daha da anlamlı bulundu.

Peki, bu mutabakat neden önemli?

Suriye, 1980 ve 1990’lar boyunca PKK ve lideri Abdullah Öcalan’ın kendi topraklarında
konuşlanmasına, eğitim kampları oluşturmasına, her türlü propaganda faaliyetine 
ve topraklarından Türkiye’ye dönük terör eylemleri gerçekleştirmesine izin vermişti.
Türkiye’nin 1996’da verdiği çok sert notaya rağmen PKK eylemlerini engellemeyen 
Suriye, Fırat’ın suları ve Hatay meselesini de sürekli gündeme getirerek Türkiye’yi
uluslararası baskı altına almaya çalışıyordu.

Dönemin hükümeti 1998 yılının ikinci yarısından itibaren Suriye’yi teröre destekten
vazgeçirmeye dönük “kuvvet politikası” uygulamaya başladı. Cumhurbaşkanı ve hükümet
yetkilileri güçlü ifadelerle Suriye yönetimini uyarırken, Türk Silahlı Kuvvetleri
de sınır hattında takviye ettiği birlikleriyle askeri tatbikatlar yapıp Şam yönetimine
gözdağı veriyordu.

Olası bir Ankara-Şam askeri çatışmasından kaygılanan uluslararası toplum, Mısır 
ve İran’ın girişimleri sonucu Suriye yönetimini Türkiye’nin taleplerini karşılama
noktasına getirdi ve 20 Ekim 1998 günü Adana’da bir araya gelen iki ülke heyetleri
Adana Mutabakatı’nı imzaladı.

Türkiye-Suriye terörle mücadele belgesi

Türkiye adına Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Uğur Ziyal ve Suriye
adına Tümgeneral Adnan Badr al-Hasan’ın imza attığı Adana Mutabakatı, Öcalan’ın 
Suriye’nin dışında olduğu ve bir daha asla girmeyeceği, yurtdışındaki PKK unsurlarının
Suriye’ye dönemeyeceği, ülke topraklarındaki PKK kamplarının bir daha kullanılmayacağı
ve tutuklanan PKK üyelerinin listelerinin Türkiye’ye verilmesi taahhütlerini içeriyordu.

Mutabakat, Suriye tarafının kısa vadede yerine getireceği taahhütlerin yanı sıra
iki ülkenin uzun vadeli terörle mücadele çerçevesini de çiziyor:

Suriye kendi topraklarından Türkiye’nin güvenlik ve istikrarını tehlikeye atacak
eylemlere izin vermeyecek. Suriye, PKK’nın silah, lojistik ve mali destek sağlamasına
ve propaganda faaliyetlerine izin vermeyecek.

Suriye, PKK’yı terörist örgüt olarak ilan etmiştir. Suriye, diğer terör örgütlerinin
yanı sıra PKK ve uzantılarının topraklarındaki faaliyetlerini yasaklamıştır.
Suriye,
PKK’nın topraklarında eğitim kampı kurmasını ve ticari faaliyetlerde bulunmasını
yasaklamıştır.

Suriye, PKK üyelerinin transit yollarla üçüncü ülkelere gitmesine izin vermeyecektir.

Suriye, PKK liderlerinin topraklarına girmesini engelleyecek ve gümrük yetkililerine
bunun için talimat verecektir.

Aynı mutabakat, tarafların bu taahhütlerin yerine getirilmesini sağlamak ve gözlemek
için bazı mekanizmalar kurmasını da sağlıyor. İki ülkenin üst düzey güvenlik yetkilileri
arasında doğrudan telefon hattı kurulması, diplomatik temsilciliklerde güvenlik 
işleri için özel temsilcilerin atanması bunlardan sadece birkaçını oluşturuyor.

Putin neden gündeme getirdi?

Putin’in 21 sene önce imzalanmış ancak 2011’den bu yana işlerliği olmayan mutabakatı
gündeme getirmesinin iki temel amacı olduğu kaydediliyor.

Birincisi, son dönemde askeri hazırlıklarını tamamlayan Türkiye’nin tek taraflı 
bir müdahaleye kalkışıp Suriye sınırları içinde yeni bir cephe açmasını ya da ABD
ile anlaşarak güvenli bölge oluşturmasını önlemeye çalışmak.

İkincisi, güvenlik kaygılarına saygı gösterdiği Türkiye’ye terörle mücadelede en
doğru yolun Suriye yönetimi ile iletişim kurmak olduğu mesajını verirken, Suriye
yönetimine de Türkiye’ye dönük terör tehditlerini önleme taahhüdü anımsatmak.

İki tarafın başta güvenlik konuları olmak üzere önemli süreçlerde Rusya aracılığıyla
temas kurma gereksinimi içinde olduğunu iyi bilen Putin, Adana Mutabakatı’nın bu
amaç için en doğru hukuki ve siyasi zemin olduğu mesajını da veriyor. Rus lider,
ABD’nin çekilme sürecine girdiği bir dönemde Şam ve Ankara’ya iletişim için en doğru
zaman mesajını da bu kapsamda iletiyor.

Türkiye Putin’in çağrısını olumlu buldu?

Türk yetkililer, Putin’in Adana Mutabakatı’nı gündeme getirmesini olumlu bir gelişme
olarak değerlendirdiler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Moskova dönüşü gazetecilere
yaptığı açıklamalarda, 1998 mutabakatının önemli olduğunu kayda geçirirken, “Nitekim
Sayın Putin de özellikle gündeme getirdi; ‘Adana Mutabakatı önemli bir konu. Türkiye
bunu işlemeli’ dedi. Bunun Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını hissettirebileceği önemli
bir anlaşma olduğu kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, AHaber’e verdiği demeçte, Adana Mutabakatı’nın,
Suriye’nin taahhütleri yerine getirmemesi durumunda Türkiye’ye askeri müdahale hakkı
belirtti. Bakan Çavuşoğlu, bu mutabakatın Moskova tarafından niye gündeme getirildiği
sorusuna ise “Putin’in Türkiye müdahale edebilir anlamında söylediğini düşünüyorum,
bu da olumlu” sözleriyle yanıt verdi.

Müdahale hakkı veriyor mu?

Çavuşoğlu’nun müdahale hakkı verdiğine ilişkin açıklamalarına karşın, Adana Mutabakatı’nın
hiçbir maddesi doğrudan Türkiye’ye güç kullanma yetkisi tanımıyor.

Belgenin imzalandığı dönemde Dışişleri Bakanlığı’nda üst düzey görevlerde bulunmuş
yetkililer de mutabakatın Türkiye’ye otomatik bir müdahale hakkı tanımadığını ve
basında zaman zaman iddia edildiği gibi açıklanmamış, gizli kalmış hiçbir maddesi
olmadığını kaydettiler.

Yetkililer, şu görüşü ilettiler:

“Aslında doğrudan müdahaleyi içeren bir maddeye de gerek yok. Suriye’nin bu mutabakata
uymaması durumunda Türkiye, BM Şartı’nın 51. Maddesi de olmak üzere uluslararası
hukuktan kaynaklanan birçok hakkı kullanabilirdi. Bu metnin asıl önemi, Suriye’nin
PKK’yı ve uzantılarını terörist olarak tanımlaması ve Türkiye’ye taahhütte bulunmuş
olması.”

Yaşama geçirilebilir mi?

Peki, bu mutabakat bugün yaşama geçirilebilir mi? Yetkililer, hukuki geçerliliği
olsa bile, mevcut koşullarda Suriye yönetiminin bu mutabakattan kaynaklanan taahhütlerini
yerine getirmesinin olanaklı olmadığını kaydederken, “Suriye, 2011’deki aynı Suriye
devleti değil. Türkiye sınırının büyük çoğunluğunda yıllardır kontrolü yok,” değerlendirmesini
yaptılar.

Temel bir başka sorun ise siyasi durumun tamamen değişmiş olması ve Şam yönetiminin
bugünlerde YPG ile ABD’nin çekilme süreci sonrasına dönük işbirliği arayışında olması.
Sahadaki aktörler arasındaki dengenin bu kadar süratli ve temelden değiştiği bir
süreçte, Suriye yönetiminin Türkiye ile 21 yıl önce imzalanmış bir mutabakatı yeniden
yaşama geçirip, YPG’nin faaliyetlerini engellemeye kalkması çok da mümkün görünmüyor.
