# Adnan Bali: Faiz daha da düşebilir

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/adnan-bali-faiz-daha-da-dusebilir-14455h/
- Yayımlanma: 2016-08-25T12:06:33+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye’de faiz oranının daha da düşebileceğini
söyledi.

Bali, “Büyük kuruluşlar kriz beklentisiyle, krize hazırlık yapıyorum diye sadece
kendilerini koruyucu bazı tedbirler almaya kalkarlarsa, aslında krize hazırlık yapmış
olmazlar, bizzat krizi hazırlamış olurlar” dedi.

Hedeflerimizle paralel bir performans izliyoruz

Haziran sonu itibarıyla ülkenin en büyük özel bankası olarak, 1.354’ü yurtiçi 23’
ü yurtdışı olmak üzere 1.377 şube, 24.901 çalışan, 6.552 Bankamatik’ten oluşan yaygın
ATM ağı, mobil bankacılık, internet bankacılığı, telefon bankacılığı ve çağrı merkezi
dijital bankacılık kanalları ile müşterilere çok geniş bir yelpazede finansal hizmet
sunduklarını aktaran Bali, Haziran 2016 itibarıyla konsolide bazda 199,7 milyar 
TL’si nakdi, 52,8 milyar TL’si gayrinakdi olmak üzere toplam 252,5 milyar TL’lik
kredi hacminin Bankanın ülke ekonomisindeki kritik rolünün en çarpıcı göstergesi
olduğunun altını çizdi. Bali, önümüzdeki dönemde de faaliyetlerini sağlıklı büyüme
ve sürdürülebilir kârlılık ekseninde yürütürken, yenilikçi finansal ürün ve hizmetlerle
hem yurtiçinde hem de yurtdışında öncü olmaya devam edeceklerini belirtti.
 Bankanın
2016 yılı hedefleriyle paralel bir performans sergilediğini vurgulayan Bali, “Herhangi
bir revizyon ihtiyacı duymadık. Menfur darbe girişimi nedeniyle de duymadık, ondan
öncesinde de duymadık. Dolayısıyla yılsonuna kadar, izleyeceğimiz politikalarla 
yılın başında hazırlamış olduğumuz iş programının hedeflerine uygun bir performans
yakalayacağımızı şu anda öngörüyoruz. Gerek kurumsal ticari bankacılıkta gerekse
bireysel bankacılıkta…” dedi. 2016 sonrası hedeflerinde de bir revizyonun söz konusu
olmadığının altını çizen Bali, şunları kaydetti: “İş Bankası, çok yaygın perakende
işlerden, çok butik işlere kadar her alanda faaliyet gösteren ve finansal ürün ve
hizmet gamı, ağı son derece geniş olan bir kuruluş olduğu için ekonominin kendi 
içindeki öncelikleri ne ise onlara uyumlu hareket eder. Ama bu dönem için biraz 
daha geniş bir perspektifle söyleyecek olursak, Türkiye’deki enerji ve altyapı finansmanlarında
çok aktif rol aldık, almaya da devam edeceğiz. Aynı şekilde yaygın perakende işler,
ticaretten tutunuz, turizme kadar bütün servis sektörlerinde, hizmet sektörlerindeki
faaliyetlerimizle de öne çıktık. Özelleştirmeler anlamında hayata geçirilen işlerde,
gerek enerji sektöründe olsun gerek sağlık sektöründe olsun aktif rol aldık. Yani
hane halkının genel amaçlı ihtiyaç duyduğu kredilerden, kredi kartlarından, büyük
firmalarımızın, kurumsal ölçekteki firmalarımızın ve kamunun, özelin yüksek ölçekli
yatırımlarına kadarki yelpazenin tamamında İş Bankası vardır ve var olmaya devam
edecek.” Sadece tanklara karşı can pahasına refleks gösterilmiş değil, halkımız 
güçlü bir ekonomik refleks de gösterdi İş Bankası Genel Müdürü Bali, 15 Temmuz’un
bankacılık sistemine olan etkisine dair de şu yorumu yaptı: “Darbe girişimine karşı
finans sektörü olarak yine çok sağlam durduk. Mali bünyelerimizin sağlamlığı, yönetme
tecrübemizin varlığı, kalitesi, bu süreci de iyi yönetmemiz sonucunu yarattı. Ama
şunun hakkını vermemiz lazım; finansal piyasalarda bir yönetme güçlüğü yaratacak
yönde müşteri davranışı değişikliği de görmedik. Bu ülkenin darbe girişimine gösterdiği
o sıcak refleks olağanüstü bir kıymet ifade eder. Her bir vatandaşının farkında 
olması gereken vicdani bir borçtur, o gün halkımızın hayatı pahasına, canı pahasına
göstermiş olduğu o sıcak refleks… Ama bunun kadar yine önemli, Türkiye ekonomisinde
bizim gibi finansal kuruluşların yönetimini güçleştirecek yönde bir müşteri davranışı
değişikliği görmedik. Bu da çok önemli bir reflekstir, çok önemli bir olgunluktur.
Yani bir mevduat çıkışı yok, olağandışı bir kredi talebi yok. Fiyatlama politikalarımızı
değiştirmeye, yani faizlerimizi yükseltmeye neden olabilecek bir gelişme yok. Bu
ülkenin Merkez Bankası, o hafta sonu duruma hemen hâkim olup, kontrol altında tutup,
anında bankalara nakit sağlama dâhil olmak üzere gerekli tedbirleri aldı. Bunların
hepsinin çok kıymetli, çok kaliteli yönetim örnekleri olduğunu düşünüyorum. Yani
bu, ülkenin bir musibet karşısında bile aslında hangi kalitede olduğunu, yönetme
kalitesi açısından da nerede olduğunu gösteriyor. Halkıyla, yöneten kurumlarıyla
bence son derece önemli bir tablo görüldü. Biz o sabah hemen bütün arkadaşlarımız
bir araya gelerek sabahın erken saatlerinden itibaren duruma baktık, inceledik. 
Ama mutlulukla söyleyebilirim, geriye dönüp bakarak yine, 15 Temmuz öncesinde İş
Bankası nasıl yönetiliyor idiyse yönetim pratiği, usulleri, kuralları, süreçleri
açısından, onların hiçbirisinde değişiklik yapmayı gerektirmeyen bir tarzda yönettik
ondan sonraki dönemi… Bu, bizim dışımızdaki tarafların, yani müşteri tarafının da
hadiseleri böyle gördüğü ve buna göre tepki oluşturduğunu gösterir. Örneğin 11 milyar
doların üzerinde döviz satışının gelmesi ne demektir? Sadece tanklara karşı, can
pahasına bir refleks gösterilmiş değil, güçlü bir ekonomik refleks de gösterildi.
Bunların hepsini ben son derece kıymetli buluyorum.” Bu dönem cari dönem performanslarımızı
geçmiş paradigmayla en yüksek seviyede tutma dönemi değil Sadece pozitif düşünmenin
yetmediğini, pozitif davranmak da gerektiğini vurgulayan Bali, şöyle devam etti:“
Bu bilançoların yarattığı imkânlar bir şeye lazım olacaksa bugünlere lazım, bugünler
için lazım. Sadece kendinizi koruma refleksi geliştirmek için değil, içinde bulunduğumuz
bütün bir ülkenin doğrusu için, o ekosistemin korunması için kullanılması lazım.
Maharetimizi de bu yönde kullanacağız. Yapıcı, zorda olanı, zor olanı kolaylaştıracak
tarzda kullanacağız.Piyasa dostu uygulamalardan kast ettiğim tablo budur benim. 
Yapılandırma gereği varsa yapılandırma… Çünkü mücbir nedenlerle ortaya çıkan tabloların
farklı bünyelerde ortaya çıkardığı durumları yönetebilmek için iyi bir refleks göstermemiz
lazım. Burada vakaları iyi ayırt edebilme yeteneğimiz önemli. Yani bu gerekçemizin
içine doğru olmayan örnekler girmemelidir. Bu da yine yönetme kalitesidir. Onun 
için finans sistemine ‘sıra bizde’ derken, kast ettiğim bu idi. Bu dönem, cari dönem
performanslarımızı geçmiş paradigmayla en yüksek seviyede tutma iddiasının sürdürüleceği
bir dönem değil. Bu dönem sadece kendi doğrumuzun değil, bütün muhataplarımızın 
doğrusunu, beraber iş yaptığımız tarafların doğrusunu, kamunun doğrusunu arayacak
tarzda bir çalışma şeklini gerektiriyor. Bunun için sadece kendimizi koruyan kısa
vadeli teknik mahiyette birtakım kararlar yerine, daha orta-uzun dönemli bir değeri
muhafaza etmeye ve o değeri daha da koruyarak büyütmeye dönük kararlar almalıyız.
Bunun fiyatlamada karşılığı olur, bunun kredi politikalarında karşılığı olur, bunun
kredi yapılandırmalarında karşılığı olur. Dolayısıyla biz şu anda bankacılık sistemi
olarak sistemin kısa süre içinde normalleşmesi, bundan sonra da sahip olduğumuz 
değerlerin muhafazası ve korunarak daha da iyi noktalara getirilmesi için çalışacağız.
Başka çaresi yok.” İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, şu andaki fonlama faizleri,
enflasyon trendi, kurun bu seviyelerini muhafaza etmesi veya aşağıya doğru gitmesi
ve kamu ekonomisindeki bu süreçleri yönetmeye yönelik mali bünye sağlamlığından 
gelen alan bir arada düşünüldüğünde faiz oranlarında bir miktar daha aşağıya doğru
eğilimin mümkün olduğunu ifade etti. Bali, Merkez Bankası’nın başından beri ortaya
koyduğu piyasalara da çok ciddi güven veren yaklaşımının yılın kalan bölümünde de
devam edeceğini düşündüğünü belirtti. Adnan Bali, Merkez Bankası’nın Mart ayından
bu yana özellikle faiz koridorunun üst bandında gerçekleştirdiği indirimlere darbe
girişiminin ardından da devam ettiğini, mevcut koşulların ekonomide kalıcı sorunlara
yol açmayacağı öngörüsünde bulunduğunu, kendilerinin de aynı öngörüyü paylaştıklarını
ve bunun için çalışacaklarını kaydetti. Temmuz ayı enflasyonundaki yükselişe işaret
eden Bali, Fed’in faiz artırımının ötelenme beklentilerinin güçlendiğini, bu çerçevede
bakıldığında faiz indirimlerinin kontrollü bir şekilde süreceğini, bunun sürpriz
olmayacağını düşündüğünü vurguladı. Bu düşüşlerin kredi faizlerine yansımasının 
ise maliyetlerin aşağı çekilebilmesi ölçüsünde gerçekleşebileceğini belirten Bali,
bunun için sektörün pozitif bakış açısına sahip olması gerektiğinin altını çizdi.
Yaratılan ciddi değerler acul politikalarla çarçur edilemez, finans sistemi yapıcı
davranmalı Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık oranlarını düşürmesi ile ilgili olarak
da Bali, uzun bir süredir aracılık maliyetlerinin finans sektöründe başkaca problemlere
yol açabilecek kadar yüksek olduğunu ifade ettiklerini hatırlattı. Merkez Bankası’nın
da bunu esas olarak reddeden bir yaklaşıma sahip olmadığını, ancak aksiyonun bu 
süreç içinde geldiğini belirten Bali, şu görüşleri aktardı: “Gerçekten de şu anda
sistemin rahatlatılması açısından, hem kârlılık hem likidite hem krediye dönüşüm
açısından bakıldığında isabetli bir karar, yerinde bir karar. Basel dâhil olmak 
üzere uluslararası kriterlerin getirdiği uygulamalar, çok başarılı bir şekilde aslında
şu ana kadar değişik otoritelerin almış olduğu kararlarla sektörün fonksiyonunu 
görebilmesi bakımından iyi idare edildi. Bundan kastım şu; yani Basel ile ilgili
oluşan uygulamaların getirebileceği bazı kısıtlayıcı tablolar makro ihtiyati tedbirlerdeki
rahatlamalarla dengelendi. Bunun çok isabetli, iyi bir politika olduğunu düşünüyorum.
Biz bu anlamda sadece ödev yapan bir öğrenci gibi uluslararası uygulamalardaki bazı
düzenlemeleri bire bir buraya yansıtmak durumunda değiliz. Ülkemizin yaşadığı önceliklerle
uyumlu bir tarzda bunları yönetmek durumundayız. Ya da bunlara uyarken, bunları 
dengeleyecek olan başka tedbirleri de bir arada almalıyız. Bunu da sadece finans
için değil, örneğin bu son dönemde ciddi zorluklar ve olumsuz etkiler almakta olan
sektörlerin hepsi için yapmalıyız. Turizm başta olmak üzere… “ Adnan Bali, Türkiye’de
ciddi değerler yaratıldığını ve bunların birkaç nesilde oluşturulduğunu dile getirerek,“
Bunların kısa süreli acul kararlarla çarçur edilmesi düşünülemez. Onun için de oralarda
da yapıcı tedbirler alınmalıdır. Yani birtakım olumsuz etkilerin birbirine sirayet
edecek şekilde bütün ekonomiyi etkilemesini engellemek için bunlar önemli. Ama bir
daha altını çiziyorum; burada finans sisteminin yapıcı politikalarının önemi büyük”
dedi. Bankaların sermaye yeterlilik oranlarındaki düşüşe ilişkin de Bali, söz konusu
düşüşteki birincil etkenin risk ağırlıklı varlıklardaki artış olduğuna dikkati çekti.
Bali, “Yani kredilerimiz arttı. Biz faaliyetimizi genişlettiğimiz, büyüttüğümüz,
üçüncü taraflara yeni imkânlar sağlamak suretiyle değer yaratma zincirindeki fonksiyonumuzu
etkin bir şekilde gördüğümüz için bu oran düştü, ki sorunlu krediler bakımından 
da hala bu kadar badireye rağmen çok dramatik seviyelere gelinmediğine göre, demek
ki bunu da sağlıklı bir şekilde yapmışız sektör olarak” yorumunu yaptı. Bu düşüşte
ikincil etkenin de son dönemde kârlılıkların aşırı düşmesi olduğunun altını çizen
Adnan Bali, şöyle devam etti: “Kârlılıkların aşırı düşmesinde de herkese ders var.
Bankacılık sistemi de rekabetin rasyonelliğini bozabilecek, bana göre irrasyonel
diyebileceğimiz agresif rekabet koşullarına girebildi. Sektörün kendine keseceği
fatura da var burada… Diğer taraftan da makroekonomik olarak bankacılık sektörüne
yönelik tedbirler ve makro ihtiyati tedbirler sırasında bankacılık sisteminin kârlılığını
yeterince gözetmeyen uygulamalar da oldu. Bunların hiçbiri düzeltilemez, yeniden
dengelenemez şeyler değil. Yeter ki istişare içerisinde, hedeflerimizi bilerek, 
hepimiz aynı amaçlara hizmet edecek tarzda hareket etmek suretiyle bunları çözmeye
çalışalım. “ Önceden belirlenmiş rutin kurallara göre yönetim imkânı yok Çok belirsiz,
çok farklı, çok boyutlu problemlerin iç içe geçtiği bir dönem yaşandığını belirten
Bali, özellikle gelişmekte olan bir ülke olarak bize dışarıdan bakıldığında, çok
olumlu bir konjonktür imkanı verecek gelişmeler olmadığını, aynı durumun farklı 
ülke gruplarına göre büyüme açısından da söz konusu olduğunu, örneğin IMF’nin Dünya
Ekonomik Görünüm Raporu’nun Temmuz ayı güncellemesinde büyüme tahminlerini bir tur
daha revize ettiğini ve düşürdüğünü hatırlattı. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden
ayrılma kararı almasına da değinen Bali, Avrupa Birliği ülkelerinin İngiltere ihracatının
yüzde 40’ını, ithalatının da yüzde 50’sinden fazlasını oluşturduğunu, bu nedenle
alınan karardan İngiltere ile Birliğin diğer ülkelerinin nasıl etkileneceğinin belli
olmadığını ifade etti. İş Bankası Genel Müdürü Bali, şöyle devam etti: “Sonuçta 
bir yandan bu belirsizlik, bir yandan Fed’in muhtemel faiz artırımlarının hızının,
dalga boyunun ne olacağı konuları, bir de dünyanın her yerindeki farklı ülkelerde
kendine özel gündemlerin nasıl gelişeceği… Böyle bir dinamik ortamda işlerimizi 
iyi yapmak için en fazla dikkat sarf edeceğimiz dönem… Ben epey bir süreden beridir
söylüyorum, rutin esaslara ve önceden belirlenmiş rutin kurallara, süreçlere göre
yönetim imkânı yok şu an. Onun için hepimiz hiç rutinleşmeyen, özel koşulların gerektirdiği
farklı tedbirleri anında, ona özgü olarak almaya hazırlıklı bir tarzda gitmek durumundayız.
Planlı, programlı olmalıyız, öngörülü olmalıyız, ama bir yandan da çok pragmatik
bir tarzda anlık gelişmelere çabuk cevap verebilecek, refleks verebilecek tarzda
gidebilmeliyiz.”Türkiye’nin aslında kendisi için fırsat penceresi anlamına gelebilecek
bir konjonktüre de girme imkânının olduğunu, ancak bu senaryoyu öngörülebilir olan
olmayan şu veya bu hadiselerle şu ana kadar gerçekleştiremediğini ifade eden Bali,
şu değerlendirmeyi yaptı: “Bundan kastım şu; uzunca bir süre sonra siyasi istikrar
anlamında da bol seçimli bir dönemi geride bırakmıştık. Ekonomi 2012’den bu yana
esasen potansiyelinin altında büyürken cari açık başta olmak üzere makroekonomik
dengelerde o hızlı büyüme dönemindeki bazı oluşmuş hasarların, mutedil büyüme döneminde
tamir olduğunu da görmeye başlamıştık. Öteden beri büyümenin sürdürülebilirliğine
engelleyen husus, cari açığın çok yüksek seviyelere çıkmış olmasıdır geçmişte… Bunda
da çok önemli bir düzelme görmüştük. Yüzde 5’lerin altına giden bir tablo… Düşük
mal fiyatları ve düşük enerji fiyatları, petrol başta olmak üzere, petrol ithal 
eden bir ülke olarak Türkiye’nin cari dengesini çok olumlu etkilemeye başlamıştı.
Böyle bir tabloda bu iyi, ciddi bir avantajdı. Yani cari dengeyle ilgili avantajlı
hale gelip, kamu maliyesinde de dünyanın değişik ülkeleriyle kıyasen bakıldığında
uzunca süreden bu yana sağlam ve disiplinli bir yeri olan, yani değişik durumlara
refleks göstermek için bir alanı olan bir ülke olarak bu yeni konjonktürde çok daha
farklı bir noktada olabilirdik. Ama uçak konusu nedeniyle Rusya ile çok sertleşen
ilişkiler, onun turizm başta olmak üzere diğer bütün alanlarda ekonomik boyutları…
Bir süreden beri devam eden mülteci sorunları, güvenlik sorunları bir araya geldikçe
farklı bir noktaya gidebilecek konjonktür gerçekleşemedi.” Kalkınma Programı tekrar
önceliklendirilerek hayata geçirilmeli Başka bir senaryoda ülke gündemi oluşturulabilseydi
reform programlarına tam konsantrasyonun da sağlanmış olacağını ifade eden Bali,“
Uzunca bir süreden beridir Türkiye ekonomisi için hep dikkat çekegeldiğim unsurlardan
bir tanesi, hükümetin Kalkınma Programı kapsamındaki 25 ana başlıkta ve 1.200’ün
üzerindeki aksiyon planıydı. Alt başlıkları da dahil önceliklendirilmek suretiyle
ve en önemlisi de hesap verilebilir, sorumluluk taşıyacak şekilde belli tarihlere
bağlanmış olan aksiyon planlarının ve arkasında da bunu icra edecek sorumlu organların
belirlendiği, bunun da topluma taahhüt edildiği, açık bir şekilde ve periyodik dönemlerde
de ilerleme raporlarıyla hangisinde ne aşamada olunduğunun açıklanacağı bir yapı…
Bu, kamuda çok disiplinli bir çalışma düzeninin taahhüdüydü. Ben bunu çok önemsiyordum.
Hala da çok önemsiyorum” dedi. Bali, sözlerini şöyle sürdürdü “Yeni koşullarda bunların
tekrar önceliklendirilmek suretiyle hayata geçirilmesi gerekir. Türkiye’nin şu anda
içine girmiş olduğu 2012’den bu yana belli bir büyüme alanını, büyüme sınırını aşamadığımız,
bu yüzden de istihdam dâhil birçok alanda yeterli gelişmeleri sağlayamadığımız ve
orta gelir tuzağı diye adlandırılan bu tablodan çıkabilmek için bu paradigmayı reformlarla
değiştirmemiz gerekiyor. Reformların teknoloji ayağı, inovasyon ayağı var, lojistikten
tutun üretim ekonomisine kadar, eğitime, hukuk altyapısına kadar birçok boyutu var.
Şimdi bütün bir ulus, yaşadığımız bu kadar badireden sonra bunların hepsinden de
aldığımız ders ve güçle bu reformlara odaklanmamız gerekiyor.” Türkiye ekonomisinin
ilk çeyrekte yüzde 4,8 ile beklenenden hızlı büyüdüğünü hatırlatan Bali, sanayi 
üretimindeki ortalama yıllık artışın öncü bir gösterge olduğunu, ikinci çeyrekte
yüzde 2,5 düzeyindeki artış hızının yüzde 3 civarında bir büyümeyi getireceğini 
beklediklerini, sonuçta 2016 yılında yüzde 3,5 civarında bir büyümenin gerçekleşebileceğini
tahmin ettiklerini belirtti. Değişen koşullara hızlı adapte olabiliyoruz, dolayısıyla
kilitlenmiş pozisyonlar yok Cari açıktaki iyileşmeye de değinen Bali, tablonun cari
açığın milli gelire oranını yüzde 5 civarında, belki biraz altında seviyelerde tutmaya
izin verebileceğini kaydetti. Bu dönemdeki gerek enerji, gerek mal fiyatlarındaki
düşüşün gelişmekte olan ülkeler arasında yeni ayrışmaya da yol açtığının altını 
çizen Bali, emtia ihracatçısı ya da enerji ihracatçısı ülkelerle bunları ithal eden
ülkeler arasındaki dengelerin gerileyen fiyatlar nedeniyle değiştiğini, bunun da
esas itibarıyla Türkiye açısından değerlendirilmesi gereken bir konjonktür olduğunu
ifade etti. Türkiye ekonomisinin artık firmalarıyla, kurumlarıyla, bankalarıyla,
yani gerek reel sektör gerek finans, hatta kamu bürokrasisiyle değişen koşullara
hızla adapte olabildiğini vurgulayan Bali, “Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Hacimleri
çok çabuk değişen koşullara göre ayarlayabiliyoruz, kredi talebinin hemen buna göre
ayarlanabildiğini görüyoruz. Dolayısıyla kilitlenmiş pozisyonlar olmadığını veya
bütün ekonomiyi etkileyecek kadar bu tarz durumların olmadığını anlıyoruz” dedi.
Ayrıca mali disiplinden taviz verilmeyerek oluşturulan kamu ekonomisindeki sağlamlığın
değişik dönemlerde ekonomiye ivme vermek bakımından da hala bir imkân olarak görüldüğünü,
özel kesimin tüketim talebinde bir miktar özellikle de asgari ücretin de artışından
kaynaklanan canlanmalar olduğunu kaydetti. İhtiyaç duyulması halinde kamunun harcamalarını
artırma yeteneği bulunduğunun altını çizen Bali, “Bunu dengeleri çok fazla bozmadan
yapma yeteneğimiz olduğunu 2008 global krizinden sonra gösterdik. 2009’da kamu bir
öncülük yaptı. Ekonomiyi bir anlamda önce o güdüledi, daha sonra da hızlı büyüme
dönemine ekonominin kendi dinamikleriyle beraber geçebildik” dedi. Enflasyonda Ocak
2016’da yüzde 9,6 ile son 2 yılın neredeyse en yüksek seviyesine gelindiğini anımsatan
Bali, TÜFE’nin daha sonraki dönemde özellikle gıda enflasyonundaki düşüş neticesinde
aşağı yönlü hareket ettiğini ve yüzde 7’nin dahi altına indiğini, enerji fiyatlarının
seyri ve Türk Lirası’nın değerinin bu mevcut düzeylerini koruması halinde 2016’nın
yüzde 7,5 civarında bir enflasyonla kapatılacağını öngördüklerini bildirdi. Adnan
Bali, şöyle devam etti: “Daha uzun perspektifle 2017’ye bakmak durumunda olduğumuzda,
yaşadığımız bu hadiselerin ekonomiyi, siyaseti ve kamu bürokrasisini etkileme düzeyini
ne kadar sürede normalleştirebileceğimiz önemli. Ayrıca, yapısal reformların bu 
anlamda hayata geçirilebilme performansı önemli. Ama biz bu ülkede bir sorumluluğu
olan, rolü olan, belkemiği gibi bir fonksiyonu gören kuruluş olarak hep daha iyisini,
pozitif olanı, bu ülkenin doğrusuna olanı yapmak için çalışacağız. Ve bilançomuzun
imkânlarını da hep bu yönde sonuna kadar kullanma gayretinde olacağız. Problemleri
ağırlaştıracak değil, problemleri azaltacak, küçültecek yönde imkânlarımızı, gücümüzü
kullanacağız bugüne kadar olduğu gibi… Bütün kurumlar hep birlikte bu şuurla, bilinçle
hareket ettiğimizde karşı karşıya olduğumuz bazı sorunların kısa dönemli etkilerini
rahatlıkla aşabiliriz diye düşünüyorum.” Reyting kuruluşlarının zamanlaması yanlış,
teknik kısmı da hatalı Adnan Bali, kredi derecelendirme kuruluşlarının darbe girişiminden
sonra Türkiye’ye ilişkin yaptıkları değerlendirmeye ilişkin de şunları dile getirdi:“
Zamanlaması itibarıyla yanlış, içeriği büyük ölçüde bir teknik değerlendirme ve 
teknik karar sürecine baz teşkil etmeyecek derecede siyasi, teknik denebilecek olan
kısmı da hatalı olan aksiyonlar alındı. Bu bir yere kadar kendilerini koruma amaçlı
bir pozisyon olarak tolere edilebilir. Yani reyting şirketleri, bir ülkedeki olumsuz
gelişmelere işaret eden bir değerlendirmeyi daha güvenli bir yol olarak seçmiş olabilirler.
Ama daha ortada hiçbir şey yokken ve hadiselerin nereye doğru gelişeceğine dair 
herhangi bir emare yokken, bana göre bir reyting raporunun içinde yer almaması gereken
unsurlara dayanılarak bazı teknik kararların bina edilmeye çalışılmasını yeterince
tutarlı görmedim.” Not düşüşüne ilişkin Rusya ve Brezilya örneğini veren Bali, Rusya’nın
Şubat 2015’te, Brezilya’nın da Aralık 2015’te iki kredi derecelendirme kuruluşundan
birden yatırım yapılabilir düzeyde notu kaybettiğini hatırlattı. Bu ülkelerdeki 
not indirimine sebep olan dinamiklere bakıldığında, Türkiye’nin farkının zaten gayet
iyi anlaşıldığının altını çizen Bali, söz konusu her iki ülkenin yatırım yapılabilir
notunu makroekonomik verilerde önemli bir bozulma yaşadıktan sonra kaybettiğini 
belirtti. Bali, Rusya ve Brezilya’ya dair verilen kararlara bakılacak olursa, Türkiye
gibi bir ülkenin not düşüşüne konu olacağını düşünmediğini aktardı. Rusya ve Brezilya’nın
2015 yılının ilk çeyreğinden itibaren küçülmeye başladığını, Türkiye’de ise bütün
yılda yüzde 3,5 civarında büyümenin beklendiğini, 26 çeyrektir aralıksız büyüyen
bir ekonominin söz konusu olduğunu ifade eden Bali sözlerini şöyle sürdürdü: “Her
iki ülkede de not kaybedilirken enflasyon çift haneli… Rusya’da yüzde 16, Brezilya’da
yüzde 11… Faiz dışı açık Rusya’da küresel kriz dönemindeki seviyelerine kadar yaklaşmış
ve Brezilya’da da küresel kriz döneminde faiz dışı fazla veren merkezi yönetimin
bütçesi eksiye dönmüş. Bizim makroekeonomik göstergelerimizle kıyaslanabilir bir
tablo değil bu.” Reyting kuruluşlarının nötr, tamamen teknik analiz merkezleri gibi
hareket eden kuruluşlar olmadıklarını, uluslararası ekonomi politiğe dahil olduklarını
belirten Bali, “Ben de bunu çok açık şöyle ifade ettim; finansal piyasalar ile rating
süreçlerinden hangisi hangisini belirliyor acaba? Sizin ekonominiz bozulduğu için
mi reytinginiz bozuluyor, yoksa reytinginiz bozulduğu için mi ekonominiz ya da finansal
dengeleriniz bozuluyor? Dolayısıyla da siz kendinizi daha güvenli hissedeceğiniz
bir kararı tercih edeceksiniz diye koskoca ekonominin performansını etkileyecek 
bir aksiyon söz konusu olabilir mi?” şeklinde değerlendirme yaptı. Bu sorunların
şikâyetçi bir üslupla çözülemeyeceğine vurgu yapan Bali, “Kim neyi, hangi işi, nasıl
yapıyorsa yapsın, ben hayatta teknik işçiliğin çok önemli olduğuna inanırım. Teknik
işçiliği eksik bir işin hayatta pratik bir karşılığı olmaz. Sonuçta biz daha iyi
bir performans göstereceğiz ve düşecek olsa bile o reytingi geri alacağız” diye 
konuştu. Türkiye’nin zaten reytinginin gerektirdiği seviyelerle, uluslararası piyasalarda
ülke riskini temsil eden CDS spread’lerinin hiçbir zaman uyumlu olmadığına işaret
eden Bali, Türkiye’nin yatırımcının bizzat bu ülkeyi hangi seviyede riskli gördüğü
bakımından çok önemli bir gösterge olan CDS seviyelerinde, hep reytinginin gerektirdiğinin
çok üzerinde bir risk kalitesine sahip olduğunu belirtti. Bali, “Dolayısıyla bizim
o hakiki tablomuzu, bu masa başı kararlar dediğim tabloya da yansıtacak derecede
çalışmamız, iddiamızı koruyor olmamız lazım” dedi.
