# Adnan Bali İş Bankası’nın 2017 hedeflerini açıkladı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/adnan-bali-is-bankasinin-2017-hedeflerini-acikladi-17802h/
- Yayımlanma: 2016-12-19T13:21:03+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, yıl sonunu, programlarında öngördükleri
şekilde tamamlayacaklarını tahmin ettiğini belirterek, “2017’de de bu yıl olduğu
gibi yine dengeli büyümeyi hedef alan bir tablomuz olacak.” dedi. Bali ayrıca, faiz
indirimi, gelecekteki riskler, küresel ekonomi gibi önemli konulara değindi.

Adnan Bali, İş Bankası’nın 2016 gerçekleşmeleri ve gelecek yıla ilişkin beklentilerini
değerlendirdi. Bali, Mali bünyelerinin sağlamlığı, güçlülüğü, yönetme kaliteleri
ve kriz yönetme tecrübeleriyle darbe girişimine karşı finans sektörü olarak çok 
sağlam bir duruş sergilediklerini ifade etti.

Yıl içinde, yönetim pratiği, kuralları ve süreçleri açısından herhangi bir olağan
dışı değişikliğe başvurmak zorunda kalmadan bu süreci yönetebildiklerini belirten
Bali, “Fakat şunun hakkını kesinlikle vermemiz lazım; bunu böyle yapabilmemiz bize
ait bir başarı, bize ait bir kazanım değil. Çünkü bizlerin bu süreçleri yönetmesinde
güçlük yaratacak ya da olağan dışı tedbirlere başvurmaya mecbur bırakacak bir müşteri
davranışı değişikliği de görmedik. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.” şeklinde
konuştu.

Olağan dışı bir mevduat çıkışı, nakit talebi veya kredi talebi olmadığını bildiren
Bali, “Fiyatlama politikalarımızı değiştirmeye, daha açık ifade etmem gerekirse 
örneğin, faiz oranlarımızı yükseltmeye dair bizi zorlayan herhangi bir unsurla karşılaşmadık.”
dedi.

‘Sorumluluk bilinciyle hareket ediyoruz’

Adnan Bali, eylül sonu itibarıyla bankanın aktif büyüklüğünün 292,9 milyar liraya
ulaştığını, Türkiye’nin en büyük özel bankası unvanını koruduklarını, nakdi kredilerin
189,6 milyar liraya ve gayrinakdi kredilerin de 55,6 milyar liraya yükseldiğini 
belirterek, krediler yoluyla ekonomiye sağladıkları desteğin 245 milyar lirayı aştığını
ve öz kaynaklarının da 35 milyar liranın üzerine çıktığını kaydetti.

Bu yılın genelinde, önceki yıllarda olduğu gibi takipteki kredilerinin toplam kredilere
oranının sektör ortalamasının altında seyrettiğine işaret eden Bali, gelişmiş teknolojik
altyapıları ve alternatif kanallarının sunduğu çok yönlü bankacılık hizmetleriyle
yılın 9 ayında mevduatlarının önceki yılın sonuna göre yüzde 8 artarak 166 milyar
lirayı geçtiğini bildirdi.

Mevduat dışı fon kaynaklarını da etkin bir şekilde kullanmaya devam ettiklerini 
belirten Bali, sendikasyon, seküritizasyon ve eurotahvil ihracı yoluyla bu yılın
10 aylık döneminde 4,7 milyar dolar tutarında kaynak sağladıklarını, eurotahvil 
ihracını bu yıl 2 kez gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Bali, küresel ekonomik büyümenin yavaşladığı, yakın coğrafyada jeopolitik risklerin
arttığı ve söz konusu gelişmelerin makroekonomik dengeler üzerindeki olumsuz etkilerinin
hissedilmeye başladığı bir ortamda İş Bankası olarak Türkiye’ye ve vatandaşlara 
karşı sorumluluk bilincinde hareket ettiklerini söyledi.

‘Büyümenin esas gücünü mobil bankacılık oluşturacak’

İş Bankası Genel Müdürü Bali, “Türkiye’nin En İyi Dijital Bankası Olma” vizyonuyla
dijital temas noktalarında müşterilere uçtan uca tasarlanmış ideal deneyimler sunmak
amacıyla yürüttükleri çalışmalarda yeni finansal teknolojilerden üst düzeyde yararlanmak
istediklerini, finansal teknoloji girişimlerini oldukça önemsediklerini ifade etti.

Bali, “Mayıs 2016’da Silikon Vadisi’nde kurduğumuz iştirakimiz Maxitech, gelecek
vadeden FinTech girişimlerinin erken aşamalarında tespit edilmesine ve yıllardır
yeniliklerin Türkiye’de öncüsü olan bankamızın bu konuda da Türkiye’de bankacılığa
yön vermesine katkı sağlayacak. Ülkemizde finansal teknoloji girişimleri ile ortaklaşa
çalışarak müşterilerimizin hayatına değer katacak, yenilikçi çözümler geliştirmeye
devam edeceğiz. Bu amaçla yapacağımız işbirliği ve yatırımlar gündemimizin önemli
bir kısmını oluşturuyor.” şeklinde konuştu.

Müşterilerinin başta mobil olmak üzere dijital kanal kullanım oranlarının artan 
bir hızla yükselmeye devam ettiğini belirten Bali, İşCep uygulamasının, yüzde 30’
un üzerindeki pay ile en çok tercih edilen kanal olduğunu, şube dışı temas noktalarından
yapılan işlemlerin oranının da yüzde 84’e ulaştığını kaydetti.

Türkiye’nin, genç nüfusun yoğun olduğu ve genel olarak yeni teknolojilere hızla 
adapte olabilen bir yapısı bulunduğunu ifade eden Bali, gelecek yıl da bankacılık
sektöründe büyümenin esas gücünü mobil bankacılığın oluşturacağını öngördüklerini
söyledi.

Bali, “Müşterilerimizin yaşam yolculuklarının her evresinde onlara eşlik edebilen
ve kişiselleştirilmiş deneyimlerle hayatlarını kolaylaştıran bir çözüm ortağı haline
gelmek asıl gayemiz… Bu amaçla mobil bankacılık, mobil ödeme gibi doğrudan müşterilerimizle
temas kurmamıza imkan veren uygulamalarımızda ideal bir müşteri deneyimi sunmak 
istiyoruz. Bunun için müşteri deneyimi tasarımında bilginin gücünden azami ölçüde
yararlanabilmek, süreçlerimizi basitleştirmek ve etkili iş birlikleri geliştirerek
İş Bankası ekosistemini kurmak öncelik verdiğimiz konulardan birini oluşturuyor.”
ifadelerini kullandı.

‘Mega projelere kaynak aktaracağız’

Adnan Bali, reel sektöre olan desteklerini aralıksız şekilde sürdürürken ekonominin
lokomotif sektörleri arasında yer alan ve son dönemde mega projeler ile ön plana
çıkan inşaat-taahhüt sektörüne de kaynak aktarmaya devam ettiklerini belirterek,
şunları kaydetti:

“İş Bankası, köprü-otoyol, kamu-özel sektör ortaklığında geliştirilen sağlık tesisleri,
liman ve benzer altyapı/üst yapı yatırımları için sağlanan proje finansmanlarındaki
lider konumu, anılan finansmanların kurgulanması ve hayata geçirilmesi aşamasında
üstlendiği belirleyici rol ve deneyimi ile ekonomik kalkınma temelinin oluşturulmasında
geçmişten bugüne kilit rol oynamıştır. Gebze-İzmir Otoyolu Projesi, üçüncü Boğaz
Köprüsü’nü de içeren Kuzey Marmara Otoyolu Projesi, Avrasya Tüneli Projesi ve Galataport
Projesi son dönemde bankamızın da içerisinde yer aldığı konsorsiyumlarca finansman
sağlanan önemli altyapı projelerinden… Ayrıca, kamu-özel sektör ortaklığı ile geliştirilen
entegre sağlık kampüsü ve şehir hastanesi projeleri de son dönemde kredilendirdiğimiz
projeler arasında yer alıyor. Bu projelerden en yüksek yatırım bütçelerine sahip
olan Ankara Etlik ve Ankara Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü projeleri ile Isparta
ve Eskişehir Şehir Hastanesi projelerine yaklaşık 800 milyon dolar tutarında kaynak
sağladık.

90 yılı aşkın süredir olduğu gibi, bundan sonra da öncü ve lider rolümüzün sorumluluğuyla
Çanakkale Köprüsü ve Kanal İstanbul projeleri de dahil olmak üzere ülke ekonomisine
katma değer yaratacak ve tüm yönleriyle ülkemize uzun vadede fayda sağlayacak, kredilendirme
prensiplerimize uygun, sosyal ve çevresel açıdan sorunsuz projelerin hayata geçirilmesi
için finansman çözümleri üretmeye devam edeceğiz.”

‘Dengeli büyümeyi hedef alacağız’

İş Bankası Genel Müdürü Bali, bu yılın ilk 3 çeyreği genelinde kredi talebinin zayıf
bir seyir izlediğini ancak 15 Temmuz sonrasında alınan kararlar ve tüketici kredilerine
yönelik tedbirlerin bir miktar gevşetilmesinin etkisiyle kredi talebinde yılın son
çeyreğinde bir miktar toparlanma gözlenmeye başlandığını, ayrıca, zorunlu karşılıklarda
yapılan düzenlemelerin bankacılık sektöründe fonlama maliyetlerini olumlu yönde 
etkilediğini ifade etti.

Bali, “İş programımızı 2016 yılı için nasıl belirlediysek, öyle gittik. Yıl içerisindeki
bütün gelişmeler sırasında da tekraren bir revizyon ihtiyacı duymadığımızı ifade
ettik. Şu anda da dönemin gerektirdiği bazı hassasiyetleri özel bir konsantrasyonla
yöneterek yolumuza devam ediyoruz. Yıl sonunu, programımızda öngördüğümüz şekilde
tamamlayacağımızı tahmin ediyorum. 2017’de de bu yıl olduğu gibi yine dengeli büyümeyi
hedef alan bir tablomuz olacak.” diye konuştu.

Sektörde de, 2017 yılında kredi büyümesinde tüketim eğiliminin devamı ve yatırım
iştahındaki gelişmeler ile birlikte bankaların sermaye yeterlilik oranlarının seyrinin
belirleyici olacağını düşündüklerini ifade eden Bali, son dönemde ekonomik aktiviteyi
canlandırmak adına alınan bir dizi tedbirle 2017 yılında kredi büyümesinin, bu yılın
üzerinde seyretmesini öngördüklerini kaydetti.

‘Birçok yük yeniden gözden geçirilmeli’

Gelecek yıl ekonomik büyümenin bir miktar hızlanabileceğini ancak potansiyelinin
altında kalmaya devam edeceğini tahmin ettiklerini belirten Bali, “Mevcut riskler
dikkate alındığında mali disiplinden taviz verilmemesiyle kamu maliyesi tarafında
uzun bir zamandır sergilenen olumlu performansın önümüzdeki dönemde kamu harcamalarının
artırılması suretiyle ekonomik aktivitenin desteklenmesi açısından yeterli hareket
alanı sağlayacağını öngörüyoruz.” dedi.

Bankacılığın stratejik bir sektör olduğunu vurgulayan Bali, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Savunma kadar, haberleşme kadar, enerji kadar stratejiktir. O yönüyle de bankacılığın
kendi fonksiyonunu sağlıklı bir şekilde görmeye devam etmesi için tedbirler almalıyız.
Bu, bankacılığın karlılığının artırılmasından geçer, azaltılmasından değil. Sermaye
yeterlilik rasyolarını olumsuz etkileyen bize özgü farkların giderilmesi anlamındaki
çalışmaların kritik olduğunu, aracılık maliyetleri anlamında bizim üzerimizdeki 
birçok yükün yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, kriz şartlarında,
o günün koşullarında, bir anlamda kamu bütçesine gelir yaratabilmek için bankaların
da çok gelir elde ettiği düşüncesinden hareketle şube harçları konuldu. Bu, o günün
konjonktürel bir tedbiriydi fakat sonra kalıcı hale geldi. Daha da önemlisi, teşvikli
bölgeler var, teşvikli bölgelerde dahi hala harç ödemeye devam ediyorsunuz. Bu istihdamla
da çelişiyor, iş yaratma kapasitesiyle de çelişiyor. Onun için buralarda çok rafine
bir çalışma gerekiyor. Bir anonim şirketin kar edip etmemesi olgusunu konuşmuyoruz,
bankacılık gibi stratejik bir sektörün sağlığının ülkenin büyümesi, hedeflerine 
erişmesi, hanehalkının finansmanından firmalara, ihracata, ithalata kadar son derece
önemli yansımaları var.”

‘Fahiş vade farkları uygulanmamalı’

Adnan Bali, “Kredi faiz oranlarının düşürülmesi ve bankaların fon maliyetlerinin
azaltılması için ekonomi yönetiminden beklentileriniz nedir?” sorusu üzerine, hep
beraber, aynı yönde aynı hedefe odaklanmış olarak ve koordineli hareket etmek durumunda
olmaları gerektiğini söyledi.

Bali, şunları kaydetti:

“Kamu yalnız kalmamalı, reel sektör yalnız kalmamalı. Herkes yettiğince, yapabildiğince
müşteri ilişkileri, ödemeler, vadeler bunların hepsini iyi yönetmeli. Mesela aracılık
maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bugün bankacılık sektöründe
en basit hesaplarla 4-5 puandan 7-8 puana kadar çıkabilen bir aracılık maliyetinden
bahsediyoruz. Bu başka dönemlerde, başka makroekonomik gereklilikler nedeniyle sürdürülüyor
olabilirdi. Ama bunun bugün, bir miktar dönemin hassasiyetlerine göre belli kalemlerde
düzeltilmesinde yarar var. Zaten kamu da bu konuda belirli bir olumlu yaklaşımla
finans sektörünün fonksiyonlarını daha hissedilir hale getirecek çabalar içerisinde.
O zaman bize de bankacılık sektörü olarak şu düşüyor; örneğin aracılık maliyetlerinde
önemli daralmalar başladıysa, bunu bankacılık sistemi sadece kendi hanesine yazmamalı.
Dönüp müşterilerine, özellikle de bu dönemin kritik geçici problemlerine düşen müşterilerine
yansıtabilmeli. Aynı şey reel sektör için de geçerli. Bizim yaptığımız işleri etkileyecek
unsurları var reel sektörün… Örneğin belirli bir network içerisinde, bayi ağı, acenta,
tedarik zinciri içerisinde çalışan işletmelerimiz, büyük işletmelerimiz zorda olana
yardımcı olacak şekilde davranmalı. Bir yandan bankacılık sisteminin faizlerinden
şikayet ederken, diğer taraftan fahiş vade farkları uygulamamalısınız. Bu sistemin
doğrusu için reel sektör, kamu, finans, büyüklü küçüklü işletmelerimiz hep beraber
koordineli çalışmamız gerekiyor.”

‘Avrupa’daki belirsizlik etki edebilir’

İş Bankası Genel Müdürü Bali, ABD Merkez Bankası (Fed) başta olmak üzere, gelişmiş
ülke merkez bankaları kararlarının ve bunlara yönelik beklentilerin, küresel piyasaların
odağında yer alması ve etkisinin sürdürmesinin beklendiğini, ayrıca, İngiltere’nin
AB’den ayrılma kararı almasının (Brexit) ardından Avrupa’da güçlenen birlik karşıtı
eğilimler ile Orta Doğu’da artan jeopolitik risklerin de önem taşımaya devam edeceğini
söyledi.

Dünya ekonomisi üzerindeki risklerin politika yapıcılar tarafından başarılı bir 
şekilde yönetilmesinin gelecek dönemde sergilenecek ekonomik performans açısından
belirleyici olacağını dile getiren Bali, ana ihraç pazarı konumundaki Avrupa ülkelerinde
artan politik belirsizliklerin de bölgede ekonomik aktivite üzerinde baskı yaratarak
Türkiye açısından dış talebin yavaşlamasına neden olabileceğini kaydetti.

Avrupa ülkelerini yoğun bir seçim ve referandum takvimi beklediği düşünüldüğünde,
tüm bu gelişmelerin bankacılık sektörünün performansı üzerinde de belirleyici rol
oynayacağını ifade eden Bali, küresel ekonomiye ilişkin risklerin yanı sıra Türkiye’nin
kendine özgü dinamiklerinden kaynaklanan gelişmelerin de 2017 yılında etkili olmaya
devam edeceğini vurguladı. Bali, “Artan referandum ihtimalinin ve buna bağlı gelişmelerin
gelecek yılın özellikle ilk yarısında finansal piyasalar üzerinde etkili olabileceğini
öngörüyoruz.” dedi.

Dünya genelinde jeopolitik ve ekonomik risklerin artmasının beklendiği bir ortamda
Türkiye’de siyasi istikrarın sürdürülmesinin büyük önem taşıdığını kaydeden Bali,
ekonomik ilişkilerinin yoğunluğu dikkate alındığında, AB ülkeleri ile Türkiye arasındaki
siyasi gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceğinin de önemli olacağını vurguladı.

‘Yapısal reformaların hayata geçirilmesi önemli’

Adnan Bali, son dönemde kamu otoritelerince tüketim ve yatırım harcamalarını desteklemek
adına alınan tedbirlerin katkısıyla 2017 yılında ekonomik büyümenin bir miktar hızlanabileceğini
ancak potansiyelinin altında kalmaya devam edeceğini tahmin ettiklerini belirterek,
şöyle devam etti:

“Bununla birlikte orta vadede daha güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme performansının
sağlanabilmesi için bir an önce yapısal reformlara odaklanılması gerektiği kanaatindeyiz.
Bu çerçevede orta vadeli büyüme perspektifi açısından yapısal reformlara yurt içi
ve yurt dışı kaynaklı jeopolitik, siyasi ve ekonomik gerekçelerle 2017 yılında da
odaklanılamaması ihtimali, gelecek yıla ilişkin en önemli risklerden biri olarak
karşımıza çıkıyor. Ayrıca, bugüne kadar sistemik bir risk yaratmasa da özellikle
son dönemde TL’deki değer kaybının ivme kazanmasının bazı firmaların mali yapılarında
bozulmaya ve geri ödeme güçlüğü çekmelerine neden olabilmesi de 2017 yılına ilişkin
öne çıkan riskler arasında yer alıyor. Söz konusu risklerin bankacılık sektörünün
aktif kalitesinin korunması açısından da yakından takip edilmesi önem arz ediyor.”

Not indirimlerine karşın bankacılık sektörünün kaynak temin etme konusunda herhangi
bir sıkıntı yaşamadığını ancak bu durumun kaynak maliyetlerinde bir miktar yükselişe
neden olduğunu belirten Bali, “İçinde bulunduğumuz tablo, Türkiye ekonomisinin sağlam
bir zemine sahip olduğunu, güçlü bankacılık sektörünün ve kamu bütçesinin ekonomi
açısından önemli birer çıpa olduğunu bir kez daha teyit etmiştir.” dedi.

Bali, kaybedilen yatırım yapılabilir ülke notunun geri kazanılması için söz konusu
alanlardaki kazanımların korunmasının yanında mevcut belirsizliklerin azaltılması
ve yapısal reformların yeniden önceliklendirilerek hayata geçirilmesinin büyük önem
taşıdığını vurguladı.

‘2017’de kısmi bir toparlanma olması muhtemel’

Adnan Bali, ABD’de Donald Trump’ın başkanlığa seçilmesinin ardından Fed’in izleyeceği
para politikasına ilişkin belirsizliklerin arttığını, Avrupa ile Japonya’da ise 
gevşek para politikalarının kısa vadede sona ermesinin beklenmediğini ifade ederek,
Fed’in hamlelerinin öngörülenden daha hızlı olması halinde bu durumun uluslararası
finansal piyasalarda oynaklığın artmasına ve özellikle dış finansman ihtiyacı yüksek,
gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına yol açabileceğine dikkati çekti.

Böyle bir ortamda, gelişmekte olan ülke ekonomilerinde büyümenin aşağı yönlü baskı
altında kalmasının söz konusu olabileceğine işaret eden Bali, dünya genelinde para
politikalarının etkinliğinin ve sınırlarının sorgulandığı bir süreçte kamu harcamalarının
artış eğiliminde olacağı yönündeki beklentiler dikkate alındığında, 2017 yılında
dünya ekonomisinde kısmi bir toparlanma yaşanmasının muhtemel görüldüğünü ifade 
etti.

‘Avantajlarımızın da farkında olmamız lazım’

ABD’nin yanı sıra AB’de meydana gelebilecek siyasi gelişmelerin, halihazırda toparlanmamış
küresel ticaret hacmini baskılayabilecek ilave risk unsurları olarak karşılarına
çıktığını, bu durumun, iş dünyası açısından öngörülebilirliğin ve yatırım iştahının
azalmasına neden olduğunu belirten Bali, şunları kaydetti:

“Bununla birlikte Türkiye, hem büyüme açısından göreceli olarak bu ülkelerden çok
farklı bir noktada hem de disiplinli mali politikalar sayesinde ekonomiye ivme kazandırabilecek
hareket alanına sahip. Avantajlarımızın da farkında olmamız lazım. Ülke olarak bu
bakımdan bir karamsarlığa kapılmaya da gerek yok, yol açmaya da gerek yok. Aslında
belli başlı ekonomik göstergelerimize bakıldığında olumlu yönde ayrışma imkanımız
var iken, maalesef önümüze çıkan öngörülür, öngörülmez badireler nedeniyle bu olumlu
yöndeki ayrışmayı yaşayamıyoruz, yaşayamadık. Böyle bir yılda bile Türkiye’nin yüzde
3’e yakın büyüme gerçekleştireceği öngörülüyor. 2005 yılından bu yana bizim büyümemiz
7 milyon kişi ile birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla yeni iş kapasitesi yaratmıştır.
Büyümenin iş gücü, iş hacmi ve istihdam yaratacak şekilde oluşması da aslında son
dönemlerin kapsayıcı büyüme modelleri açısından da önemli ipuçları veriyor diye 
düşünüyorum. Mali disiplinden de ödün verilmeksizin gerçekleştirilmiş durumda bunlar…

Bankacılık sistemine baktığınızda sermaye yeterlilik oranlarının yüzde 15-16 gibi
seviyelerde olduğunu görüyorsunuz. Sorunlu kredilerde de oran, bankacılık sektörü
için yüzde 3’ün biraz üzerinde. En büyük kreditör özel banka olarak bizim bunun 
da bir puan kadar altında. Özetle, bugün tartışılan, karşı karşıya kaldığımız sorunların
yanında avantajlarımızın, farklarımızın da bilincinde olmamız gerekiyor.”
