# Ak Parti genel başkanını değiştirebilir

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/ak-parti-genel-baskanini-degistirebilir-9114h/
- Yayımlanma: 2015-12-31T13:00:00+02:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Zaman yazarı Mümtaz’er Türköne bugünkü yazısında, Başkanlık sistemi tartışmalarını
yazdı. Türköne, “Davutoğlu’nun başkanlık sistemi bahsinde Erdoğan ile kamuoyu önünde
giriştiği polemiklerin gerekçesi, bir başbakan olarak kendi hukukunu savunmak, kendi
yetkilerine sahip çıkmaktı. Erdoğan’a vekâleten başkanlık kampanyası yürüttüğüne
göre teslim bayrağını çekmiş olmalı. Böylece en önemli engel ortadan kalkmış oluyor.”
dedi.

Zaman yazarı Mümtaz’er Türköne’nin ‘Başkanlık hayâli artık gerçekleşiyor’ başlıklı
yazısı şöyle:

Bu hayâl, Davutoğlu’nun kendisi için değil, Erdoğan ile giriştiği onca açık polemikten
sonra, onun adına ve ona mahsus başkanlık sistemi önerisini muhalefet liderlerine
taşıyor.

Dün Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmenin can alıcı noktası bu öneri idi. 2015, Davutoğlu’nun“
başkanlık sistemi” treninin önüne lokomotif olarak yerleşmesiyle sona erdi. Sistem
tartışması belli ki aynı düzende 2016 yılına da damgasını vuracak.

Davutoğlu’nun başkanlık sistemi bahsinde Erdoğan ile kamuoyu önünde giriştiği polemiklerin
gerekçesi, bir başbakan olarak kendi hukukunu savunmak, kendi yetkilerine sahip 
çıkmaktı. Erdoğan’a vekâleten başkanlık kampanyası yürüttüğüne göre teslim bayrağını
çekmiş olmalı. Böylece en önemli engel ortadan kalkmış oluyor. Hangi engel? Başkanlık
sistemine geçildiği zaman Erdoğan, Olimpos’dan yeni yetkiler almayacak, devletin
egemenlik alanından başbakanın hissesine düşenleri devralacak. Başkanlık sistemi
tartışması, kişisel olarak Erdoğan’ın Davutoğlu’na ait olan yetkilere el koyması
anlamına geliyor. Davutoğlu bu duruma razı ise, bize söyleyecek söz kalır mı? Erdoğan
bizden bir şey istemiyor, istediklerinin tamamı Davutoğlu’nun elindekiler. Kim, 
niye engel olsun?

Erdoğan’ın elindeki silahlar belli ki Davutoğlu’nu teslim alacak kadar etkili. Hesap,
bildiğimiz halk desteği üzerinden güç hesabı. Bu güç Erdoğan’ın ellerinde temerküz
ediyor. Bu gücün kararı ile AK Parti bir olağanüstü kongre ile genel başkanını, 
dolayısıyla başbakanı değiştirebilir. Hatta PKK’nın Güneydoğu’dan “hendek savaşı”
ile verdiği dolaylı destek artarak devam ederse, 2016 yılının bahar aylarında yapılacak
bir erken genel seçimle, muhalefet desteğine ihtiyaç duymadan anayasayı değiştirecek
çoğunluk, yani başkanlık sistemine geçmek mümkün olabilir.

Yeldeğirmenleri ile savaşmanın anlamı yok. Davutoğlu’nun itirazı bir kenara, desteği
devreye girdiğine göre Türkiye başkanlık sistemine oldukça yakın durumda. Biraz 
meslekî hassasiyetle, biraz da tarihe vukufiyetle başkanlık sistemine hep karşı 
çıktım. 1876 yılından beri fasılasız süregelen parlamenter sistemi değiştirmenin
ağır maliyetleri üzerinde durdum. Ve hep tekrarladım: Başkanlık sistemi de parlamenter
sistem gibi demokratik bir sistem, tercihinizin tecrübî akla dayanması lâzım. Bugün
sistem üzerindeki yükleri nazara alarak fikrimi değiştiriyorum. Başkanlık sistemine
geçmek daha iyi bir fikir olabilir. Sistem arızaları bu köklü değişimle ortadan 
kalkabilir. Anayasa ve fiilî durum ikiliği sona erebilir. Davutoğlu’nun bile kendi
hukukunu savunamadığı şartlarda, biz neden onun adına yetki-mesuliyet tartışmasına
girelim?

Sistem üzerinde başkanlık-parlamenter sistem ayırımına dayalı bir yükün belki bin
katını, her ikisini de aşan bir problem yüzünden, “kuvvetler ayrılığı” prensibine
uyulmamasından dolayı çekiyoruz. Yargı bağımsız değilse, hukuk devletinin asgari
şartlarını oluşturan hakimlik teminatı ve doğal hakim prensibi işlemiyorsa, başkanlık-
parlamenter sistem çukurundan daha derin bir uçurumda can çekişiyoruz demektir. 
17/25 Aralık soruşturmalarını durdurmak ve yargı denetiminden kaçmak için iktidar,
yasama gücünü kullanıp yargıyı merkezî devlet teşkilatının basit bir icra birimine
dönüştürdü. Sadece HSYK Kanunu ve Sulh Ceza Hakimliği Kanunu, yargının bağımsızlığını
bütünüyle kaldırmaya yetti. Hakimlerin-savcıların verdikleri kararlardan dolayı 
hapsi boyladığı, “tutukluluk” denilen tedbirin muhalefeti sindirmek için bir cezalandırma
aracına dönüştüğü ve bağımsız yargıdan kimsenin söz edemediği bir ülkede parlamenter
sistem yerine başkanlık sistemi olsa kaç yazar? Sistem tartışmasının kuvvetler ayrılığını
yeniden tesis etmek için bir fırsata dönüşmesi ihtimali varsa, başkanlık sistemini
gündeme almanın hiçbir sakıncası olmamalı. Hem bize ne? Davutoğlu’nun cebindeki 
Erdoğan’ın cüzdanına girmiş olacak?

Dünkü Kılıçdaroğlu-Davutoğlu görüşmesi, başkanlık sistemi konusunda muhalefet katkısının
tüketilmesinin ilk merhalesiydi. Bu sefer Anayasa’nın ilk dört maddesi, vatandaşlık
vs. gibi uzlaşılamaz maddeler yok. Anayasa değişikliğine gerek hissettirmeyen iki
sorun HSYK ve Sulh Ceza Hakimliği kanun yoluyla düzeltilirse, birlikte yapılacak
anayasanın en temel sorunu kuvvetler ayrılığını anayasada sağlam esaslara bağlamak
olacak.

Hem kuvvetler ayrılığı yoksa anayasadan zaten söz edemeyiz. Başkanlık mı? O zaman
her şey mümkün.

 

 
