# Albayrak, Babacan’ı mı kastetti

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/albayrak-babacani-mi-kastetti-8002h/
- Yayımlanma: 2015-09-22T15:01:00+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı AKP İstanbul Milletvekili ve MKYK üyesi Berat
Albayrak, dün (21 Eylül 2015) Sabah’ta kaleme aldığı yazısında “Piyasadaki arkadaşlar
şunu da gayet iyi biliyor ki çıpa herhangi bir şahıs değil, bugüne kadar yaşanan
tüm zor dönemlerde dahi mali disiplinden ödün vermeden aldığı cesur kararlarla ülkeyi
bu noktaya getiren sağlam irade oldu. Ama bu çıpa illa bir kişiyse onun da kim olduğunu
sokaktaki vatandaştan bile daha iyi bilmekteler” dedi.

Cumhuriyet yazarı Murat Sabuncu, Albayrak’ın “çıpa” ifadesi ile 1 Kasım için tekrar
AKP’den aday olan Ali Babacan’a gönderme yaptığını öne sürdü. Sabuncu, Albayrak’ın
yazısının devamındaki “tüm kadrolar şahıslara takılmadan ekonomiyi daha ileriye 
taşıyacaktır” cümlesinde yer alan “şahıslara takılmadan” vurgusu ile yine Babacan’ı
işaret ettiğini ileri sürdü.

Sabuncu’nun Cumhuriyet’te “Milli kavga” başlığıyla yayımlanan (22 Eylül 2015) yazısı
şöyle:

9 gün sonra aynı salondayım. Ankara Arena’da. Kongresinden sonra aday tanıtım toplantısını
da izliyorum AKP’nin. Salonun dışı boş bu kez… Çadır duruyor ama altında sadece 
polisler oturuyor. İçeride tribünler dolu. Vekil adayları, kendi illerinden getirdikleri
partililerin kendi isimleriyle başlayan sloganlarına el sallayarak karşılık veriyor.
Bir bütünden çok, bölünmüş parçaların birbirinden kopuk sloganları diye okuyabiliriz.
Birkaç başarısız provadan sonra tek birlik; üç farklı tribünün sırayla söyleyeceği“
Başbakan- Ahmet-Davutoğlu” kısmında yakalanıyor. Gazetecilerin olduğu kapıdan girerken
iktidara yakın bir meslektaşla selamlaşıyoruz. Birbirimize yakın yerlerde oturuyoruz.
Salonu bir süre izleyip “Sönük ortam, anketler de 7 Haziran sonuçlarının tutturulması
zor” diyor. “Tabii başka bir şey olmazsa” diyor.

‘Yerli milletvekili’ nedir?

“Başka bir şey”… Herkesin aklında bu olasılık. Geçen seçimlerde de ve tabii özellikle
AKP’nin-Erdoğan’ın gücünün “var olma ya da dağılma” arasında gidip geleceği 1 Kasım
seçimlerinde. “Şeyleri” şimdilik bir tarafa bırakıp olgulara ve salona geri dönelim.
Bu kez gazetecilerin olduğu yere değişik il ve ilçelerden gelenleri de alıyorlar.
Aslında iyi de oluyor, sohbet imkânı doğuyor. Konuştuklarımdan bir grup Doğu illerinden
gelmiş. Biraz sohbetten sonra konu Erdoğan ile Davutoğlu’nun beraber katıldığı pazar
günkü mitingde ortaya çıkan yeni “ucubeye” geliyor: Yerli ve milli milletvekili 
işine. Aslında hedef belli ama onlar bana ne anladığımı soruyor, ben de onlara net
fikrimi söylüyorum: Kürtleri ötekileştirmenin-dışlamanın yeni formülü. Bu kez ben
onlara soruyorum. “Peki bu milli kafayla Galip Ensarioğlu Diyarbakır’da, Beşir Atalay
Van’da, Cevdet Yılmaz Bingöl’de, Mehmet Şimşek Gaziantep’te nasıl oy isteyecek?..
Ya da büyükşehirlerdeki Kürt oyları geri kazanılsın diye mesela İstanbul’a kaydırılan
Diyarbakırlı Mehdi Eker yeniden ‘millileşme’ sürecini nasıl açıklayacak?…” Susuyorlar,
biri çay almaya gidiyor hepimize, bir daha konuşmuyoruz.

Az sonra salona Başbakan Ahmet Davutoğlu ve eşi geliyor. Katılanlara karanfil atılıyor,
ardından partinin yeni şarkısı “Haydi Bismillah” çalınıyor. Teşkilat ve Seçim İşlerinden
Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın ardından Davutoğlu kürsüye çıkıyor.
Şunu çok net söyleyeyim; konuşması en az 5. Kongre’deki kadar heyecansız ve en az
o günkü kadar “yarına değil düne vurgu yapan” tarzda. O heyecan duymayınca salon
da konuşmaya kendini çok kaptırmıyor. Benim not aldığım birkaç cümleden birkaç kritik
not çıkıyor.

Davutoğlu diyor ki: “AKParti meydana çıktı mı bir tek bir fire vermez.”

O öyle diyor ama Cumhurbaşkanı’nın damadı Berat Albayrak öyle demiyor. Partinin 
hem milletvekili hem MKYK üyesi Albayrak, dün Sabah gazetesindeki köşesinde, son
anda ikna edilerek listeye sokulan ve Reuters’in haberine göre “piyasalarda sevinçle
karşılanan” Ali Babacan’a ismini vermeden “savaş” açıyor:

“Piyasadaki arkadaşlar şunu da gayet iyi biliyor ki çıpa herhangi bir şahıs değil,
bugüne kadar yaşanan tüm zor dönemlerde dahi mali disiplinden ödün vermeden aldığı
cesur kararlarla ülkeyi bu noktaya getiren sağlam irade oldu. Ama bu çıpa illa bir
kişiyse onun da kim olduğunu sokaktaki vatandaştan bile daha iyi bilmekteler.”

“Çıpa Babacan değil Erdoğan” diyor Albayrak açık ve net. Ardından ekliyor daha da
netleşsin diye:

“35 yaşındaki bir gence güvenip krizdeki Türkiye ekonomisi emanet edildi ve bu güçlü
siyasi liderliğin yadsınamaz desteğiyle tarihi ekonomik başarılar elde edildi.”

Albayrak “gelecekte sadece o yok ben de varım” diye bitiriyor yazısını:

“Bu iktidar seçimden sonraki dönemde de Türkiye’yi yeniden yönetme görevini üstlenirse,
eskisiyle yenisiyle velhasıl tüm kadrolarıyla evvelinden kararlı ve motive bir şekilde
ülke ekonomisini daha ileriye taşıyacağından kimsenin şüphesi olmasın. Tabii ki 
yine şahıslara takılmadan…”

Dün hem piyasalar hem Babacan’ın yakın çevresi sabah erken saatlerde bu yazıyı okumuştu.“
Moralleri bozulmadı” diyemem ama daha fazla bir bilgiye ulaşamadım. Kimse konuşmak
istemedi. Ama şunu söyleyebilirim: Erdoğan’ın desteklediği damadı Albayrak ile Yiğit
Bulut’un milli ekonomicileri ile Abdullah Gül’e yakın ve Davutoğlu’nun desteklediği
Babacan – Şimşek ekibinin kavgası giderek büyüyecek gibi gözüküyor. Üstelik bu kavgada“
şahıslara takılmamak da mümkün değil”.

Bir yanda “milli vekil” diğer yanda “milli ekonomi”, AKP oyu nerelerden aradığını
açıkça ortaya koyuyor.

Berat Albayrak’ın Sabah’ta “Piyasalar! Endişeye mahal yok” başlığıyla yayımlanan(
21 Eylül 2015) yazısı şöyle:

Geçtiğimiz pazartesiden beri piyasalarda ülkenin ekonomik manada çıpasını kaybetme
riskine dair çeşitli yorumlar yapılmaya başlandı. Yok efendim ülkedeki son çıpa 
olan mali disiplin de tehdit altındaymış. Onun da artık kaybedilme ihtimali varmış.
Dolayısıyla Türkiye ekonomisi sıkıntılı bir döneme giriyormuş.
Buna bir de o şahıs
böyle söyledi, şu siyasi böyle dedi, bu küskün kişi şöyle dedi diyerek sözümona 
algı oluşturmaya çalıştılar. Bugün ülkede yaşanan süreçleri bir kısım medyanın farklı
şekilde göstermeye çalışması gibi, ekonomide de benzer bir versiyonu izliyoruz aslında.
Şimdi seçim aday listelerinin açıklanmasından sonra ise tam tersi yorumlar söylenir
oldu. Ekonomide taşlar yerine oturdu, oturacak. Her şey çok güzel olacak, vs vs…
Piyasa böyledir işte. Onun için istediğini aldığı müddetçe her şey iyi, aksi durumda
da kötüdür hep. Ama yıllardır hoşuna gitmese de artık bilmesi gereken bir şey var
ki, bu iktidar kendi döneminde elinden geldiğince ülke ekonomisi için en doğru olanı
yaptı. Şahıslardan öte hep prensipleri çizgisinde kararlar aldı, ülkeyi yönetti.
Piyasadaki arkadaşlar şunu da gayet iyi biliyor ki bu çıpa herhangi bir şahıs değil,
bugüne kadar yaşanan tüm zor dönemlerde dahi mali disiplinden ödün vermeden aldığı
cesur kararlarla ülkeyi bu noktaya getiren sağlam irade oldu. Ama bu çıpa illa bir
kişiyse onun da kim olduğunu sokaktaki vatandaştan bile daha iyi bilmekteler.Piyasa
her zaman doğruyu değil, yaptırmak istediğini söyler. Ama siz doğru olanı ve inandığınızı
yapmak zorundasınız. Nitekim yine o bazı piyasa oyuncuları tarafından yapılan saygısız
yakıştırmalara rağmen, 35 yaşındaki bir gence güvenip krizdeki Türkiye ekonomisi
emanet edildi ve bu güçlü siyasi liderliğin yadsınamaz desteğiyle tarihi ekonomik
başarılar yakalandı. Bunu da yine en iyi onlar biliyor. O zaman biz de doğrusunu
bilelim.Ezcümle piyasadaki kimse endişeye kapılmasın, merak etmesin. Tabii ki yapısal
reformlardan İstanbul Finans Merkezi projesine, reel sektörün önünü açacak birçok
hamleden sermaye piyasalarının daha da derinleşmesine kadar birçok konu rafta hayata
geçmeyi bekliyor. Ama bu iktidar seçimden sonraki dönemde de Türkiye’yi yeniden 
yönetme görevini üstlenirse, eskisiyle yenisiyle velhasıl tüm kadrolarıyla evvelinden
kararlı ve motive bir şekilde ülke ekonomisini daha ileriye taşıyacağından kimsenin
şüphesi olmasın. Tabii ki yine şahıslara takılmadan…Not: Türkiye’de önemli şeyler
oluyor. Özellikle bir yıldır. Son bir yılda yaşananlar birçok kişiye birçok şey 
öğretti. Ama bunlardan kimlerin yeterli düzeyde ders çıkarıp çıkarmadığını ise yakında
öğreneceğiz. İbretle izliyoruz. Eğer bir yıldır yapılan siyasi ve ekonomik hatalardan
hâlâ birileri ısrarla ders almamaya devam ediyorsa, bunu da tarih elbette not edecektir.
Sonrası… Allah kerim! 

 
