# Alman şirketlerinde Türkiye endişesi

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/alman-sirketlerinde-turkiye-endisesi-14129h/
- Yayımlanma: 2016-08-14T20:49:37+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Almanya’nın önemli yayın organlarından Der Spiegel dergisinin hafta sonu çıkan son
sayısında yer alan “Türk Hasta” adını taşıyan ekonomi yazısında, Türkiye’de faaliyet
gösteren Alman şirketlerin durumu mercek altına alınmış. Yazıda, Türkiye’ye büyük
ümitlerle yatırım yapan Alman şirketlerin başarısız darbe girişiminden sonra konjonktürdeki
patlamanın sona ereceği endişesini taşıdığı belirtilerek özelikle turizm, enerji
ya da tekstil sektöründeki düşüşün Almanya’yı da etkilediği vurgulanıyor:

“Krizin etkileri Almanya’da da hissedilecek. Türkiye, Alman ihracatı için örneğin
Rusya ve Japonya’dan daha önemli bir konuma sahip. Geçen yıl Alman şirketler 22 
milyar euro değerinde ürünü Türkiye’ye ihraç etti. Doğrudan yatırımların toplamı
9 milyar euroyu geçiyor. Türkiye’de 6 binden fazla Alman şirketi faaliyet gösteriyor.
Türkiye’de üretim yapan şirketler için siyasi ve hukuki belirsizlik sorun yaratıyor.
Son yıllarda özellikle tekstil ve hazır giyim sektöründe Alman şirketler büyük yatırım
yaptı. Türkiye Almanya için bu alanda Çin ve Bangladeş’ten sonra üçüncü büyük tedarikçi
ülke konumunda. Bu da, Türkiye’de olası bir istikrarsızlaşma durumunda AB’nin ülkeye
ve Erdoğan’a muhtemel yaptırımlar uygulaması halinde, birçok Alman giyim şirketinin
ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceği anlamına geliyor. Türkiye’deki olumsuz
gelişmelerden birçok Alman şirketi de olumsuz etkilenecek. Konjonktürel gerilemeden
fayda sağlayabilecekler azınlıkta ama yine de mevcut. Örneğin Alman Lufthansa. Şirket
Zürih, Viyana, Münih’ten Türkiye seferlerini kaldırıp küçük uçaklara geçse de gelir
kaybının altından kalkamayacak gibi görünmüyor. Zira aynı zamanda sıkı rakibi de
zayıflamış olacak. Lufthansa için tehlikeli bir rakip olan Türk Hava Yolları da 
turizm sektöründeki gerilemeden olumsuz etkilendi. Bu yılki 70 milyon yolcu hedefine
şirket yönetimince bile şüpheyle bakılır oldu.”

Alman basınının hafta sonu yorumlarında ağırlık bulan bir diğer konuysa Federal 
İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere’in yurtiçinde terörle mücadelenin daha etkin 
yürütülmesi amacıyla hazırlanan yeni güvenlik önlem paketi ve öncesinde alevlenen
burkanın yasaklanmasıyla ilgili tartışmalar.Süddeutsche Zeitung’un bu konudaki yorumu
şöyle:

“Peçeli çarşaf, dini bir sembol mü, bunu ortaya koymak lazım. Hayır, bunun böyle
olmadığını düşünenlere İslamcıların sinir olduğu kesin. Klasik başörtüsü İslam’ın
temel taşlarından biri olabilir ama peçeli çarşaf siyasi bir ifade biçimi. Çağdaş
bir İslam anlayışının ve Alman toplum modelinin aynı parça kumaşla reddedilişidir.
Başörtüsüyle karşılaştırıldığında kadını sadece bir çift göze, rahime ve tabi kılmaya
indirgiyor. Nikaplı bir kadın kendi isteğiyle örtünüyor da olsa asla bir erkekle
eşit konumda olamaz. Bir kadın erkekle eşit olabilir mi? Evet kesinlikle. O yüzden
nikap ve burkaya hayır! Bunlar en iyi ihtimalle Taliban Afganistan’a uyar ve Federal
Anayasa Mahkemesi de Kandahar’daki kadılara danışarak bu kararı vermeyecektir.”

Dresden kentinde yayımlanan Sächsische Zeitung ise burka ve nikap giyip giymeme 
kararının kadınların kendisine bırakılmasından yana:

“Burkanın yasaklanmasıyla ilgili tartışmalar sembolik değer taşıyor. Bunun arkasında,
göçmenlerin bizim değerlerimize uyması ve kabullenmesi düşüncesi yatıyor. Bunun 
dışında peçeli çarşaf giyen kadınlar bazı korkuların gün yüzüne çıkarıyor: Bu bir
radikal İslamcılık emaresi değil mi? Olabilir. Olmayabilir de. Tıpkı, kadının bunun
için baskı altında tutuluyor ya da kendi isteğiyle bu şekilde giyiniyor oluşu gibi.
Biz kimiz ki, kimin baskı altında tutulup tutulmadığına karar vereceğiz? Liberal
bir toplumda başkalarının özgürlüklerine saygı duyulur. Semboller konusunu didiklemek
yerine sorunların çözümüne odaklanmalıyız. Korkularımızı meraka çevirmeliyiz. Peçeli
çarşaf giyen bir kadına bunu neden yaptığını hiç sordunuz mu?”

Ulm’da yayımlanan Südwest Presse gazetesinin yeni iç güvenlik paketiyle ilgili yorumunda
da şu satırlar dikkat çekiyor:

“Yabancılaşma korkusunu ideolojik bir tutum olarak görüp içselleştiren bir hareketin
başlangıcını Fransa’da gördük. Bu uzun bir süre devlet sıralarında ‘sadece internette
dolaşan, ciddiye alınmayı gerektirmeyecek bir takım söylemler’ olarak addediliyordu.
Anlamı: Bu konuyla şimdilik ilgilenmiyoruz. Ancak durum artık değişti. Devletin 
bunun için bazı gösteri ve şiddet eylemlerini beklemeyip şimdiden bu konuda harekete
geçiyor olması doğru. Güncellenmiş bir ulusal güvenlik paketi gerekliliğini atlamamalı.”(
Deutsche Welle Türkçe)
