# Anayasa Mahkemesi Bank Asya kararını açıkladı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/anayasa-mahkemesi-bank-asya-kararini-acikladi-47203h/
- Yayımlanma: 2019-09-10T11:40:52+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Anayasa Mahkemesi, Asya Katılım Bankası’nın(Bank Asya) Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu’na (TMSF) devredilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edilmesi ile ilgili
davada Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal 
edilmediğine karar verdi.
    Anayasa Mahkemesinden yapılan açıklamada Başvurucunun,
hissedarı olduğu, Asya Katılım Bankası A.Ş.’nin (Banka) Bankacılık Düzenleme ve 
Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesi
kararına karşı İdare Mahkemesinde iptal davası açtığını, Mahkeme’nin davayı reddettiğini
hatırlattı. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Danıştay tarafından onandı.

Anayasa Mahkemesi konu ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması ve tasarruf sahiplerinin hak
ve menfaatlerinin korunması amacıyla bankaların etkin bir biçimde denetlenmesi büyük
bir önem taşımaktadır. Kamu makamlarınca yapılan bu denetimler sonucunda özellikle
mali durumu bozulan veya bankacılık kurallarına aykırı iş ve işlemleri saptanan 

bankalar hakkında bazı tedbir ve yaptırımlar uygulanması takdir yetkisi kapsamında
kabul edilmelidir.

Somut olayda, Banka yönetimi ve kontrolü TMSF’ye devredilerek faaliyet izni kaldırılmış
ve sonrasında iflası istenmiştir. Müdahalenin kamu yararı amacını gerçekleştirme
yönünden elverişli olduğundan kuşku bulunmamaktadır.

Bankanın TMSF’ye devrine ilişkin süreçte BDDK tarafından Banka nezdinde muhtelif
tarihlerde incelemeler yapılmıştır. Bu incelemeler neticesinde eksikliklerin giderilmesine
ve likitide durumunun iyileştirilmesine ilişkin önlemlerin alınması konusunda Bankaya
yine muhtelif tarihlerde bildirimlerde bulunulmuştur. Bu kapsamda BDDK 
tarafından
alınabilecek önlemlere ilişkin bir rapor da düzenlenmiştir.

Banka hakkında doğrudan kontrolünün ve yönetiminin devri gibi bir tedbir uygulanması
yoluna gidilmediği, ilgili kanunda yer alan çeşitli süreçler izlenip bazı tedbirler
uygulandıktan sonra bu kararın alındığı görülmüştür.

Başvurucu ise özellikle Bankanın ortaklık yapısı ve mali durumu yönünden BDDK tarafından
yapılan bildirimler çerçevesinde hangi tedbirlerin alındığını belirtmemiş ve alındıysa
bu tedbirlerin yeterli kabul edilmesini gerektirir herhangi bir bilgi veya belge
sunmamıştır. Başvurucu ayrıca bu süreçte Bankanın ortaklık yapısındaki 
belirsizliğin
giderildiğini veya mali durumunda iyileşme sağlandığını bireysel başvuru kapsamında
dile getirmemiştir. Nitekim derece mahkemelerinin de BDDK’nın bildirimlerinin gereğinin
yerine getirilmediği yönündeki tespitlerinden ayrılmayı gerektirir bir durumun olmadığını
tespit ederek sonuca ulaştıkları görülmektedir. Başvurucu müdahalenin gerekli olmadığını
ortaya koyamamıştır.

Öte yandan, Bankanın öncelikle satışı gerçekleştirilmek istenmiş ancak alıcı çıkmaması
üzerine satış süreci sona erdirilerek mali durumu düzelmeyen Bankanın faaliyet izni
kaldırılmıştır. Faaliyet izni kaldırdıktan sonra ise Bankanın iflası istenmiş ve
Mahkemece iflas kararı verilmiştir. 

Bankaya el konmasına sebep olan neden sadece bildirilen eksikliklerin giderilmemesi
değil esas olarak Bankanın 5411 sayılı Kanun’un ”Kısıtlayıcı önlemler” kenar başlıklı
70. maddesi kapsamına alınmasına karar verilmesinden sonra da mali yapısının bozulmaya
devam etmesidir. BDDK, Bankanın faaliyetine devamının mevduat ve katılım 
fonu sahiplerinin
hakları ve mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arz etmesi halinin
ortaya çıkmış olduğu sonucuna vararak Bankanın Fona devrine karar vermiştir.

Derece mahkemelerince belirtilen gerekçeler dikkate alındığında söz konusu kararların
keyfî veya öngörülemez nitelikte olmadıkları anlaşılmaktadır.

Başvurucunun bütün bu idari işlemlere karşı ilgili yargısal süreçlerde delil ve 
savlarını bildirerek etkin bir biçimde itiraz edebilme imkânı bulamadığına dair 
açık bir şikâyeti söz konusu değildir.

Son olarak başvurucuya yüklenen külfeti hafifletebilecek mekanizmaların mevcut olup
olmadığı irdelenmiştir. Banka hakkında iflas kararı verilmiş olup birinci sıra cetveli
oluşturularak ilan edilmiştir. Bu bağlamda genel hükümlere göre alacaklı sıfatıyla
sıra cetvelinde yer almak için talepte bulunması yönünde kanuni veya fiilî bir engel
olduğu başvurucu tarafından ortaya konulamamıştır. Buna göre başvurucunun tasfiye
bakiyesi yönünden talepte bulunabileceği de anlaşılmaktadır.  

Gerekli tedbirleri alması için bildirimde bulunulmasına rağmen Bankanın mali durumundaki
bozulmanın devam etmesi, bunun da mevduat ve katılım fonu sahiplerinin hakları ve
mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arz etmesi, Banka’nın TMSF’ye
devredilerek tasfiyesi suretiyle başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale 
ile 
elde edilmek istenen kamu yararı karşılaştırıldığında gözetilmesi gereken adil
dengenin bozulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına
alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.” 
