# Arınç’tan Erdoğan’a zehir zemberek sözler

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/arinctan-erdogana-zehir-zemberek-sozler-75851h/
- Yayımlanma: 2021-11-29T09:32:19+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la fikir ayrılığına düşen ve yaptığı açıklamalarla
dikkatleri üzerine çeken Bülent Arınç’tan çarpıcı sözler: Ona karşı hiçbir zaman
rakip olmayacağım diye bir içtihatta bulundum. Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar
zaman zaman değişebilir

2002-2007 yılları arasında AK Parti iktidarının ilk TBMM Başkanı olan, 2009-2015
arası da Başbakan Yardımcılığı ve Hükümet Sözcülüğü yapan, ardından aktif siyasetten
çekilen Bülent Arınç, BBC Türkçe’den Ece Göksedef’in sorularını yanıtladı.

_**2000’li yılların başına kadar, yaklaşık 30 yıl Necmettin Erbakan çoğunlukla muhalefetteydi,
yasaklar oldu. Buna rağmen bu hareketten, bugün hâlâ etkili olan güçlü bir kadro
çıktı. AK Parti 20 yıllık iktidarında böyle bir kadro üretebildi mi?**_

Bizim siyasete başlamamız, gelişmemiz, güçlenmemiz, belli bir üslup kazanmamız Erbakan
Hoca’nın sayesinde olmuştur. Onun için bugün Abdullah Bey’i cumhurbaşkanı yapan,
Bülent Bey’i meclis başkanı yapan Sayın Erdoğan’dır derlerse, bunların hepsi bir
kenara, bizim hepimizi Erbakan Hoca yetiştirdi. Bizi milletvekili yapan da belediye
başkanı yapan da odur.

Bu kadrolaşma bugün sermayeden yiyor. 20 yıldan bu yana kaliteli, güzel insanlar
da yetişmiştir ama bugün bunların büyük kısmı yönetimde veya hükümet etmede sorumlu
mevkide değildir.

_**Daha önce “2001’de partimizin başında Sayın Erdoğan olmasaydı kazanamazdık ama
o da biz olmasaydık bu kadar güçlü olmazdı, eksik kalırdı” demiştiniz.**_

Çok doğru.

_**Bugün Sayın Erdoğan’ın eksik kaldığını düşünüyor musunuz?**_

O kendi tercihidir. Çevresini o tercih ediyor, birlikte çalıştığı insanlara o karar
veriyor. O insanların iyi, başarılı veya kalitesiz olup olmadıklarını ona sormak
lazım. Ben onlar hakkında herhangi bir menfî, olumsuz beyanda bulunamam, saygısızlık
olur. Ama bunu dert edinen insanlar için söylüyorum, kimse zorla birilerini Sayın
Cumhurbaşkanımızın yanına getirmedi. Ailesinden başlayarak suya atılan taşın dalga
dalga yayılması gibi, bu çevrenin tamamı Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat kendi arzusuyla
olmuştur.

2002’de Sayın Erdoğan siyasi yasaklıydı. Bize “Siz iktidara gelseniz başbakanınız
kim olacak?” diye soruyorlardı. O zaman dedim ki “Bizim gücümüz buradan geliyor,
ben size 10 tane başbakan adayı ismi sayacağım. Abdullah Gül, Bülent Arınç, Cemil
Çiçek, Abdüllatif Şener…” 10 isim saydım.

Eşitler arasında birinci Tayyip Bey olmalıydı çünkü çok muhteşem bir belediye başkanlığı
yaptı. Cezaevinden çıkınca halk kahramanı haline geldi. Ama o olmadan biz seçime
girdik. Demek ki o olmasa bile AK Parti muhteşem bir parti olarak geliyordu.

_**Sizin birçok sözünüz siyasi literatüre girdi. ‘Özgül ağırlık’ da bunlardan biri.
Erbakan’ın, Demirel’in, Ecevit’in zamanında partilerinde özgül ağırlığı olan çok
sayıda isim vardı. Ama son dönemde AK Parti’de bu sayı bir hayli azaldı. Bunun sebebi
nedir?**_

Bunun sebebi de kendi tercihleridir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu sistemi
savunanlardan birinin ifadesiyle -ki bunun Mehmet Uçum’a ait olduğunu söylüyorlar-
bugünkü sistem tek kişilik bir hükümet sistemidir. Onun ifadesi olarak söylüyorum,
gerçek de budur.

Bu sistem şu anda tıkır tıkır işlemiyor. Sistemin tümü için demiyorum ama uygulamada
bir takım sıkıntılar ortaya çıktı. Sanıyorum Sayın Cumhurbaşkanı da bunun farkında.

İkincisi Ahmet Davutoğlu’ndan sonra çok konuşulan bir mesele, düşük profilli başbakan…
Bu bizim yapımıza uygun değil. Düşük profil deyince, her şey iyisiyle doğrusuyla
bir numaraya yönelince, özgül ağırlığı olan kişi kalmadı. Kala kala bir ben kaldım,
onun da ne kadar azaltıldığını görüyoruz.

_**Sizin danışmanlarınızın Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduklarına dair haberler
çıktı. Bu özel bir tercih miydi?**_

Türkiye’de bu olayı şöyle yorumlamak lazım. Gülen’in çok tasvip edenleri, çok hayranları
olmuştur. Ama hiçbirimiz onların bir gün bir darbe girişimine katılabileceğini bilmiyorduk.

_**Belki ilk kez sizde söylemiş olacağım. Ben son dönemde Terörle Mücadele Yüksek
Kurulu Başkanı’ydım, Milli Güvenlik Kurulu’yla (MGK) hükümet arasındaki ilişkilerden
sorumluydum. 2016’nın başına kadar defalarca MGK toplantılarına girdim. Hiçbirisinde‘
FETÖ terör örgütü’ ismiyle bir tehlikeden bahsedilmedi. MGK’nın gündemine girmeyen
bir konuyu sokaktaki vatandaşın bilmesi nasıl mümkün olacak?**_

Benim danışmanlarımın da birkaç tanesi yargılandı, bir tanesi mahkumiyet yedi.

_**Örgütün ne boyutta olduğunu bilmiyordunuz ama bu danışmanınızın örgütle iltisaklı
olduğunu biliyor muydunuz?**_

Hiçbir şekilde bilmiyordum. Eğer birileri memnun olacaksa yemin edeyim, vallahi 
de billahi de tallahi de böyle bir örgütle ilişki içinde olduklarına dair bir emare
görmedim.

_**MGK gündemine gelmedi diyorsunuz ama Gülen yapılanmasına mensup bazı kişilerin
TSK’ya girmiş olduklarını ve buna dair raporların yazıldığını ama bir adım atılmadığını
biliyoruz. Sayın Davutoğlu da söyledi bunları, o dönem başbakandı. Siz farklı bir
şekilde geldiğini mi söylüyorsunuz?**_

Sizin bahsettiğiniz karar 2004’te irticayla mücadele adıyla alınmış bir karardı.
O zaman Meclis Başkanı’ydım, meclis başkanları MGK’ya katılmaz. Yüksek Askeri Şura(
YAŞ) kararlarıyla bunları ihraç ediyorlardı. Suçlar da namaz kıldığı tespit edildi,
eşinin başında örtü var, gümüş yüzük takıyor diye suçlardı… Biz bunlara 20 sene 
evvelinden beri karşıydık. YAŞ kararlarıyla ihraç edilmiş insanların 2010 referandumuyla
iade-i itibarını sağladık.

Benim bahsettiğim 17-25 Aralık 2013 sonrası gelen raporlar.

O raporlarda hiçbir şey yok. Şu var sadece, madem iddiamı ortaya koydum… 17-25 Aralık’ın
biraz öncesinden sonrasına kadar bu yapıya isim vermek için toplandık. Koyduğumuz
isim Paralel Devlet Yapılanması’ydı. Arkadan ‘legal görünümlü illegal yapılanma’
ismini taktık, bunda da FETÖ ismi yok. Bir vakıf, dernek olarak, cemaat olarak kurulmuşlar
ama bir illegal yapıya dönüşmüşler.

_**Daha önce ‘dindar insanların Gülen yapılanmasına hüsnüzan etmeleri normal’ demiştiniz,‘
karanlık yüzlerini göremedik onların’ dediniz. Şimdi de benzer şeyler söylüyorsunuz.
Fakat bugün de farklı İslamî eğilimleri olan vakıflar, tarikatlar, cemaatler var
ve bunların bazılarının devlet içinde bazı kurumlara girdiğine, hatta bazı bakanlıklarda
güçlendiklerine dair haberler var. Bu böyle devam ederse yine aynı tehlikeyle karşı
karşıya kalmaz mı Türkiye?**_

Olabilir, kalabilir. Bu tehlike her zaman vardır. Çünkü cemaatler sosyolojik varlıklardır.
Cemaatler dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Diyanet İşleri Başkanlığı
olsun, hükümet olsun, bunların cemaat vasfını kaybedip kaybetmediklerine bir denetim
mekanizması getirilmesi lazım. Başıboş bırakıldıkları zaman onlar da FETÖ örgütü
gibi kadrolaşabilir, kendi insanlarını en yüksek noktalara getirebilir.

Ama cemaatler, tarikatlar eskiden de vardı. Rusya’da İslam’ın ayakta kalmasının,
Balkanlarda Müslümanların sayıca hâlâ güçlü olmasının temelinde bu yapılanmalar 
vardır.

Türkiye’de de böyledir, siyasetçiler bunu çok iyi bilirler. Bunları ziyaretlere 
giderler, bunların duasını alırlar. Bunlarla ilişki kurarlar, oy desteğine ihtiyaçları
olduklarını düşünürler. Hiçbir siyasetçi bunun dışında değildir, açık söyleyeyim.

_**Sadece AK Parti için değil, tüm siyasetçiler için mi söylüyorsunuz?**_

Hiç AK Parti’yle ilgili değil. CHP’si de, DSP’si de, şimdiki partiler de cemaatlere,
tarikatlara sırt çeviremezler. Bunların iyisi vardır, kötüsü vardır, şüphesiz iyileriyle
ilişki kurarlar. HDP’lilerin bile elini öptüğü, saygı duyduğu çok değerli insanlar
vardır. Bunlar vatansever, değerli insanlardır.

Zamanında Gülen yapılanması için de benzer şeyler söylendi.

Ama ne var ki son yıllarda kendilerini tarikat mensubu gibi gösteren soytarılar,
sahtekârlar türedi. Başka cemaatler oluşumu çıktı, bunların denetlenmesi lazım. 
Sırtına bir cübbe geçiren adam neredeyse her gün televizyonlarda olmamalı. Ama ben
gönülden Allah’a bağlı insanların ne kadar memleket sever olduklarını şahitleriyim,
sayıları az bile olsa bu insanlara güvenmek lazım. Kötülerinin de denetlenmesi, 
ayıklanması lazım.

_**Hangisinin kötü veya iyi olduğunun ayrımı nasıl yapılacak?**_

Herkes yapar. Allah akıl vermiş.

_**Şunun için soruyorum, bunca yıl boyunca Gülen yapılanması devletin içine girerken
bunların görünmediği, Sayın Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere üst düzeyden itiraf
edildi, ‘kandırıldık’ denildi.**_

İkisini birbirinden ayıralım. Bunların 15 Temmuz’dan veya 17-25 Aralık’tan önce 
kendilerine yakıştırılan sıfat ‘hizmet hareketi’ydi ve cemaat olmalarıydı. Fakat
her alanda bir numara olmuşlardı. En soldan en sağa, en kırmızıdan en yeşile kadar
ortak paydası demokrasi olan insanları bir araya getiriyorlardı. Bunun içerisinden
15 Temmuz’u nasıl düşüneceksiniz? Düşünsünler…

_**Peki, öyleyse farklı bir cübbeye geçiyorum. Daha önce iki kez hükümetin sert 
bir tutum içinde olduğu davalarla ilgili “Cübbemi giyesim geldi” demiştiniz. Bugün
Türkiye’de adalet iyi işliyor mu, yargı bağımsız mı sizce?**_

Yargı, anayasa değişikliğinden sonra sadece bağımsız değil tarafsız da oldu, olmalı.
Şimdi yeni bir sıfat daha eklendi. Aynı zamanda cesur da olmalı. Bunu ekleyenler
siyasetçiler, bence boş değil. Sadece yazılı hukuka bakacak, kararını verecek, temyiz
mercileri iyi çalışacak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları veya AYM’nin kararları
da uygulanacak. Bunu uygulamak için de cesaret ve kararlılığa ihtiyaç var.

_**Buradan yargının bağımsız olmadığını düşündüğünüzü anlıyorum.**_

Sıkıntı var. Tam öyle bir tespit yapmayayım ama bütün olarak yargıda sıkıntı var
mı derseniz, var. Hem de çok büyük sıkıntı var. Bu sıkıntıların giderilmesi için
Türkiye’de belki bir iklim değişikliğine, anlayış değişikliğine ihtiyaç var.

Sanıyorum bu da olacak çünkü herkesin adaletten beklentisi büyük. Beklenti büyük
olunca, ihtiyaç büyük olunca bunun arkası gelir. Gecelerin en koyu zamanı, şafak
vaktine en yakın olan zamanmış.

_**Bu iklim değişikliği bu iktidar zamanında olabilir mi sizce?**_

Olacak Allah’ın izniyle. Olacak, olmalı.

_**Sizin bir sözünüz vardı, “Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır” diye. O noktada
mı sizce şu an Türkiye?**_

Bu bir gerçek. Devletin dini adalettir, devletin küfrü zulümdür. Bu bizim büyüklerimizin
sözüdür. Adaletsizliğin karşısında sadece zulüm olur, haksızlık olur, başka bir 
şey olmaz.

Düşünebiliyor musunuz, uzun tutukluluktan dolayı… Bir insana bunu reva görmemek 
lazım. Bu kim olursa olsun. İsim vermiyorum, isim verdiğim zaman tepeme biniyorlar.
Ama Ece Göksedef olarak ben size şu bulunduğunuz odadan bir gün hiç dışarı çıkmayacaksınız
desem aklınızı kaçırırsınız. Siz bana aynı şeyi yaparsanız ben de aynı duruma gelirim.

Tutukluluk bir istisnadır. Ceza kesinleşene kadar niye içeride kalsın bir insan?

_**AK Parti bir ‘özgürlükler partisi’ söylemiyle geldi ve farklı kesimlerden oy 
da aldı ama bugün geldiğiniz noktada ciddi kopuşlar oldu. Bugün artık beş, altı 
yıl önce kopmuş olan ve sessiz kalan isimlerden yüksek sesle eleştiriler de duymaya
başladık. Ne oldu AK Parti’ye? Kırılma noktaları neydi?**_

İlk geldiğimiz zamandan 2010 referandumuna kadar, 2013’teki bir takım olayların 
başlamasına kadar, ifade, teşebbüs, inanç ve düşünce özgürlüğünden, fikir özgürlüğünden
yanaydık.

Biz güzel bir dönem yaşadık, son zamanlarda belki bazı geri gidişler var. 2011’de
yüzde 50 oyu sadece AK Parti’nin çekirdeğinden almadık.

Şimdi alabilir miyiz? Herhalde alamayız.

_**İşte bunun sebebi nedir?**_

Bunun sebebi çok. Kale düşmüş de ordu komutanı, kale komutanını çağırmış. Bu kale
niye teslim oldu? Efendim 10 tane sebebi var, demiş. E say bakalım? Bir; barutumuz
bitmişti. İkincisini saymaya gerek yok demiş.

Barut biterse kaleyi savunmak mümkün değil. Bunu benzer bir hikaye olarak söylüyorum.

Renklerin hepsi güzeldi ama önce beyaz bozuldu. Beyaz lekelendi mi arkası zaten 
geliyor, alaca bulaca… Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli güzel günler. Motorları
süreceğiz denizin dalgalarına.

_**Siz zamanında ara vermek gerekir diyerek aktif siyasetten çekildiniz. Sizce AK
Parti de dinlenmeye çekilse, iktidarda olmadığı bir dönemde kendine dönse, neleri
yanlış yaptık diye sorgulasa, daha güçlü bir geri dönüş olabilir mi?**_

Bunun için kenara çekilmesine gerek yok, şimdi de yapabilir isterse, belki de yapıyordur.
Yani biz gövdemizi sağlam hale getirirsek yeniden eski günlere dönebiliriz çünkü
şu halimizle bile milletin ümidi AK Parti’de.

Diğer partilerin oylarını üç beş artırdıkları çok önemli değil ama biz hâlâ çok 
önemli bir noktadayız. Diğer partiler ona alternatif olacak durumda değiller şu 
anda. Millet diyor ki “Senin hataların, yanlışların var ama ben ümidimi kesmedim
senden.”

Acaba liyakata verilen önem azaldığı için mi bu sorgulama zorlaştı? Başka bir röportajınızda
siz söylemiştiniz, oğlunuza mezun olduktan sonra birçok yerden müşavirlik teklifleri
geldiğini ama oğlunuzun kabul etmediğini anlatmıştınız. Buradan da anlıyoruz ki 
siyasilerin yakınlarına bu teklifler geliyor.

Bu ciddi bir sorun. Ama Türk siyasetinde bu eski bir gelenektir. 2002’den 2007’ye
kadar meclis başkanlığı yaptım. O zaman meclise alınacak kadroların hepsi istisnai
kadrolardı. Tüm dosyaları inceledim, personelin üçte biri milletvekillerinin, bakanların
birinci, ikinci dereceden yakınlarıydı.

Şimdi bu ehliyet ve liyakat konusunda çok büyük sıkıntılar konuşuluyor. Ben de şahidiyim.
Bu istisnai kadrolar fazlasıyla çalıştırılıyor. Hatta turnike sistemine geçildi.
Sizi alıp başka kadroya veriyor, sizin yerinize başka birini alıyor, onu başka kadroya
veriyor. KPSS’den 90 almış insan böyle bir şeye girmiyor ama KPSS’de 50 puanı bile
olmayan birisini istisnai kadrodan alıyor.

_**Zamanında Yüksek İstişare Kurulu’ndayken (YİK) “Siyasi bir görev beklemiyorum
ama bir görev verilirse hayır demem, yaparım” demiştiniz. Bugün böyle bir teklif
gelse ne dersiniz? AK Parti ile kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?**_

Şimdi öyle bir teklifin geleceğini düşünmüyorum. Ama ben AK Parti’nin kurucusuyum,
evin sahibiyim. AK Parti’de benden daha kıdemli insan yok. Ben bu partinin sac ayaklarından,
kurucularından, temel taşlarından birisiyim. Buna kızanlar, kıskananlar, beni kötülemek
isteyenler çıkabilir. Güneş balçıkla sıvanmıyor.

Başımı AK Parti’den başka bir partiye çevirmem. AK Parti’de olacağım, cumhurbaşkanımızın
yanında, çevresinde olacağım. Ona karşı hiçbir zaman rakip olmayacağım diye bir 
içtihatta bulundum. Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir.

**Muhalefet olarak değil eleştiri yaparak katkıda bulunmak istiyorum diyorsunuz 
ama son dönemde eleştiri yapan isimlerin bir şekilde sessizliğe döndürüldüğünü, 
sert tepki aldığını, sizin YİK’ten istifa etmek durumunda kaldığınızı gördük. İçeride
kalarak eleştirmenin hâlâ yapıcı olduğunu, sonuç verdiğini düşünüyor musunuz şu 
an?**

Sonucun ne olacağını ben tayin edemem. Ben kendime böyle bir misyon biçtim. Benimki
muhalefet değil, eleştiridir. Muhalefet etmek isteyen arkadaşlarımız ayrıldı, partilerini
kurdular. Bizim sözlerimiz kâr etmedi, biz mecburen ayrıldık dediler.

_**Beni fazla zorlamasınlar diyorsunuz, siz de o noktaya gelebilir misiniz?**_

Gelmem. Ben oradaki içtihadımı değiştiririm de böyle bir içtihat yapmam. Başka bir
parti kurmak veya başka bir partiye katılmak düşüncesinde değilim şu anda.

_**Sayın Erdoğan’a AK Parti içerisinde rakip olmak gibi bir düşünceniz olabilir 
mi?**_

Hayır, böyle bir düşüncem kesinlikle yok.

_**Kısa bir süre önce KHK’lar ve yargıdaki bazı uygulamalar konusunda, eleştirinin
biraz ötesine geçip bir muhalefet partisinde yer alan Mustafa Yeneroğlu’yla görüştünüz.**_

Bunların birbiriyle ilgisi yok. Yeneroğlu çok iyi bir hukukçudur, benim çok beğendiğim
bir insan hakları aktivistidir. Adli yargılamalardaki yanlışlıklar üzerine bir kitap
yazdı, bana da takdim etti. Ben de istişare etmek üzere kendisiyle görüşmeye gittim.
Bu çok olağanüstü bir şey değil. Ben kimlerle görüşüyorum bir bilseler akılları 
başlarından gider.

Ben HDP’lilerle de, CHP’lilerle de görüşüyorum. Ben hakikat arayıcısıyım. Söylenen
söz doğruysa ben o sözü söyleyen kimdir diye bakmam, arkasından giderim.

Ben Ayhan Bilgen’le de konuşuyorum. Biz kabul etseydik bize gelip milletvekili olurdu,
bizimkiler sırtını dönünce HDP’den teklif alıp oraya gitti. Bu, insanın kötülük 
yaptığını göstermez ki; Ayhan Bilgen müthiş bir sosyologdur. Çok başarılı bir belediye
başkanlığı da oldu. Partisini kürsüden çok akıllıca savundu. Dağdan gelenlere benzemiyor,
o şehirli bir insan.

_**Kısa bir süre önce kırgın olduğunuzu söylemiştiniz. Daha önce de farklı bir mevzuyla
ilgili konuşurken “Gönül almak parti liderinin işidir” demiştiniz. Sayın Erdoğan’ın
gönül almasını bekliyor musunuz sizden?**_

Biz ağabey-kardeş ilişkisi içindeyiz. Özelde bana ağabey diye hitap eder, biz Tayyip
Bey diye ona hitap ederiz. Evet, eski samimi günler şu anda yok ama bu bizim özündeki
beraberliğimizi değiştirmez.

Elbette bana karşı söylenmiş sözlerden dolayı kendisinden bir helallik dilerim, 
beklerim. Bu çok önemli çünkü benim için.

Ben onu Bahçeli gibi görmüyorum, Bahçeli geçmişten beri bizim dışımızda bir insan.
O ne söylerse onunla başka türlü hesaplaşırız zamanı, zemini geldiğinde.

Ama ağabey-kardeş ilişkisi içerisinde olan insanlar birbirlerini kırmamalı, birbirlerine
sırt çevirmemeli. Bir adam eşkıyaya sahip çıkarken benim kardeş diyebildiğim bir
insan bana sahip çıkmazsa ben bundan gücenirim. Bunun da helallik olarak bana dönmesini
isterim. Biz bunları kendi aramızda halledeceğiz inşallah. Bundan dolayı bir kırgınlığım
elbette vardır ama bunu reddedecek noktada değiliz.

Benim de hatalarım olmuş olabilir. Bunu biz kendi mabeynimizde mutlaka çözeceğiz.

_**Sayın Bahçeli’den bahsetmişken, sizce MHP ile işbirliği AK Parti için bir can
yeleği mi yoksa ağırlık mı?**_

Cumhur İttifakı konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız çok iddialı. Bunun mezara kadar
devam edeceğini söylüyor ve bu beraberliği kimsenin bozmamasını arzu ediyor. O yüzden
eleştiri hakkımı ben şimdilik erteliyorum. Zamanı gelir veya gelmez ama bugün bahs-
i değer değil.

İttifaklar her zaman gözden geçirilebilir, her zaman kâr-zarar dengesi gözetilebilir.
Statik değiliz biz, şartlar değişebilir. Bu değişen şartlar içerisinde iki taraf
konuşup anlaşabilir, belki üçüncü partiye ihtiyaç duyulabilir, belki hiçbir partiye
ihtiyaç duyulmayabilir. Bu MHP açısından da olur, bakarsınız ben tek başıma seçime
gireceğim diyebilir.

_**Bugün iktidarda Sayın Bahçeli’nin onay vermediği bir adım atılabilir mi sizce?**_

Cevap yok, no comment.

_**50+1 tartışmaları var son dönemde, sizin düşünceniz nedir bununla ilgili?**_

50+1 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hemen hemen temelidir. Birbirinden ayrı
düşünmemek lazım. Bunu çok benimsediğim için söylemiyorum ama bu sistem anayasa 
oylamasından geçti ve buna halk karar verdi.

Ama 50+1’i buradan çıkaralım da diğerleri aynen kalsın derseniz bu birbirinden farklı
bir şey olur. Çünkü bu sistemi getirenler ittifaka ihtiyaç duyulacak bir sistemi
getirdiler. Cumhurbaşkanımız da bunun farkında, Temel Karamollaoğlu’na söylediklerine
bakılırsa.

_**Bugün seçim olsa ne olur, öngörünüz nedir?**_

Ben önümü göremiyorum, ufkum daraldı. Eskiden pencereden baktığım zaman 10 yıl, 
20 yıl, 30 yıl sonrasını görebiliyordum. Bugün göremiyorum.

_**Neden göremiyorsunuz?**_

Göremiyorum. Siz görebiliyorsanız bana da söyleyin.

Siz deneyimli bir siyasetçisiniz. Sizin öngörülerinizin farklı bir anlamı var, onun
için soruyorum.

(Gülerek) İnşallah sizin kadar kadir kıymet bilenler çıkarsa evet öyleyim. Şu anda
göremiyorum ama ben AK Parti’nin başarılı olmasını istiyorum, başarılı olacağına
inanıyorum.

_**Az önce bahsettiniz, 2001’de siyaset dip noktasındaydı, biz öyle bir ortamdan
çıkarak geldik diye… O dönem bir ekonomik kriz de vardı. Şu anda da aynı ortamı 
görüyor musunuz? Siyaset şu an da dip noktasına gidiyor olabilir mi?**_

Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız bugün ne kadar çok sıkıntı çekiyorlarsa bu sıkıntılar
gerçektir, bu inkâr edilemez. Tabii iktidar bunun sebeplerini farklı şekillerde 
izah edebilir. Ona da girmeyelim. Ama bu milletin gözü hâlâ “Tayyip Bey, AK Parti
bu işi düzeltir” noktasında. Bu ümidin kaybolmaması lazım.

_**Sayın Karamollaoğlu’nun sözlerinden bahsettiniz siz de, görüşmeleri sonrasında“
Durumun kötü olduğunu söylüyorum ama Sayın Erdoğan ‘hayır, muhalefet abartıyor, 
bence her şey dört dörtlük diyor.’ açıklaması yaptı. Buna Sayın Erdoğan’dan bir 
yalanlama gelmedi. Sizce de halkın nabzını tutamama hâli, gerçeklikten kopuş var
mı?**_

Bunu ben bilmem. İkisinin arasındaki konuşmanın şahidi değilim. Ben kendi görebildiğim
kadarıyla bunları söylüyorum. Herkesin her şeyi söylemesinden de tarafım ben. Sadece
takdir değil ki… Bizi iktidara getiren şey takdir değil ki, kimse bizi takdir etmedi.
Biz manşetlerle savaşarak, dış dünyayla savaşarak geldik. Ama biz onlara kendimizi
anlattık. Biz Avrupa Birliği üyelerinden, ABD’den çok destek gördük.

Yani biz Batı’nın içindeyiz, Avrupa’nın bir üyesiyiz, öyle Şangay, Moskova filan
değil. Bizim istikametimiz Batı’ya doğru. Doğudan batıya doğru akan nehrin içindeyiz
biz. Bu ışık, bu aydınlanma böyle geldi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nden 10 milyar dolar gelecek diye herkesi karşılıyoruz.
Halbuki bu insanlar beş, altı seneden beri Türkiye’deki darbenin finansörü olarak
anılmışlardı. Buradan dış politikadaki bir gerçeği görmemiz lazım: Ebedi düşmanlıklar
yok, ebedi dostluklar da yok, iki tarafın çıkarları var. Bu çıkarlar ne kadar örtüşürse
ilişkilerimizi o kadar iyi götürmeliyiz.

_**2019’da İstanbul seçimleri tekrarlanırken “Geleceğin cumhurbaşkanı adayını yaratıyorsunuz”
demiştiniz Sayın Ekrem İmamoğlu için. Millet İttifakı’nın adayı İmamoğlu olabilir
mi, sizin fikriniz nedir?**_

Emin olun bunu bilmiyorum, düşünmüyorum. Ben bizim adayımızın kazanması gerektiğini
düşünüyorum. Bizim adayımızın kim olacağı konusunda sadece Bahçeli’nin söylediği
var, “Bizim adayımız Erdoğan’dır” diyor.

Ama AK Parti cenahından ve bizzat Erdoğan’ın kendisinden “Ben aday olacağım” diye
bir söz gelmedi.

_**Olmama ihtimali var mı sizce?**_

O açıdan demiyorum. Cumhur İttifakı iki parti ise Bahçeli kendi çıkarları açısından
bizim adayımız budur dedi. AK Parti’nin sözcüsünden, AK Parti’nin genel başkanından,
Cumhurbaşkanlığı sözcüsünden “Bizim de önümüzdeki seçimde adayımız Sayın Cumhurbaşkanı”
dediğini duymadık.

Dememeleri doğru zaten. Türkiye’de siyaset, Demirel’in tabiriyle 24 saatte bile 
değişebilecek bir değişim içerisinde. 10 saatte 10 defa gündem değişir. Biz gündemi
takip etmekte zorlanıyoruz. Bir günde sabah 9.30’dan akşamüstü 15.30’a kadar altı
saatte dolar iki lira birden arttı.

Yani şunu söylemek istiyorum, bugünden yarına bir karar vermemek lazım. Sayın Cumhurbaşkanımız
elbette tekrar aday olmayı düşünüyordur, gönlünden geçiriyordur. Ama bunun zamanı
şimdi değil. O doğrusunu yapıyor. Yarın bu açıklamayı yapar mı, yapmaz mı? Şartlara
bakar, kendi imkanlarına bakar, doğru olan nedir, buna bakar.

Bakın sadece BBC’ye söylüyorum, 2007’de cumhurbaşkanı adayımız kim olacak diye istişareye
geldi. Ben dedim ki “Siz beş senedir başbakansınız, çok başarılı oldunuz. Eğer gönlünüzden
cumhurbaşkanlığını geçiriyorsanız hiç konuşmayalım, benim adayımsın, arkandayım”
dedim. “Ben kendim düşünmüyorum” dedim. Bana cevabı şu oldu, “Ben istişare etmeye
geldim, henüz karar vermedim.”

İstişaremizi yaptık, Abdullah Bey üzerinde karar verdik. 23 Nisan’da bu konuşma,
24 Nisan’da bu açıklamayı yaptı. Tayyip Bey bu konuları çok iyi düşünen, çok iyi
hesaplayan bir insandır. Dolayısıyla önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi ne zaman
olacak, hangi şartlarda olacak, siyaset nasıl şekillenmiş olacak, buna karar vermesi
için bugün çok erken.

_**Şartlar değişirse Sayın Erdoğan’ın aday olmama ihtimalini görüyorsunuz siz bu
durumda.**_

Ben onu bilmem. Aday olacağı zamanı veya adaylığını ilan edeceği zamanı veya bunun
tam tersini kendisi söyleyecektir. Ne zaman? İşte o zaman. Ben o zamanı bilmiyorum,
o zamanı da kimsenin bilmesi mümkün değil.

_**Aday olmaması halinde aklınızda bir isim var mı?**_

2001’de sizin başbakan adayınız kim dediği zaman 10 tane isim verdiğimi söylemiştim,
şimdi o noktada değilim. Benim vereceğim isimler de kimseyi ilgilendirmez, sadece
tartışılır hale getirir. Ben şu anda Sayın Cumhurbaşkanımızın inşallah tek başına
tekrar cumhurbaşkanlığını da, iktidarı da kazanacak düzeyde çok olumlu, güzel işler
yaparak bu işten de başarıyla çıkmasını arzu ediyorum.

_**Sayın Erdoğan bir şekilde çekilirse AK Parti’yi alıp götürecek bir isim yok mu?
O zaman AK Parti bu gücünü de mi kaybedecek?**_

Siz çok iyi bir sorgucusunuz ama beni bağışlayın ben buna cevap vermek istemiyorum.“
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini” diye bir şiir var. Türkiye yolda kalmaz.
Türkiye inşallah sahibini bulur. Benim arzum sadece 40 yıllık arkadaşımın, Sayın
Cumhurbaşkanı’nın bu konudan da başarıyla çıkması.
