# Artık daha yüksek bir faiz artışı neden kaçınılmaz

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/artik-daha-yuksek-bir-faiz-artisi-neden-kacinilmaz-542yy/
- Yayımlanma: 2016-12-04T13:25:00+03:00
- Yazar: Fatih KERESTECİ

Finans teorisinin en temel ayaklarından birisi risk-getiri ilişkisidir. Kısaca der
ki, bir finansal enstrüman, içerdiği riski karşılayacak miktarda getiri sunması 
durumunda talep görebilir. Bu önermenin tersi ise getirisi içerdiği riskleri karşılamaktan
uzak olan finansal enstrümanlar talep görmez, hatta satılırdır. Bu önermenin Türkçedeki
karşılığı “ne kadar ekmek o kadar köftedir”. Finans teorisinde getiri somut ancak
riskler bir miktar soyuttur; getiri kadar kolay ölçülemez. Daha çok algı ile şekillenir.
Bu nedenle de olması gereken düzeyin çok ötesinde fiyatlanabilir. Bu da “aşırı iyimserlik”
ya da “aşırı karamsarlık” durumlarına neden olur. Bunun fiyatlar üzerindeki yansıması
da abartılı ve sert olur. Bu olumsuzluğu tersine çevirmek için ivedilikle ya algı
düzeltilir ya da getiri radikal bir şekilde artırılarak riskleri karşılar bir düzeye
getirilir. Algıyı düzeltmek repütasyonla ilgilidir. İş başındaki kişilerin repütasyonu
ne kadar yüksekse o kadar başarılı olunur. Bu nedenledir ki, kriz yönetimi dikkatle
ele alınmayı gerektiren önemli bir konudur. Hatta bazı durumlarda eldeki isimlerle
başarılı olunamayacağına inanılıyorsa dışarıdan yardım istenebilir. Getiriyi artırmak
ise iktisadi bir karardır. Atılacak adımın artı ve eksileri bir arada değerlendirilmek
suretiyle kararlaştırılır, statik değil de dinamik bir analiz yapılır. Kısa vadeli
değil, uzun vadeli etkileri üzerinden ele alınır ve asla inatlaşmaya mahal bırakılmaz.

Konuyu Türkiye’nin mevcut durumu üzerinden okumaya çalışalım. Türkiye’nin riskleri
son dönemde yüksek bir artış kaydetti. Bu risklerin büyük bir kısmı ekonomi dışından
kaynaklandığı için de neden olduğu algı bozukluğu fazla oldu. Zira siyasal, sosyal,
jeopolitik riskler ekonomik riskler kadar kolay ölçülemez, rakamlaştırılamaz. Unutulmamalıdır
ki, yatırımcılar ölçemedikleri risklerden uzak durmayı yeğlerler. Hele ki, algı 
bozukluğunu düzeltmek adına uygulanan politikaların kriz yönetimi ilkeleri ile bağdaşmaması
ve ne yazık ki “vatandaş dövizini bozsun” noktasında ele alınması algı bozulmasını
daha da uç bir noktaya taşıdı. Atalarımızın dediği gibi taşıma su ile değirmen dönmez!
Ortada bir algı operasyonu olup olmadığı üzerine kafa yormak sonuç getirmez, hatta
problemin tamamını bu noktaya indirgemek algı operasyonunu yapanların ekmeğine daha
fazla yağ sürer… Kaldı ki, finansal teoride sorunları somut değil de soyut neden-
sonuç ilişkileri üzerinden ele aldığınızda çoğunlukla oyunu kaybedersiniz.

Gelinen nokta itibariyle elimizde kalan tek enstrüman, risklerimizi karşılayacak
düzeyde bir getiri sunabilmek… Yani faiz artırmak. Faiz artırmanın hiç şüphesiz 
ekonomik ve siyasal anlamda maliyetleri olacaktır ancak bu maliyetler şimdi değil,
olay bu noktaya gelirken düşünülmeliydi! “Faiz artırmak ya işe yaramaz ise…” şeklinde
başlayan cümleler somut örneklerle desteklenmeye muhtaç! Riskleri karşılayacak düzeyde
faiz artırımının işe yaradığına ilişkin onlarca örnek sıralayabiliriz. Burada kritik
olan husus “riskleri karşılayacak düzey” niteliğinin işaret ettiği rakamın ne olduğunun
doğru ölçülebilmesidir. Türkiye bu hususta başarılı bir geçmişe ve tecrübeye sahip.
Son beş yıl içerisinde benzer sorunlar karşısında atılan adımlar sayesinde Türk 
Lirası’ndaki değer kaybının önüne geçebilmiştik. Her seferinde kısa vadeli faizleri%
12 seviyesine çıkarmış ve TL’deki erimeyi durdurmuştuk. 2006’daki deneyimimiz ise
daha didaktik bir nitelik taşıyordu. Faizlerin yeterli ölçüde artırılamaması durumunda
TL’deki erimenin önüne geçilemeyeceği ve ilk an gerekenin çok daha fazla faiz artırmak
zorunda kalınacağını gösterdi: TCMB’nin 1.75 puanlık faiz artırımı yeterli olmayınca
üç hafta gibi kısa bir zaman diliminde sırasıyla 2.25 ve 2.00 puanlık iki ayrı faiz
artırımına daha gidilmek zorunda kalınmıştı… Yurtdışından da örnekler verebiliriz.
Mesela, yakın geçmişte Rusya benzer bir riske maruz kaldı. Bir yandan çöken petrol
fiyatları, diğer yandan ülkenin karşı karşıya kaldığı ekonomik ve siyasi ambargolar(
Ukrayna’nın bazı bölgelerini işgal ve ilhak etmesi sonrasında) Rus Rublesi’nde ciddi
oranda bir değer kaybına neden olmuştu. Bu sorun karşısında Rus Merkez Bankası kısa
vadeli faizlerde 6.5 puanlık bir artırıma gitmek zorunda kaldı. Bu örneklerin tamamında
artan risklere karşılık yüksek getiri sunmak suretiyle risk-getiri dengesi oluşturuldu
ve para birimindeki değer kaybının önüne geçilebildi.

Mevcut ortamda TL’ye istikrar sağlayabilmek için öncelikle riskleri azaltmak ve/
veya riskleri karşılayacak ölçüde getiri sunmak gerekiyor. Bu gerekirken yanlış 
bir kriz yönetimi ile riskleri daha da artırmak ya da getirinin daha da azaltılmasını
savunmak TL’deki değer kaybını daha da artırır ve ekonomideki tahribat daha da büyür(
bu husustaki yorumlarımıza 9 Kasım’daki makalemiz üzerinden ulaşabilirsiniz ( [TL’deki değer kaybı önemsenmeli](https://www.borsatek.com/tldeki-deger-kaybi-onemsenmeli-539yy))
Ve eninde sonunda, ister gönüllü ister gönülsüz, daha yüksek bir faiz artırımı kaçınılmaz
olur!
