# Başkanlık değil rejim değişikliği isteniyor

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/baskanlik-degil-rejim-degisikligi-isteniyor-16934h/
- Yayımlanma: 2016-11-19T18:12:45+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

AK Parti’nin MHP’ye ilettiği başkanlık teklifini eleştiren CHP lideri Kılıçdaroğlu,
Cumhurbaşkanı ismi üzerinden işleyecek sistemde Cumhurbaşkanı’nın devletin bütününü
temsil edemeyeceğini belirtti. Kılıçdaroğlu “Rejim değişikliği isteniyor” şeklinde
konuştu.

Kılıçdaroğlu, ülkede rejimin değiştirilmeye çalışıldığını belirterek, “Bir kişinin
arzusu, bir kişinin beklentisi üzerine bir ülkenin rejimi değişemez. Bunu yapanlar
bu ülkeye ihanet içerisindedir” dedi.

İl başkanlarına seslenen Kılıçdaroğlu, konuşmasına Siirt Şirvan’daki maden kazasını
hatırlatarak başladı. Türkiye’nin iş kazalarında Avrupa’nın birinci ülkesi olduğunu
ifade eden Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“İş kazasında en çok ölümler Türkiye’de oluyor. Avrupa birincisiyiz, dünyada üçüncüyüz.
Neden şu? Aklı başında olan yöneticiler, ülkeyi yönetenler geleceği düşünerek karar
alırlar. Bir olay var mı, var. Nedir; iş kazası. İşçi nereye gidecek; yer altına
veya 15’inci 16’ıncı katlarda çalışacak. Önlemini alırsınız. Biz kaza olduktan sonra
önlem alıyoruz. Aklı başında olan hükümetler kaza gerçekleşemeden önlemleri alıyor.
Aramızdaki temel farklılık bu. Bu farklılığı bugüne kadar bu hükümete anlatamadık.
Önceden önlem alın. Avrupa, Japonya, ABD nasıl önlem alıyorsa siz de alın. Yasa 
ve yönetmenlikler belli. Niye biz yapmıyoruz ve hangi gerekçe ile yapmıyoruz? Kaza
oluyor, işçi hayatını kaybediyor. Hep beraber ağlıyoruz. Avrupalı böyle yapmıyor.
Önleminizi alırsınız, ondan sonra, ‘Ne yapalım, Allah’tan geldi’ dersiniz. Şimdi
biz her şeyi Allah’a havale ediyoruz. Kendi kusurlarımızı bile Allah’a havale ediyoruz.
Bu doğru değil.”

**Fındık ve çay sorunu**

Doğu Karadeniz’in kilit illerinden Trabzon’un ülkenin bereketli illerinden olduğunu
ifade eden Kılıçdaroğlu, bölgede yetişen fındık ve çayın stratejik ürün olarak kabul
edilmesi gerektiğini kaydetti. Yapılmaması durumunda bölge halkının beklenen geliri
alamayacağını belirten Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Hep kaybeden Karadeniz oluyor. Kaybettirene oylarımızı yine verdik. Şimdi şikayet
ediyoruz. Başkasından şikayet edeceğimize önce kendimizi sorgulamalıyız. Ülkenin
bazı bölgelerinde kaçak çay tüketiliyor. Sonra gelip size burada nutuk atıyorlar.
Biz ne diyoruz? CHP iktidarında nerede kaçak çay görürsek imha edeceğiz. Ya kendi
çayımızı tüketeceğiz, ya da tüketmeyeceğiz. Bize göre milliyetçilik budur. Lafla
milliyetçilik olmuyor. Fındıktan beklenen gelir elde edilemiyor. Dünyada birinciyiz.
Fındık fiyatını Türkiye’nin belirlemesi lazım. Neden dünya fındık borsası Türkiye’de
olmasın? Bir Allah’ın kulu bunu bana izah etsin. Bir yıl durum iyi, ertesi yıl durum
felaket. Niye böyle oluyor? Devleti yönetenler, hükümet olanlar neden bu soruna 
kalıcı çözüm üretemiyorlar? Neden? Çünkü fındık üreticisinin alın terini başkalarına
peşkeş çekiyorlar? Bunun üzerine önce fındık üreticisinin düşünmesi lazım. Allah
akıl vermiş, aklımızı kullanmamız lazım. ‘Benim aleyhime çalışana, benim alın terimi
batılılara peşkeş çekenlere ben oy vermeyeceğim’ dememiz lazım. Ön yargılardan kurtulmamız
lazım.”

Türkiye’de 15-24 yaş aralığında 5.5 milyon çocuğun çalışmadığını ve okula gitmediğini
ifade eden Kılıçdaroğlu, o çocuklara iş bulma görevinin hükümette olduğunu belirterek
Başbakan Binali Yıldırım’a İş-kur üzerinden işçi alımlarında adaletli davranılması
çağrısında bulundu.

**“Terbiyesiz lafı asla kullanılamaz”**

Ülkenin tarihin en büyük dış politika yenilgisinin bu dönemde yaşadığını ifade ederek
konuşmasını sürdüren Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin tüm komşuları ile kavgalı olduğunu
belirterek, “Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bir başka ülkelerin topluluğunun parlamento
başkanı için, ‘Terbiyesiz’ sözcüğünü kullanırsa çok şey kaybedersiniz. Böyle bir
laf asla kullanılamaz. Diplomaside bir dil vardır. Cumhurbaşkanlığı makamının zorunlu
kıldığı bir ağırlık vardır. Kahvehanede konuşur gibi konuşamaz. Kahvede oturduğunuz
gibi konuşursanız Cumhurbaşkanlığı makamına hak ettiği değeri veremezsiniz. O ağırlığı
kayba ve zaafa uğratırsınız” dedi.

15 Temmuz darbe kalkışması sonrası darbeye karşı ilk kez bu kadar büyük bir ortak
payda oluştuğunu ve herkesin demokrasiyi savunduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu konuşmasını
şöyle sürdürdü:

“Yapılması gereken, darbe girişiminde bulunanların alınıp yargıya teslim edilmesidir.
Asıl failler bir tarafta duruyor. Öğretmen, esnaf, memur, işveren, hakim, savcı 
tamamını aldık, ‘sizi cezalandıracağız’ dedik. OHAL ilan edildi. OHAL’in yasal sınırlar
içerisinde kullanılması lazım. Ne yaptık? Tam tersi oldu. Merak ediyorum. Maarif
Vakfı’nın üyelerine verilecek olan aidat neden OHAL kararnamesi ile belirlenir. 
Rektör seçiminin kaldırılması tekrar 12 Eylül darbe hukukuna dönülmesi nedir? Darbe
ile ne ilgisi var? Neden böyle bir fırsatçılık yapılıyor ve parlamento devre dışı
bırakılıyor? Biz bunları eleştiriyoruz. Bunları eleştirdiğimiz için hükümet tarafından
suçlanıyoruz. Biz haklıyız. Hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. 1 milyonu aşkın mağdur
var. Babayı atıyorsunuz hapse, çocuğa da iş vermiyorsunuz. ‘Bunlar ağacın kökünü
yesin’ diyorsunuz. Bu olmaz. İnsana, inanca, imana aykırıdır. Yoktur böyle bir şey.
Neden bunu yaratıyorsunuz. Git darbeciyi yakala. Sana itiraz eden oldu mu? Çıkar
mahkeme önüne. 15 Temmuz darbe girişiminden hükümetin önceden haberi var mıydı, 
yok muydu? Biz biliyoruz ki önceden haberleri vardı. Gerçeklerin ortaya çıkması 
için hep birlikte mücadele edeceğiz. Baskı dolayısıyla çok kurumun sesi çıkmıyor.
Biz bunu sonuna kadar götüreceğiz ve araştıracağız. Darbeden bu millet çok çekti.
Darbe ile mücadeleye evet, karşı darbeye hayır.”

**“Terörü bitiremezsem siyaseti bırakırım”**

Terör olaylarına değinen ve hükümetin niyeti varsa terörü önleyebileceğini ifade
eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben söz veriyorum. Öyle 14-15-20 yıl değil. 4 yıllık bu milletten yetki istiyorum.
4 yılın sonunda PKK terörü dahil terörü bitirmezsem siyaseti bırakırım. Bu kadar
kararlı, inançlı ve kendime güveniyorum. Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü içerisinde,
ülkenin bekasını koruyarak, Türkiye’nin aydınlığı güçlendirerek, Türkiye’yi dünyada
bir marka yaparak bunların tamamını bitiririz. Nasıl? Aklımızı kullanarak. Başkalarının
oyuncağı olmayarak. Eğer hükümet kalkıp, ‘Bunlar bizi kandırdı’ diyorsa yarın bu
hükümeti başkalarının kandırmayacağının garantisi ne? PKK, IŞID, FETÖ kandırdı. 
Bu devleti siz yönetmiyordunuz o zaman. Şimdi, ‘Biz bunları bilmiyorduk, saftık.
Kılıçdaroğlu biliyordu o yargılansın’ diyorlar. Pes ya. Ama söz veriyorum. Siz dahil
gelin, yüreğiniz varsa ben yargılanmaya hazırım. Gelin birlikte yargılanalım. Ben
bütün belgeleri ortaya koyarım.”

**“Şehitler arasında ayrım yapılıyor”**

35 yıldır ülkede terörün bitmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişimi
sonrası şehitler arasında ayrım yapıldığını belirterek “İnsanda biraz vicdan olur,
insanlık olur. Şehitler arasında ayrım yapılır mı? Dağda PKK ile mücadele ederken
şehit düşenle Ankara’da demokrasi konusunda mücadele düşen arasında ayrım yapıyorsunuz.
Şehit bizim şehidimizdir. Şehitler arasında ayrım olur mu? Adaletten, ahlaktan, 
erdemden söz ediyorlar. Olmaz. Terör şehidine 87 bin 850 lira, 15 Temmuz şehidine
101 bin 28 lira. Niçin? Niye bu fark? Şehitse bizim şehidimizdir. O şehit yakınlarına
söz verdim. Bu kanun hükmünde kararname parlamentoya geldiğinde bu farklılığı gidermek
için elimizden gelen çabayı göstereceğiz ve mutlaka bunu düzelteceğiz. Bütün şehitlerimizin
başımızın üstünde yeri var.”

**16 ada konusu**

Ege’de egemenliği tanımlanmamış ve Yunanistan’a bırakılmamış 16 ada olduğunu ifade
eden Kılıçdaroğlu, Başbakan Binali Yıldırım’a seslenerek şunları söyledi:

“Siz milliyetçiyseniz, bu ülkenin her karış toprağını savunuyorsanız ve ‘ben düşmana
bir çakıl taşı vermem’ diyorsanız bu 16 adayı Yunanistan’a hangi gerekçe ile teslim
ettiniz? Bu adalarda bizim değil de Yunanistan’ın bayrağı dalgalanıyor. Bir Allah’ın
kulu çıkıp bana bunu anlatsın. Milliyetçilik diyorlar. Dünyaya meydan okuyoruz diyorlar.
Bıraktım dünyayı, burnumuzun dibinde horoz öttüğünde biz duyuyoruz. Burnumuzun dibindeki
adalara gelip bayraklarını diktiler. Komisyonda arkadaşlarımız soruyor, Bakan ‘bu
adalar bizim’ diyor. Yunanistan işgal etti. Efendim biz onlarla görüşmeler yapıyoruz.
Benim toprağım işgal edilmiş. Türkiye Cumhuriyeti işgal edildiğinde Atatürk oturup
onlarla görüşüyor muydu? Yoksa, ‘ben seni denize dökerim, hakkımı ararım. Ondan 
sonra gel masaya’ diyordu. Böyle giderse Kıbrıs’ı da verecekler. Binali Yıldırım’ın
dikkatini çekiyorum. Kıbrıs’taki gelişmeleri yakından izliyoruz. Kıbrıs’ı aldık,
Beşparmak Dağları’na CHP’nin milliyetçiliğini yazdık. Orada şehitlerimiz var. Kan
döktük orada. Bu ülkenin bağımsızlığı için. Sen kalkacaksın, Kıbrıs’ın büyük bir
kısmını onlara teslim edeceksin. Buna izin veremeyiz.”

Meclis’e sunulan tasarıyla tartışmalara neden olan cinsel istismar ile ilgili düzenlemeye
değinen Kılıçdaroğlu, kız çocuklarına tecavüz edenlere af getirildiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, “Siz de vicdan, ahlak yok mu? Bunu sormak zorundayım. 5-10 yaşında
kız çocuğuna tecavüz edilecek, tecavüzcüsü ile evlenirse af getiriyorlar. 5 kişi
tecavüz etse, bir kişi ‘ben evleniyorum’ derse herkes beraat edecek. Ahlaka bakın.
Böyle bir ahlak olabilir mi? Bu insanlığa sığmaz. 83 kadın kuruluşu ortak bildiri
yayınladı. Bütün kadın kardeşlerimi bu yüreklilikten dolayı kutluyorum. İyi ki varsınız
ve çocuklarımıza sahip çıkıyorsunuz” dedi.

Ülkenin birçok sorunu varken bir kişiye nasıl bir koltuk bulunabilir diye arayış
içerisine girildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, gösterdiği anayasa kitapçığındaki
104’üncü maddeyi okuyarak şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu madde değiştiriliyor, ‘partili cumhurbaşkanımız’ diyorlar. Başkan demeyelim,
başkan dersek kötü anlaşılıyor. Çok madde değişecek. Her yerde cumhurbaşkanı yazılı.‘
Biz buna partili cumhurbaşkanlığı diyelim’ deniyor. Niçin? O zaman devletin bütününü
temsil eder mi? Hayır. CHP olarak bizi temsil etmez. Abdullah Gül, Ahmet Necdet 
Sezer, Süleyman Demirel, Turgut Özal bizi temsil ediyordu. Hiçbirisi partili değildi.
Ama bir partiyi temsil ederseniz devletin uyumunu sağlayamazsınız. Bununla siz ‘
rejimi değiştirmek istiyorsunuz’ diyorum. ‘Hayır, rejim 1923’de kuruldu, rejim değişikliği
söz konusu değil’ diyorlar. Bir devletin yönetim biçimine rejim denir. Tarafsız 
cumhurbaşkanının olduğu bir yerden kalkıp ta başkanlık sistemine geçerseniz rejimi
değiştirmiş olursunuz. Bu kadar basit. Milleti aptal yerine koymaya kimsenin hakkı
yok. Rejimi değiştiriyorsunuz. Üstelik gelecek olan başkan hakimleri, valileri, 
büyükelçileri, milletvekillerini de tayin edecek. Güçler ayrılığı değil güçlerin
birliği olacak. Bir kişi bütün yetkilere sahip olacak. Dünyada böyle bir örnek eskiden
Hitler’de vardı. Biz 21’inci yüzyıldayız. Bütün yetkiler bir kişiye verilecek. ‘
Bu partili cumhurbaşkanıdır’ deniyor. Sağa sola sapmadan getirilen tam başkanlıktır.
Tam başkanlık getiriyorsun. ABD modeli mi, hayır onunla ilgisi yok. Bütün yetkiler
bir kişiye verilmiş. ABD Başkanı büyükelçi tayin edemez. Onların senatosu, kongresi
tayin eder. Başkanlık farklı bir şeydir. Bir ülkenin rejimini o ülkede bir kişi 
veya bir parti belirleyemez. O ülkenin rejimini tarihi, sosyolojik ve kültürel koşulları
belirler. Osmanlı döneminden beri parlamenter sistem deneyimimiz var. 140 yıllık
tecrübeyi atıyoruz, yerine yeni bir modeli bir kişinin arzusu ile getiriyoruz. Bu
olmaz. Bu ülkeye yazık günahtır. Bu ülke deneme tahtası değildir. Deneme tahtası
haline getirirseniz ülkede kan akar, gözyaşı olur. Buna izin vermemeliyiz. Bu doğru
değildir. Herkesin aklını başına alması lazım. Herkesin sağduyu ile düşünmesi lazım.
Bir kişinin arzusu, bir kişinin beklentisi üzerine bir ülkenin rejimi değişemez.
Bunu yapanlar bu ülkeye ihanet içerisindedirler.”

Ülkede başkanlık sistemini içeride ve dışarıda iki kişinin istediğini öne süren 
Kılıçdaroğlu, dışarıdaki kişinin Cumhurbaşkanı Erdoğan, içerideki kişinin ise Abdullah
Öcalan olduğunu söyledi. Geçmişte yapılan bazı konuşmaları hatırlatan Kılıçdaroğlu,
şöyle dedi:

“Sağduyu ile düşünen hangi partiden olursa olsun, eğer bu ülkenin bekasını, geleceğini,
birliğini, dirliğini düşünüyorsa, maceralardan uzak durmak zorundayız. Cumhuriyetin
kuruluşu demokrasi ile taçlandırıldığı zaman bir anlam ifade eder. Bize dünyada 
saygınlık kazandıracak olan da budur. Biz dikta yönetimlerine karşıyız. Erdoğan’ın
Gaziantep’te yaptığı bir konuşma var. Terör olayları tartışılırken, ‘verin 400 milletvekili,
bu iş bitsin’ dedi. Ne demek bu? ‘Verin 400 milletvekili ben bu işi bitireyim, istediğimi
yapayım. İstediğim anayasa değişikliğini yapayım. CHP hep bana engel oluyor. Ben
bütün bu işleri halledeceğim’ diyor. ‘Eyaletler sistemini getireceğim’ diyor. Hepimiz
bunun arkasındaki olayı bilmeliyiz. Eminim Türkiye’nin bekasını, geleceğini, birliği
ve bütünlüğünü ben nasıl düşünüyorsam sokaktaki esnaf, ayakkabı boyacısı nasıl düşünüyorsa
Bahçeli de aynı duyarlılıkla düşünmek zorundadır. Bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü,
bekasını hepimiz savunmak zorundayız. Bu ülke altın tepsi içerisinde bize sunulan
bir ülke değildir. Acı, kan, gözyaşı, şehitler vardır. Doğuda, batıda, Antep’te,
Urfa’da, İzmir’de, İstanbul’u düşünün. Bu mücadelelerin sonunda Türkiye Cumhuriyeti
devleti kurulmuştur. Dolayısıyla, ‘Türkiye Cumhuriyeti devletini ben geleceğim, 
istediğim gibi yöneteceğim.’ Ne demek oya bakarım? Her şey oyla olmaz. ‘Oyum var
istediğimi yaparım, ülkeyi parçalarım.’ Buna da kimsenin gücü yetmez. Niye yetmez?
Bir tek CHP’li varsa parlamentoda, kimsenin buna gücü yetmez.”
