# Beş soruda BDDK ve TCMB, SWAP operasyonları ile ne yapmak istiyor

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/bes-soruda-bddk-ve-tcmb-swap-operasyonlari-ile-ne-yapmak-istiyor-584yy/
- Yayımlanma: 2020-05-08T19:59:00+03:00
- Yazar: Prof. Dr. Mehmet Hasan EKEN

**1- BDDK ve TCMB’nin kuru kontrol amacıyla son dönemde aldıkları önlemlerle SWAP’a
bu kadar yüklenmelerinin kerameti nedir? Niye SWAP?**

Bu soruyu uzun bir cevap vereceğim. İşe SWAP’ın ne olduğunu anlatmaya başlayalım.
SWAP esas olarak iki amaçla (hedging yani riskten korunma ya da spekülasyon) kullanılan
bir türev üründür. Bilindiği gibi türev ürünler en riskli finansal araçlardır. Bu
sözleşmelerde iki taraf arasında iki ürünün belli bir dönem için trampa edilmesi
işlemidir. Bu ürün yerine göre döviz (farklı para birimleri ile kur riskini yönetmek
için), faiz (aynı para birimi ile faiz riskini yönetmek için) ya da aklınıza gelen
herhangi başka ürün ikilisi olabilmektedir.

SWAP sözleşmeleri forward sözleşmeler gibi tezgah-üstü (tailor-made) olduğu için
vadesi, miktarı taraflar arasında belirlenmekte ve forward dahil diğer tüm türev
ürünlerin aksine taraflar için bir maliyet de oluşmamaktadır.

SWAP sözleşmelerinde her iki taraf koruma isteyebileceği gibi her iki taraf spekülatif
de hareket edebilir. Ya da biri koruma amacı güderken diğeri spekülasyon peşinde
olabilir. Örneğin dolar borcu olan Türkiyeli bir kişi/kurum TL borcu olan Amerikalı
bir kişi/kurum ile SWAP sözleşmesi imzalarsa her ikisi de taşıdıkları kur riskinden
kurtuluyorlardır. Bu durumda her iki taraf için de bu araç bir koruma amaçlı SWAP
sözleşmesidir. Öte yandan taraflardan biri risk taşımıyorsa ve SWAP sözleşmesine
giriyorsa o taraf için bu spekülatif bir sözleşme olacaktır.

Türkiye’de kimler kur riski taşıyor? Hazine, reel sektör, bankalar ve gerçek kişiler
kur riski taşıyabilirler. Hazine’nin USD cinsi borcu verilerine göre Türkiye’nin
net dış borç stoku Aralık 2019 sonu itibariyle 245 milyar dolar iken bunun 100 Milyar
dolar kamu kesimi borcu iken kalanı özel sektörün dış borcudur. Hem Hazine ve hem
de özel sektör SWAP ile borçlarını kur riskine karşı hedge edebilirler.

Bu verilere göre dolar kuru 1 kuruş yükseldiğinde Türkiye’nin borcu Türk Lirası 
cinsinden 2.45 milyar artmaktadır. 10 kuruş arttığında 24.5 milyar ve 1 TL arttığında
ise 245 milyar TL artmaktadır. Yani Türkiye ülke olarak çok yüksek bir kur riski
taşımaktadır. Bunun hedge edilmesi için SWAP sözleşmelerine (ve başka türev ürünlere)
ihtiyaç bulunmaktadır. 1 Ocak 2020 tarihinde dolar kuru 5,95 iken şimdi kur 7.2 
seviyesinde seyretmektedir. Bu süre içerisinde Türkiye’nin borcu TL olarak 306 milyar
TL yükseldi. Bu kamu kesimi ve özel sektör için finansman maliyeti artışı demektir.
Kontrol edilemezse büyük zararlara hatta iflaslara bile neden olabilecektir. Tabii
hangi kesimin (bankacılık sektörü hariç) kendisini hangi ölçüde koruduğunu bilmediğimizden
bu rakamlar sadece bilgi için ele alınmalıdır.

Konuyu bir örnekle açıklayalım. ABD’li bir banka Türkiye’de 1 Ocak 2020 tarihinde
8 Mayıs 2020 vadeli 1 milyon USD karşılığı TL tahvil aldığında dolar kuru yükselişlerinden
zarar edecektir. Bunu hedge etmek için bir Türk bankası ile 8 Mayıs 2020 vadeli 
bir SWAP sözleşmesi imzalamayı isteyecektir. Bunun için bir Türk bankasına 1 milyon
dolar verecek ve bankadan 1 Ocak 2020 kuru olan 5.95 X 1 milyon USD =  5.950.000
TL alacaktır. Bu sürede ABD’li yatırımcı Türk bankasına TL faiz öderken, Türk bankası
da ABD’li yatırımcıya dolar faizi ödeyecektir. 8 Mayıs 2020 tarihinde ABD’li yatırımcı
1 bilyon dolarını alıp karşılığında 5.950.000 TL ödeyerek piyasadan çıkacaktır. 
Kazancı ise tahvilden elde ettiği getiri ile bankaya ödediği faiz farkı olacaktır.

Burada ABD’li yatırımcı hedge amacıyla SWAP anlaşmasını imzalamışken, Türk bankası
ise risk almış olacaktır. Bu sürede kur düşüşü Türk bankası için kar, kur yükselişi
ise zarar olacaktır. Bu bir ticari işlemdir, taraflar beklentilerine göre bu tür
sözleşmelere dahil olurlar ya da olmazlar.

Dikkat edilirse bu süreçte kur yükselmişken her iki taraf bundan etkilenmemiş olmaktadır.
Yani kur sözleşme kapsamında sabitlenmiş olmaktadır. Ancak gerçek hayatta elbette
değişmiş olacaktır. Zaten 8 Mayıs 2020 tarihinde kur 7.2 seviyesinde işlem görmektedir.
O zaman Türk bankası piyasadan 7.2 kur ile dolar alıp ABD’li yatırımcıya vereceği
için 1.250.000 TL zarar edecektir. Kur düşüşü olmuş olsaydı kar edecekti.

**2-SWAP önlemleriyle TL’deki bu kan kayıpları önlenebilir mi?**

 

Bu soruyu cevaplamak için konuya merkez bankaları açısından bakmamız lazım. Şimdi
eğer TCMB ABD merkez bankası FED ile ile 1 Ocak 2020 tarihinde 8 Mayıs 2020 vadeli
245 dolar için astronomik bir SWAP anlaşması imzalamış olduğunu varsayalım. Bu durumda
FED TCMB’ye 245 Milyar Doları gönderecekti, karşılığında da TCMB 1 Ocak 2020 kuru
ile FED’e 1.457,75 Milyar TL gönderecekti. Bu süre içerisinde FED TL faizi alacak
ve TCMB’de dolar faizi alacaktı. 8 Mayıs 2020 tarihinde TCMB 245 milyar Doları geri
verirken karşılığında 1.457,75 milyar TL alacaktı. Yani sözleşme kapsamında kur 
sabitlenmiş olmaktadır. Peki, bundan TCMB ya da FED ne kazanmış oldu? Hiçbir şey.

Bu nedenle böyle ütopik ve astronomik miktarda bir SWAP anlaşmasına FED asla girmez.
Çünkü hiçbir menfaati (ulusal çıkarı) yok. Peki, TCMB neden bunu istiyor? Cevap 
gayet basit ulusal çıkar. TCMB bu ütopik SWAP anlaşması ile elde edeceği 245 milyar
doları iç piyasada sattığında dolar kuru yerle bir olacaktı. Vade geldiğinde de 
düşük bir kurdan dolarları temin edip SWAP sözleşmesini sona erdirecekti. Gerçek
hayatta bu seviyede astronomik miktarlarla SWAP anlaşmaları imkansız. Miktarı bilerek
abarttım ki konu daha net görülebilsin.

FED TCMB ile küçük çaplı SWAP anlaşmaları yapmaya da ulusal çıkarı olmadığı için(
bakınız önceki yazımız) yanaşmamaktadır. Peki, uluslararası bankalar ile yapılabilecek
5-10 milyar USD SWAP sözleşmeleri (yapılacağına dair henüz bir işaret yok) ise kısa
zamanda işe yarasa dahi uzun vadede etkisiz kalacak ve döviz kurunu aşağıya çekmede
işe yaramayacaktır. Aksine bu tür işlemlerin sonucunda piyasada volatilite yani 
döviz kuru riski artacak ve bunun sonucunda da döviz kuru sert bir şekilde dalgalanacaktır.
Bu risk yükselişi olası spekülatif saldırılara da neden olabilecektir. Çünkü eğer
bir merkez bankası çok yüksek risk taşıyan bir türev ürün olan SWAP anlaşmaları 
için çabalayıp bir sonuç alamazsa piyasa oyuncuları o merkez bankasının vadesi gelen
dış borçlarını ödemede zorlanacağını düşünecek ve o ülkenin parasını açığa satacaktır.

Konuyu SWAP açısından değerlendirdikten sonra şunun altını da çizmek lazım. Günümüzde
yaşanan TL değer kayıplarının önemli bir kısmı iç dinamiklerden kaynaklanmakla beraber
bu kayıplarda dış iktisadi faktörlerin de önemli etkileri bulunmaktadır. Küresel
salgın nedeniyle Dünya ekonomisi küçülürken Türkiye’nin bundan etkilenmemesi kaçınılmazdır.
Bu çerçevede bir kez daha altını çizmek lazım ki TL’de yaşanan değer kayıplarının
önlenmesinin çözümü SWAP sözleşmeleri olamaz.

 

**3-Eğer efektif bir yöntem ise ve olayı buradan götüreceklerse BDDK ve TCMB’nin
SWAP stratejisinde eksiklikler var mı? Neler eklenebilir? (Sadece SWAP özelinde)**

 

Türkiye’de döviz kurunun yükselmesi Türkiye’nin dövize olan ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
Tabii kur artışı finansal piyasalarda gerçekleştiği için sorunun finansal olduğu
yanılgısı birçok kesimde oluşmaktadır. Bu nedenle köklü iktisadi çözümler yerine
dövizin türev araçlarla yapılan ticaretiyle döviz kuru sorununa çözüm aranması doğru
değildir.

Bu çerçevede SWAP ile döviz kurunu kontrol etmek bu şartlarda olanaksızdır. BDDK/
TCMB SWAP işlemlerinde TL faiz oranını yükselterek SWAP işlemini TL alan yabancı
spekülatörler için pahalı hale getirmektedir. Ancak son gelişmeler bunun işe yaramadığını
ortaya koymuştur. Spot piyasada TL faizi düşük olduğu sürece spekülatör spot piyasada
TL borçlanıp USD uzun pozisyon alabilmektedir. Bu da kuru yükseltmektedir. Sorunu
kökünden çözmediğiniz sürece finansal piyasa çözümleri sadece geçici etki yaratır.
Bir tarafı düzelttiğinizde başka bir yerde açık ortaya çıkar. Spekülatör de her 
zaman bunu görür ve kendi lehine kullanır.

Bu nedenle burada SWAP konusuna ya da BDDK/TCMB SWAP stratejilerine eklenecek bir
şey yok. İşe yaramayacağı belli olan SWAP anlaşmalarından kaçınılması en doğru işlemdir.
Onun yerine uzun vadeli bir ekonomi planıyla ve sabırla Türkiye ekonomisi güçlendirilmeli
ve başta tarım ve hayvancılık olmak üzere Türkiye’nin avantajlı olduğu sektörler
belirlenerek o sektörlerde yerel kaynaklara dayalı üretim teşvik edilmelidir.

**4- Yabancı bankalar ile (bazıları Türkiye’de iş yapıyor) bu kurumun “kur dalaşı”
ndan Türk bankaları zarar görebilir mi?**

 

Türk bankaları döviz kuru riskiyle ilgili yönetmelik kapsamında tabiri caizse sıkı
markaj altında. Türk bankalarının taşıdığı kur riski de BDDK’nın Aralık 2019 verilerine
göre yabancı para varlıkların yabancı para yükümlülüklere oranı %85 düzeyinde. Yani
her 100 dolarlık döviz borcuna karşılık 85 dolar varlık bulunmaktadır. Toplamda 
ise 261 milyar TL karşılığı döviz açığı bulunmaktadır. Ancak bu döviz açığının 260
milyar TL tutarı türev ürünlerle hedge edilerek kur riski sadece 1 milyar TL düzeyine
indirilmiştir. Bu veriler ışığında kur artışından ya da düşüşünden bankalar etkilenmeyecektir.
Ancak bankalar bu hedge işlemlerini kimler ile yapmışlarsa (bazıları yerli mevduat
sahibi küçük yatırımcılardır) onlar kur dalgalanmasından zarar/kar edeceklerdir.

**5- SWAP dışında para otoriteleri kısa ve uzun dönemde neler yapabilir?**

SWAP, futures, option, forward gibi türev ürünler para otoritelerinin temkinli yaklaştıkları
ürünlerdir. Bu tür ürünler para otoritelerinin temel amaçlarına pek hizmet etmemekte
ve doğalarına terstir. Esas olarak klasik para piyasası araçları ile yerel paranın
değeri korunmaya çalışılmaktadır. Eğer bir merkez bankası aşırı derecede türev ürünler
ile haşır neşir olmaya başlamışsa piyasa oyuncuları o merkez bankasının kredibilitesinin
azaldığını düşüneceklerdir.

Merkez bankaları bu nedenle esas olarak klasik para piyasası araçlarını kullanmaktan
çekinmemekte ancak türev ürünlere temkinli yaklaşmakta ve onlarla oynamayı piyasa
oyuncularına bırakmaktadırlar.

Sadece para politikası araçlarını kullanarak bir ülkenin merkez bankası o ülkenin
parasının değerini tek başına koruyamaz. Bir ülkenin parasının değeri esas olarak
ekonomisinin gücünün bir yansımasıdır. Eğer bir ülke mal ve hizmet üretip ihraç 
ederek yeterince döviz kazanamıyorsa para biriminin değer kaybedeceği bir netice
olacaktır. En masum tedbir ile faizi yükselterek değerini korumaya çalışmak sadece
geçici etki yaratır. Türev ürünler ile değer korunmaya çalışılması ise spekülasyondur
ve bumerang gibi dönüp ülkenin para birimini vurup değerini düşürür.

Ülkenin para birimi yeterince değer yitirdikten sonra genellikle (çoğunlukla IMF
destekli politikalarla beraber) faiz yükseltilerek müdahaleye çalışılır ve böylece
ülkeye döviz akımı yeniden başlar. Gelen yabancı sermaye yüksek faizli tahvile yatırılır
ve yabancı sermaye dolar bazında astronomik getiriler elde eder. Bu süreç Türkiye’de
yıllardır yaşanıyor. Bu durumdan kurtulmak için köklü reformlar gerekir.

TCMB özelinde duruma baktığımızda TCMB’nin elinde faiz silahından başka bir şey 
kalmamıştır. Ancak onu da kullanması şu anda uzun vadeli köklü bir yarar sağlamaz
aksine zarar verir. Bu silahın işe yaraması için yapılması gereken tüm siyasi, hukuki,
iktisadi ve mali reformların acilen yapılmasıdır.

Tabii bu uzun soluklu, maliyetli ve can yakıcı bir süreç olacaktır. Türkiye halkı
bu eziyeti yıllarca çekerek bedelini defalarca ödedi. Ancak her seferinde siyasilerin
parti menfaatlerini ülke menfaatinin önüne koymalarından kaynaklı politikalar nedeniyle
en başa dönüldü ve şimdi de aynı noktadayız. Bu nedenle çözüm siyasi partilerin 
destek verecekleri siyaset-üstü iktisadi politikalarda aranmalıdır. Dilerim Türkiye
halkı yapılacak reformlar sonrası son bir defa daha iktisadi bedel ödeyip bu iktisadi
kriz sarmalından kurtulacaktır.
