# Bulut’a göre halk durumu anladı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/buluta-gore-halk-durumu-anladi-7519h/
- Yayımlanma: 2015-08-10T08:25:00+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden sorumlu başdanışmanı Yiğit Bulut, “Ben
seçim sonuçlarının ‘koalisyon isteniyor’ noktasında yorumlanmasına katılmıyorum.
Bu tablo açıkça ‘yeniden halka sorulmasını’ gerektiriyor. Daha net söylemem gerekirse;
seçim sisteminin zaafları ile çoğunluk ‘yönetemez’ hale geldiyse ve halk bu zaafı
ve oynanan oyunu net olarak görüp pişmansa bunu düzeltmenin yolu yeniden halka sormaktır”
dedi. “Tekrar seçim olursa ‘sandık oyunu yapılan’ ve ‘demokrasi oyunu oynadığını
düşünüp pişman olan’ insanların ciddi bir tercih değişikliğine gideceğini düşünüyorum”
diyen Bulut, “Sokak inanın çok pişman. İş yapan, ev alan, ev satan, iş kuracak olan
herkes ‘HDP tuzağı’ dedikleri bu duruma inanın çok pişman” ifadesini kullandı.

Sabah gazetesinden İsa Tatlıcan’ın sorularını yanıtlayan (10 Ağustos 2015) Yiğit
Bulut’un açıklamalarından satır başları şöyle:

-Yiğit bey, birçok olumsuzluklarla birlikte olağanüstü zor bir dönemden geçiyoruz.
Buna rağmen ekonomide büyük bir sorun yaşanmıyor. Çöküş beklenen borsa 80 bin sınırında
duruyor. Bunun sırrı nedir?

-Bu soruyu sorduğunuz için çok mutlu oldum, nedeni ise çok uzun zamandır ekonomideki
denge”nin özellikle TÜSİAD ve uzantılarının iddia ettiği gibi “birkaç isimden” değil
liderlik tarafından sağlandığını iddia etmem. İzin verirseniz daha da açık bir şekilde
ekonomideki başarıların arkasında “kendi modellemelerini” algılatmaya çalışanlara
bir not düşeyim; Türkiye’de her alanda olduğu gibi son 13 yıldır ekonomiyi de ayakta
tutan liderlik ve karar alabilmedir…Şahıslara odaklı bir ekonomi modellemeye çalışanlar
şunu çok iyi bilsinler ki; ekonomimizde önemli bütün kararlar lider tarafından alınmış
ve uygulanmıştır…Bugün “yeniden seçim, hükümet kuramama” gibi birçok “denge dışı”
durum konuşulmasına rağmen seçilmiş Cumhurbaşkanlığı makamına ve lider’e olan güven
istikrarın bozulmadan denge durumunun korunmasını sağlıyor…

**‘Yeniden seçim istikrarı bozmaz’**

-Yeniden seçim piyasaları etkiler mi?

-Mutlaka etkiler ama ana denge açısından değil vade açısından etkiler. Yeni seçim
demek 6 aylık yeni bir süreç demektir. Kasım ayında seçim olsa Ocak 2016 gibi hükümet
kurulur bu da 6 aylık bir bekleme olduğu için “vade” sorunu olan yatırımcıları kısa
vadede etkiler, piyasanın orta ve uzun vadeli hedefleri asla değişmez…

-AK Parti hiçbir şeçimde “seçim ekonomisi” uygulamadı. Diğer yandan seçimlerden 
önce emekli, dar gelirli ve orta direğin bazı beklentileri vardı. Bu kesimlerde 
önemli oranda oy kaybı yaşandı. Bunun bir dengesi bulunamaz mı?

-Sayın Erdoğan parti liderliği süresince girdiği hiçbir seçim öncesi asla popülist
bir ekonomik program uygulamadı. Girdiği bütün seçimleri kazanıp öncesinde ekonomik
dengeyi bozmamak çok önemlidir. Dünyada örneği çok azdır belki de yoktur. Erdoğan
bunu başardı ve her zaman güven verdi. Cumhurbaşkanı seçildikten sonraki süreçte
bu denge korunabildi mi bence asıl soru bu. Popülizm yapılmadı, gerçekten yapılmadı
ama benim “Erdoğan Dengesi” dediğim “optimal durumunda” yakalandığını söylemek zor.
Daha açık söylemeye çalışayım; hem Devletin hem de vatandaşın menfaatini en noktasına
birlikte getirebildiğiniz duruma “optimal denge” denir, ben buna 12 yıllık ekonomide“
Erdoğan Dengesi” dedim. Bu durum sağlanamadı Erdoğan sonrası bunu dürüstçe söylemek
lazım. Ama kesinlikle de popülizm de yapılmadı.

**‘Sokak yeniden seçim istiyor’**

-Pazartesi günü (Bugün) Davutoğlu-Kılıçdaroğlu görüşmesi gerçekleşecek. Koalisyon
mu bekliyorsunuz tekrar seçim mi?

-Ben seçim sonuçlarının “koalisyon isteniyor” noktasında yorumlanmasına katılmıyorum.
Bir tarafta % 42 diğer tarafta bu oyun yarısına yakın bir orandan aşağı doğru dizilenler.
Burada proje HDP’nin barajı geçirtilip “milletvekili sayısı üzerine” oynamak üzerine
kurulmuştu ve seçim sisteminin bu gediğinden yararlanılarak bu sonucu aldılar. Türkiye’yi“
yönettirmemek” isteyenler “yüzdeye değil vekil sayısına oynadılar” demek daha doğru.
Bu bağlamda detaylara bakınca eğer çoğunluk istediğini alamamışsa ve çoğunluk seçim
sonrası “pişmanlık” ile daha da büyümüşse bu tablodan koalisyon zorlaması çıkarmak
doğru değil. Bu tablo açıkça “yeniden halka sorulmasını” gerektiriyor. Daha net 
söylemem gerekirse; seçim sisteminin zaafları ile çoğunluk “yönetemez” hale geldiyse
ve halk bu zaafı ve oynanan oyunu net olarak görüp pişmansa bunu düzeltmenin yolu
yeniden halka sormaktır. Uzun lafın kısası; vatandaş Yiğit Bulut olarak görüşüm 
sokağın kendine kurulan tuzağı düzeltmek adına yeniden sandık istediği yönünde…

**SEÇMEN PKK’YI “CİCİ ÇOCUK” DİYEREK PAZARLAYANLARI AFFETMEYECEK**

-HDP tekrar seçim durumunda aynı rüzgarı yakalayabilir mi?

Kasım sonunda bir seçim ihtimali çok güçlü olmakla birlikte bu seçime giderken ve
seçim sonrasında partilerde ciddi bir konsolidasyon olması ihtimali yüksek. Vatandaş“
organik terör ürünlerini” kendine “cici çocuk” diye pazarlayanları asla affetmeyecek
ve çok sert bir karşılık verecektir.

**‘HDP tuzağına geldiği için çok pişman insan var’**

-Tekrar seçimde sonuçların değişeceğini düşünüyor musunuz?

Tekrar seçim olursa “sandık oyunu yapılan” ve “demokrasi oyunu oynadığını düşünüp
pişman olan” insanların ciddi bir tercih değişikliğine gideceğini düşünüyorum. Böyle
bir sonuç kimse beklemiyordu ve özellikle malum medya üzerinden yapılan telkinler
ile “tek başına hükümet istikrarı devam eder ama” noktasında bir algılama tuzağına
düştüler. Sokak inanın çok pişman. İş yapan, ev alan, ev satan, iş kuracak olan 
herkes “HDP tuzağı” dedikleri bu duruma inanın çok pişman. Burada sorun sadece “
vekil sayısı üzerinden kurulan iktidarsızlaştırma” denklemi değil “Demokrasicilik
oyunu içinde kendilerine algılattıkları iyi çocukların” terör bağlantısının net 
olarak ortaya çıkması da ciddi bir durum. En çok canı yananlar da samimi olarak 
bugüne CHP’ye oy verip “demokrasinin cici çocuğu” algılaması ile terör örgütünün
uzantılarına oy kaptıranlar. Bu oyunu malum medya ile kendilerine kuran partilerini
asla affedemiyorlar ve sandık rövanşını bekliyorlar.

**‘Bazı medya ve holdingler PKK’ya yardım ve yataklık ediyor’**

-Medyanın nasıl bir etkisi oldu bu algının oluşmasında?

Yurtdışı ve yurtiçi bağlantıları ile birlikte “terör örgütü ile organik uzantısı
olanları” bu ülkenin insanlarına “demokrasinin cici çocuğu” diye pazarladılar. Bu
noktada soruyorum size; Bunun terör örgütüne yardım ve yataklıktan bir farkı var
mı! Yok, dibine kadar terör örgütüne yardım ve yataklık! Malum medya, Sanayici ve
İş adamları dernekleri ve bazı sivil toplum örgütlerinin “cici çocuklar” diye pazarladıkları
arkadaşlardan biri TBMM çatısı altında şunu söylüyor; “sırtımızı X’e, Y’ye, Z’ye”
dayadık”. Bu kişi TBMM kürsüsünden açıkça örgütlerin adını sıralıyor. Şimdi soralım;
Amerikan Senatosu’nda veya Temsilciler Meclisi’nde kürsüye çıkıp “sırtımızı El-Kaide’ye
dayadık” diyebilir misiniz ! Derseniz ve sizi destekleyen medya kuruluşları ve holdingler
varsa acaba onlar ne duruma düşer ! Açık söylüyorum; seçim öncesi ve sonrası bazı
medya ve bazı holdingler tarafından yapılan Teröre yardım ve yataklıktır! Türkiye’yi
sokakta bulmadık, bunun yapılmasına da seyirci kalamayız, izin veremeyiz…

-Sayın Cumhurbaşkanı’nın koalisyon istemediği yönünde de bir algı oluşturulmaya 
çalışılıyor. Siz bu eleştirilere ne diyeceksiniz?

Sayın Cumhurbaşkanımızın “seçim istemediği” yalanı tam bir kara propagandadır. Bakın
olaya detaylı bir açıdan yaklaşalım. Ortada iki farklı bölüm var; bir tarafta halkın%
52’sinin oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanı, diğer tarafta % 25’ten % 12’ye kadar boy
boy dizilen 4 siyasi parti. % 52 ile seçilmiş Cumhurbaşkanı halk adına Devlet’in
zirvesindeki isim. Diğer partiler halktan Devlet’i yönetmeye aday olmak için belli
bir oranda izin almış yapılar. Olaya bu açıdan bakınca durum çok net; Devlet’i yönetmeye
aday olanlar Devlet’in başındaki makama bir “yönetim mantığı” sunmaları lazım. Bir“
yönetim sunup” Halk adına Devlet’in tepe noktasından “onay alacaklar”. Sayın Cumhurbaşkanı
her zaman şunu söyledi ve söylüyor; Türkiye adına bir araya gelin, risk alın, elinizi
taşın altına koyun, bir yönetim denklemi kurun ve gelin”…Bunu defalarca söylemesine,
defalarca çağrı yapmasına rağmen “siyasi tarafta” kalan 4 oyuncu “dengeyi sağlayıp”
Devlet’i yönetmeye talip olamadılar.

-3 muhalefet partisi biraraya gelip hükümet kuramadı. Şimdi sorumlululuğu Cumhurbaşkanı’na
yıkmaya çalışıyorlar. Bu haksız bir eleştiri değil mi?

Elbette. Şimdi herkes elini vicdanına koysun böyle bir durumda “Cumhurbaşkanı mı
hükümet istemiyor” ! Hayır, kesinlikle ilk günden itibaren Devlet yönetimini teslim
edeceği bir hükümet çıksın istedi, uğraştı ama şu ana kadar bir sonuç çıkmadı…Çıkmazsa
yapılacak da çok açık; % 52 ile seçilmiş, Halkın Devlet’in tepesini teslim ettiği
makam olan Cumhurbaşkanı yeniden halka gidilmesi ve sorulması için Anayasa, kanun
ve kuralların kendine verdiği yetkiyi kullanacak

-Türkiye’deki koalisyon lobisi, tekrar seçimin ekonomiye zarar vereceğini söylüyor.
Sizce de ekonomide kalıcı hasar bırakır mı?

– Son günlerde bu dayatma ortaya çıktı. Özellikle koalisyon zorlayanlar “Türkiye
ekonomik olarak seçimi kaldıramaz” diyorlar…Bu da oyunun son halkası. Yukarıda da
anlattım “yeniden seçim” kararı 6 aylık bir vade uzatımı açısından kısa vadede yatırımcıları
etkileyebilir ama “uyumsuz bir koalisyon denemesi” ekonomideki bütün dengeleri kalıcı
olarak bozacaktır. Risk analizi yapıp da hangisi derseniz, benim cevabım çok net;
yeniden seçim olası bir “tek başına iktidar” durumu da dikkate alındığında, ekonomide
daha net olumlu sonuçlara yol açabilir. Türkiye seçim kaldırma gibi söylemler gerçekçi
değil ve başta TUSİAD olmak üzere “koalisyon zorlamaya” çalışanlar tarafından üretilen
söylemler…

-Birkaç ay önce çözüm sürecini eleştiren, terörle mücadele edilmiyor diyen medya
şimdi AK Parti iktidarına karşı PKK medyası gibi hareket ediyor. Medya’nın bu PKK
sevgisi nereden geliyor?

Medyanın bir bölümü “organik terör ürünlerini” normalleştirme, kamuoyuna kabul ettirme
ve aklama peşinde. Bu onlara yurtdışındaki ana hissedarları tarafından verilen bir
görev. Aslında burada biraz da espri katalım ben bu arkadaşlara “TOY” diyorum yani“
terörün organik yavruları”. Bu TOY’ların kamuoyu önünde sempatik gösterilmesi, aklanması,
paklanması, aklileştirilmesi görevi malum medya ve uzantılarına 7 Haziran seçiminden
çok önce verildi. Amaç siyasi tabloyu vekil sayısı üzerinden vurmaktı. Buna iş dünyasının
daha doğrusu sermayesini yabancıların verdiği imtiyazlara borçlu olan “devşirme 
burjuva da” destek oldu. Yaşananlara hukuksal açıdan bakınca bu süreç tam bir yardım
ve yataklık. Bu günler mutlaka geçecek, Türkiye “terörün siyasileştirilmesi, rasyonalize
edilmeye çalışılması, kabul ettirilme zorlamalarını da” aşacak ve yargı bugünlere
mutlaka el atacak. Dünyanın hiçbir ülkesinde medya, iş dünyası ve sivil toplum terörün
organik uzantılarını bu kadar destekleyemez ! Bunun örneği yoktur ve olamaz da!

-Paralel örgüt medyası ve uzantıları Suruç ve Diyarbakır saldırılarının arkasında
devletin olduğunu iddia etti. Bu yalan üzerinden güvenlik güçlerimiz hedef gösterildi.
Bu planı nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Suruç, Kobani ve daha birçok “algılama-algılatma oyunu”…Amaç bölge insanını ve
Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını Türk Devleti’ne düşman etmek ve 
2003 sonrasında Tür Devleti ile bölge insanı, Erdoğan’ın liderliği ile bölge insanının
arasını açmak, araya sızmak. Çok açık söylüyorum; 2003 ‘e kadar küresel güçlerin
hedefi Kuzey Irak’ta bir devlet kurdurmaktı. Bu bağlamda 2003 Temmuz ayında TSK’ya
yapılan saldırı, başımıza geçirilen çuval bu doğrultuda bir adımdı. 2003 sonrası
Erdoğan’ın liderliği ile bütün denge değişti. Bölge insanı ile Devlet arasında yeni
bir bağ kuruldu.

-Amaç ne peki?

Son bir yıldır yapılmaya çalışılan bu bağı, bu dengeyi kırmaya çalışmak ve Kobani,
Suruç, mitinge bomba gibi olaylar üzerinden Devlet-Lider-Vatandaş dengesini bozmak,
tahrip etmek…Çok açık söylüyorum; siyasi dengeleri değiştirmeye, devlet-vatandaş
denklemini bozmaya ve Türkiye’yi-bölgeyi yönetilemez duruma sokmayı hedefleyen yapılar
ve uzantıları aynı “üst akıl” tarafından yönetiliyor. Türkiye’deki medya, iş dünyası,
sivil toplum uzantıları da aynı merkez tarafından besleniyor. Bu oyunu görmek, göstermek
ve bu ülkenin-bölgenin insanına anlatmak hepimizin görevi…

**‘Paralel emniyet ve yargının Güneydoğu’ya gönderilmesi çok riskli’**

-Parelel örgüte yakınlığı ile bilinen güvenlik görevlilerinin ve yargı mensuplarının
şu anda çok riskli bir durumda olan Doğu ve Güneydoğu’da görev yapmasını doğru buluyor
musunuz?

– Paralel Örgüt üyesi oldukları şüphesi bulunanların Doğu ve Güneydoğu gibi bölgelerde
görevlendirmelerini açıkça söyleyeyim doğru bulmuyorum. Daha açık söyleyeyim; bu
adamların herhangi bir yerde görevlendirilmelerini de doğru bulmuyorum. Taban zayıf
ve hassassa bu adamların vereceği zarar çok büyük olabilir. Terör unsurları ile 
farklı ilişkilere girebilirler. Sonuçta hepsi aynı merkezden yönetiliyor. Yapılacak
en doğru hareket; özel bir düzenleme yapmak ve bir defaya mahsus olmak üzere maddi
hakları düzenlenerek memuriyetten men etmek. Bu arada kamuoyunda bazı isimler için
de kasıtlı olarak “paralel” etiketi üretenler var, bunlar da çoğunlukla “paralel
odaklar” tarafından yapılıyor, bu karalamalara karşı hassas olmalıyız.

**‘Ana düşüncem değişmedi, sadece liderimi buldum’**

-Sayın Erdoğan’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde Başdanışmanlık görevini
üstlendikten sonra çok eleştirildiğiniz. Çok sık siyasi görüş değiştiren biri misiniz?

Ana düşüncem aynı kalmak şartıyla siyasi düşüncemin sinir uçlarında bazı noktalarda
elbette değişiklik olmuştur. İnsan düşüncesi tekamül edemezse, doğruyu bulamazsa
nasıl ilerler. Benim düşüncem çok net; Devletin güçlü olması ve bu gücü sağlayıp
koruyacak, geliştirecek bir liderlik. Erdoğan’ın Türkiye’ye verdiği liderlik, ortaya
koyduğu etki ve aldığımız yol çok açık. Ben “siyasi düşünceden” çok “milli bir anlayış
içinde düşünceyi harekete geçirebilen” liderlik dinamiğine değer veririm. Bakın 
Osmanlı’ya 1830’da “finansal pranga” takıldı, Türkiye 1954’e kadar o borcu ödedi.
1960 darbesi ile yeniden “pranga tazelendi” 2008’de Erdoğan “yeter” diyerek o prangayı
yaklaşık 180 yıl sonra çıkarttı, söktü attı. Benim siyasi-ekonomik-sosyal düşüncem
işte bu ! Ülke adına “gereken adımı” atabilen kişi liderdir, siyasi düşüncenin reel
halidir. Türkiye’de hatta Osmanlı’da “milli olduğu” iddia edilen kaç kişi Erdoğan’ın
attığı “milli adıları” atabildi. Daha açık yazayım; ana düşüncem değişmedi, liderimi
buldum…

**‘Sayın Cumhurbaşkanı bir orkestra şefi gibi’**

-Sayın Cumhurbaşkanı ile çalışmak zor mu?

– Sayın Cumhurbaşkanı ile çalışmak hem çok kolay hem de çok zor. Sayın Erdoğan insanı
alanında asla sıkmayan, sıkıştırmayan adeta özgürce dalgalanmaya bırakan bir yapıya
sahip. Kamuoyunda yapılan propaganda “baskıcı, sert, sinirli” olduğu yönünde. Bu
tam bir kara propaganda. Bakın çok açık söylüyorum, yıllarca özel sektörde çalıştım,
hatta son 8 yıl yöneticilik yaptım, Tayyip Erdoğan kadar insana kibar, olumlu, teşvik
edici ve yapabileceğinizin en iyisini yapma yolunda kolaylık gösteren bir yönetici
görmedim. Adeta bir orkestra şefi ve siz o orkestra içinde hiçbir fazla soru dahi
sormadan yapmanız gerekeni rahatlıkla bulabiliyorsunuz. İnsanlara davranışlarını
yaşayıp görmek ve örnek almak lazım. İnanın ben kendisinin her hareketini gördüğümde,
bir çocuktan bir Devlet Başkanı’na kadar davranışlarını gözlemleyince insan dönüyor
ve kendini sorguluyor. 

 

 

 

 
