# Büyük projeleri Merkez Bankası mı fonlayacak

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/buyuk-projeleri-merkez-bankasi-mi-fonlayacak-23106h/
- Yayımlanma: 2017-05-13T08:08:42+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Hürriyet yazarı Uğur Gürses, dün Başbakan Yardımcısı Canikli tarafından açıklanan“
banka senedi” uygulamasının ayrıntılarını yazdı. Gürses yazısında, bunun mega projeler
için Merkez Bankası tarafından para basılması anlamına geleceğini belirtti. 

İşte Gürses’in yazısı:

Türkiye ekonomisi, ‘sorumluluklarımızı yerine getirmekten kaçınabiliriz ama sonuçlarından
kaçınamayız’ çizgisinde ilerliyor.

Nedenlere ‘tedavi’ yerine, sonuçlara ‘pansuman’, epeydir tanık olduğumuz bir yaklaşımdı.
Ama şimdi, tehlikeli bir yola girerek, “matbaayı” çalıştıracak yollara sapılması
gibi girişimler ortaya çıkıyor.

Şimdi bu tehlikeli bir ‘cin fikrin’ kapısı açılıyor. O da, Başbakan Yardımcısı Nurettin
Canikli’nin dün Bankalar Birliği Genel Kurulu’ndaki konuşmasında belirginleşti; 
kamu projelerinin dolaylı olarak Merkez Bankası’nca finanse edilmesi.

Canikli, bankaların aktiflerinin menkulleştirilerek nakit sağlanmasına dair “Banka
senedi” projesinin teknik çalışmaları tamamlandığını, SPK’nın da düzenlemeleri yapmasından
sonra ‘banka senedi’ çıkarılabileceği, herhangi bankanın bilançosunda duran kredilerin
menkulleştirilip pazarlanabileceğini anlatıyor.

Peki bu nereden çıkmış?

Genel Müdürünün, Ziraat Bankası’nın üçüncü havalimanı için kullandırdığı kredilere
yurtdışından talep geldiği açıklamasından sonra.

Asıl ‘bomba’ şurada; Planlanan banka senedinin Merkez Bankası’nca gerektiğinde “
likidite enjekte etme aracı olarak kullanabileceği” anlatılıyor Canikli tarafından.

Özeti şu; en başta kamu bankalarının belli sektörlere verdiği krediler ki yine en
başta büyük kamu projeleri geliyor, menkul kıymetleştirilecek. Bir çeşit, varlığa
dayalı menkul kıymet (VDMK) yaratılacak.

Sonra da, bunu götürüp Merkez Bankası’na verilip karşılığında para basılacak.

Tam bir parasallaştırma, mega projeler için paranın Merkez Bankası tarafından basılması
yolunun açılması demek.

Biri bakana hatırlatmalı ki; Merkez Bankası’nın açık piyasa işlemleri kredi verme
amacıyla yapılamaz. Banka bilançolarındaki krediler VDMK haline getirilip Merkez
Bankası’nın bu tahvilleri alması olanaklı değil.

Merkez Bankası Yasası, “Açık piyasa işlemleri, yalnızca para politikası amaçları
için yürütülür ve Hazineye, kamu kurum ve kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlara
kredi amacıyla yapılamaz” diyor.

Ama Canikli’nin sözlerinden belli ki; ‘kılıf’ bulunmuş, “likidite enjekte etme aracı
olarak”.

Mevcut yasası itibariyle olanaklı değil ama Meclis’ten yasa değişikliği ile bilemediniz
KHK ile değiştirmek mümkün. Ama mevzuata uygun bile olsa, sonuçları itibariyle ekonomiye
büyük hasar yaratacak ‘cin fikirleri’ hayata geçirmenin düşüncesi bile ‘ekonominin
bacağına ateş etmekten’ farklı değil.

Canikli’nin dünkü konuşmasında bahsettiği bu girişim hayat bulursa, Merkez Bankası’nın
döviz rezervlerinin düşüşe ve döviz kurunun yükselme eğilimine gireceği çok açık.

Bir süredir “kalkınmacı merkez bankacılığı” gibi bir safsata dile getiriliyordu;
belli ki bu ‘cin fikir’ de o kulvardan akıp vücut buluyor.

Basiretli bir para politikası yerine ‘yan yollara’ sapılması, yurttaş ve şirketleri
de orta vadede kendi pozisyonlarını almaya götürür. Bunun tek açık ‘varış adresi’
var; bireylerde ve şirketlerde tam güç dolarizasyon.

Kredi garanti mekanizmasındaki Hazine kefaletinin artırılmasında da böyle olmuştu.
Hükümet nedenleri ortadan kaldırmak yerine semptomlara ‘pansuman’ yapmayı tercih
etti. Hem şirketlerin, hem de bankaların ‘üstüne atladığı’ kredi garanti programını
başlattı.

Merkez Bankası verilerine göre Nisan sonu itibariyle TL kredi büyümesi yılbaşına
göre 119 milyar TL, TL mevduat artışı ise 15 milyar TL oldu. Asıl, döviz mevduatında
ise 15 milyar dolarlık büyük bir artış gerçekleşti.

İşte bu tablo, Hazine kefaleti ile TL krediyi garantiye alan şirket ya da bireylerin
döviz aldığına dair işaretler veriyor.

Başka bir ülkede olsa politika yapıcılar buradan çok önemli dersler çıkarırdı.

Politikacılar ekonomi politikasında gereken adımı atmadıklarında yurttaşların ya
da şirketlerin kendi önlemini kendilerinin almaya başlaması kaçınılmaz.

Enflasyon konusunu ciddiye almayıp faizleri düşük tutmaya çalıştığınızda, önünde
sonunda yurttaşlar kendi ‘hedge’ (korunma) mekanizmasını kendi buluyor; döviz varlıklarını
artırıyor. Son 7-8 yıl içinde kabaca milli gelirinin yüzde 20’si kadar döviz borcu
yapan şirketler kesiminin yapacağı da, ilk fırsatta kendisine sunulan mekanizmaları
kullanarak en riskli gördüğü zayıflıklara önlemini kendisinin alması.

Banka senedi çıkarıp bunu Merkez Bankası’nda nakde çevirme fikri de, bu ‘kendi göbeğini
kendi kesme’ sürecini hızlandırır.
