# Celal Bayar’ın kızı da oyunu açıkladı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/celal-bayarin-kizi-da-oyunu-acikladi-21996h/
- Yayımlanma: 2017-04-15T19:09:04+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy referandumda “Hayır” diyeceğini
açıklamasının ardından gelen “Babasının kemikleri sızlamıştır” eleştirilerine yanıt
verdi.

Gürsoy, Aydınlık’tan Mustafa Pamukoğlu’nun “Babanız bugün yaşasaydı, ‘hayır’ der
miydi?” sorusuna, “Babamın ilk hareketi saltanata karşıydı. Jöntürklerden sayılırdı.
Atatürk’e bu kadar bağlı olan, milli mücadelenin içinde olan bir kişi ne diyebilir?”
dedi.

Nilüfer Gürsoy geçtiğimiz günlerde Hürriyet’e tam sayfa ilan vermiş ve şunları söylemişti:

Yine bir referandumun eşiğine geldik. Yine bundan önceki anayasa referandumlarında
olduğu gibi 16 Nisan 2017 referandumunda da “hayır” diyeceğim. Hayır dememin nedenlerini
geçmiş dönemlere bakarak açıklamak istiyorum.

1961 Anayasası ve 1982 Anayasası darbe anayasalarıdır. 1961 Anayasası 27 Mayıs’tan
sonra kabul edildi. Hemen hemen tamamı Halk Partililerden oluşan ve hiçbir Demokrat
Partili üyesi bulunmayan Kurucu Meclis tarafından yazıldı. Sayısı onları bulan zabıtlarından
görüleceği gibi uzun müzakereler sonrası hazırlandı. Zabıtlar incelendiğinde her
kelimenin üzerinde durulup tartışıldığı görülür. 1961 anayasası bir darbe anayasasıydı.
Çokpartili rejimi başlatan ve yerleştiren Demokrat Partiye karşıydı.

**“Hayır’ demek yasaklanmıştı”**

Aynı zamanda 27 Mayıs darbesini yapanlara seçimsiz ve ömür boyu senatörlük sunan,
eski cumhurbaşkanlarının seçilmeden ömür boyu yer bulacağı, cumhuriyetin kurucu 
anayasalarında bulunmayan Millet Meclisinin yanında / üstünde bir senato getiriyordu.
Anayasanın girişinde ‘meşruiyetini kaybetmiş bir iktidar…’ diyerek Demokrat Partiyi
mahkum ediyordu. Bu anayasanın kabul edildiği Temmuz 1961’de Yassıada’da kapalı 
tutulan Demokrat Parti mensupları hakkında her ne kadar verilecek kararlar önceden
belirlenmiş olsa da mahkeme hükmünü açıklamamıştı. Kararlar Eylül ayında açıklanacaktı.

Bu giriş ile anayasa sadece Yassıada mahkemesini (Yüksek Adalet Divanını) yönlendirmiş
olmuyor, aynı zamanda mahkeme görevini de üstleniyordu. Yargı sisteminin kırılma
noktasını anayasaya eklenen girişinde ve Yassıada mahkemesinin tutumunda görebiliriz.

27 Mayıs’ta ocak bucak teşkilatlarının kaldırılması da siyasi hayatımızda kötü neticelere
sebep olmuştur.

1961 Anayasası referandumunda ‘hayır’ demek yasaklanmıştı. Sandık başlarında kırmızı
pusula bulamayanların kırmızı kumaş parçalarını zarflara koydukları da olmuştu. 
Zarflar öylesine inceydi ki kırmızı oyların rengi zarfın üstünden belli oluyordu.

**“1982’de ‘hayır’ diyeceklere baskı yapılmıştı”**

1982 Anayasa referandum sürecinde de ‘hayır’ denilmemesi için baskı yapılmıştı. 
Bugün de ‘hayır’ diyeceklere amansız bir baskı propagandası sürüyor. Gerçeklerden
uzak ve mantıksız söylemler, baskılar darbe dönemlerini hatırlatıyor. Her iki darbe
dönemini 1960 darbesini ve 1980 darbesini yakından yaşamış bir kimse olarak bugün
içinde bulunduğumuz durumun darbe ortamına benzediğini söyleyebilirim.

Gerçi bir 15 Temmuz 2016 gecesi yaşandı. Kısa saatler içinde milletimizin sağduyusu
ve canı pahasına önlendi. Arkasından gelen ortam ise darbeden silkinmenin huzuru
ve rahatlığı getirmesi beklenirken yerini gergin endişeli bir havaya bıraktı. Etrafımız
ateş çemberi ile sarılı iken ülkemizin öncelikli halletmesi gereken birçok problemleri
varken yeni bir anayasa getirmenin gereği var mıydı? Amaç nedir? Anayasa değişikliğini
getirenlere başta sorulan bu soruya demagojiye sapmadan ‘iki başlılık’ vs. gibi 
inandırıcı olmayan, kaçamaklı değil, net ve inandırıcı bir açıklama getirmelerini
istemek vatandaşlık hakkımızdır. Getirilen bu değişiklik ne getiriyor? Ve asıl, 
ne götürüyor? Oy vereceklerin önceden bunu bütün açıklığı ile bilmeleri ve tartmaları
lazım. ‘Çift başlılık’ bahanesiyle yola çıkıp bütün yetkileri tek elde toplayan,
tek adamlığa soyundular. “Tek Adam” bir kitabın adıdır. Asırların ender yetiştirdiği
Atatürk bile tek adamlığı aklından geçirmemişti. Tek adamlık tekliflerini elinin
tersi ile reddetmişti. Hangi demokrasilerde tek adamlık yer bulabilir? Tarihte oyla
diktatörlüğe geçen bir tek Hitler örneği vardır.

**Celal Bayar**

Anayasa değişikliği adı altında içinde ne olduğu belirsiz bir paket gibi önümüze
konan bu paketin içindeki sistemin! yer yüzünde bir örneği var mı? Yok. ‘Yerlilik’miş.‘
Yerlilik’ ve ‘Millilik’miş. ‘Hayır’ diyenler bundan ne anlarmış! ‘Millilik’ diyenlerin
millilikten ne anladıkları açık değil. Ama biz Atatürk milliyetçiliğinin millet 
olmanın, yurttaşlık duygusunun ne olduğunu, Cumhuriyetin bize kazandırdığı erdemler
olduğunu bilenlerdeniz. Ümmet olmaktan çıkıp vatandaş olmanın gururunu taşıyoruz.

**“Darbe anayasaları cumhuriyetin temel görüşlerine saygılıydı”**

1961 ve 1982 anayasaları darbe anayasaları olmalarına rağmen Cumhuriyetin temel 
görüşlerine saygılıydı. Bu getirmek istenen değişiklik birkaç maddeden ibaret görülse
de Cumhuriyetimizin ve demokrasimizin temel değerlerini sarsmaktadır.

Kapalı kapılar ardında birkaç kişinin hazırladığı bu proje önce meclis komisyonunda,
arkasından genel mecliste yangından mal kaçırır gibi, kavga dövüş kabul ettirildi.
Ardından hafızalarda utanç verici sahneler bıraktı. Son anayasa değişikliliğin aceleye
getirilmesi, tartışmaya imkan vermemesi çok hatalıydı. 1960 darbesinin bir kurumu
olan 1960’in Kurucu Meclisini onaylamasak da çalışma metodunu onaylamak durumundayız.

Anayasa maddelerini hazırlayanların ve televizyonda savunuculuğunu yapanların sözlerinden
anladığımız, bu maddelerle yetinmeyip daha da radikalleşme yollarına gideceklerini
sezmek mümkün.

Atatürk’ün en büyük eserimdir dediği TBMM’nin kapısına darbeciler ’60 ve ’80 darbecileri
kilit takmıştı. 15 Temmuz hareketinde de meclis bombalandı. Bu anayasa paketi parlamenter
sisteme karşıdır, TBMM’nin manevi yapısına konmuş bir dinamittir.

Anayasa değişikliği gündeme geldiğinden beri resmî beyanlarda, yazılı ve sözlü basında
konu ile ilgili bütün konuşmalarda duyduğumuz en çok geçen kelime “sistem” oldu.‘
Getirilen sistem’ vs. Aslında sistem yerine ‘rejim’ sözü daha uygun olur. Benzer
olmalarına rağmen kökü idare etmekten (Latince regere) gelen rejim kelimesi yerine
oturmaktadır. Sistem, parçaların bir araya gelerek bütünleşmesini ifade eder. ‘Anayasa
sistemi’ evet doğrudur. Kanunlarla birlikte bir bütünü ifade eder. ‘Getirilen sistem’
demek ise yanlıştır.

**“Cumhuriyet, içi boşaltılmış birer yafta haline gelecek”**

Yanlıştır, getirilen (her ne ise), ‘nevi şahsına münhasır’ kendine özgü bir ucubedir.
O bahis ayrı. Yanlıştır çünkü getirmek istediklerine sistem bile diyemeyiz. Var 
olanları bir araya getirmek değil, aksine yapılan, olanları dağıtmaya yöneliktir.
Yapmak istedikleri değişiklik aslında idare etme tarzı ile, rejimle ilgilidir. Doğrudan
rejimin kendisi özü ile ilgilidir. Hedef rejimin kendisidir. Bu değişiklikle, yapmak
istedikleriyle, artık demokrasinin varlığından Cumhuriyetimizin baki kaldığından
söz edebilir miyiz? Cumhuriyet ve demokrasi içi boşaltılmış birer yafta haline gelecektir.

‘Parlamento güçlenecek’miş… Millet iradesini temsil eden milletvekillerinin elinden
atama yetkisini alıyorsunuz. Yargı bağımsızlığını siyasallaştırmıştınız. Gensoruyu
kaldırarak denetleme yetkisini de kaldırıyorsunuz. Denetleme toptan kalkmış oluyor.
Bütün bu yetkileri tek bir adama teslim ederek onu olağan üstü yetkilerle donatıyorsunuz.
TBMM’ nin temel fonksiyonlarını kaldırarak mı güçlendireceksiniz?

‘Yeni sistem terörün sonunu getirecek’miş… 15 seneyi bulan iktidarınız döneminde
değil terörü sonlandırmak, icraatınızla daha da körüklediniz. Rejim değişikliği 
ile mi olacak? Tek adamın elinde sihirli bir değnek mi var?

**“İfade tarzları ve kullandıkları kelimeler çoğu zaman yanlış”**

‘Yeni sistem’ , ‘Yeni Türkiye’ diyorsunuz. Bu sözler bana 27 Mayıs döneminin başında‘
İkinci Cumhuriyet’ deyip sonra da devletin sürekliliğine ters düştüğünü fark edince
bu sloganı ağızlarına almaktan vazgeçtiklerini hatırlatıyor. Bu gibi ciddiyetten
uzak sözlerin icraatın başında olan kişilere ait olduğuna inanmakta zorluk çekiyoruz.

Mana itibariyle söyledikleri gerçeklerden uzak, tutarsız ve kandırıcı. İfade tarzları
ve kullandıkları kelimeler ise çoğu zaman yanlış.

Kuşkulu ve endişeli miyiz? Evet, öyleyiz. Aynı zamanda nereden nereye gelindi diye
hüzünlüyüz. Ama asla ümitsiz değiliz. Referandumdan yüksek sesle “hayır” çıkmasını
ümit ediyoruz. ‘Hayır’ diyeceğiz ve hayırlı olmasını dileyeceğiz. Milletimizin sağduyusuna
ve vefasına güveniyoruz.
