# Çin, Türkiye’nin örnek aldığı ekonomi modelini istemiyor

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/cin-turkiyenin-ornek-aldigi-ekonomi-modelini-istemiyor-76569h/
- Yayımlanma: 2021-12-10T10:30:31+03:00
- Yazar: Selim Soydan

BBC Türkçe’nin haberine göre Cumhurbaşkanı [Recep Tayyip Erdoğan](https://www.borsatek.com/recep-tayyip-erdo%C4%9Fan-haberleri),
TL’nin değer kaybıyla rekabetçi bir para birimine dönüştüğünü, bu sayede Çin gibi
Türkiye’nin de ihracatını ve istihdamını artırarak dış piyasaya üretim yapan bir
ekonomi olacağını aktardı.

Ancak Türkiye’nin [Çin](https://www.borsatek.com/%C3%87in-haberleri)‘e dönüşmesi
için sadece rekabetçi bir kura sahip olması yetmiyor.

İki ülkenin tarihi dinamiklerinin ve ekonomilerinin yapısı o kadar farklı ki kıyas
yapmak çok zor.

Bu konuyla ilgili görüşlerini sorduğumuz [ABD](https://www.borsatek.com/abd-borsas%C4%B1-haberleri)‘
deki Carnegie Endowment Asya Programı’nın kıdemli araştırmacısı ve Çin ekonomisi
uzmanı Yukon Huang, “Çin’in geçmişinin ve ekonomik tecrübesinin Türkiye ile hiçbir
ilgisi olmaması dolayısıyla bu modelin başarı şansı olmadığını” söyleyerek sorularımızı
yanıtlamayı reddetti. 

Diğer yandan bu model ile ilgili bir diğer sorun da Çin’in de aslında ihracata dayanan
ekonomi modelini değiştirmeyi amaçlaması.

Her ne kadar Türkiye radarını iç tüketime dayanarak büyüyen bir ekonomi olmaktan
dış ticarete çevirse de, Çin tam tersini hedefleyerek ihracata dayanan ekonomisini
iç pazarın güç kazandığı bir modele dönüştürmeyi hedefliyor.

Devlet güdümünde ancak kapitalizme de yer veren bir ekonomi

Çin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi.

İlk başta pandeminin etkilerinden olumsuz etkileneceği beklense de bu yıl Çin ekonomisi
yine hatırı sayılır bir büyüme gösterdi.

Çin ile ilgili en kabul gören tanımlardan biri, devlet güdümünde ancak kapitalizme
de yer veren bir ekonomik modeli olduğuna dair.

Carnegie Endowment’dan Çin ekonomisi uzmanı Yukon Huang, Çin ekonomisinin, kaynakların
ve ekonomik aktivitelerin devlet kontrolünde olduğu, ancak özel sektör girişimlerine
de olanak veren bir yapısı olduğunu aktarıyor.

PBS’in Frontline programının bir haberine göre devlet, enerji kaynaklarını ve mali
sistemi kontrol altında tutsa da ülke GSYH’sının yüzde 60’ı özel sektörden geliyor.

“İhracata odaklı olması dünya ekonomisindeki gelgitler karşısında kırılgan yapar”

Çin, aynı zamanda dünyanın en büyük ihracatçısı.

2020 yılında ihracatının büyüklüğü 2,6 trilyon dolara vardı.

Ancak ekonominin ihracata dayalı olması ekonomi için her zaman sağlıklı bir görünüm
ortaya çıkarmayabiliyor.

Danimarka merkezli Danske Bank’ın gelişmekte olan piyasalar müdürü Jakob Ekholdt
Christensen, “Bir ekonomi ne kadar ihracata odaklı olursa dünya ekonomisindeki gelgitler
karşısında da bir o kadar kırılgan olur” diyor.

Çin’in pandemiden en çok etkilenen ülkelerden biri olmasının en büyük sebeplerinden
biri de bu.

BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Christensen, “Sadece büyük bir ihracat sektörü
yaratmaya odaklanmak güçlü bir yerel ekonomi yaratmanın altını oyabilir” açıklamasında
bulunuyor.

“Gerçek olmayan büyüme”

Çin çok uzun zamandır ihracat ve yatırım odaklı bir ekonomi olmaktan iç tüketim 
ile büyüyen bir modele dönüşmeyi konuşuyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in deyimiyle tüketim ile beslenmeyen bir büyüme ‘gerçek’
bir niteliğe kavuşamıyor.

London School of Economics’ten küresel ekonomi uzmanı Stephen Paduano, bir makalesinde
Çin ekonomisinin daha çok iç tüketime odaklanmasıyla daha güçlü ve istikrarlı bir
büyüme sağlayacağını, dış tüketime daha az bağımlı olacağı için küresel siyasi gelişmelerden
daha az etkileneceğini kaleme alıyor.

Çin’in borç krizi

Çin ekonomisinin en büyük sorunlarından biri borç.

Çin’in borcu GSYH’sının yüzde 250’sine varmış durumda. Bu ABD’nin borcundan daha
yüksek, dünyanın borç oranı en yüksek gelişmiş ülkesi Japonya’dan daha düşük bir
oran.

Bu borcun büyümesinin en büyük nedenlerinden biri 2008’deki küresel ekonomik krizin
ardından devlet kurumlarına akan kredi.

Kimilerine göre bu borç hem Çin ekonomisini hem de küresel ekonomiyi tehdit ederken
kimilerine göre borcun çoğunluğu kamuya ait olduğu için döndürülebilir bir durumda.

Ancak kamunun borcu tablodan çıkarıldığında hanehalklarının ve özel şirketlerin 
borçluluğunun da yüksekliği endişe yaratan bir unsur.

Çin’in gayrimenkul devi Evergrande şirketinin temerrüde düşmesiyle içine girdiği
borç krizi, bu durumun bir yansıması.

Eşitsizliği ve borçluluğu azaltacak politika: Ortak refah

Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ülke ekonomisini dönüştürerek borç sarmalının önüne
geçmek niyetinde.

Kredi sistemi artık daha sıkı bir şekilde kontrol edilecek; mali genişleme ve kredi
kolaylığı geride kaldı.

Şi’nin bu yıl tanıttığı ‘ortak refah’ ismindeki politikası hem ülkedeki borçluluğu
azaltmayı hedefliyor hem de Çin’in yıllardır sarf ettiği yüksek büyümeyle oluşan
eşitsizliği ortadan kaldırmak niyetinde.

Çin ekonomisinin bir diğer büyük sorunu da bir yanda çok eğitimli ve gelir düzeyi
yüksek bir nüfusu varken diğer yanda yoksulluğun artmış olması.

Gelir seviyesinin ve para birimi yuanın değerinin düşük olması, ülke içi tüketimin
gelişmesini kısıtladı.

Aynı zamanda gelir seviyesi düşük olan hanehalklarının borçluluğunun da artmasına
yol açtı.

Çin Devlet Başkanı Şi ise Alibaba’nın başındaki Jack Ma gibi elitlerin gücünü kırarak,
Evergrande gibi şirketlerin gözünün yaşına bakmayarak, sendikaların güçlenmesini,
işçilerin yüksek maaş almasını, kırsalda yaşayan göçmenlerin daha iyi sosyal haklara
sahip olmasının önünü açarak bu sorunları aşmayı hedefliyor.

Çin’in para birimi dolara karşı değer kazanıyor

Türkiye’nin her ne kadar değer kaybeden para birimi yüzünden ihracatını Çin gibi
artırabileceği düşünülse de Çin’in para birimi yuan son birkaç yıldır dolara karşı
değer kazanıyor.

Çin Merkez Bankası, ekonomik politika hedefinin dışa üretimden iç tüketime dönmesi
dolayısıyla değer kazanan para biriminin enflasyonla mücadelede işe yaradığını gördü.

Merkez bankacılığı, ekonomi politikası ve kamu yatırımı konularında bağımsız bir
düşünce kuruluşu olan OMFIF’e göre Çin Merkez Bankası, Asya’nın en güçlü merkez 
bankası olma hedefini taşıdığı için 2005’ten beri daha çok piyasa dinamiklerine 
yönelik kararlar alıyor.

Financial Times’a göre yuan yıllar boyunca Çin Merkez Bankası’nın kontrolü altında
dolara karşı sabitlendiği ya da çok sıkı kontrol edildiği için piyasalar adına önemli
bir para birimi değildi.

Ancak 2015 yılında bu durum değişti.

Merkez Bankası yuanın daha serbest bir şekilde hareket etmesine izin verdi.

IMF, 2016 yılında ise yuanı rezerv para birimleri arasına ekledi.

Yuanın bu yılın başından beri dolara karşı değer kazancı ise yüzde 2,5 seviyesinde.

“Ciddi bir gelir transferi demek”

İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. 
Dr. Ege Yazgan, Türkiye’nin ekonomi politikasını ihracata yönlendirmesini çok sert
bir değişim olarak değerlendiriyor.

Yazgan’a göre bu durumun yaratabileceği en büyük tehlike Çin’de de olduğu gibi eşitsizliği
artırması:

“Yıllardır iç piyasaya çalışan insanlar, dış piyasaya yönelik sektörlerde çalışan
insanlardan daha fazla. Bu bir yerden bir yere ciddi bir gelir transferi demek.

“Bu gelir transferi, enflasyon ve kur hızla yukarıya gittiği için toplumun en dar
gelirli kesimlerini vuruyor.”

Danske Bank’ın gelişmekte olan piyasalar müdürü Christensen, Türkiye’nin Çin’den
çok daha küçük ve açık bir ekonomi olduğuna vurgu yapıyor.

Bu yüzden Christensen’a göre yatırımcıların makroekonomi ile ilgili kaygı duymaları
durumunda sermayenin kaçması ihtimali Türkiye için Çin’e kıyasla çok daha yüksek:

“Bu aynı zamanda Merkez Bankası sıkı bir para politika izlemezse Çin’den daha hızlı
bir şekilde zayıf kurun enflasyona dönüşmesine yol açıyor.”

Christensen’a göre Türkiye’nin ihracat potansiyelini ve büyümesini güçlendirmesi
için makroekonomik istikrardan daha önce hayata geçirmesi gereken unsurlar var.

Bunların başında insan kaynağına ve teknolojiye yatırım yapması geliyor; ki Türkiye
bu göstergeler açısından OECD ülkeleri arasında çok geride.

Bir diğeri de girişimciliği canlandıracak yapısal ve yasal reformları hayata geçirmesi.
