# Depremlerin Türkiye ekonomisine maliyeti ne olacak?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/depremlerin-turkiye-ekonomisine-maliyeti-ne-olacak-95225h/
- Yayımlanma: 2023-02-18T10:31:04+03:00
- Yazar: Selim Soydan

BBC Türkçe’nin haberine göre 6 Şubat 2023 acının, çaresizliğin, umudun, öfkenin,
suçluluk ve dayanışma duygusunun aynı anda hissedildiği bir gün oldu. Türkiye saatiyle
04:17’de ve 13:24’de [Kahramanmaraş](https://www.borsatek.com/kahramanmarasta-korkutan-bir-deprem-daha-oldu-95005h)‘
ta meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki, Cumhuriyet tarihinin en büyük doğal 
afeti olan depremlerde enkaz altında kalan akrabalarımız, dostlarımız, öğrencilerimiz
var.

Bu yazı yazıldığında ölü sayısı 40 bin yaklaşırken, enkaz altında kalanlara ilişkin
kesin bir rakam verilemiyordu.

Ancak durum her halükarda korkutucu boyutta. Kalplerimiz bu taşınmaz yük karşısında
ağırlaştı.

1999 depremi sırasında doktora öğrencisiydim ve tezimi Adapazarı-Yalova-Gölcük depreminde
hayatını yitirenlere ithaf etmiştim.

Bu şekilde kendi çapımda yitip giden canlardan özür dilemek istemiş; o büyük felaketin
unutulmamasına, dersler çıkarılmasına, böyle bir felaketin tekrar etmemesine küçücük
de olsa katkı vermeyi ummuştum.

Aradan geçen 24 yıldan sonra aynı acılarla bir kez daha yüzleşmek; aynı sahneleri,“
Biz uyarmıştık” diyen bilim insanlarını yaşlı gözlerle izlemek; aynı ağırlığı ve
çaresizliği hissetmek dayanılmaz bir acı.

İleriye bakarken 24 yıl öncesi kadar iyimser değilim belki. Dönüşümün kolay olmayacağını,
bir sonraki büyük depreme hazır bir Türkiye için yoğun bir mücadele gerekeceğini
biliyorum.

Ancak bu topraklarda yaşayacak gelecek nesillere bilim temelleri üzerine inşa edilmiş,
sarsılsa da yıkılmayacak bir Türkiye bırakmamız gerektiğinin de farkındayım. Yapılması
gereken dönüşümün zorluğu bir yandan yıldırıcı görünüyor.

Diğer yandan ise deprem sırasında ülke çapında gözlemlediğimiz inanılmaz dayanışma
örneği bu dönüşümün mümkün olduğuna dair inancımı artırıyor.

Depremde yitirdiğimiz canlarla vedalaştıktan sonra düşünmemiz gereken soru, depremin
getirdiği ekonomik yıkım ve bu yıkımla nasıl başa çıkılacağı.

Şüphesiz ki 7,7 ve 7,6 şiddetinde iki deprem çok ağır bir doğa felaket ve dünyanın
neresinde olsa bu çapta depremlerin hasar yaratması kaçınılmazdı. Ancak sormamız
gereken sorular şunlar: Bu hasarda bizim sorumluluğumuz nedir? Doğru tedbirler alınsaydı
hasar hafifletilebilir miydi?

Yaşadığımız maddi ve manevi kayıpların daha az olacağını, alanım iktisat da olsa
net şekilde söyleyebiliyorum.

Zira güçlü bir ekonominin temeli olan kurumsallaşma, hesap verebilirlik ve şeffaflık
ilkelerinin ihmal edilmesi nasıl ki ağır ekonomik kayıplara neden oluyorsa, aynı
sebepler deprem sonrası yaşanan büyük kayıpları da önemli ölçüde açıklıyor.

Söz konusu ilkelere sahip çıkıp koruyabilseydik, bugün bir yandan sürdürülebilir
büyüme ve düşük enflasyonla yolumuza devam ederken; diğer yandan depreme dayanıklı
binalarda yaşayıp deprem sonrası hızla organize olabilir, can ve mal kaybını asgaride
tutabilirdik.

O halde depremin yarattığı maliyetleri gözden geçirip bir daha bu maliyetleri ödememek
için çok dikkatli bir yol haritası belirlememiz lazım.

### Depremzedelerin sırtlanacakları ekonomik maliyetler 

Can kayıplarına paha biçilemeyeceği için onu bir kenara koyarsak, depremin ekonomik
maliyetlerini iki boyutta değerlendirmek mümkün olabilir.

Birincisi depremde yaşadığı şehri, iş imkanlarını, evini, barkını, ailesini yitiren
depremzedelerin katlanacakları bedel.

Bu insanlarımız maalesef ekonomik olarak çok talihsiz bir zamanda bu zorluklarla
yüzleşiyorlar.

Türk-İş yüksek enflasyonun sonucu 30 Ocak itibarıyla yoksulluk sınırını 29 bin 875
TL olarak hesapladı.

Asgari ücret 8 bin 506 TL. Açlık sınırı ise 8 bin 865 TL. Tüketici Hakları Derneği,
Ekim 2022 itibarıyla tüketicilerin yüzde 56’sının açlık sınırı altında yaşadığını
açıklamıştı.

İşte depremler bu ağır şartlarda meydana geldi.

Bölgede, yaşamını kaybetmese de, yaşam boyu yaptığı sınırlı birikimlerini bir gecede
kaybeden talihsiz vatandaşlarımızın içinde bulundukları yıkımı tahayyül edebilmek
güç, rakama dökmek ise imkansız.

Yerle bir olan bölgenin yeniden yaşanır hale gelmesi, iş yerlerinin çalışmaya başlaması,
kaybolan servetlerin tekrar oluşması şüphesiz zaman alacak.

### Genel ekonomik maliyetler

Depremlerin yarattığı hasarın tespitine dair eldeki bilgiler sürekli güncellendiği
için bu maliyetleri hesaplamak kolay değil.

Ancak kaba hesaplarla genel bir fikir edinmeye çalışıyoruz.

Depremlerin genel maliyetlerini iki kaleme ayırabiliriz.

Birinci kalem; hasar gören binaların, şehirlerin yeniden inşasının getireceği maliyet.

İkinci kalem ise depremlerde kaybolan üretim kapasitesinin getireceği maliyet olacak.

Birinci 17 Şubat itibarıyla yıkık ya da ağır hasar gördüğü tespit edilen yaklaşık
333 bin konut sayısını baz alırsak bu hanelerin salt yeniden inşası kabaca 20 milyar
dolar civarında bir kaynak gerektirebilir.

Şayet yerleşim merkezleri fay hattından uzak bölgelere taşınırsa hem konut sayısı
ciddi şekilde artacak hem de ilave altyapı harcamaları devreye girecektir.

Burada bir parantez açıp uzmanların uyarılarına dikkat çekmek, şehirlerimiz yeniden
kurulurken acele etmeden bilim insanlarımızın tavsiyelerine uygun hareket etmemiz
gerektiğini vurgulamak isterim.

Depremde evleri hasar görmüş yaklaşık 1 milyon kişinin bir yıl barınma ve yaşama
ihtiyacı için 3-5 milyar dolar, yeniden yapılacak konutlar için de asgari 20 milyar
dolar olacak şekilde kısa vadeli acil ihtiyaçlar için yaklaşık 25 milyar dolarlık
bir maliyet öngörebiliriz.

İkinci kalemde ekonomi genelinde üretimdeki aksamayı göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Deprem felaketine maruz kalan ve 13,5 milyondan fazla bir nüfusu kapsayan bölge,
ekonomik pastadan nasibini alamamış bir coğrafya.

Bölgesel GSYH dağılımına ait son TÜİK verilerini incelediğimizde 2021 itibarıyla
bu bölgedeki şehirlerin GSYH’den aldıkları payın ağırlıklı olarak yüzde 1’in altında
kaldığını üzülerek görüyoruz. 

Karşılaştırma yaparsak, 1999 depremi sonrası Dünya Bankası, söz konusu depremin 
maliyetlerini yaklaşık 5 milyar dolar ve GSYH’nin yaklaşık yüzde 2,5’i olarak hesaplamıştı.

Bu oranı bugünkü GSYH rakamlarına uyarlarsak kabaca 20 milyar dolara yakın bir tutar
elde ediyoruz.

Ancak 1999 depremi GSYH’nin yaklaşık yüzde 30’unu üreten bir sanayi bölgesini vurduğu
için, üretime yansıyacak maliyetinin de görece daha yüksek olması muhtemel.

1999 depremi sonrası turizm gelirleri yüzde 40 azalmıştı.

Turizm gelirlerinin GSYH’nin yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geldiğini düşünürsek,
benzer bir düşüşün yaşanması durumunda sadece turizmden kaleminden birkaç puanlık
ek bir maliyet yüklenmek zorunda kalabiliriz.

### Özet

Tüm belirsizliklerin altını bir kez daha çizerek bugünkü rakamlar itibarıyla asgari
acil ihtiyaçlarımızın GSYH’nin yaklaşık yüzde 2-3’ü civarı olacağını, genele yayılan
maliyetlerin de buna yakın olacağını söyleyebiliriz.

Yukarıda telaffuz edilen rakama uzun vadede enkaz altında kalan servetler, yeniden
inşası gereken havalimanları, liman ve yollar, eğer şehir merkezleri taşınacaksa
gerekli altyapı harcamaları ve tabii ki kaybolan fırsat maliyetleri (opportunity
cost) eklendiğinde fatura elbette hızla kabaracaktır.

Depreme ait hasar tespiti henüz tamamlanmadığı ve yeniden inşa edilecek şehirlere
dair bir yol haritası henüz açıklanmadığı için bu rakamların da değişme ihtimali
yüksek.

Bununla birlikte halihazırdaki rakamlar ve dışarından gelmesi beklenen yardımlar
kısa dönemde bir döviz likidite krizi alarmı vermiyor.

### Yolun bundan sonrası

Önümüzdeki yıldırıcı zorluklara rağmen Türkiye’nin ne kadar dirençli bir ekonomik
yapıya sahip olduğunu; zorluklara, krizlere ne kadar çabuk adapte olabildiğini vurgulamak
lazım.

Doğru planlama ve organizasyonla hem yaralarımızı saracak hem de ileriye yönelik
önlemleri alabilecek güçteyiz.

Bu dünya çapında felakette bize destek olacak uluslararası yardım ve krediler, depremzedelerimize
destek olabilmemize ve yeniden yapılanmanın getireceği maliyetleri daha uzun vadeye
yayabilmemize imkan sağlayacaktır.

Bu yıkımdan çıkıp Türkiye’yi yeniden inşa edebilmek için depremi unutmamalı, unutturmamalı
ve böyle bir bedeli bir kez daha ödememek için depremler sonrası gösterdiğimiz dayanışmayı
korumalıyız.
