# Dünya ekonomisi kötüye gidiyor, lüks ürünlerin tüketimi artıyor

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/dunya-ekonomisi-kotuye-gidiyor-luks-urunlerin-tuketimi-artiyor-93149h/
- Yayımlanma: 2022-12-16T17:29:25+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Dünyanın önde gelen danışmanlık firmalarından Bain & Co ve İtalyan lüks markalar
temsilcisi Altagamma ortaklığında yapılan bir çalışmaya göre küresel lüks ürün pazarı
2022 yılında, son derece belirsiz ekonomik koşullara rağmen geçen yıla kıyasla yüzde
21 büyüdü.

BBC Türkçe’nin haberine göre rapor, lüks ürün pazarının 2022 sonunda 1,4 trilyon
euroya ulaşmasına ve 2030 yılına kadar büyümesini öngörüyor.

Öte yandan yükselen [enflasyon](https://www.borsatek.com/tcmb-anketinde-enflasyon-beklentileri-geriledi-93140h)
ve hayat pahalılığı birçok ülkede insanları etkilemeye devam ediyor, uzmanlar ekonomik
eşitsizliğin giderek arttığını söylüyor.

Uluslararası Para Fonu ([IMF](https://www.imf.org/en/Home)), Ekim ayında yayımladığı
Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda küresel ekonomideki zorluklarda “henüz en kötünün
yaşanmadığını” ve birçok kişi için “2023 yılının durgunluk gibi hissedileceğini”
kaydetmişti.

Ekonomi kötüye giderken lüks ürünlerin tüketiminin neden arttığını uzmanlara sorduk.

### ‘Lüks ürünler pazarı çok daha dirençli’

Kasım 2022’de yayımlanan Bain & Co ve Altagamma raporuna göre lüks ürün pazarındaki
büyüme eğilimi 2030 yılına kadar devam edecek.

Analistler, ABD lüks ürünler pazarının güçlü olmaya devam ettiğini, Avrupa pazarının
ise son dönemde yaşanan ekonomik sarsıntılardan geri sıçrayarak yeniden canlandığını
söylüyor.

Çin’de lüks ürün tüketiminde son yıllarda ciddi bir artış kaydeden analistler, 2021’
de yüzde 21 olan pazardaki payının Covid-19 kısıtlamalarının kaldırılmasından sonra
yeniden yükselişe geçeceğini tahmin ediyor.

Lüks ürün pazarının olası bir ekonomik durgunluk karşısında 2008 ekonomik krizine
kıyasla “çok daha dirençli” olduğuna özellikle dikkat çeken bu çalışma, tüketici
tabanının artık daha geniş ve yoğun olmasını buna gerekçe gösteriyor.

Raporda kayda değer bir diğer tespit ise Z ve Alfa kuşaklarının lüks ürün tüketimine
yapacağı katkıya yönelik…

Buna göre bu kuşakların 2030 yılına kadar önceki nesillere kıyasla üç kat fazla 
lüks tüketime kayacağı ve pazarın üçte birini oluşturacağı öngörülüyor.

Analistler, bu kuşaktakilerin bir önceki Y kuşağına kıyasla lüks ürün tüketimine
ortalama 3-5 yıl erken başladığını aktararak bu eğilimin devam edeceğini tahmin 
ediyor.

Sektördeki bu direncin kaynağına  ve gençlerin lüks ürünlere nasıl eriştiğine gelmeden
önce lüks ürünün ne olduğunu inceleyelim.

### ‘Kendimizi tatmin etmek için aldığımız ürünler’

BBC Türkçe’ye konuşan Fransa’nın İktisadi ve Ticari İlimler Enstitüsü (ESSEC) İşletme
Fakültesi’nde küresel strateji profesörü olan Ashok Som’a göre arzu yaratan, statü
kazandıran ve bu statü sayesinde belli bir toplulukla özdeşleşme isteği uyandıran
ürünler “lüks ürün” olarak nitelendiriliyor.

“Lükse Giden Yol: Lüks Marka Yönetiminin Evrimi, Pazarlar ve Stratejiler” (The Road
to Luxury: The Evolution, Markets, and Strategies of Luxury Brand Management) adlı
kitabın yazarı olan Som’a göre Fransa ve İtalya’da ortaya çıkan lüks tüketim akımındaki
ürünlerin “kaliteli, yenilikçi, yaratıcı ve dayanıklı, yani nesilden nesile aktarılabilir”
olması ayırt edici özellikler.

“Lüks” deyince akla saat, mücevher, parfüm ve kozmetik ve tekne gibi ürünlerin geldiğini
söyleyen Som, günümüzde iPhone gibi teknolojik aletlerin, çeşitli seyahat ve tatil
deneyimlerinin ve NFT (bir şeyin gerçekliğinin dijital sertifikası) gibi ürünlerin
de bu kategoride yer alabildiğini belirtiyor.

“Kendimize harcayabileceğimiz ek gelirimiz olduğunda, isteklerimizi tatmin etmek
için aldığımız her ürün lüks üründür” diyen Som, günümüzde bu ürünlerin Metaverse’te
bile olabileceğine dikkat çekiyor.

### ‘Demokratikleşme ve yeni nesil farkındalığı’

Som, lüks ürün tüketiminde bir “demokratikleşme” yaşandığını, toplumdaki aşırı zengin
yüzde 1’lik kesimin yanı sıra orta ve orta-üst sınıfların da artık pazara daha fazla
erişebildiğini söylüyor.

Som’a göre bunun sebeplerinden biri, lüks tüketimde daha ucuz ürünleri de kapsayan
yeni kategorilerin oluşması. Bir diğer nedense insanların paralarını biriktirerek
daha az tüketmesi ama daha pahalı ürünleri tercih etmesi:

“Zengin kesimin büyük bir kısmının son dönemde daha da zenginleştiği doğru ama bu
insanlar yüzlerce çanta ve binlerce otomobil daha satın almıyor. Bir ev veya tekne
alamayan ama en pahalı telefon olan iPhone’u veya pahalı bir ruj ya da parfümü alan
kişiler de lüks ürünler dünyasına katılıyor.”

Lüks ürün tüketimindeki artışın bir diğer sebebini ise Som şöyle anlatıyor:

“Gençler artık çevre ve iklim krizi konusunda çok duyarlı. Tek kullanımlık, ucuz
ürünleri geri çeviriyorlar. Para biriktirip daha dayanıklı, pahalı ve böylece lüks
olarak sınıflanan ürünleri veya ikinci el ya da vintage ürünleri tercih ediyorlar.”

### ‘İki farklı dünya’

Lüks ürün tüketenler Som’un dediği gibi “demokratikleşiyor” olsa bile bu grubun 
büyük bir kısmı hala dünyanın en zengin yüzde 1 ve yüzde 10’luk kesiminden oluşuyor.

Financial Times gazetesine lüks ürün sektörünün ekonomik krizlere olan dayanıklılığı
hakkında konuşan Bain & Co ortaklarından Claudia D’Arpizio, “Satışlar harcanabilir
ek gelirleri olan ve ekonomik çalkantılardan etkilenme olasılığı düşük, aşırı zenginler
arasında yoğunlaşıyor” ifadelerini kullanıyor.

İsviçre bankası Credit Suisse’in ‘2021 Küresel Servet Raporu’na göre dünyanın en
zengin yüzde 1’lik dilimi, dünyanın toplam servetinin yüzde 45,8’ine sahip.

Diğer taraftan küresel nüfusun yüzde 55’lik kesimi küresel servetin yalnızca yüzde
1,3’üne erişebiliyor.

BBC Türkçe’ye konuşan Cambridge Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Dr. Toke Aidt, 
eşitsizliğin son 20 yılda “olağanüstü” seviyede arttığını ve “iki farklı dünyanın”
oluştuğunu söylüyor

Aidt’e göre yüzde 1’lik kesim gelirinin büyük bölümünü servet yönetiminden elde 
eden ve kendini enflasyondan korumak için çeşitli yatırım araçlarına sahip kişilerden
oluşuyor.

Aidt, “2008 ekonomik krizinden, pandemiden ve enflasyon şoklarından etkilenmeyen
bu kesimin hala alım gücü var, bu yüzden lüks ürün tüketim eğilimindeki artış çok
normal” diyor ve sözlerine devam ediyor:

“Gelir dağılımında çok daha aşağılarda olanlar ve bu tür krizlerden etkilenenler
zaten lüks ürün pazarında yer almıyor.”

Aidt, küresel gelir ve servet dağılımında yüzde 10’luk kesimi incelediğimizde yine
pandemiden daha az etkilenen, ekonomik sarsıntılarla baş etmek için yeterince birikmiş
parası olan ve hala alım gücüne sahip bir grup ile karşılaştığımızı söylüyor:

“Avukatlar, şirket sahipleri, yöneticiler gibi kişilerin bulunduğu bu kesimdeki 
insanlar kendilerini enflasyondan tamamen izole edebilecek seviyede değiller ama
harcamalarından kısmak zorunda kalmayacak kadar birikimleri var, hayatlarına az 
çok aynı şekilde devam edebiliyorlar.”

Bunun yanı sıra dünyada servet hareketliliğinin arttığına dikkat çeken Aidt, özellikle
Çin ve Hindistan’a işaret ederek zengin ailelerin içine doğmayıp ekonomik olarak
başarılı hale gelenlerin sayısının yükseldiğini söylüyor:

“Küresel anlamda, gelir dağılımının en tepesinde yer alan insanlar, 50 yıl öncesine
göre çok daha çeşitli ancak eşitsizlik hala büyüyor.”

### Eşitsizliğe çözüm var mı?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlaması dünyada enerji ve gıda gibi alanlarda
birçok ülke için endişelere yol açtı.  

Hızla yükselen fiyatlar enflasyon krizlerine sebep oldu.

Dünyanın büyük bir kısmı yükselen enerji faturaları ve artan gıda fiyatlarıyla mücadele
ederken başta petrol endüstrisi olmak üzere bazı sektörler ve şirketler ise bu krizden
yararlandı.

Uzmanlar, eşitsizliğin bu nedenle daha da artmasından endişeleniyor.

Vergilendirme ve varlık dağıtımı konusunda çalışmalar yapmış olan Aidt’e eşitsizliğe
çözüm olup olmadığını sorduk.

Nispeten küçük bir grup olan yüzde 1’lik kesimin oldukça hareketli ve bu yüzden 
vergilendirmesi zor olduğuna dikkat çeken Aidt, yüzde 10’luk kesime yoğunlaşılmasını
öneriyor:

“Vergilendirme çok tartışmalı bir konu ve yatırım teşvikini azaltmadan vergilerin
nasıl adil ve verimli bir şekilde yükseltileceği sorusu önemli. Ama iyi çalışan,
ödenen vergi karşılığında kaliteli kamu hizmeti sağlayan sistemler mümkün” diyen
Aidt sözlerine şöyle devam ediyor:

“İskandinav refah sistemi bunun iyi bir örneği. Toplumda fikir birliği olması ve
insanların daha yüksek vergi ödemeye razı olması önemli. Bunun karşılığında kaliteli
okul, otoyol, hastane gibi kamu hizmetlerinin sunulması gerekiyor. Bu iki yönlü 
bir yol ve kolay değil.”

Aidt, başta İngiltere ve ABD’de bunun tam tersine bir sistemin uygulandığını, düşük
vergiler karşılığında sağlanan kamu hizmetlerindeki kalitede ciddi düşüş yaşandığını
vurguluyor:

“Bu da eşitsizliğin artmasının önemli etkenlerinden. Eşitsizlikte artış kaydetmeyen
ülkeler refah sistemi güçlü olan ve servet dağılımını önceliklendiren ülkeler.”
