# Düşük enflasyon ve faiz neden önemli?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/dusuk-enflasyon-ve-faiz-neden-onemli-555yy/
- Yayımlanma: 2019-11-06T22:08:00+03:00
- Yazar: Metin TÜRKYILMAZ

Enflasyon rakamları açıklandı. Tüketici fiyatları enflasyonu Ekim ayında yüzde 2
oranında arttı. Ekim ayı itibarıyla enflasyondaki yıllık artış ise yüzde 9,26’dan
yüzde 8,55’e indi. Bunun geçici bir durum olduğunu Borsatek’teki bir önceki yazımda
belirtmiştim.

4 Kasım’da açıklanan enflasyon rakamlarından önce 3 Kasım’da yazdığım yazıda, “enflasyon
Ekim’de yüzde 8’e inse bile yıl sonunda çift haneyi görür” ifadelerine yer vermiştim.
Hatta enflasyonun yüzde 8 olabilmesi için Ekim ayı enflasyonun yüzde 1,48 çıkması
gerektiğini vurgulamıştım. Ekim enflasyonu yüzde 2 çıkınca yıl sonu enflasyonun 
çift hanelere yükselme ihtimali çok daha fazla güçlendi. Öyle ki Kasım ve Aralık
aylarında enflasyon sıfır olsa bile yıl sonuna kalmadan Kasım’da yüzde 10,14 ile
iki aylık bir aranın ardından yeniden çift hanelere dönülecek. Aralık’ta ise yüzde
10,59 rakamına ulaşılacak.

 

Enflasyonda geçen yıl Ağustos’ta yüzde 2,30’luk, Eylül’de yüzde 6,30’luk, Ekim’de
yüzde 2,67’lik yüksek artışların ardından Kasım’da yüzde 1,44, Aralık’ta yüzde 0,40
düşüş görülmüştü. Baz etkisinden kaynaklanan bu düşüşün bu yıl görülme ihtimali 
sıfıra yakındır. 2017 yılının Kasım ve Aralık enflasyonları (sırasıyla yüzde 1,49,
yüzde 0,69) kadar artış olursa, ki bu ihtimal oldukça güçlü bir ihtimal olarak görülüyor,
enflasyon Kasım ayında yüzde 11,78’e, yıl sonunda ise yüzde 13,01’e çıkar. Nitekim,
3 Kasım’daki yazımda, “2019 tüketici fiyatları yıl sonu enflasyon tahmini, Yeni 
Ekonomi Programı’nda (YEP) yüzde 12 olarak konuldu. Uluslararası Para Fonu (IMF)
ise daha karamsar ve enflasyonun yüzde 15,7’i bulacağını öngörüyor. IMF tahminini
böyle ortaya koysa da veri tabanında 2019 tahmini olarak yüzde 13,5 rakamı yer alıyor.
Bence de enflasyon yüzde 13’leri görür” ifadelerini kullanmıştım.

 

Buna Merkez Bankası’nın beklenti anketindeki yıl sonu tüketici fiyatları beklentisi
olan yüzde 12,69’u da ekleyelim.

 

Nitekim hükümet de enflasyonun sebebi olarak gördüğü faiz oranlarını düşürmek için
elinden gelen gayreti gösteriyor.

 

Aslında faiz, ekonomide paranın fiyatıdır. Kimse, kullandırdığı paradan zarar etmek
istemez. Bundan dolayı, faiz oranlarında negatife inmek, mevduat kaçışına yol açar.
Tabii mevduattan kaçış için paranın değerlendirileceği başka alanlar da olmalıdır.
Eğer o alanlarda da pozitif bir gelir beklenmiyorsa, güvenli bir sığınak olarak 
görülen mevduatta, zarara katlanarak kalındığına da rastlanmıştır. Türkiye’de 1980
öncesinde görülen durum buna benzer. Paranın değerlendirileceği döviz, altın, mevduat,
emlak dışında fazla bir alan yoksa, ülkede borsa bile kurulmamışsa, kişilerin başka
bir şekilde davranması da beklenemez.

 

Fakat günümüzde paranın değerlendirileceği çok fazla alternatifin de bulunduğu bir
gerçektir.

 

Bu çerçeveden bakınca, enflasyon oranları kontrol altına alınmadan, tek hanelere
indirilmeden faizlerde çok fazla bir düşüş beklemek eşyanın tabiatına aykırı bir
durum olur. Çünkü para sahipleri, negatif bir faizin olduğu bir ortamda paralarını
mevduata veya devlet borçlanma senetlerine yatırmazlar. Bankalar mevduat sıkıntısı
çeker, ekonomiyi yeterince de fonlayamazlar.

 

Faiz, ister istemez, gelecek enflasyonu ile bağlantılı bir konudur. Hedef enflasyon
yüzde 10 olarak tahmin ediliyorsa, faiz yüzde 9’a inmez. Faiz, hedef enflasyonun
birkaç puan üzerinde olmalıdır ki para sahipleri, yatırım tercihlerini yaparken,
mevduat ve devlet iç borçlanma senetlerine yönelsinler.

 

Bir ekonomide düşük faiz neden önemlidir denilirse, birincisi paranın fiyatının 
ucuz olması yatırım kararlarını etkiler. Düşük faiz oranları kaynak maliyetlerini
azaltacağı için yatırımlar artar, büyüme hızlanır, ekonomi canlanır, istihdam artar,
işsizlik düşer, üretim ve tüketim artar. İktidarlar için inanılmaz güzel bir ortam
oluşur.

 

Ayrıca, hem özel sektörün hem devletin hem de bireylerin borçlarının daha rahat 
çevrilmesine olanak doğar.

 

Ülkemiz özellikle kamu borçları açısından en borçlu ülkeler arasında değildir. Hatta,
borcun milli gelire oranına bakıldığında durumu oldukça iyi sayılır. Avrupa Birliği
tanımlı genel yönetim borç stoku olan 1 trilyon 283,9 milyar liranın milli gelire
oranı yüzde 32,2’de kalmaktadır. Fakat, sorun, faiz ödemelerinin yüksekliğidir. 
Bazı ülkelerin neredeyse sıfıra yakın bir faizle, çok uzun süreli borçlandığı düşünüldüğünde,
borç stokunun yüksek olmasının önemi kalmaz. Çünkü, her yıl ödenen borç miktarı,
bütçe gelirlerine göre oldukça düşük düzeye iner. Ağustos 2019 itibarıyla merkezi
yönetim iç borç stoku 692,4 milyar lira oldu. Kamu, özel toplam brüt dış borç stoku
ise 2019 Haziran ayı sonu itibarıyla 446,9 milyar dolara ulaştı.

 

Sadede gelirsek, merkezi yönetim iç borç stokunun yıllık faiz yükü yüzde 14 faizle
96,9 milyar lira olur. Eğer enflasyon yüzde 3’e inse ve kamunun borçlanma faizi 
bu enflasyona bağlı olarak yüzde 4’e gerilese, kamunun yıllık faiz yükü 27,7 milyar
liraya iner. Aradaki fark, 69,2 milyar lira olur ki çok da az para sayılmaz. Bu 
sadece merkezi yönetimin iç borç stoku için… Buna özel sektör borçları, bireysel
krediler, dış borçlar eklenirse olayın boyutu siz düşünün.

 

İşte enflasyonun ve faiz oranlarının düşmesinin ne kadar önemli bir konu olduğunu
sadece faiz ödemelerine bakarak bile anlayabiliriz.

 

Bu gerçekten hareketle, öncelikle enflasyona yönelmemiz ve enflasyon rakamlarını
yüzde 5’in altına indirmemiz çok önemlidir.
