# Ecevit’e kalan 2 milyar dolar ne oldu

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/ecevite-kalan-2-milyar-dolar-ne-oldu-16486h/
- Yayımlanma: 2016-11-06T20:42:15+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Türk siyaset tarihinin mihenk taşlarından olan rahmetli Bülent Ecevit’e dedesinden
kalan 2 milyar dolarlık mirasın akıbeti belli oldu

Sivas Yıldızeli’nde bastonuna dayanan yaşlı bir kadın CHP’nin otobüsüne yaklaşarak,
Bülent Ecevit’e yakıştırdığı isimle, ‘Karaoğlan’ı sordu. Sene 1973’tü. O gün bugün
siyasi literatürümüzde, güçlü çağrışımlarıyla bir Karaoğlan var. Yeni bir biyografi,
tam on yıl evvel 5 Kasım’da kaybettiğimiz siyasi lideri, zaferleri ve yenilgileriyle
tartışmaya açıyor. Ayrıca küllenmekte olan bir konuyu da hatırlatıyor: Ecevit’in
2 milyar dolarlık mirası ne oldu?

CHP’de milletvekilliği yapmış bir babayla, ressam bir annenin oğlu… Entelektüel 
açıdan verimli, yirmiye yakın eser kaleme almış, üniversite yıllarından itibaren
ülke meselelerine kafa yormuş bir Cumhuriyet aydını… “Toprağı evimiz gibi sevdik
seninle, birlikte sevdik kuru toprakta, ev küren köstebeği” dizelerini yazan, doğada
kendini evinde gibi hisseden, romantik, bilge şair… Memleket derdinde idealist gazeteci…
Genç yaşında genel sekreteri olduğu CHP’de efsanevi lider İsmet İnönü’yü fikri bilek
güreşinde yenerek bir kenara iten hırslı politikacı. Adı dağa taşa yazılan, 1977
seçimlerinde CHP’yi alıp, Türkiye’de yelpazenin solundaki bir partinin bugüne dek
gördüğü en yüksek oya, yüzde 41 küsura ulaştıran ‘Karaoğlan’… ‘Ortanın Solu’ndan‘
Demokratik Sol’a Türkiye demokrasisi için, üzerine tam oturacak bir elbise arayan
ve bu arayışta zaman zaman savrulan ideolog… Eşi Rahşan Ecevit’le beraber ülkeye,
tertemiz bir aşk fonunda mütevazı bir siyasetçi yaşamı izleten, herkesin ittifak
ettiği üzere ‘dürüst’ insan… Dediğim dedik, inatçı, kimi durumlarda hizipçi bir 
karakter… Bir ömür onlarca suret… On sene önce aramızdan ayrılan dev lider Bülent
Ecevit’in hayatı, Türkiye’nin tüm kritik meselelerine paralel ilerleyen bir serüven.
Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nden Mustafa Çolak, İletişim Yayınları tarafından piyasaya
sürülen ‘Bülent Ecevit – Karaoğlan’ isimli biyografisinde, yakın tarihimizin bu 
önemli figürünü açmazları ve başarılarıyla, dürüstçe tartışarak anlatıyor.

**Dedesinden yüklü miras**

Anne tarafından dedesi olan Hacı Emin Paşa’dan kendisine yüklü bir miras kaldığı
ortaya çıkmıştır. Emin Paşa’nın Medine’deki mirası Şişli Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından
vârislere paylaştırılmış ve annesi Nazlı Ecevit, 1971 yılında vefat ettiği için 
onun payı Bülent Ecevit’e intikal etmiştir.

**Suudiler mirası niye vermedi?**

Ecevit, Medine’deki mirası Türk hacılarının yararlanması karşılığında devlete bağışlama
kararı almış ve bu konuda Cumhurbaşkanı Sezer ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’ndan
yardım talebinde bulunmuştu. Söz konus mirası bağışladıktan bir yıl sonra vefat 
etti. Fakat vasiyetine rağmen mirasın devlete intikali ve buradaki taşınmazlardan
doğan hakların kullanımı konusunda somut bir gelişme olmadı. Daha doğrusu, Suudi
Arabistan yönetimi istimlak ettiği arsaların bedeli de dahil, taahhüt ettiği ödemeleri
yapmadı. Davanın avukatlarından Lale Beşe, Kral Abdullah bin Abdülaziz’in mirasın
devri için onay vermediğini, bunun sebebinin de Kral’ın İstanbul’dan satın aldığı
ve Sevda Tepesi olarak bilinen araziye imar izni verilmemesi olduğunu söylemişti.
Beşe, imar izni verilmemesinin davanın seyrini olumsuz etkilediğini ve bu yüzden
somut bir netice alınamadığını ileri sürüyordu. Mahkeme kararının Suudi yönetimince
kabul edilmiş olmasına rağmen taşınır, taşınmaz mallar ve bunlardan doğan haklar
vârislere devredilmemişti.

**Türk hacılara 2 milyar dolar**

Mirasla ilgili öteden beri bilgi sahibi olan Ecevit, mirasa sahip olma adına herhangi
bir girişimde bulunmamıştı. Ecevit’in basına yaptığı açıklamayla kamuoyunun haberdar
olduğu miras azımsanmayacak bir değere sahipti. Yaklaşık 110 dönümlük bir arazi 
ve bu arazilerdeki taşınmazlardan oluşuyordu. Miras kalan topraklar Hz. Muhammed,
Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir’in kabirlerinin de içinde bulunduğu, Mescidi Nebevi olarak
adlandırılan bölgenin 99 dönümlük kısmını oluşturuyordu. Medine Mahkemesi tarafından
yapılan gayriresmi değer tespitinde, gayrimenkule 11 milyar değer biçilmişti. Davanın
avukatlarından Alphan Altınsoy da arsaların toplam değerinin 2 milyar doları bulduğunu
belirtmişti. Ecevit, ömrünün son zamanlarında miras yoluyla sahip olduğu serveti
Türk hacıların faydalanması için bağışlamıştı. Ecevit’in bu davranışı ilk bakışta
popülist gayelerle yapılmış bir davranış gibi görülebilirdi ancak Ecevit böyle bir
mirasa sahip olduğunu ve bunu da Diyanet’e bağışladığını açıkladığında politikada
aktif değildi.

**Lükse karşı bir lider**

cevit’i 1980 sonrası tanıyan sol eğilimli genç kuşakların takdir edebileceği en 
önemli erdemi ‘Robespierre’vari yozlaştırılamazlığı’ ve ‘siyasette geçmiş onca yıla
rağmen mütevazı malvarlığı’ydı. Gerçekten de politik kariyeri göz önüne alındığında
Ecevit’in en dikkat çeken özelliklerinden biri, dürüst ve siyasetin kirine bulaşmamış
temiz bir politikacı olmasıydı. Siyasette adını duyurmaya başladığı andan itibaren
sade yaşantısı ve mütevazı kişiliğiyle ön plana çıkmıştı. Lüks makam aracı istemeyen
ve Başbakanlık Konutu’nun sadece bir odasını kullanan bir başbakan olarak gazetelere
haber oluyordu. ‘Bir lokma bir hırka’ düsturunu yansıtır biçimde, hiçbir zaman ‘
malda mülkte, parada pulda’ gözü olmadı. Geride bıraktığı malvarlığı, Ankara Or-
An’da bir daire ve Gölbaşı’nda küçük bir arsadan ibaretti.

**Kaderinin değiştiği gün**

CHP’liler ilk zamanlarda daha çok ‘Halkçı Ecevit’ sloganını kullanıyordu. Karaoğlan
ismi ilk defa Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde bir kadın tarafından söylenmişti. Ecevit’in
seçim çalışmaları için geldiği ilçede, elinde bastonuyla CHP seçim otobüsüne yaklaşan
bir kadın, Ecevit’i kastederek gazetecilere “Karaoğlan nirede ha evlatlar, Karaoğlan’ı
görmek isterim” demişti. Bu söz önce Ecevit’e, ardından da parti genel merkezine
ulaşarak etkili bir propaganda 
malzemesi haline getirilmişti.

**Oydan fazlasını aradığına seçmeni inandırdı**

Feroz Ahmad, Ecevit’in partililerin gözündeki imajını ve toplumla kurduğu duygudaşlığı
şöyle anlatıyordu: “Yalın ve doğrudan stili seçmenin nabzını yakaladı ve gittiği
her yerde büyük kalabalıklar tarafından ‘Halkçı Ecevit’ sloganlarıyla karşılandı.
Kitlelerin Ecevit’e yakıştırdığı Karaoğlan benzetmesi, halkın onu bir politikacıdan
çok popüler bir yıldız olarak algıladığını gösteriyordu. Çok az politikacının yapabileceğini
başardı ve dinleyiciyle, onları oylarından fazla bir şey aradığına inandıran bir
iletişim kurdu. Yarattığı güven nedeniyle Ecevit, CHP’nin seçim programını, kendi
fotoğraflarını ve diğer parti amblemlerini satarak doğrudan halktan seçim kampanyası
için para bile toplayabildi.

**Geleneksel Oylar Stratejisi neden çöktü?**

Kitapta ‘Ortanın Solu, Devrimcilik ve Din’ başlıklı bölümde ortaya konulan analizin
en dikkat çekici tarafı, bana göre, Ecevit’in mütedeyyin kitlelerle sağ partiler
arasında oluşan güçlü bağları kırmak ve CHP’yle bu kitlelerin bağ kurabilmelerini
sağlamak adına başvurduğu bilinçli arayışların detaylıca ortaya konulmasıdır. Ecevit
popülizmi bir bakıma mütedeyyinlerle solu barıştırma ana hedefini merkeze almıştır
denebilir. ‘Altyapı devrimleri yapmadan sadece üst yapıya yoğunlaşmanın dindar kitleleri
CHP’den uzaklaştırdığı’ tespitinde bulunan Ecevit’e göre, mütedeyyin bir insanın
hayatında pozitif değişim yaratan sol projelere kayıtsız kalması mümkün değildir.
Mütedeyyinler de ilerici olabilirler. (…) Yazar, DSP lideri Ecevit’in diğer sol 
partilerin asla başaramayacaklarına inandıkları yeni bir popülist stratejiye dikkatimizi
çekiyor: Geleneksel Oylar Stratejisi. Bu strateji, Ecevit’in 1970’lerde dindarlık
ve sol arasında bağ kurmaya çalıştığı dönemden de izler taşıyor. ‘CHP ve SHP seçkinciliğinin,
geleneksel değerlere sahip Sünnilerden oy alamayacağı, bunu ancak DSP’nin yerli 
ve inançlara saygılı tavrının mümkün kılacağı’ iddiası, denilebilir ki Ecevit’in
popülist arayışının son durağıydı. (…) Ecevit’in bu stratejisi aslında sadece Merkez
Sağ’la rekabet etseydi belki de tarihi bir başarı elde edecekti ama hesapta bu kadar
başarılı olacağı öngörülemeyen bir rakip daha vardı: Refah Partisi (RP). Siyasal
İslam’ın yükselişi, DSP’nin Geleneksel Oylar Stratejisi’ni etkisizleştirdi. Ecevit’in
giderek statükocu bir rejim savunucusuna dönüşmesi bu hayal kırıklığıyla yakından
ilişkili görünmektedir. (Prof. Dr. Yüksel Taşkın’ın önsözünden)

**Genç Ecevit’i tanımak isteyenler…**

Bülent Ecevit’in 1950 ile 1961 yılları arasında, başta Ulus olmak üzere çeşitli 
gazeteler için Türkçe ve İngilizce dillerindeki yazıları, SALT ile Rahşan Ecevit-
Bülent Ecevit Bilim Kültür ve Sanat Vakfı işbirliğiyle erişime açıldı. (ecevityazilari.
org)

**Kötülere düşman, bizden biri **

‘Halkçı Ecevit’, şehirli seçmene anlamlı gelen bir sıfatken Karaoğlan, kırsal kesimde
ve köylüler üzerinde etkiliydi. “Bizden biri” duygusu uyandırıyor ve kitlelerle 
özdeşleşmeyi kolaylaştırıyordu. ‘Bozuk Düzen’e savaş açan, mazlumun dostu, zalimlerin,
kötülerin düşmanı mitsel bir kahramanı çağrıştırıyordu. (Hürriyet)
