# Ekonomide yaşananların maliyeti

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/ekonomide-yasananlarin-maliyeti-550yy/
- Yayımlanma: 2019-10-23T07:53:00+03:00
- Yazar: Metin TÜRKYILMAZ

Döviz kurlarında Nisan 2018 tarihinden itibaren başlayan yükselme, dalgalanma, dengesizlik,
istikrarsızlık… adına ne derseniz deyin, Türkiye ekonomisini hemen her alanda büyük
oranda olumsuz etkiledi. Ekonomi, küçülmeye başladı. İşsizlik, enflasyon, faiz oranları
arttı. Maliyet yükselmeleri ve ekonomideki daralma nedeniyle ithalat azalırken, 
yine maliyetlere bağlı kar marjlarındaki düşüş ve yurt dışında yaşanan politika 
değişiklikleri nedeniyle ihracat da aşırı değersiz TL’ye rağmen yeteri kadar artmadı.

Ekonomi açısından önem taşıyan belli başlı göstergeleri değerlendirmek için olumsuzlukların
yaşandığı 2018 öncesine gitmek gerekiyor. Bu yapıldığında ve 2017 baz alındığında,
Temmuz ayları itibarıyla iki yıllık tüketici fiyatları enflasyonu, 2017’de yüzde
19,3 iken, 2019’da yüzde 36,05’e çıktığını görüyoruz.

Yine işsizlik Temmuz 2019 itibarıyla 2 yıl önceki rakamın 1 milyon 192 bin üzerine
4 milyon 596 bine çıktı. İşsizlik oranı da yüzde 10,6’dan yüzde 13,9’a ulaştı. En
yıkıcı olanının işsizlik olduğu net bir şekilde görülüyor. İşsizlik ülkenin kanayan
bir yarısı olarak ortada duruyor. Kesinlikle uzun vadeli, kalıcı ve etkili politikalar
izlenerek işsizliğin üzerine gidilmelidir.

Ekonominin önemli göstergelerinden dolar kurunda, 2017 yılında ortalama kur 3,648
lira düzeyindeydi. Bu rakam, 2018’de 4,72 liraya çıktı. 2019’da Yeni Ekonomi Programı’na(
YEP) göre 5,70 lira olacak. Enflasyonun çok üzerinde yüzde 56,3’lük bir artış meydana
gelmiş.

Oysa, ekonomideki olumsuzluklar yaşanmasa ve 2017 yılındaki yüzde 10,88’lik deflatör
kadar dolar kuru artışı görülseydi, dolar kuru 2018’de 4,05 liraya, 2019’da 4,49
liraya yükselecekti. Yani çok daha makul düzeylerde kalacaktı.

Gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH), 2017’deki 852,6 milyar dolarlık düzeyinden,
2018’de 789,1 milyar dolara indiğini görüyoruz. YEP tahminine göre ise, 2019’da 
749,1 milyar dolara gerileyecek.

Kriz yaşanmasa ve ekonomide 2018 ve 2019’da yüzde 5’er büyüme gerçekleştirilebilse,
deflatör de 2018 ve 2019’da 2017 yılının seviyesinde kalsa, dolar kuru deflatör 
oranında artsa idi, 2018 GSYH’si 789,1 milyar dolar yerine 895,2 milyar dolar, 2019
GSYH’si ise 749,1 milyar dolar yerine 940 milyar dolar olacaktı. Bu durumda, 2018
için 106,1, 2019 için 190,9, her iki yılın toplamı için 297 milyar dolarlık GSYH’den
ülke mahrum kalmayacaktı.

Üstelik 2017’de 10 bin 616 dolar olan kişi başına GSYH de 2018’de 9 bin 693 dolar
yerine 10 bin 997 dolara, 2019’da 9 bin 93 dolar yerine 11 bin 411 dolar düzeyinde
çıkacaktı. Bir diğer ifadeyle 2019 kişi başına milli geliri tahmin edilenin 2 bin
318 dolar üzerinde oluşacaktı.

Ekonomide yaşananların uluslararası ekonomik sıralamaya yansımaları da oldu. Uluslararası
Para Fonu’nun (IMF) Ekim 2019 Dünya Ekonomik Görünüm Veri Tabanı verilerine göre,
GSYH sıralamasında 2017 yılında 17’nci olan Türkiye, 2019’da, Hollanda ve Suudi 
Arabistan’a geçilerek 19’nculuğa gerileyecek. Buna karşın Türkiye’nin 2017’de 13’
ncü olduğu satın alma gücü paritesine göre GSYH’de 2019’daki sıralaması değişmeyecek.

Kişi başına GSYH sıralamasında 2017-2019 döneminde Türkiye; Grenada, Mauritius, 
Malezya, Santa Lucia, Meksika, Çin, Lübnan, Bulgaristan ve Kazakistan’a geçilerek
66. sıradan 75’nciliğe gerileyecek. Türkiye, aynı dönemde satın alma gücü paritesiyle
GSYH’de Kazakistan ile Antigua ve Barbuda’nın ardında kalacak ve 56’ncı sıradan 
58’nci sıraya inecek.

Ülkenin brüt dış borç stoku, Haziran 2019 itibarıyla iki yıllık dönemde, sadece 
6,6 milyar dolarlık artışla, 440,26 milyar dolardan 446,86 milyar dolara çıkarken,
Eylül 2019 itibarıyla merkezi yönetim iç borç stoku, 2 yıllık dönemde 229,9 milyar
liralık artışla 563,6 milyar liradan 793,5 milyar liraya ulaştı. Doğru özellikle
brüt dış borç stokunda önemli bir artış yok ama borcun milli gelire oranı, yüzde
51,6’dan, yüzde 59,7’ye yükseldi. Borcun çevrilebilirliği artık daha da önemli.

Görünen o ki elimizde iyi değerlendirilemeyen bir yıl (2018) ve kaybedilen bir yıl(
2019) var. Bir an önce ekonomiyi birinci gündem maddesi yapmak ve bu kaybın telafisine
bakmak gerekiyor. Türk ekonomisinin bu cendereden çıkarılmasını yolu bellidir. Siyasi
ve hukuki olarak yapılması gerekenlerin yanı sıra, yüksek hızlı ama riskli, kriz
potansiyeli barındıran ekonomik büyüme yerine, uzun vadeli bir süreçte istikrarlı
büyüme sağlayan bir ekonomik yapı tercih edilmelidir.

İstihdam yaratan, verimlilik ve rekabet odaklı, tasarrufa, yatırıma, üretime ve 
ihracata dayalı bir ekonomik yapı kurulmalıdır.

Ekonomide çözülemeyecek sorun yoktur. Yeter ki tüm gücünüzle ve top yekun olarak
çözümü odaklanın.
