# Enerji şirketlerinin 3’te 1’i batacak

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/enerji-sirketlerinin-3te-1i-batacak-15847h/
- Yayımlanma: 2016-10-17T14:55:59+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Enerji sektörü ve diplomasideki deneyimiyle, uluslararası arenada önde gelen isimlerinden
The Bosphorus Energy Club Başkanı Mehmet Öğütçü ile İstanbul’da düzenlenen Dünya
Enerji Kongresi’nin (WEC) sonuçlarını ve enerjide büyük oyunun yeni dinamiklerini
konuştuk. Batı’nın Amerikalı ve Avrupalı ortaklarının artık oyunu tek başına belirleme
gücüne sahip olmadıklarını belirten Öğütçü, enerjide harita yeniden çizilirken, 
Türkiye gibi imparatorluk omurgası sağlam ülkelerin küresel düzlemde öne çıkacağına
işaret ediyor.

_**Dünya Enerji Kongresi’nin (WEC) ülkemizde düzenlenmesinin önemi nerede yatıyor
sizce?**_

Fosil yakıtların sırtında inşa edilmiş olan tüm sanayi altyapısı eskiyor. Dijital
ekonomi, yeşil enerjiye geçiş, dördüncü sanayileşme akımı gibi kavramlar ile konuşuyoruz.
Enerji arz haritası da 10 yıl öncekinden çok farklı. ABD, kaya gazı ve diğer konvansiyonel
olmayan yakıtlardaki üstünlüğü sayesinde dünyanın yeni enerji süper gücü olma yolunda,
Rusya’yı doğalgazda, Suudi Arabistan’ı ham petrolde dünya liderliği tahtından indirmek
üzere. Üç yılda bir başka dünya başkentine göçüyor WEC. Seul’de kazanmıştık evsahipliğini
üstlenmeyi ve bu hafta dünya’nın enerji kalbinin İstanbul’da atması gurur verici.
Putin’in katılması ve güçlü mesajları kongreye ayrı bir önem kazandırdı.

_**Nasıl değişti dünya enerji haritası?**_

İçinde yaşadığımız dönemde dünyanın enerji görünümü bundan on yıl önceye kıyasla
gerçekten çok farklı. ABD-Rusya-İran-Suudi Arabistan enerji arz rekabetinin yoğunlaşması,
talep ülkelerinin elinin güçlenmesi, değişmekte olan jeopolitik denklem ve benzeri
birçok faktörün etkisiyle, daha önce öngöremediğimiz, bambaşka bir mecraya doğru
götürüyor bizi. Her yerden adeta petrol, doğal gaz, kömür ve konvansiyonel olmayan
yakıtlar fışkırıyor. Kuzey Amerika’da beklenmedik şekilde üretim patlaması yaşayan
kaya gazı ve petrolü, tüm dengeleri alt üst etti. Nükleer santral projeleri, Kore’den
Abu Dabi’ye, İran’dan Suudi Arabistan’a, Çin’den Türkiye’ye yükselmekte olan ekonomilerin
coğrafyasında mantar gibi çoğalıyor. Yenilenebilir enerjide adeta devrim yaşıyoruz,
yatırımların yönü fosil yakıtlardan yenilenebilire kayıyor. Düşmekte olan fiyatlar,
daralan piyasalar, kaynak milliyetçiliği nedeniyle yüzü gözü dayaktan morarmış durumdaki
büyük petrol şirketler karlarının buharlaştığını, gelecek umutlarının karardığını
gördüler. Borç ile yaşıyor çoğu. Bu yıl içinde borsaya açık 500 büyük uluslararası
petrol ve doğal gaz şirketinden üçte biri iflas bayrağını çekebilir. Yatırımlarını
ya iptal ya da tehir ediyorlar.

_**‘Büyük Oyun’da enerjiyi nereye oturtuyorsunuz?**_

‘Yeni Oyun’da enerji en önemli güç kaynaklarından birisi. Sistemin atardamarı. Önümüzdeki
dönemde gezegenimizin enerji arz talep haritasını; teknolojik devrim, fiyat devinimi,
yatırım dinamikleri, iklim değişikliği önlemleri, finansal yenilikler, ticaret akışlarının
yönü bizleri dönüştürecek. Bu belirmeye başlayan ‘yeni oyun’u yakından gözleyince,“
kuruluş maliyeti on milyarlarca dolar ile ifade edilen daha fazla nükleer enerji,
yeni kömür termik santralleri ile mi yer alacağız, yoksa Çin’in geliştirmekte olduğu
küçük nükleer santrallar, yenilenebilir enerji-fosil yakıtlar dengesi, enerji verimliliği
ve tasarrufu çabaları, akıllı sanayi, hizmet ve tarım sektörleri ile mi kendimize
zemin kazandıracağız” gibi sorular aklımıza takılıyor. Bir zamanlar geride kalmış,
kendi yazmadıkları oyunun kurallarına uymak zorunda bırakılmış yükselmekte olan 
güçler, artan güç ve konumları ile orantılı yeni roller üstlenme iddiasını bırakmayacaklar.
Dışlandıkları taktirde kendi oyunlarını kurmaya kalkışacaklardır. Ama tarihi deneyimin
bize gösterdiği gibi, ikisi arasında orta yol bir şekilde bulunacaktır. İmparatorluk
omurgaları hala sağlam kalabilmiş, nüfus ve kaynak gücü sağlam Çin, Hindistan, Rusya,
Brezilya, Güney Afrika, Endonezya, Türkiye ve İran gibi ülkeler için yer açılması
gerekiyor yeni düzende.

_**Jeopolitik gerilimler gerçekten enerji yüzünden mi çıkıyor?**_

Kaynak kontrolü üzerine girişilen rekabet devletlerarası çatışmaları körüklüyor,
Bizans entrikalarını fişekliyor, iktidarlar yaratıyor ya da deviriyor. Yeni oyuna
uygun esnek, yaratıcı politikalar geliştirmeyenler oyun dışında kalacak, eski düzenin
etkisiz oyuncuları olmaya mahkum olacaklar. Ve oyunu doğru okuyabilir, evimizin 
içini düzene koyarsak, oyunun kurgulanmasına katkı sağlayabilir, doğru kararları
alabilirsek yeni ‘Büyük Oyun’da etkin olabiliriz. Ne Amerika ne de Avrupalı ortakları
artık bu küresel oyunun senaryosunu tek başlarına yazma imkanına sahipler. Ortaya
çıkmakta olan manzara gücün dağılmakta, yayılmakta olduğu, politikanın ve ekonominin
çeşitlendiği, tüm ülkelerin eskiden olduğu gibi Batılı tarza yönelmeye zorlanamadıkları
bir manzara. Umuttan çok korku yaratıyor bu oyun. Zira direksiyonda oturmak isteyen
çok şoför var ve istikamet açık değil.

**_Rusya ile gaz ilişkilerinin Türk Akımı ile değişmesini bekliyor musunuz?_**

Türkiye’nin uzun vadeli doğal gaz sözleşmeleri önümüzdeki 10 yılda sırasıyla sona
erecek: Azerbaycan 2021 (Şah Deniz-1), Rusya 2021 (Batı Hattı) ve 2025 (Mavi Akım),
İran 2026. Bunların bir kısmı uzatılamayabilir, yeniden müzakere edilebilir. Yaklaşık
40 milyar metreküplük bir yeni arz bağlantısı yapmak gerekiyor. Dahası, BOTAŞ öngörüleri
gaz talebinin 2030’da 70 milyar metreküpe ulaşacağına işaret ediyor. Bu da ilave
20 milyar metreküp bulunmasını gerektiriyor. Hiç kuşkusuz, Türkiye’nin Rusya’dan
daha fazla gaz alması kaynak çeşitliliği bakımından risk yaratabilir. Türkiye, Rusya’ya
enerji sektöründe bağımlılıkta yalnız değil. Değişen derecelerde aslında neredeyse
tüm Avrupa kıtası Moskova’nın doğal kaynaklarına bağımlı ve kaprislere boyun eğmek
zorunda kalabiliyor. AB’nin doğal gazda Rusya’ya bağımlılığı yüzde 30-40 civarında.
Bizimki yüzde 55. AB düzeyine bu bağımlılığı indirmek bizim için öncelikli hedef
olmalı. “Türk Akımı”nın ilk ayağı ciddi sorun yaratmaz zira Batı Hattı ile halen
Ukrayna üzerinden aldığımız 16 milyar metreküp gazı bize Karadeniz altından doğrudan
getirecek. İnşaat maliyetini de Gazprom üstlenecek. Burada en önemli husus, kontratın
süresi, yeniden ihraca izin verip vermediği, dünya’da fiyatların süratle düşmesini
dikkate alıp almadığı ve alternatıve gaz arzı seçenekleri devreden çıkartıp çıkartmadığı.
Amerikalılar, hem Avrupa’nın hem de Türkiye’nin Rusya’ya olan bağımlılığının artmasından
kaygı duyuyor. Türkiye’nin, enerji arz bağımlılığını azaltma arzusu bakidir, ama
sırf Brüksel ya da Washington istedi diye kuzeyindeki büyük komşusu Rusya’yı bir
kenara itmesi de düşünülemez, ama paketteki dengeyi de bozmayalım.

**_Avrupa Birliği’nin küresel güç dengesindeki konumunu nasıl görüyorsunuz?_**

Bugünkü AB, onun kurucu babalarının öngöremedikleri garip bir yapıya dönüştü. 22
ülke katıldı aradan geçen sürede ve hala Türkiye dahil kapısında tam üye olmak için
bekleyenler var. Genişleme süreci, hukuken masanın üzerinde olsa da fiilen oldu 
ve daha uzun süre hayata geri döndürülmesi mümkün görünmüyor. “Daha yakın”, “federal”
bir Avrupa ütopyası yürümedi. Kimi üyeler serbest ticaret, kimileri sosyal dayanışma,
kimileri altyapı ve tarım fonları, kimleri demokrasilerini güçlendirmek, kimileri
de dünya sisteminde saygın bir yere sahip olmak için istedi AB’yi. Geldiğimiz noktada
Avro bölgesi çöküşün eşiğinde, nüfus yaşlanıyor, Çin ve ABD karşısında rekabet gücü
aşınıyor, ortak dış politika ve güvenlik politikası en yakın coğrafyada bile bir
sonuç yaratamıyor.

**_İsrail gazı gelecek mi?_**

Doğu Akdeniz gazı, sadece İsrail’in Tamar ve Leviathan sahaları ile ilgili değil.
Kıbrıs’taki Afrodit, Mısır’da ENİ’nin yeni keşfettiği Zohr ve BP’nin Alexandria 
sahaları da büyük resmin içine yerleştirilebilir. Doğu Akdeniz enerjisinin hem işletilmesi
hem de yüksek değerli pazarlara ulaştırılabilmesi, herkese kazanç sağlayabilmesi
için Tel Aviv’in yanısıra Lefkoşe, Kahire ve Beyrut ile de ilişkilerin sağlıklı 
bir mecraya akması, sorunların çözümlenmesi şart. Mevcut fiyat, arz fazlası, jeopolitik
risk ortamında Doğu Akdeniz gazının üretilip zaten talebin azalmakta olduğu Türk
ve Avrupa pazarlarına gönderilmesi çok olası görülmüyor. 2018’den itibaren çok sayıda
proje devreye gireceğinden Doğu Akdeniz’in geciktiği, daha ileriki yıllarda şansının
olabileceği söylenebilir.

Teminat altına alınmalı
_**Türkiye enerji alanında hangi adımları atmalı?**_

Hangi açıdan bakarsanız bakın Türkiye hatırı sayılır bir bölgesel güç. Ekonomik 
büyüklüğü, nüfusu, askeri gücü, teknoloji ve yenilenme kapasitesi, özel sektör dinamizmi,
eğitimli genç nüfusu, tarihi ve kültürel derinliği, etnik ve dini çeşitliliği ve
de coğrafi üstünlükleri ona doğal olarak bu konumu sağlıyor. Sonuç itibariyle Türkiye
gelecek enerji güvenliği için fosil enerji kaynaklarında tedarikçi çeşitliliğini
artırmalı, yenilenebilir kaynaklarını daha fazla değerlendirmeli, enerji üretimi
ve iletimi teknolojilerine elinden geldiğince sahip olmalı. Enerji güvenliği teminat
altına alınmalıdır. Geleceğe dönük enerji arz-talep senaryosu, temiz, yenilenebilir
ve maliyet açısından rekabeti aşındırmayacak enerji kaynakları esas alınarak geliştirilmelidir.
Bu bağlamda TANAP gibi yürüyen boru hattı projelerine yenilerinin eklenmesi, Rusya’ya
bağımlılığın azaltılması, Kürt, Doğu Akdeniz, İran gazının getirilmesi, yüzer LNG
tesisileri inşası, özellikle LNG depolama kapasitesinin özel sektör yatırımlarıyla
Marmara Ereğlisi ve Tuz Gölü tesisleri dışında da genişletilmesi gerekiyor. Tabii
bir de yıllarca ihmal ettiğimiz nükleer santral projelerinde doğru uluslararası 
ortaklık ve iş modeli tercihleriyle güvenlikten ödün vermeden mümkün olan optimum
hızda ilerlemek zorundayız. (Sernur Yassıkaya/Yeni Şafak)
