# Enflasyon 15 yılın zirvesinde: Nedenleri ne, sonuçları ne olacak?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/enflasyon-15-yilin-zirvesinde-nedenleri-ne-sonuclari-ne-olacak-40114h/
- Yayımlanma: 2018-10-03T17:24:23+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Yılbaşından beri sürekli yeni rekorlar deneyen enflasyonun Eylül ayında zirve yapması
bekleniyordu ama beklenenin çok ötesinde bir gerçekleşme çıktı karşımıza.

Tüketici fiyatları enflasyonu ya da manşet enflasyon (TÜFE) aylık yüzde 6,30, çekirdek
enflasyon (C Endeksi) aylık yüzde 6,76, yurtiçi üretici fiyatları enflasyonu da (
Yİ-ÜFE) aylık yüzde 10,88 artış ile enflasyonu yüksek sayılan ekonomilerin yıllık
enflasyonu kadar aylık artışlar sergilemiş oldu.

Ekim 2017’den Eylül 2018’e kadar 12 aylık enflasyon oranları şöyle bir tablo ortaya
koyuyor.

TÜFE, 12 aylık bazda yüzde 24,52’ye ulaşırken Merkez Bankası’nın para politikasının
en fazla etkili olacağı kalemlerden oluşan çekirdek enflasyon da (C Endeksi) yüzde
24,05’e ulaşmış bulunuyor.

Çekirdek enflasyonun aylık bazda TÜFE’den daha fazla artmış olması önümüzdeki aylarda
enflasyondaki artışın yine yüksek düzeylerde devam edeceğini gösteriyor.

Asıl korkutucu nokta burası. Çünkü bu büyük artış Merkez Bankası’nın para politikası
uygulamasının işlevsiz kaldığını (ya da alınan parasal önlemlerin etkisinin gecikmeli
olarak ortaya çıktığını düşünürsek) çok geç kalınmış önlemler olduğunu ortaya koyuyor.

Kurda yaşanan büyük artışların fiyatlara yansıması kaçınılmazdı. Ve bu yansıma gecikmeli
olarak artan oranda yansımaya başladı.

Merkez Bankası da gecikmeli yansımaya güvenip geciktikçe bu sıçramanın durdurulması
mümkün olamadı.

TÜFE (yüzde 24,52) ile Yİ-ÜFE (yüzde 46,15) arasındaki büyük fark (21,63 puan) bir
başka korkutucu durumu ortaya koyuyor.

Bu fark, özellikle kurdaki artıştan dolayı üretime gelmiş olan fiyat artışlarının
henüz tüketiciye yansıtılmadığını gösteriyor.

Bu fark da gelecek aylarda TÜFE’ye yansıyacak ve manşet enflasyon daha da yükselecek.

**‘Enflasyon alışkanlığı önlenmeli’**

Türkiye, 40 yıldır yüksek enflasyonla mücadele ediyor, buna karşılık enflasyonu 
bir türlü hedeflediği yüzde 5 düzeyine yaklaştıramıyor.

Bu düzeye en çok yaklaştığı yıllar 2010 ve 2013 yılları oldu. O iki yılda yakalanan
yıllık enflasyon bugünkü aylık enflasyon düzeyindeydi.

Türkiye’nin, dünyada enflasyonun düşük seyrettiği bu dönemde bu kadar yüksek düzeyde
enflasyon yaşaması bu konuda gerçekten mücadele etmediği anlamına geliyor.

Başka hiçbir ifade yüzde 25’e gelmiş manşet enflasyonu ve yüzde 46’yı aşmış üretici
enflasyonunu açıklayamaz.

Enflasyonun, 1980’lerdeki gibi denetimden çıkmış halde yükselmesinin en olumsuz 
etkisi enflasyon alışkanlığı denilen olguyu tekrar gündeme getirmesi şeklinde karşımıza
çıkacak.

Enflasyonist beklentilerin yerleşmesi halinde insanları enflasyonun düşeceğine inandırmak
artık kolay olmayacak.

Bu gelişmenin bir olumsuz etkisi de dolarizasyonun (para ikamesi) artmasına yol 
açması olarak yaşanacak.

**Merkez Bankası’ndan yeni faiz artırımı beklentisi**

Türkiye ekonomisi, yanlış ekonomi politikası uygulaması sonucu tam bir kısır döngünün
içine girmiş durumda.

Geldiğimiz noktada Merkez Bankası, faizi bir kez daha yüklü biçimde artırmak açmazıyla
karşı karşıya bulunuyor.

Türkiye, enflasyonla gerçekten mücadele etmek ve o arada ekonomiyi de küçültmeden
bu işin içinden çıkmak istiyorsa yargı reformu başta olmak üzere bir takvime bağlı
olarak yapısal reformları ilan etmeli ve bir an önce yaşama geçirmeye başlamalı.
