# Enflasyon düşüyor ama hayat neden hâlâ pahalı?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/enflasyon-dusuyor-ama-hayat-neden-hala-pahali/
- Yayımlanma: 2026-09-03T18:38:19+03:00
- Yazar: Zeliha SARAÇ

Enflasyon rakamları açıklandı.

İlk bakışta insanın içini rahatlatan bir tablo var. Yıllık enflasyon yüzde 31,51’
e gerilemiş. Temmuz ayında bu oran yüzde 31,75’ti. Aylık enflasyon ise yüzde 1,84
olarak gerçekleşmiş. Piyasanın beklentisi yüzde 1,86 civarındaydı. Yani rakam, beklentilerin
çok az altında geldi.

Borsa tarafında, faiz tarafında, döviz piyasasında bu tür bir veri elbette önemlidir.
Çünkü piyasalar sadece bugünün rakamına değil, bundan sonra ne olacağına bakar.

Ama vatandaşın baktığı yer biraz farklı.

Markete gittiğinde, ev kirasını ödediğinde, arabasına benzin koyduğunda ya da çocuğunun
okul masrafını düşündüğünde “yıllık enflasyon yüzde 31,51’e geriledi” cümlesi pek
bir şey ifade etmiyor.

Çünkü insanın hayatındaki enflasyon, istatistikteki ortalamadan çok daha kişisel
bir mesele.

İşte bence bugün açıklanan rakamların en önemli tarafı da burada.

**Enflasyon düşüyor ama fiyatlar düşmüyor.**

Bu ayrımı hâlâ yeterince konuşmuyoruz.

Enflasyonun yüzde 31’den yüzde 25’e düşmesi, fiyatların yüzde 6 gerilemesi anlamına
gelmiyor. Fiyatlar artmaya devam ediyor, sadece artışın hızı yavaşlıyor. Dolayısıyla
birkaç yıl boyunca çok yüksek fiyat artışları yaşamış bir vatandaş için “enflasyon
düşüyor” haberi, mutfak alışverişinde otomatik olarak bir rahatlama yaratmıyor.

Üstelik Ağustos rakamlarının detayına baktığımızda bu fark daha da belirginleşiyor.

Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 33,79. Ulaştırmada yüzde 35,08. 
Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda ise yüzde 39,77.

Yani vatandaşın bütçesinin en önemli kalemlerinde fiyat artışı hâlâ genel enflasyonun
üzerinde.

Bu yüzden sadece yıllık enflasyon rakamına bakıp “enflasyon kontrol altına alınıyor”
demek bana biraz eksik geliyor.

Evet, bir dezenflasyon sürecinden söz etmek mümkün.

Ama dezenflasyon ile ucuzlama aynı şey değil.

Aradaki farkı özellikle sabit gelirli vatandaş çok daha net hissediyor.

Ağustos verilerinde dikkatimi çeken başka bir nokta da ulaştırma tarafı.

Ulaştırma grubunda aylık fiyat artışı yüzde 4,82 olmuş. Aylık enflasyona en yüksek
katkıyı da bu grup yapmış. Konut tarafında aylık artış yüzde 2,26.

Buna karşılık gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık artış yüzde 0,22 ile oldukça sınırlı
kalmış.

Bu tabloyu ben şöyle okuyorum:

Ağustos ayında mutfaktaki baskının bir miktar hafiflemesi olumlu. Fakat ulaşım ve
konut gibi vatandaşın kaçınmasının kolay olmadığı harcamalar hâlâ güçlü bir fiyat
baskısı yaratıyor.

Bir başka ifadeyle, tüketici bazı harcamalarını kısarak bütçesini dengelemeye çalışsa
bile her şeyi kısmak mümkün değil.

Ev kirasını erteleyemezsiniz.

İşe gidip gelmek zorundaysanız ulaşım harcamasını tamamen ortadan kaldıramazsınız.

Elektrik faturasını ödemek zorundasınız.

Bu nedenle enflasyonla mücadelede yalnızca manşet rakamın düşmesi değil, vatandaşın
zorunlu harcamalarındaki fiyat artışlarının da kalıcı biçimde yavaşlaması gerekiyor.

Asıl rahatlama orada başlayacak.

Bir de işin piyasa tarafı var.

Açıklanan yüzde 1,84’lük aylık rakam, beklentinin biraz altında. Bu nedenle ilk 
tepkinin olumlu olması şaşırtıcı olmaz. Çünkü piyasalar açısından önemli olan yalnızca
rakamın yüksek veya düşük olması değil, beklentinin neresinde olduğudur.

Beklentinin altında kalan her enflasyon verisi, “Merkez Bankası’nın elini biraz 
daha rahatlatıyor mu?” sorusunu beraberinde getirir.

Burada yatırımcının bakacağı yer özellikle hizmet fiyatları, kira, ücretler, iç 
talep ve önümüzdeki aylarda fiyatlama davranışları olacaktır.

Çünkü enflasyonla mücadelede bir noktadan sonra iş sadece döviz kuruna veya faiz
seviyesine bakmaktan çıkıyor.

İnsanların fiyatlama alışkanlıklarını değiştirmesi gerekiyor.

Bir esnaf “gelecek ay maliyetim ne olacak?” diye düşünerek fiyatını bugünden artırıyorsa,
bir şirket maliyet artışını müşterisine hemen yansıtıyorsa, tüketici de “nasıl olsa
yine zam gelecek” diyerek alışverişini öne çekiyorsa, enflasyonun psikolojik tarafı
devreye giriyor.

Bence Türkiye’nin önümüzdeki dönemde en çok mücadele etmesi gereken alanlardan biri
de tam olarak burası.

**Enflasyon beklentisi.**

Çünkü beklenti değişmeden davranış kolay değişmiyor.

Kira tarafı da bugün açıklanan rakamların vatandaş açısından en somut sonuçlarından
biri.

12 aylık ortalama enflasyon yüzde 31,79 oldu. Buna göre Eylül ayında yenilenecek
kira sözleşmelerinde uygulanabilecek azami artış oranı da yüzde 31,79 olarak şekillendi.

Şimdi bir düşünün.

20 bin lira kira ödeyen bir kişinin kirası yüzde 31,79 artarsa 26 bin 358 liraya
çıkıyor.

30 bin liralık kira 39 bin 537 liraya geliyor.

Kağıt üzerinde “enflasyon düşüyor” deniyor ama kira ödeyen vatandaş için aylık bütçedeki
yük hâlâ çok ciddi.

Bu nedenle Türkiye’nin enflasyon hikâyesini sadece yüzde 31,51 üzerinden okumak 
mümkün değil.

Önümüzdeki dönemde asıl soru şu olacak:

**Bu yüzde 31,51 nereden geliyor ve hangi kalemlerde kalıcı olarak aşağı geliyor?**

Çünkü enflasyonun düşmesi başka, vatandaşın hayat pahalılığının gerçekten hafiflemesi
başka.

Üretici tarafında ise biraz daha dikkatli olmak gerekiyor.

Yurt içi üretici fiyatları Ağustos ayında aylık yüzde 2,57 arttı. Yıllık üretici
enflasyonu yüzde 27,95 oldu. Temmuz ayında aylık üretici enflasyonu yüzde 1,52 idi.

Burada özellikle aylık üretici fiyatındaki hızlanmayı göz ardı etmemek lazım.

Elbette üretici fiyatlarındaki her artış aynı ölçüde tüketici fiyatlarına yansımıyor.
Firmalar bazen maliyet artışının tamamını müşteriye yansıtamıyor, kâr marjından 
fedakârlık ediyor. Bazen de talep zayıf olduğu için fiyat artırmak kolay olmuyor.

Ama maliyet tarafındaki baskı tamamen ortadan kalkmış değil.

Dolayısıyla önümüzdeki aylarda “üretici fiyatları ne yapıyor?” sorusu da önemli 
olacak.

Peki bundan sonra ne olacak?

Ben burada biraz temkinli iyimser taraftayım.

Çünkü yıllık enflasyonun yüzde 31,51’e kadar gerilemesi ve aylık rakamın beklentinin
hafif altında kalması olumlu.

Ancak bundan sonraki süreç daha zor olabilir.

Çünkü enflasyon yüzde 70’lerden yüzde 30’lara gelirken yapılan iyileşmeler ile yüzde
30’dan yüzde 20’lere inerken yaşanacak süreç aynı olmayabilir.

İlk bölümde baz etkisi ve yüksek önceki dönem fiyat artışları yardımcı olur. Sonrasında
ise iş daha fazla ekonomi politikalarının kalıcılığına, beklentilere, ücretlere,
hizmet fiyatlarına ve iç talebe dayanır.

Üstelik petrol fiyatları, küresel emtia fiyatları, jeopolitik gelişmeler ve içeride
kur hareketleri gibi dışarıdan gelen etkiler de her zaman masada.

Bu nedenle önümüzdeki birkaç ayın rakamları çok daha dikkatle izlenecek.

Piyasada da muhtemelen “Enflasyon düşüyor mu?” sorusundan çok, “Düşüş kalıcı mı?”
sorusu öne çıkacak.

Bence kritik eşik bu.

Sonuçta bugün açıklanan enflasyon rakamını ne küçümsemek ne de olduğundan fazla 
büyütmek gerekiyor.

Yüzde 31,51 hâlâ çok yüksek bir enflasyon.

Ama birkaç ay önceki seviyelerle kıyaslandığında aşağı doğru bir hareket olduğu 
da açık.

Mesele artık sadece enflasyonu düşürmek değil.

Mesele, düşen enflasyonun vatandaşın hayatına ne zaman yansıyacağını görmek.

Çünkü ekonomi rakamlardan ibaret değil.

Bir anne market alışverişinde daha az para harcıyorsa, bir emekli ayın sonunu daha
rahat getiriyorsa, genç bir insan ilk kez ev kiralayabiliyorsa, küçük işletme önünü
görebiliyorsa o zaman enflasyonla mücadelenin sonucu hissedilmeye başlanır.

Bugün için henüz o noktada değiliz.

Ama yön önemli.

Ağustos verisi bize, fiyat artışlarının hızının kontrol altına alınması konusunda
bir miktar umut veriyor.

Şimdi yapılması gereken, bu umudu bozacak yeni bir dalganın önüne geçmek. Çünkü 
enflasyonla mücadelede en zor şey düşürmek değil, düşürdüğün yerde tutabilmek
