# Enflasyonla Vals: Hem Yorulduk Hem De Ritmi Kaçırdık!

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/enflasyonla-vals-hem-yorulduk-hem-de-ritmi-kacirdik/
- Yayımlanma: 2026-01-05T17:48:20+03:00
- Yazar: Zeliha SARAÇ

Selam değerli Borsatek okurları! Bugün çayınızı, kahvenizi (mümkünse evde yapılmış
olanından, malum dışarıda “yudum başı vergi” ödüyoruz hissi var) yanınıza alın. 
Çünkü bugün rakamların o soğuk yüzünü bir kenara bırakıp, hepimizin her sabah market
rafıyla girdiği o meşhur düelloyu konuşacağız: Türkiye Ekonomisi ve Bitmeyen Enflasyon
Maceramız.

**Fiyat Etiketleri mi, Yarış Atları mı?**

Hatırlarsanız eskiden markete gittiğimizde fiyat etiketleri yerinde dururdu. Şimdi
ise etiketler adeta birer “formula-1” pilotu. Sabah gördüğünüz peynir fiyatı, akşam
eve dönerken “Ben aslında o değilim, artık başka biriyim” diyebiliyor. Ekonomist
diliyle buna “yapışkan enflasyon” diyorlar ama sokaktaki karşılığı bildiğiniz “etiket
yorgunluğu.”

Türkiye ekonomisi şu sıralar, diyet yapmaya çalışan ama her gece yarısı buzdolabının
önünde kendini bulan birine benziyor. Bir yandan “sıkılaşma” diyoruz, faizleri artırıyoruz,“
kemerleri sıkalım” diyoruz; diğer yandan o iştah kabartan bütçe açıkları ve maliyetler
kapıda bekliyor.
O Meşhur Baz Etkisi: “Bize Bir Şey Olur mu?”

Son zamanlarda dilimizden düşmeyen bir terim var: Baz Etkisi. Sokaktaki vatandaş
haklı olarak soruyor: “Zeliha hanım, enflasyon düştü diyorlar ama neden benim file
dolmuyor?”

İşin aslı şu; enflasyonun “hızının kesilmesi”, fiyatların düşmesi demek değil. Arabanın
saatte 200 km hızla giderken 150 km hıza düşmesi gibi. Hala çok hızlıyız, hala öndeyiz
ama en azından artık camdan dışarıyı biraz daha net görebiliyoruz. Yani fiyatlar
artmaya devam ediyor, sadece “daha yavaş” artıyor. Buna sevinmek ise tamamen bakış
açınıza bağlı; bardak hala yarım, ama o yarısı da epey pahalı!

**Faiz, Kur ve Bizim Üçgen**

Ekonomi yönetimimiz şu an çok hassas bir terazi üzerinde. Bir tarafta faizleri dengede
tutmaya çalışarak paranın değerini korumaya çalışıyorlar, diğer tarafta ise üretimin
durmamasın kolluyorlar. Bu, adeta buzun üzerinde porselen tabaklarla dans etmeye
benziyor. En ufak bir denge kaybında tabaklar (yani bizim cüzdanlar) kırılabilir.

Dolar kuru ise sessiz bir bekleyişte. Bir zamanlar her gün kur korumalı mevduat 
hesaplayan bizler, şimdi gözümüzü Merkez Bankası’nın o meşhur “metinlerine” diktik.
O metinleri okumak bazen eski sevgilinin mesajlarını analiz etmekten daha zor: “
Acaba burada ‘kararlılık’ derken beni mi kastetti yoksa piyasayı mı?”

**Halkın Ekonomisi: Lahmacun Endeksi**

Ekonomistlerin karmaşık grafiklerini bir kenara bırakalım. Gerçek enflasyon, mahalledeki
lahmacuncuda ölçülür. Eğer bir lahmacun, yanındaki ayranla beraber bir servet değerine
ulaşmışsa, orada durup düşünmek lazım. Orta sınıfın “dışarıda yemek yeme” lüksü,
yavaş yavaş “evde menemen yapma” keyfine dönüşüyorsa, bu bize makro verilerin söylemediği
pek çok şeyi anlatır.

**Peki, Işık Görünüyor mu?**

Tünelin ucundaki ışık görünüyor mu derseniz; evet, bir ışık var. Ama o ışık karşıdan
gelen bir tren mi yoksa güneşli bir günün habercisi mi, onu 2026’ün ilk çeyreğinde
ki sabrımız belirleyecek. Beklentiler, enflasyonun belinin kırılacağı yönünde. Ancak
bu bel kırılırken, hepimizin biraz daha kemer sıkması, biraz daha seçici olması 
gerekecek.

Sonuç olarak;
Türkiye ekonomisi her zaman sürprizlere gebedir. Bizler krizlerin 
antrenmanlı çocuklarıyız. Bugün enflasyonla vals yaparız, yarın büyüme rakamlarıyla
halay çekeriz. Önemli olan bu süreçte finansal okuryazarlığımızı artırıp, “fırsatçılara”
prim vermeden cüzdanımızı korumak.

Borsatek okurları, unutmayın; en büyük yatırım, bu belirsiz zamanlarda sakin kalabilmektir.
Rakamlar değişir, grafikler iner çıkar ama önemli olan , huzurunuz daima baki kalsın!

Bir sonraki yazıda, daha düşük etiketler ve daha yüksek alım gücüyle buluşmak dileğiyle…
