# Erdoğan’a ağır sözler: Diktatör bozuntusu

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/erdogana-agir-sozler-diktator-bozuntusu-9289h/
- Yayımlanma: 2016-01-16T17:36:00+02:00
- Yazar: Murat Ali Oral

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a tarafsızlığını
korumadığı suçlamasıyla eleştirilerde bulunarak, “Diktatör bozuntusu senin için 
şeref ve namus ne anlama geliyor?” diye seslendi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Ankara Spor Salonu’nda düzenlenen
35. Olağan Kurultayı’nı açtı. ‘Demokrasi, değişim ve kardeşlik’ temalı kurultayda
Divan Başkanlığı’na, eski İstanbul İl Başkanı Murat Karayalçın seçildi.

Kurultayda konuşan Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok sert sözlerle yüklendi.
Kılıçdaroğlu “Senin için şeref ve namus ne anlama geliyor? Ya adam gibi tarafsızlığını
korur saygı görürsün ya da tarafsızlığını korumazsan sana her gün namus ve şerefi
hatırlatırım. Soruyorum sen namus ve şereften ne anlıyorsun?” dedi. CHP kurultayını
izlemeye gelen AKP heyeti, kurultay salonunu terketti. AKP’lilerin, Kılıçdaroğlu’nun
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “diktatör bozuntusu” demesi üzerine tepki olarak salondan
ayrıldıkları öğrenildi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan ifadeler şöyle:

“35. Kurultayımız umuyorum ve diliyorum, üzerimize çöken baskıcı atmosferi umuyorum
bir parça aydınlatır. Bizim görevimiz Türkiye’ye özgürlüğü, kardeşliği, birinci 
sınıf demokrasiyi getirmektir.

Bu kurultayın bir bayram havası içinde geçmesini isterdik. Oyunlar oynanmasını, 
türküler söylenmesini isterdik. Hapishanelerinde gazetecilerin olmadığı, hiçbir 
çocuğun yatağa aç girmemesini, hiçbir çocuğun teröre kurban gitmemesini, herkesin
rahat bir nefes alabilsin isterdik. Ama bugün geldiğimiz noktada yönetilemeyen bir
Türkiye gerçeği var.

O kadar ki demokrasiden söz ediyoruz, özgürlük, birliktelik, beraberlikten söz ediyoruz
ama oluşan atmosfer bunların tümünü gölgeliyor. Bugün karamsar bir hava varsa yönetimden
kaynaklanıyor. Birlikte mücadele edersek, ayrışmazsak, bölünmezsek, bir olursak 
emin olun Türkiye’yi aydınlığa çıkarırız.

Bugün can güvenliği her şeyin önüne geçti. İnsanlar açlığı, yoksulluğu, işsizliği
düşünmüyor; ne olacak bu ülkenin hali diye düşünüyor, benim can güvenliğim var mı
diye düşünüyor. Terörün yeniden azdığı her gün can kayıplarının olduğu bir Türkiye
atmosferi yaşıyoruz.

**“Teröristler asla affedilmemelidir”**

Mısır’daki sağır sultan da duysun, biz CHP’liler olarak bu ülkeye hizmet etmeyi 
temel ülkü olarak benimseyen CHP’liler olarak terör nereden nasıl gelirse gelsin,
teröre karşıyız. Teröristler asla affedilmemelidir, insanlık suçudur. İnsan hayatı
kadar değerli bir şey yoktur. Masum insanların öldürülmesini asla kabul etmiyoruz.
Terörü bu ülkeye musallat edenler, hiçkimse unutmasın terörden beslenen terör örgütleridir.
Kandan beslenen terör örgütleridir. Terörle mücadele akılla, ilgiyle, bilimle, irfanla
yapılır. Terörle mücadele kolay değildir. Bugün geldiğimiz nokta iç açıcı nokta 
değildir.

Anlattıklarımı iyi dinleyin. 31 yıldır PKK terör örgütüyle mücadele ediliyor. Bugün
geldiğimiz nokta çok daha felaket bir noktayı ortaya koyuyor. Karanlıkla mücadeledir.
Hiç kimsenin burnu kanamasın istiyoruz. Birlikteliği savunuyoruz.

En sağlıklı mücadeleyi rahmetli Bülent Ecevit yapmıştır. Sayın Hüsnü Mübarek’i çağırmıştır,
Suriye’den terör örgütü çıksın demiştir. Genelkurmay 2. Başkanı’nı Suriye sınırına
göndermiştir. Terör örgütü Bekaa Vadisi’nden çıkmış, Öcalan yakalanmıştır. Sıfır
terörle AKP Türkiye’yi devralmıştır.

Bugün geldiğimiz noktaya bakın. Terör örgütü palazlandı, büyüdü. Biz barışı sağlayacağız
dediler, buyrun dedik. Oturdular terör örgütüyle masaya. Terör örgütüyle masaya 
oturursanız, örgütü meşrulaştırırsınız dedik, bilmezsiniz dediler. Biz, benim başkanlığımda
bir grup arkadaşımla dönemin başbakanını ziyaret ettik. Bu sorun böyle çözülmez 
dedik, 2012’de. Siyasi partileri değil, terör örgütünü muhatap aldılar.

Bugünkü fotoğraflara bakın. Suriye, Lübnan’daki fotoğraflardan ne farkı var. Kim
getirdi Türkiye’yi bu hale? Masaya otururken, ciddi yanlışlar yaptılar. Önce silahları
bırakın, yurtdışına çıkın dediler. İlk darbeyi yediler. Silah bırakmayan örgütle
nasıl anlaşacaksın. Valilere talimat verildi, bunlara dokunmayın diye. 17 ilçe ve
pek çok ilde terör örgütü silahları depoladı. Her eve silah soktu. Eğitimini yaptılar,
Kandil’den gelenler çocuklara terör eğitimi verdi. AKP bunları seyretti ve kimse
bunlara dokunmayacak dedi. Mahkemeler kurdular, vergi daireleri kurdular, asker 
alma daireleri kurdular, sesleri çıkmadı.

Acı bir gerçeği Erdoğan’ın dilinden sunacağım. Bir TV programında şunları dedi: “
Çözüm sürecini güneydoğuda, kısmen doğuda silah stoklaşma süreci olarak değerlendirdiler.”
Kim söylüyor, Cumhurbaşkanı söylüyor. Demek ki silahların nereye stoklandığını biliyorlardı.

**“Güneydoğu silah deposu haline gelirken iktidarda kim vardı?”**

78 milyon yurttaşımın vicdanına sesleniyorum. Doğu, güneydoğu silah deposu haline
getirilirken iktidarda kim vardı? Valilere, kaymakamlara sakın dokunmayın talimatını
veren kimdi? Bunları kendi vicdanınızda sorgulayamazsınız bu hükümeti değerlendiremezsiniz.
Bugün yaşananların tek sorumlusu AKP’dir, bunu herkes bilsin.

2002’de sıfır terörle ülkeyi aldılar. Bugün kan gölüne dönen bir Türkiye var. Bizim
bunu sorgulamamız lazım. Sorgulayalım ki demokrasinin hakkını verelim, sorgulayalım
ki bu sorunu nasıl çözeceğiz onu bilelim.

Bu işin sorumlusu kim? Esnaf Adem mi, emekçi Mehmet usta mı? Bu işin sorumlusu ülkeyi
yönetenlerdir. Şimdi mücadele ediyoruz diyorlar. Neyin bedelini ödüyor Türkiye? 
Zamanında niye sesini çıkarmadı?

**“Kimlik siyaseti yapmadık”**

Bizler, hiçbir ayrımı kabul etmiyoruz. Kimlik siyaseti yapmadık. Senin kimliğin 
senin şerefin, senin onurundur. Kürt kimliğinle onur, gurur duyabilirsin. Hiç kimse
senin kimliğini sorgulamayacak. Senin en temiz duygularınla oynadılar. Barışı getiriyoruz
dediler, bugün ülkeyi kan gölüne çevirdiler.

Sevgili kardeşim biz seninle Çanakkale’de, İnönü’de, Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta
birlikteydik. Seninle birlikte özgürlükçü demokrasiyi getireceğiz. Biz seninle birlikte,
hiç kimsenin kimliğinden ötürü hiç kimsenin ötekileştirilmemesini sağlayacağız. 
Bunun sözünü veriyoruz.

Toplumsal barışımız dinamitlenmiştir. Bunu sağlayacak tek parti vardır o da CHP’dir.
Biz bu ülkeyi birlikte kurduk. Biz bu ülkede birlikte yaşadık, yaşıyoruz, yaşayacağız.
Hiçbir yurttaşımızın ötekileştirilmesini istemiyoruz.

**“Darbe hukuku ortadan kaldırılmalı”**

Son günlerde bir tartışma daha var: Anayasa. Darbe döneminde çıkarılan yasalar topluma
dar geliyor. Toplum özgürlükçü bir demokrasi istiyor. Evet, darbe hukuku ortadan
kaldırılmalı. Hiçbir kaygımız, kuşkumuz yok. Darbe yasalarının değişmesi konusunda
samimi olarak, toplantılara katılacağız, düşüncelerimizi ifade edeceğiz. Hiç kimsenin
kişisel beklentileri üzerine yeni bir dünya inşa etmeyeceğiz.

Darbe yasalarının arkasına saklananlar, yeni bir darbe anlayışını Türkiye’ye dayatmasınlar.
AKP’nin değerli genel başkanına çağrıda bulunuyorum. Siz bu ülkede özgürlükçü bir
demokrasi istiyorsanız, gelin darbe hukununu tümüyle değiştirelim. Bunları değiştirebilirsek
darbe hukukunu temizleriz.

Yasa değişiyor, adı değişiyor ama o yasanın darbeci ruhu değişmiyor. Özgürlükçü,
çoğulcu demokrasiyi getirelim. Demokrasi hukukundan söz ediyoruz. Darbe hukukunun
kaldırılmasından söz ediyoruz. Anayasa diyor ki, “basın hürdür, sansür edilemez”
diyor. Bugün basın hür mü? Basın özgür olsaydı, o gazeteciler doğru haber yaptığı
için tutuklu olur muydu?

Onların niyeti açıkça söylüyorum, onların niyeti darbe hukukunu tahkim etmek. Başkanlık
sistemini getirmek istiyorlar. Onlar patronlu bir başkanlık sistemini istiyorlar.
Buna asla izin vermeyeceğiz. Herkes bilsin. Ne oldu da patronlu başkanlık sistemini
istiyorlar?

**“Patronlu başkanlık sistemi”**

Bir ülkenin rejimini tarihi koşullar, siyasal, sosyolojik koşullar belirler. Biz
ikinci meşrutiyetten bu yana parlamenter sistemi benimsemiş bir sistemiz. Osmanlı’nın
parlamenter sistemini niye reddediyorsun? Bunların niyeti patronlu başkanlık sistemi.
Bir kişi emredecek, yargı gereğini yapacak, aydınlar hapse tıkılacak. Bunun gereğini
yapacağız. Bunu Mısır’daki sağır sultan da, kaçak saraydaki zat da duysun.

Türkiye’de parlamenter sistem sağlıklı çalışmıyor. 12 Eylül darbe hukuku nedeniyle
sağlıklı çalışmıyor. Özgürlükçü demokrasiyi getirirsek, parlamenter sistem de saat
gibi çalışacak. 12 Eylül darbe hukukunu değiştireceğiz.

Bir, siyasi partiler yasası değişecek, lider sultası değişecek. Siz milletvekili
seçtiğinize mi inanıyorsunuz? Milletvekili listelerini yazıyorlar ve bunlara oy 
vereceksiniz diyorlar. Biz, milletin vekilini millet seçsin. Vatandaş otursun kendi
milletvekilini seçsin. Uygulaması var, biz niye yapmıyoruz? Hem milli irade diyeceksin,
hem ona güvenmeyeceksin.

İki, yasama organı yani parlamento yani bakanlar kurulunun arka bahçesi gibi çalışıyor.
Bu doğru değil. Bu tabloya, milletvekilinin parlamentoda özgür iradesini kullanamaması
yol açıyor. Milletvekili endişeli ve iradesini yerine getiremiyor. Bu parlamentonun
saygınlığına gölge düşürüyor, buna izin vermemeliyiz.

**“Yüzde 10 seçim barajını kaldıralım”**

Yüzde 10 seçim barajı. Milli irade parlamentoya niye tam yansımıyor? Barajı kaldıralım.
Gelin özgürlükçü bir anlayışı getirelim. Darbe, darbe, darbe diye diye darbe hukukunu
güçlendirdiler. Makul şüpheyi getirdiler. Bu yasa hala yürürlükte ve 12 Eylül’de
bile bu yapılmadı ama bunlar yaptı.

Düşünce özgürlüğü bütün demokrasilerin ortak görüşü. Bir insan kendi düşüncesini
açıklayabilmeli. Kitapların yakıldığını, gömüldüğünü biliyoruz. Şimdi bu ülkenin
aydınları düşüncelerini açıkladılar diye mahkeme salonlarına çıkarılıyor. Düşüncelerini
açıklamayazlarsa bu ülkenin büyümesine nasıl katkıda bulunabilirler? Düşünceye katılır,
katılmazsınız, eleştirirsiniz. Ama düşünceyi açıklama özgürlüğünü bu topraklara 
getirmek bizim boynumuzun borcudur.

Gençler bu ülkenin geleceği, umudur. Sizi onlar potansiyel suçlu olarak görüyor.
Bizse baş tacı olarak görüyoruz. Aramızdaki fark bu. Onlar daha iyi eğitim almalı,
onlar bu ülkeyi daha iyi yönetmeli.

**“Akademisyenler diktatör bozuntusu yüzünden tek tek gözaltına alınıyor”**

Düşüncelerini açıklayan akademisyenler tek tek gözaltına alınıyor bir diktatör bozuntusu
yüzünden. Nasıl oluyor da siz bu insanların kapısına polis gönderip gözaltına alabiliyorsunuz.
Bizim de içerik için katılmadığımız noktalar var insanlar düşüncelerini özgürce 
dile getirebilmeli.

“Devletin ekmeğini yiyip devlete düşmanlık ediyor” diyor. Ben de ona soruyorum, 
devletin ekmeğini yiyip, yine devleti soyanlarlara ne demeli? Oturduğun yer devleti
soyma makamı değildir. Bu kara leke alnından hiç silinmeyecektir. Bir devlet darbe
hukukundan arınacaksa, toplanan her kuruş verginin hesabı verilmeli. O yüzden bu
düzeni değiştireceğiz. Dünyanın en zengin liderlerinden birisini, nereden buldun
bu parayı, nereden götürdün bu parayı?

Bir ülkenin rejimini tarihi koşullar, siyasal koşullar, sosyolojik koşullar belirler
dedik. İlk 4 madde bizim kırmızı çizgimizdir. Bunun anlamı, bu ülkeyi kan ve gözyaşı
ile kurduk. Şehitlerimiz, gazilerimiz var. Kalkıp ben değiştireceğim diyorsun, değiştiremezsin.
İlk 4 madde mandayı reddeden irade, bağımsız Türkiye’yi kuran irade. Bu irade özgürlükçü
demokrat bir iradedir, bunu böyle kabul edeceksin. Tarihimize sahip çıkarak, gerçeklerimize,
değerlerimize sahip çıkarak Türkiye’yi ileri taşımalıyız.

Türkiye kendi tarihinin en derin krizini yaşıyor. Demokrasiden tutun, dış politikaya
kadar her alanda ciddi sorunlarımız var. Yeni bir hamle, yeni bir sayfa açmalıyız.
Dış politikada batağa saplandı Türkiye. Dış politika milli olmak zorunda. Dış politikada
iktidar, muhalefet olmaz; birlik bütünlük olur dedik.

Dış politikada millilikten örnekler vereceğim. Örnek, Rusya ile ilişkiler. Ekonomik
ilişkiler gelişti, hiçbir sorunumuz yoktu. Sadece bir konuda eleştirdik, bir ülkeyi
tek başına bu kadar doğalgaza bağımlı yapamazsınız dedik. Bu yetmedi, nükleer santrali
onlara verdiler. Suriye konusunda vizeler kalktı. Suriyeliler geliyordu, iş adamları
gidiyordu. Esad Bodrum’da aile boyu ağırlandı. Hiç niye böyle yapıyorsunuz mu dedik?
Irak ile ilişkileri niye geliştiriyorsunuz demedik. Bu ülkenin menfaati için çalışmak
zorundayız. Mısır konusunda hiçbir şikayetimiz yoktu. İşadamları dünyanın yatırımını
yaptılar. Libya ile ilişkilerde Kaddafi ile iyi ilişkiler kurdunuz. Niye ilişkileri
geliştiriyorsunuz dedik mi? Sonra ne yaptılar, Kaddafi’yi arkadan hançerlediler.

Erdoğan’a insan hakları ödülü verdiler ve 250 bin dolar verdiler. Defalarca sordum,
o 250 bin doları sen hangi hayır kurumuna bağışladın, çık açıkla. Açıklayabilir 
mi? Doları bu kadar arzu eden birisi hayır kurumlarına bu kadar dolar verir mi?

İsrail ile ilişkileri neden geliştiriyorsunuz mu dedik? Ne zaman Mavi Marmara ile
olaylar değişti, biz de devletimizin yanında yer aldık. Biz her zaman Filistin’in
yanında olduk. Suudi Arabistan ile ilişkiler, Avrupa Birliği ile ilişkiler itiraz
etmedik. AB ile uyum yasalarında hiçbirine itiraz etmedik, destek verdik.

Şartlar ne zaman değişti? Ortadoğu batağına ne zaman girdik? Davutoğlu Dışişleri
Bakanı oldu. Komşularla sıfırı sorun dedi. Suriye’ye demokrasi, özgürlük gelecektir;
bütün cihatçı gruplar geldi. Oraya geleceklerdi, Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırmak
zorunda kaldılar, oraya gideceklerdir 2,5 milyon Suriyeli Türkiye’ye geldi. Bugün
geldiğimiz nokta iç açıcı değil. IŞİD’e terör örgütü bile diyemediler. Yaramaz çocuklar
dediler. Uçağımız düşürüldü. Arap bölgesinde kabile şefi bile Türkiye’ye kafa tutabiliyor.
Bu benim ağrıma gidiyor. Niğde, Cilvegözü, Adana, Suruç’ta, Ankara’da yaşanan katliamların
sorumlusu IŞİD. 70 ilden IŞİD’e miltan gitti. Bu ülkeyi kim yönetiyor? Bu ülkenin
Diyanet İşleri Başkanı IŞİD’e el atıp, onların yaptığının Müslümanlık olmadığını
neden anlatmıyor? Her gün anlatıp, söyleceksiniz.

Artık politika üreten değil, olayların arkasından sürüklenen bir Türkiye var. Bu
kadar boyunuzu aşan işlere karışacağınıza, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh,
cihanda sulh” sözünü neyinize yetmiyor? Dış politikayı iç politikaya malzeme edemezsiniz.
İç politikada kavga edebiliriz ama 3 gün sonra yan yana gelebiliriz. Ama dış politikadaki
bir hata kuşaktan kuşağa geçer.

Kurultay meselesi ile bize yöneltilen bazı eleştiriler oldu. CHP hiç çözüm üretmez,
sadece eleştirir denilirdi. Bizim son 2 seçimde oluşturduğumuz seçim bildirgesi 
aynen kopya edilmişse, CHP’nin öneri getirdiğini herkesin vicdanına sesleniyorum.
Eğer bir kafanda bir sorun varsa bana yaz, tamamına yanıt vereceğim. Nerede bir 
sorun varsa, çözümün adresi CHP’dir.

**“CHP’ye haksızlık yapmıyor musunuz?”**

CHP halka inmiyor deniliyor. Bu vatandaşlarımızın vicdanına sesleniyorum. Asgari
ücreti, taşeron işçileri, mevsimlik işçileri, sigortasız işçileri dile getiren kim?
Özgürlükçü demokrasiyi, çiftçinin, sanayincinin sorununu dile getiren kim? Sadece
sorunu değil, çözümü de dile getiren CHP. Haksızlık yapmıyor musunuz CHP’ye?

CHP en büyük değişimleri Türkiye’ye getiren partidir. Çok partili hayatı, sosyal
demokasiyi biz getirdik. Şimdi bu ülkeye özgürlükçü demokrasiyi getireceğiz, bedeli
ne olursa olsun. Bizi tutuklayabilirler, gözaltına alabilirler bedeli ne olursa 
olsun bu ülkeye demokrasiyi getireceğiz.

CHP nasıl elitlerin partisi anlayamadım. Biz halkın partisiyiz. Bizim aramızda işçi
de, işadamı da var. Biz kitle, halkın partisiyiz. Bir herkese kucak açıyoruz. Bizim
düşüncelerimizi benimseyenlere kucak açıyoruz tek şartla, kul hakkı yiyenlerin bu
partide işi yoktur.

**Davutoğlu’na çağrı**

Nasıl darbeyi savunuyoruz? Bizim malvarlığımıza el konuluyor, gencecik çocuklarımız
sokakta öldürülüyor, evlerimiz basılıyor tık yok. Sayın Davutoğlu sana çağrıda bulunuyorum,
darbe hukukunun arkasına saklanma. 71 Darbesi olduğu gün, darbeye karşı çıktığı 
için Ecevit istifa etmiştir. Tamemen halkı kandırmak için. Bütün darbelere karşıyız.
Diktatör bozuntusu da bilsin, hiçbir vesayeti bu ülkenin üzerine düşürmeyeceğiz.
Biz yüzümüzü arkaya değil, geleceğe döndük.

CHP’nin vizyonu yok diyenlere diyorum, senin vizyonun ne? Biz 2023’ü değil, 2035’
i değil, 2050’de Türkiye’de ne olmalı dedik ve çözüm yollarını açıkladık. Türkiye’yi
merkez haline getirme projesini yaptık. Bizim vizyonumuz, ufkumuz var. Bütün dünyaya
bakın, üç grup var. Gelişmiş ülkelerin tamamında katıksız demokrasi var. Diğer ülkelerin
hiçbirinde hukuk, adalet, demokrasi yok.

Vatandaşlarıma şunu diyorum, biz ibadetimizi Allah için yaparız, siyaset için yapmayız.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Genelkurmay Başkanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nı
aynı gün kurmuştur. İmam Hatip Okullarını CHP kurmuştur. Biz inançları siyasete 
alet etmez. Dine saygısızlıktır. Kapalı kapılar ardında bize yapılan iftiraları 
Allah’a havale ediyorum. Kocatepe Camisi’nin tarihine bakın. Kurucuları arasında
CHP’li vekiller var. Vergi muafiyeti de CHP döneminde geldi. Ama biz bunları saymayı
ayıp sayıyoruz. Propaganda aleti olarak kullanmıyoruz. Kimin kafasında bir soru 
işareti varsa bana yazsın. Ona her türlü bilgi, belge ve dokümanı göndereceğim.

Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demektir. Çünkü devlet vatandaşın
inancına göre hizmet etmez. Ona eşit hizmet yapmak zorundadır. Her insan istediği
gibi ibadet eder.

Cumhurbaşkanını halk seçer. Cumhurbaşkanının görevleri vardır. Anayasa’nın 101’inci
maddesi tarafsızlığını, 103’üncü maddesi yeminini içerir. “Üzerime aldığım görevi,
tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma namusum ve şerefim
üzerine and içerim” diyor.

“**Namus ve şereften ne anlıyorsun?”**

Namus ve şeref kavramı bu toplumda ne kadar önemli biliyorum. Namus ve şeref bizim
için tartışılmazdır. Dün yine bize sataşmış. Diktatör bozuntusu olan adam, senin
için namus ve şeref ne anlama geliyor? Ya adam gibi durur tarafsızlığını gösterirsin,
ya da her gün sana namus ve şeref kavramını hatırlatacağım. Sen bu yemini niye ettin?
Namus ve şereften ne anlıyorsun? Ya tarafsız olursun ya da bu lafları ağırlaştırarak
devam ederim.

Bir de sen dindar geçiniyorsun. Sanki kendisinden başkası dindar değil. Dindar bir
insan için namus ve şeref ne anlama gelir? Sayın Davutoğlu beni eleştirebilir ama
tarafsız bir kişi tarafsızlığını bozarsa ona namus ve şerefi yeminini hatırlatırım.

Amacımı bu ülkede insanlar özgürce, adalet içinde yaşayabilsin. Ahlakın ve adaletin
yüceldiği bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Savaşın olmadığı, kardeşliğin egemen
olduğunu bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. İnançları güçlü bir Türkiye istiyoruz.
Hiçbir ayrım yapmadan huzur içinde yaşamak istiyoruz. Böyle bir Türkiye bizim hayalimiz.
Böyle düşünen tüm yurttaşlarımıza kapılarımız açık. Gelin dördüncü büyük devrimi
yapalım. Siyaset köşeyi dönme, mevki makam aracı olmasın.

Şimdi ayağa kalkalım ve Türkiye’ye selam gönderelim:

“Ankara’dan Hakkari’ye, Diyarbakır’a, Mardin’e, İstanbul’a, Muğla’ya, Rize’ye, Samsun’a,
Kilis’e, Çankırı’ya, Kırıkkale’ye Tekirdağ’a selam olsun. Selam olsun Türkiye’ye.”

 

 
