# Erdoğan’ın sıcak paradan vazgeçmesi ne anlama geliyor?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/erdoganin-sicak-paradan-vazgecmesi-ne-anlama-geliyor-76332h/
- Yayımlanma: 2021-12-07T10:45:01+03:00
- Yazar: Selim Soydan

BBC Türkçe’nin haberine göre AKP iktidarının ilk yıllarında ekonominin sıcak para
ile ivme kazanması göz önünde bulundurulursa bu söylem, ekonomi politikalarında 
büyük bir değişime işaret ediyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. 
Dr. Ege Yazgan, bunun ekonomi politikasında ciddi bir dönüşüm olduğunu söylüyor.

“AKP, ekonomi politikalarında dış finansmana ihtiyaç duyan ve iç piyasa ile büyüyen
bir ekonomik model sergiliyordu” diyen Yazgan, şimdi sunulan modelin ise sert bir
değişim olduğunu vurguluyor:

“Tamamen ters bir yöne doğru ani bir frenle geriye dönüş yapıyoruz.” 

Erdoğan’ın değerini kaybetmiş Türk Lirası ile ihracata önem vereceklerine dair açıklaması,
yeni bir ekonomik modelin duyurusuydu.

Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre
ise yeni bir modelden bahsetmek mümkün değil.

Yeldan, açıklanan son modelin ‘bir teslimiyet ve politikasızlığa işaret ettiğini’
vurguluyor.

AKP’nin 2003’ten beri uluslararası piyasaların ‘kendisine dikte ettiği görevleri
yaptığını’ söyleyen Yeldan, bu sefer de döviz kurundaki aşırı pahalanmanın ‘sanki
ekonomik bir hedefmiş’ gibi yansıtıldığını aktarıyor.

## Erdoğan: “Sıcak para çekme politikasını elimizin tersiyle itiyoruz”

Erdoğan geçen hafta TRT ekranlarında sıcak para ile ilgili olarak şu sözleri dile
getirdi:

“Kısa vadeli olarak ülkeye giren küresel fonlar var; yani sıcak para diyoruz. Bu
sıcak para döviz kurunu geçici olarak düşürebilir. Ama bizim için ideal değildir.
Bir süre sonra kur yükselir.”

Erdoğan, bu süreç sonunda bir ülkenin kaynaklarının küresel sermayeye aktarıldığını,
ekonominin dışa bağımlı hale geldiğini anlattı.

Bunun önüne geçerek kur-faiz-enflasyon sarmalından çıkılacağını vurgulayan Erdoğan,“
Biz yeni ekonomi modeli ile artık yüksek faiz verecek sıcak para çekme politikasını
elimizin tersiyle itiyoruz” dedi.

## “Zaman alacak bir değişim”

AKP, 2001 ekonomik krizinin ardından 2002 yılında iktidara geldiğinde Türkiye’ye
büyük bir yabancı sermaye akımı başlamıştı.

Ancak Türkiye’ye akan dış sermaye ile katma değerli bir üretimin yaratılması yerine
kredi ve borçlanmaya dayanan, inşaat ve gayrimenkul sektörünü büyüten bir ekonomi
modeli benimsendi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ege Yazgan, Türkiye’nin dış kaynağa bağımlılığının
çok daha önceden azaltılması gerektiğini söylüyor.

Ancak bu geçişin bu kadar sert ve ani olmasının sorun yarattığını söyleyen Yazgan,“
İhracat kapasitenizin artması lazım, yatırım yapmanız lazım, bütün bunlar zaman 
alacak şeyler” diyor.

Yazgan, AKP’nin ekonomi politikasındaki sıcak paraya bakışındaki değişimi, “AKP 
iktidarının 2001 ekonomik krizini takip eden ilk evresinde dış sermaye önemliydi.
2008 sonrasında da farklı bir biçimde dünyada para bolluğu olduğu için Türkiye ekonomisi
dış finansman akımları aldı” sözleriyle özetliyor.

## “Bu sert dönüşüm can yakıcı sonuçlar doğuruyor”

Ancak bugün dış sermayeden vazgeçiş sert bir şekilde yapıldığı için Yazgan’a göre
bu süreç ‘can acıtıcı’ sonuçlar yaratıyor:

“Yıllardır iç piyasaya çalışan insanlar, dış piyasaya yönelik sektörlerde çalışan
insanlardan daha fazla. Bu bir yerden bir yere ciddi bir gelir transferi demek.

“Bu gelir transferi, enflasyon ve kur hızla yukarıya gittiği için toplumun en dar
gelirli kesimlerini vuruyor.”

Bu da anormal servet akımlarının, gelir dağılımı dengesizliklerinin ortaya çıktığı
bir durum yaratıyor.

TL değersizleştirildiği ve bollaştırıldığı için piyasada istikrar kalmıyor, kimse
önünü göremiyor, böyle bir durumda üretim artışını sağlamak da mümkün olmuyor.

Bu sebeple Yazgan’a göre bu durumdan en karlı çıkacak ihracatçı bile yatırım yapmakta
zorlanıyor.

## “Döviz kuru rekabetçiliği üzerinden ihracat hedefi, yoksullaştıran bir büyüme”

Kadir Has Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erinç Yeldan, Türkiye’nin yıllardır ucuz bir
iş gücü ve ucuz bir ithalat deposu olma görevini üstlendiğini söylüyor.

Yeldan, “AKP, 2000’li yıllarda küresel anlamda ABD ile Çin arasındaki ticaret dengesizliğinin
yol açtığı dolar bolluğunun sıcak paraya dönüşmesi üzerinden olumlu bir konjonktür
yakaladı” diyor.

O dönemde cari işlemler açığı rekor seviyelere yükselen Türkiye, yüksek faiz ile
sıcak parayı çekiyordu.

Yeldan’a göre ucuz kredi ve borçlanmaya dayanan ekonomik modelin sonucunda imar 
ve gayrimenkul rantları üzerinden yaratılan bir büyüme meydana geldi.

Bunun maliyeti ise yüksek enflasyon ve döviz kuru oldu.

Yeldan, “Madem ki sonuç böyle, AKP bu sanki ekonomi politikasıymış, döviz kurundaki
aşınma sanki bir hedefmiş gibi kabul etmek zorunda kaldı” yorumunda bulunuyor.

Yeldan’a göre Çin usulü ihracata dayalı bir büyümenin gerçekleştirilmesi için eğitime,
teknolojiye ve sanayiye yatırım yapılması gerek.

Ancak Türkiye’de bunun tersi bir durum var.

Türkiye’de bedelleri düşürülerek malların ihraç edildiğini vurgulayan Yeldan, “Döviz
kuru rekabetçiliği üzerinden ihracat hedefi, özü itibarıyla yoksullaştıran bir büyüme”
diyor.

1994 ve 2001 yıllarındaki gibi bugün de döviz krizi yüzünden ortaya çıkmış bir ekonomik
buhran olduğunu söyleyen Yeldan’a göre çıkış yolu ise ancak ekonomi yönetiminin 
eşitlikçi, halkın gelirlerini tahrip etmeden bir toparlama kurgulamasıyla olabilir.
