# Eski MB Başkanı’ndan 2001 krizi uyarısı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/eski-mb-baskanindan-2001-krizi-uyarisi-29375h/
- Yayımlanma: 2017-11-14T10:27:28+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Eski Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Türkiye ekonomisinin
2001 krizi ile benzerlik gösterdiğini söyledi. İyi Parti’nin kurucuları arasında
yer alan Yılmaz, Sözcü’den Özlem Gürses’e yaptığı açıklamada  “Her şeye tek bir 
ses karar veriyor. Bu nedenle koordinasyon yok ve daha önemlisi yapılan yanlışlarla
ilgili kimse ‘Bunu biz nasıl düzeltiriz’ diye soramıyor. Tekeri patlak kamyon gibi
gidiyoruz, üstelik fren de yok” ifadesini kullandı. 

Yılmaz’ın açıklamaları şöyle:

_**– MHP’ye dönük hayal kırıklığı içinde miydiniz?**_

Şimdi eski partime dönük bir serzenişte bulunmayı doğru bulmuyorum, kimseye bir 
fayda getireceğine de inanmıyorum. Zaten o dönemde o kadar kısa bir mesai yaptık
ki Meclis’te, gün doğarken vekil olduk, gün batarken bu iş bitmişti! Fakat o dönemde
iki iş yaptık; birincisi “Terör araştırılsın” diye bir önerge verdik, bu MHP’nin
oylarıyla reddedildi. Terörün araştırılmasınıın ne gibi bir sakıncası vardı, neden
reddedildi, doğrusu onu anlayamamıştım. Arkasından Meclis Başkanlığı seçimleri oldu,
o süreçte de gördük ki MHP’de milletvekillerinin pek fazla bir etkileri yok. Dolayısıyla
o dönemde parlamentonun dışında kalsaydım ülkeme çok daha fazla hizmet ederdim diye
çok düşündüm.

**Karpuz gibi ayrıldık**

_**– İyi Parti’ye kurucu oldunuz…**_

Ülkemizin geldiği noktada, karpuz gibi ortadan ikiye ayrılmış vaziyetteyiz. Bu iki
parça birbirine selam vermez, göz ucuyla bile bakmaz oldu. Bir de temel ahlaki değerlerin
erozyona uğradığını gördüm. Yeryüzünde hiçbir din, hiçbir felsefi sistem insanlara
yalanı, aldatmayı, zulmetmeyi, kamu malına el atmayı öğütlemez.

_**– En büyük sorun nedir?**_

Bence işte bu ahlaki sorundur. Evrensel değerler erozyona uğradı ve her şeyin içi
boşaldı. Günün birinde bugünden çok daha zor ekonomik koşullarla karşılaşabiliriz,
bir nesil sıkıntı çeker, düzeltiriz. Fakat ahlaki erozyonun telafisi öyle değil,
yüzlerce yıl gerekir.

_**– Kimdir bunun sorumlusu?**_

Eğer siz bir misyonla ortaya çıkarsanız ve bu misyonu da kendi ideolojinize göre
tanımlarsanız, sonra o misyona bir kutsiyet biçerseniz, o biçtiğiniz kutsiyet çerçevesinde
artık size her yol mubahtır. Bunun için gerekirse fetva bile alırsınız, bu fetvayı
verecek olanlar hazırdır, nitekim verdiler ve aldılar. Şu anda Türkiye’de bunu yaşıyoruz.
Sizin söylediğiniz her şey mutlak doğru, karşıdakinin her sözü mutlak yanlış, bu
anlayış var. Ama yeryüzünde böyle bir şey yok! Dinlerde de böyle bir şey yok.

**2001 koşullarında yaşıyoruz**

_**– Şu anda Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu nedir peki?**_

Şeffaf olmamak. En önemli, bir numaralı sorun budur. Karar alma mekanizmasının felce
uğraması ve her şeye tek bir sesin karar vermesi. Bu nedenle koordinasyon yok ve
daha önemlisi yapılan yanlışlarla ilgili kimse ‘Bunu biz nasıl düzeltiriz?’ diye
soramıyor. Fren kalmadı. Türk ekonomisi dışarıdan kuşatılmış gibi bir hisse kapılıyorum
ben. Bu bizi çıkmaza götürür, 2001 yılında yaşadığımız sürece çok benzer günlerdeyiz.

_**– Ne demek o?**_

O dönemde de kamu maliyesi felçti, mali disiplin bozulmuştu, hesap kitap karmakarışıktı
ve bütçenin içeriği çok fazla bilinmiyordu. Bugün de aynı koşullar oluşmuş durumda.
Sayısız bütçe dışı harcama var ve hem miktarını hem de nereye gittiğini bilmiyoruz.
Varlık Fonu böyle bir şey mesela… Derhal denetim ve kontrolün hakim olup Sayıştay’ın
çalıştırılması gerekir.

_**– Siz neyi farklı yapacaksınız ?**_

Bizim İYİ Parti olarak yapacağımız en önemli işlerden biri bu büyüme modelini değiştirmek,
şu anda cari açığa dayalı bir büyüme modelimiz var. Yabancıdan para geliyor, biz
onu kredi olarak içeride kullanıyoruz, o kredi ile hammadde ve ara malı alıyoruz,
onu içeride işliyoruz, kullanılabilir mala dönüştürüyoruz. Bunun bir kısmını yurtdışına
satıyoruz bir kısmını da içeride tüketiyoruz. Dolayısıyla bizim büyümemiz ithalata
çok bağımlı. Bizim büyümemizi belirleyen en önemli kısıtlardan bir tanesi bu yabancı
sermayenin, özellikle sıcak paranın Türkiye’ye gelmesi ve cari açığımızı finanse
etmesi. Bu olmazsa ithalat yapamayız, ara malı hammadde getirisi sağlanmayınca da
yerli üretim olmaz. Yani bizim bu modeli değiştirmemiz lazım. Bu akşamdan sabaha
olacak bir iş değil. Ama nihai hedefimiz bu. Bakın, Türkiye Cumhuriyetin başından
beri en yüksek büyümeyi 1930’larda sağladı.

**1930’da nasıl büyüdük?**

_**– Nasıl mümkün olabildi, harpten yeni çıkmış bir ülke?**_

1930’larda vatandaş söküğünü dikmek için kullandığı iğneyi dışarıdan ithal ediyor.
Ölüsünü defnetmek için kullanacağı kumaşı dışarıdan ithal ediyor. Şimdi böyle bir
ortamda bu büyüme nasıl sağlandı? Yapısal reformlar yapıldığı için sağlandı. Ekonomiye
toplumun tüm kesimlerinin iştirak etmesi mümkün oldu. Ve o dönemde biz ülkemizin
gördüğü en yüksek sermaye birikimini gerçekleştirdik. Sümerbank o dönemde kuruldu,
Etibank o dönemde kuruldu, demiryolları yapıldı, Beykoz Kundura Fabrikası, Demir
Çelik Fabrikası, hepsi o dönemde yapıldı.

_**– 1930’daki bu akıl niye şimdi işlemiyor?**_

Açılan tek bir fabrika var mı? Yok. Tekeri patlak kamyon gibi gidiyoruz, üstelik
fren de yok !

_**– Nasıl fren yok?**_

Bir ülkeye, hatta bir bireye iki şey çok zarar verir: Birincisi; altı boş, içi doldurulmamış
gereği yapılmamış aşırı özgüven. Şu anda biz bu hastalığı yaşıyoruz. Diğeri de “
Bizden hiçbir şey olmaz, biz yapamayız, başkası yapar” denilen aşağılık kompleksi.
Bakın bu iktidar 1930’larda o büyümeyi sağlayan kurumların hepsini bitirdi, arazilerini
sattı, yani o fabrikaların hiçbiri kalmadı.

_**– İYİ Parti iktidar olursa özelleştirme yapmayacak mı?**_

Dünyada iki türlü özelleştirme var. Biri az gelişmiş borçlu ülkelerin yaptıkları
özelleştirme; o ülkenin malını mülkünü kelepir hale getirmek, fiyatlarını düşürmek
ve yok pahasına bunu uluslararası piyasalara pazarlamak. Bizde üç aşağı beş yukarı
özelleştirme maalesef böyle oldu, çünkü borçlu bir ülkeydik, şu anda mesela Yunanistan’a
yaptırılmak istenen de bu. Bir de satıcı piyasasının güçlü olduğu özelleştirmeler
var, İngiltere’de de Margaret Thatcher yaptı, Almanlar birleştikten sonra Doğu Almanya’daki
bütün kamu mallarını özelleştirdiler.

**Özelleştirme politikası**

Fakat oralar satıcı piyasasıydı. Ekonomide rasyonaliteyi sağlayabilmek için, verimliliği
artırabilmek, kıt kaynakları daha ekonomik kullanabilmek için özelleştirme yaptılar.
Biz İYİ Parti olarak özelleştirmeye gerek de görmüyoruz, yapılırsa da bir sermaye
grubuna vermekten ziyade, sermayeyi tabana yaymak için hisse senedi ihracı yoluyla
yapmak doğru olur. Örneğin Türk Telekom’u daha yüksek fiyatla Avrupa’daki vatandaşların
tasarrufunu buraya çekmek için onlara satabilirdik.

**İyi Parti’nin ekonomi ‘kurmayı’**

Durmuş Yılmaz, 2006’da Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanlığına atandı. Bu
görevini 2011 yılına kadar sürdüren Durmuş Yılmaz, 2009 yılında Euromoney Dergisi
tarafından “Yılın Merkez Bankası Başkanı” seçildi. Dergi 30 yıllık tecrübesi olan
Yılmaz’ı, “Türkiye ekonomisine yön verecek en ideal isim” olarak nitelemişti. Görevinden
ayrıldıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Başdanışmanlığı’na getirilen Yılmaz, 
2015’te MHP saflarında siyasete girdi. 7 Haziran seçimlerinde MHP Uşak Milletvekili
seçildi. 1 Kasım 2015’teki erken genel seçimlerde tekrar MHP Uşak 1. sıra milletvekili
adayı olduysa da seçilemedi. Durmuş, siyasetteki yoluna Meral Akşener liderliğindeki
İyi Parti’de devam edecek.

**Yardımları, siyasi iktidar değil 4 bin yıllık geleneği olan devlet dağıtıyor**

Durmuş Yılmaz, sosyal yardımların kesileceğine dair korku yayıldığını belirterek,
şunları söyledi: “Bu korku insanları seçmen olmaktan çıkardı, devletin bir müşterisi
haline getirdi. Bu ilerisi için son derece sağlıksız bir gelişme. Modern sosyal 
devlet ilkesinin amacı, toplumda kendi tercihinin dışında geride kalmış yaşlı, engelli,
bakıma muhtaç insanların ihtiyaçlarını gidermektir. Oysa bugün dağıtılan yardımları
siyasi iktidarın başındaki bir kişi veriyormuş gibi anlatıyorlar herkese. O kişi
bize ‘lütfediyor’ algısı var. Bir kere bu lütuf değil, o yardımlar insanlarımızın
analarının ak sütü gibi helal hakkı ve sosyal devletin bir görevi. Bu destekleri
artırarak devam ettireceğiz. Ama bunu İYİ Parti vermiyor, Meral Akşener de vermiyor.
Bunu, 4000 yıllık geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti veriyor.”

Yılmaz, “Türkiye’de faizler gereğinden yüksek mi” sorusuna ise şu karşılığı verdi:“
Faizlerin yüksek veya düşük olduğunu belirleyen şey ekonomideki kaynak arzı ve bu
kaynak arzına karşı ortaya çıkan talep. Eğer siz enflasyonunuzu kontrol altında 
tutamıyorsanız, vatandaşınızın cebine koyduğunuz kendi ulusal paranızın değerini
koruyamıyorsanız, faiz de ona göre gelişir.

**İşiniz bunu önlemek**

Vatandaşı siz harcamaya yönlendiriyorsunuz. Çünkü cebine koyduğu para dönemin sonunda
değer kaybedecek. Bunu önleyebilmek için sizin ilk yapmanız gereken iş enflasyonu
önlemek. Enflasyon, bir nevi vergidir, enflasyonun olduğu yerde borç verenler kaybederler
borç alanlar kazanırlar.
