# Ethem Sancak için suç duyurusu

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/ethem-sancak-icin-suc-duyurusu-5292h/
- Yayımlanma: 2015-02-25T16:30:00+02:00
- Yazar: Murat Ali Oral

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Akşam Grubu sahibi Ethem Sancak ile Akşam, 
Güneş ve Star gazetesi yöneticileri hakkında “suç işlemek için örgüt kurmak, hukuka
aykırı suç isnadı, suç için anlaşma ve işlenmediğini bildiği halde sahte kanıt yaratarak
suç uydurdukları” gerekçesiyle 7 yıldan 27’şer yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları
amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

İktidar Balkonuna Çıkıp, Muhalefetin Bel Altına İnen Medya Patronu

Umut Oran, geçen hafta havuz medyasında kendisi hakkında sistematik olarak yapılan
karalama yayınlarına karşı iftira suçundan birçok suç duyurusunda bulunmuşken bugün
yeni bir yola daha başvurdu. Umut Oran, bugün Ethem Sancak hakkında Ankara Başsavcılığı’na
ayrıca suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi. bugünkü suç duyurusunu kısa bir yazılı
açıklama ile duyuran Umut Oran, “İktidarı elinde bulunduran muktedirler, Goebbels
taktikleriyle ne kadar büyük yalan söylerse söylesin bu iftirayı atanlardan hesap
soracağım. Ethem Sancak ve sahibi olduğu havuz gazetelerinin yöneticileri hakkında
çete kurup, suç uydurdukları gerekçesiyle bugün suç duyurusunda bulundum. CHP Genel
Merkezi de 30’u aşkın suç duyurusunda bulundu, ben de hem idari, hem adli her yoldan
18 ayrı girişimde bulundum. Bu işin peşini bırakmayacağız” dedi.

Ankara Başsavcılığı’na bugün yapılan suç duyurusu şöyle:

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

SUÇ

DUYURUSUNDA

BULUNAN : Umut ORAN

                                         CHP İstanbul Milletvekili-TBMM

 

VEKİLLERİ :

Av. Haluk PEKŞEN & Av. Evrim SANDAL

Av.Ayla PARLAK & Av.Koray ÖZYURT

Av. Ezgi PEKŞEN & Av.Onur KESKİN

Av.Berna ABADAN & Av. Dorukcan DAVUTOĞLU

Av.Çağrı DURAN

 

ŞİKAYET

EDİLENLER :

1-Ethem SANCAK (Akşam Gazetesi İmtiyaz Sahibi)

2-Murat KELKİTLİOĞLU.Akşam Gazetesi Gen.Yay.Yön.

3-Onur DEMİRHİSAR Akşam Gazetesi Yazı İşl. Mdr.

4-Turgay GÜLER. Güneş Gazetesi Gen.Yay.Yönetmeni

5-Zafer POLAT Güneş Gazetesi Yazı İşleri Müdürü

6-Murat SANCAK Star Medya Yayıncılık A.Ş.

7-Nuh ALBAYRAK Star Gazetesi Genel Yayın Yön.

8-Yücel KOÇ Star Gazetesi Yayın Koordinatörü

9-Filiz GÜLER Star Gazetesi Yazı İşleri Müdürü.

 

SUÇ : TCK m 267, TCK m 220, TCK m 316, TCK m 271

OLAYLAR :

Müvekkil Umut ORAN İstanbul Milletvekilidir. Anamuhalefet Partisi Cumhuriyet Halk
Partisi milletvekili olan müvekkil aynı zamanda sosyalist, sosyal demokrat, demokrat
sosyalist, ve işçi sınıfı partilerinin ortak olduğu bir ülkelerarası organizasyon
olan Sosyalist Enternasyonal’in de Genel Başkan Yardımcısı’dır.

Kısacası müvekkil yurt içinde ve uluslararası camianın tanıdığı ve bildiği saygın
bir siyaset adamıdır. Erdemli bir yurttaş olmanın yanında milletvekillik görevini
de yasaların sağladığı hak ve yetkiler içerisinde başarıyla yerine getirme çabasındadır.

Halen ülke geneline yayın yapan üç gazete; STAR, AKŞAM ve GÜNEŞ gazeteleri, 17 Şubat
2015 tarihinde her üç gazetede de aynı içerik ve başlıklarla esasında çok önceden
planlanmış olan ve TCK’nın 267.nci maddesinde düzenlenmiş bulunan iftira suçunu 
oluşturan eylemler gerçekleştirmeye başlamış ve yasanın suç saydığı eylemleri sistematik
olarak aynı içeriklerle sürdürmüşlerdir.

ÖZETLE; Sosyal paylaşım sitesi olarak bilinen Twitter üzerinde müvekkil Umut Oran’ın
çeşitli yazışmalar yaptığı ve bu yazışmaları ile yasanın suç saydığı bir kısım planlamalar
içerisinde olduğu, hatta Sayın Cumhurbaşkanı’ Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye
Erdoğan’ı hedef alan bir “suikast” görüşmesinden de bilgi sahibi olduğu şeklinde
elektronik yazışma örneği olduğu yazılan bir kısım fotoğraflar paylaşmıştır. Bahse
konu iddialar hakkında elbette hiç tereddüt etmeden derhal Cumhuriyet Savcılıklarına
suç duyurusunda bulunularak gerçeğin bir an önce ortaya çıkarılması ve müsebbiplerinin
yargı önünde hesap vermesi için gerekli başvurular yapılmıştır.

Ayrıca Türkiye İletişim Başkanlığı’na başvuruda bulunularak bahse konu yazışmaların;
gerçekte var olup olmadığı, kim veya kimler arasında bu yazışmaların geçtiği, tüm
detaylarıyla varsa elektronik kayıtların ortaya çıkarılarak müsebbipleri hakkında
yasal yollara başvurulması gerektiği talep edilmiştir.

Gazete yazılarında bahsedilen hususlar toplumda büyük bir infial yaratacak nitelikte
son derece ağırdır. Bu nitelikteki iddiaların hangi tespitlere dayalı olarak kamuoyuna
duyurulduğunun tüm gerçekliğiyle ortaya çıkarılması istenilmiştir.

OLAYLAR

1 – Ethem SANCAK adlı şahsın Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttüğü basın grubu Türk
Siyasal tarihine “havuz medyası” olarak geçmiştir. Bahse konu grubun müvekkile karşı
kin ve garez içerisinde, gazetecilik etiğiyle bağdaşmayacak bir üslup ve tutum benimsediği
açıktır. Şöyle ki; Ethem SANCAK adlı şahıs halen fiili olarak AKP teşkilatında görev
yapmaktadır.

Müvekkil 03.10.2013 tarihli ve 32445 esas numaralı soru önergesiyle, “Yeni Nesil
Ödeme Kaydedici Cihazlar” olarak tanımlanan birleştirilmiş Yazarkasa ve Pos cihazlarının
TÜBİTAK ve TSE’den alınan onayı konusunda adı geçen şahısın hakim ortağı olduğu 
şirketler grubuna haksız avantaj sağlandığı esasında yapılan işlemlerde adı geçen
gruba açık bir haksız rekabet üstünlüğünün kamu eliyle sağlandığı sağlanan haksız
kazancın yaklaşık 1 milyar 298 milyon dolar olduğu yönünde soru önergesi vermiştir.

Esasında bahse konu işlerin yürütülmesinde yaşanan gelişmeler iş ve işlemler son
derece ciddi ve araştırılması gereken iddiaları ortaya koymaktadır. Nitekim müvekkilin
başvurusu sonrası söz konusu işe ilişkin başkaca sağlayıcılara da üretim lisansı
olanağı tanınmıştır.

Demokratik parlamenter sistemin işleyişinde milletvekilinin denetim yükümlülüğünü
yerine getirirken yasanın öngördüğü “soru” önergesi en yaygın olarak kullanılan 
sistemdir.

2 – Yine adı geçen grubun TMSF bünyesine geçmiş olan ve halen çok önemli bir Savunma
Sanayi projesini üstlenmiş olan BMC Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş. firmasını satın
almıştır. Bu satın alma işlemi de kamu oyunda son derece ciddi iddialar taşımaktadır.

Yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada etkin ve saygın bir siyaset adamı olan müvekkilin
yürütmekte olduğu, siyasi ve hukuki süreç bir yandan; Ethem Sancak ve arkadaşları
için diğer yandan iktidar partisi için oldukça önemli bir aşamaya gelmiştir. Hal
böyle olunca artık kamuoyunca da son derece bildik “MARUF VE MEŞHUR” yol ve yöntemlerle
müvekkili de içerisine alan sözde gazete haberleri kamuoyuna servis edilmiştir.

Esasen tüm gerçekler son derece açıktır. 2009 yılından günümüze değin ülkenin hukuk
sitemi üzerinden toplumsal baskı ve karalama kampanyaları yürütülmüştür. Anayasa
Mahkemesince de birçok kez vurgulandığı üzere kişilerin anayasal hak ve özgürlüklerini
yok sayan ve bu hak ve özgürlüklerin kullanılmasını ortadan kaldıran bir yürütme
uygulaması giderek yerleşmiştir. Kamuoyunca çok iyi bilinen birçok davada sık sık
benzer yöntemlere başvurulduğu çok iyi bilinmektedir. Bütün bu süreçlerin başlangıcında
yalnızca isimler ve figürler değişmiş ancak yol ve yöntemler hiç değişmemiştir.

Tipik bir yöntem olarak uygulandığı üzere öncelikle kamuoyunda son derece büyük 
infial yaratacak bir senaryo üretilmekte sonra bu senaryoyu inandırıcı olmayı sağlayacak
medyatik kamuoyu desteği devreye sokulmakta ve kamuoyu algısı yeterli olgunluğa 
ulaştırılınca da yargılama kurgusuyla kişiler ya da kurumlar “kumpas”a düşürülmektedir.

Kamuoyunda Ergenekon olarak bilinen davada “Bilal Erdoğan’a suikast”, Kozmik Oda
soruşturmasında; Başbakan Yardımcısı “Bülent Arınç’a suikast,” Balyoz davasında;“
Camiyi bombalama”, ve bu olayda da “Sümeyye Erdoğan’a suikast” senaryosu üretilmiştir.
Ancak bütün bu senaryoların yaklaşan seçim sürecinde muhalefet tarafından gündeme
getirilmesi muhtemel başta 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturması olmak üzere birçok
olumsuzlukları gündemden düşürebilmek ve yaklaşan seçimlere klasik bir AKP yöntemi
olan “mağdur” senaryosuyla girmek olduğu çok açık olarak görülmektedir.

2007 yılı seçimleri sonrası Türkiye’de gelişen birçok hukuksuzluğun içerisinde basının
özellikle kamuoyunu yanıltmak ve amaç suçun işlenmesinde aktif görev almak gibi 
bir tutum içerisinde olduğu açıktır. Yurttaşların Anayasal hakları yok sayılarak
son derece fütursuzca iftira atılmakta, suç isnat edilebilmektedir.

TCK’nın “Adliye’ye karşı suçlar” başlığıyla düzenlenen 267’nci maddesi; “…basın 
ve yayın yoluyla, işlenmediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma
başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye 
hukuka aykırı bir fiil isnad eden kişi bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.”

TCK m 267/2 “Fiilin maddi eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde
ceza yarı oranında artırılır.” düzenlemesini içermektedir.

Müvekkile atılı suçlamalar içerisinde olan her üç gazetenin aynı hakim ortaklara
ait olduğu, yazım içeriklerinin birebir aynı olduğu ve tam bir eylem birlikteliği
içerisinde hazırlanıp yayınlandığı açıkça görülmektedir. Çok açık olarak görülmektedir
ki; amaç suçun işlenmesinde açık bir eylem birlikteliği söz konusudur.

İFTİRA SUÇU SABİTTİR

Müvekkil Umut Oran’a yöneltilen suçlamaların tamamı gerçek dışı ve üretilmiş iftiralardan
ibarettir. Tefrika halinde devam ettirilen iftiralar çok kısa süre içerisinde kamuoyunca
derhal deşifre edilmiş ve sahteciliği hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya
konulmuştur.

Atılı suçlamaların çok açık birer iftira olduğunda hiçbir kuşku yoktur.

Şöyle ki;

1- Twitter adlı sosyal paylaşım sitesinde mesajlaşma 140 yazı karakteriyle sınırlanmıştır.
Bu karakter sayısını aşan bir mesajın atılması teknik olarak mümkün değildir. Nitekim
firma ilgilileriyle yaptığımız görüşmede bu husus bir kez daha teyit edilmiştir.
Ancak uydurulan suçlamada 151 harf ve boşluk karakterinden oluşan bir yazışma yer
almaktadır. “EMRE USLU: Evet Hocaefendi onay verdi adam Türkiye’ye İstanbul’dan 
girecek korumalarından bir tane adamımız var sağlam o bize nerede olduğunu bildirecek
bize zaten.” şeklinde 151 harf karakterinden oluşan yazı sahte olarak üretilmiştir.

2- İngilizce yazı dili ile programlanmış yazışma veri tabanında; Tarih için, İngilizce
karşılığı olan “Date” kelimesi kullanılırken, uydurulmuş iftirada “HISTORY” kelimesi
kullanılmıştır. Yine İngilizce de büyük harf İ olmamasına rağmen “TIME” kelimesi“
TİME” olarak büyük harf “İ” ile yazılmıştır. Bir diğer teknik kusur ise tarih dizininde
görülmektedir. Ay, gün, yıl şeklinde olması gereken dizin Türkiye’de kullanıldığı,
gün, ay, yıl olarak görülmektedir.

3- Twitter sosyal paylaşım sitesinde birbirini takip etmeyenlerin DM (direk mesaj)
yazışmaları yapılabilmesi teknik ve fiili olarak mümkün değildir. Oysa uydurulmuş
haberde müvekkilin “fuatavni” ya da Emre Uslu adlı şahısla direk mesaj üzerinden
yazıştığı iftirası üretilmiştir.

4- Sosyal paylaşım sitesinde “fuatavni” kullanıcı ismiyle çeşitli mesajlar paylaşan
ve kamuoyunda “sosyal paylaşım fenomeni” olarak tanımlanan şahıs her kimse bu şahsın
sözde müvekkille yazıştığı kullanıcı ismi Haziran 2014 tarihinde twitter hesabı 
açılarak kullanılmaya başlanılmıştır. Oysa müvekkile ilişkin uydurulan iftira suçu
konusu yazışmaların ise Ocak 2014 (!) tarihinde yapıldığı iddia edilmektedir. Yani
gerçekte daha böyle bir kullanıcı twitter sosyal paylaşım sitesinde yokken sözde
mesajlaşma olmuş gibi son derece akıl ve mantık dışı bir iftira üretilmiştir.

Esasında akla ve maddi gerçeğe aykırı iftira üretilerek insanların yaşamlarının 
karartılması konusunda fütursuzca suç delili üretildiği bilinen bir gerçektir. Yargı
üzerinde oluşturulan baskı suçluların cezasız kalması kadar suç işleme cesaretini
de artırmaktadır.

Esasında bahse konu iddiaları ve üretilmiş iftiralara ilişkin çok sayıda sahtecilik
tespiti mevcut olup buna ilişkin adli bilişim uzmanı raporunu da dilekçemiz ekinde
sunmaktayız.

Kaldı ki yazı içeriğinde kullanılan dil ve üslup ise en az teknik saçmalıklar kadar
çirkindir.

SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜTLENME SUÇU SABİTTİR

Aynı hakim ortaklık bünyesindeki gazetelerin tamamı tek bir ortak amaç suç için 
tam bir irade birliği içerisinde hareket etmişlerdir. Bahse konu uydurulmuş iddialar
birçok farklı boyutlardan ibaret olup toplumda son derece ağır ve tehlikeli tahriklere
yol açabileceği gibi Ana muhalefet partisini de zan altında bırakmaya yöneliktir.
Esasen TCK’nın 316. maddesinde düzenlenmiş olan “Suç İçin Anlaşma” suçunun unsurlarının
oluşup oluşmadığı ise yapılacak olan Savcılık soruşturması ile ortaya çıkacak bir
husustur.

Suç işlemek amacıyla örgütlenme suçu çok failli bir suçtur. TCK’nun 220. maddesi
suçun oluşması için Türkiye’nin imzalamış̧ olduğu “Sınır aşan Örgütlü Suçlara Karşı
Birleşmiş̧ Milletler Sözleşmesi” hükümlerine uygun olarak, üç kişinin birlikteliğini
yeterli görmüştür.

Nitekim TCK’nun 220. maddesinde örgütün yapısının, sahip olduğu üye sayısı ile araç
ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması aranmıştır. Somut olayda
örgütün yapısını, örgüt üyelerinin sayısal durumunun, kullandığı veya potansiyel
olarak kullanacağı araçları amaç suçları işlemeye uygun ve elverişli olduğu ve kamu
oyunda endişe, kaygı ve infial yarattığı açıktır.

Yargıtay’ımızın verdiği kararlara göre de örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye 
sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması
aranmalıdır. Suçun oluşabilmesi için bir suç işlemek amacıyla oluşturulmuş basit
bir birleşmeden ziyade, belirsiz sayıda amaç suçun işlenmesi amacıyla gevşek 
veya sıkı bir hiyerarşik ilişkiye dayalı olarak meydana getirilmiş, sürekli bir
birleşmenin bulunması gerektiği, zira örgüt niteliği itibariyle devamlılığı 
gerektirdiğinden, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya geldiği görülmektedir.

Bu suçun maddi unsurunu oluşturan hareket; örgütlenmek, kanunun ifadesiyle örgütü
kurmak, yönetmek, üye olmaktır.

Genel olarak örgüt, ortak bir amaç veya işi gerçekleştirmek için kurumların veya
kişilerin oluşturduğu birlik olarak tanımlanmaktadır.

Örgütten anlaşılması gereken, üç veya daha fazla kişiden oluşan, üyeler arasında
emir-komuta ilişkisi ve hiyerarşi olan, organize ve disiplinli birliktir.

TCK’nun 220. maddesinde organize yapının varlığı örtülü (dolaylı) olarak öngörülmüştür.
Buna göre örgüt yapısının sahip olduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından 
amaç suçları işlemeye elverişli olması gerekmektedir. YCGK E. 2009/8-152K. 2009/
245 T. 20.10.2009.Yargıtay 10. CD’nin 15.02.2006 tarih ve E. 2005/19703, K. 2006/
2202; 16.03.2006 tarih ve E. 2006/565, K. 2006/3869; 30.03.2003 tarih ve E. 2006/
1054, K. 2006/4780; 22.06.2006 tarih ve E. 2006/5542, K. 2006/8498 sayılı kararları,

Yargıtay kararlarına baktığımızda örgütün tanımının şu şekilde yapıldığı görülmektedir:
Örgütün varlığının kabul edilebilmesi için üye sayısının en az üç kişi olması,
üyeler arasında soyut bir birleşme değil, gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin
bulunması, suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin
olması, niteliği itibariyle devamlılık göstermesi gereklidir. Örgütün yapısı, sahip
bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaçlanan suçları işlemeye elverişli
olması da aranmalıdır.

48 Y.CGK. E. 2006/10-253 K. 2007/80T. 3.4.2007; Yargıtay 10. CD’nin 15.02.2006 tarih
ve E.2005/19703, K. 2006/2202; 16.03.2006 tarih ve E. 2006/565, K. 2006/3869; 30.03.2003
tarih ve E. 2006/1054, K. 2006/4780; 22.06.2006 tarih ve E. 2006/5542, K. 2006/8498;
Y.10. C.D. E. 2007/24007 K. 2008/2808 T. 21.2.2008 sayılı kararları emsaldir.

Yargıtay CGK’ nun 01.02.2000 tarih ve E. 8–299 K. 1 sayılı “Öğreti ve yargısal 
kararlarda belirtildiği gibi, madde de öngörülen teşekkül, basit bir birleşme
değil, birden çok veya belirsiz sayıda suçların işlenmesi yönündeki birleşmeyi
zorunlu kılar. Suçu basit birleşmeden ayıran, devamlılık ve birden fazla suç için
olma, diğer bir anlatımla sürekliliktir. Bunun doğal sonucu olarak ta teşekkülün
oluştuğunun kabulü için planlı bir ortaklık ve eylemli paylaşma gerekir.”

Bir kararda “sanıkların önceden anlaşıp organize olmadan suçun oluşmayacağı” 
belirtilirken, bir başka kararda “aralarında önceden anlaşıp işbölümü ve hiyerarşik
bir yapı içerisinde süreklilik gösterecek şekilde planlı bir ortaklık ve paylaşım
anlayışıyla belirlenmemiş sayıdaki suçları işlemek amacı etrafında birleşip 
birleşmediklerine” bakılmasının gerekli olduğunun vurgulandığı görülmektedir.
Görüleceği üzere tam olarak kalkışılan eylem yüksek mahkeme Yargıtay’ın tanımladığı
türden bir eylemdir.

Yüksek Mahkeme Yargıtay, yeni tarihli bir kararlarında “örgütün varlığının kabul
edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında soyut bir
birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese
bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibariyle
devamlılık göstermesi gerektiği, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısıyla
araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması da arandığı,
örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması
mümkün, ancak zorunlu olmadığı, soyut olarak sanık sayısının üç kişiden fazla 
olması örgütün varlığının kabulü için yeterli olmayıp bu durumda iştirak ilişkisinden
söz edilebileceği” vurgulanmıştır.

Örgütün kurucusundan üyesine kadar bütün mensuplarının, suçları işlemek için irade
birliği şeklinde birleşmeleri gerekmektedir. Örgütün varlığını ve işlevini 
gerçekleştirmesi açısından zorunlu olan suç faaliyetlerinin yapılması için sürekli
bir örgütsel bağ, bir anlaşma, bir birliktelik söz konusudur.

Y.CGK. E. 2006/10-253 K. 2007/80T. 3.4.2007 Y.9. C.D. E. 2009/18816 K. 2010/4964
T. 5.5.2010. Yargıtay 10. CD’nin 15.02.2006 tarih ve E. 2005/19703, K. 2006/2202;
16.03.2006 tarih ve E.2006/565, K. 2006/3869; 30.03.2003 tarih ve E. 2006/1054, 
K. 2006/4780; 22.06.2006 tarih ve E. 2006/5542, K. 2006/8498; Y.CGK. E. 2006/10-
253 K. 2007/80T. 3.4.2007 sayılı kararları emsaldir.

Suçun gerçekleşmesi açısından örgütlenme eyleminin kamu düzeni açısından zarar 
tehlikesi yaratmaya uygun olup olmadığını belirlemek için de öncelikle örgütün 
organize yapısının bu açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu açıdan örgütün
üye sayısı, hiyerarşik yapılanma, işbölümü (kesin olarak belirlenmiş olmasa da
genel olarak görevlerin dağıtılmış olması), kullandığı araç ve gereçler (örgütün
kullanımında olan silahların niteliği ve niceliği) ve suçun varlığı için aranan
diğer unsurlar (süreklilik) açısından örgütün programını, amaçlarını gerçekleştirmeye
somut olarak uygun-elverişlidir.

Y.CGK. E. 2009/8-152, K. 2009/245 T. 20.10.2009; Y.10. C.D.E. 2010/41378 K. 2011/
1746, T. 3.2.2011; Y.10. CEZA DAİRESİ E. 2011/9702 K. 2011/55850, T. 12.10.2011.

Örgütün organize yapısı, sahip olduğu üye sayısı ile örgütün amaç suçlarını gerçekleştirmeye
ve dolayısıyla da kamu düzeni açısından tehlike yaratmaya uygunluğu açıktır.

Kanun koyucunun bu suçu öngörmekteki amacı, iştirak gibi basit birleşmeleri cezalandırmak
değil, korunan hukuksal değerler açısından tehlike oluşturabilecek eylemleri 
yaptırım altına almaktır. Böyle bir durum ise birden çok ve hatta belirsiz sayıda
suçların işlenmesi yönündeki birleşmelerdir. Dolayısıyla amaçlanan suçların işlenmesinden
sonra da örgütün sürekliliğini devam ettirecek yapıda, ona uygun olması da aranmak
gerekir.

Son olarak da örgütün kullandığı araç ve gereçler açısından amaç suçları işlemeye
elverişliliği (uygunluğu) ve sonuçta da kamu düzen (ya da kamu barışı) açısından
tehlike yaratmaya uygunluğu aranmak gerekir.

PLANLI VE ÖRGÜTLÜ İFTİRA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİLDİR

Basın Kanunun “Basın Özgürlüğü’ nü düzenleyen 3. maddesinde sınırlar son derece 
geniş tutulmuştur. Elbette basınımızın çağdaş demokrasilerde elde edilmiş özgürlüklerden
daha az bir özgürlük içerisinde bulunması düşünülemez. Basın Kanunu’ basının kullanımını
da içerecek şekilde düzenlemeler getirmiştir. Basının yasada düzenlendiği bir amaç
dışında kullanılması asli işlevinden uzaklaşmasına ve giderek kamu düzenini ve kişi
güvenliğini tehdit edici bir durum almasına neden olmaktadır.

Müvekkili de içerisine alacak şekilde üretilmiş olan senaryonun her ne amaçla üretildiğini
öngörmek müvekkilin işi değildir. Müvekkil bahse konu iddiaların gerçek dışı ve 
yasanın suç saydığı nitelikte iddialar olduğundan emindir. Tanımadığı ve hiçbir 
şekilde herhangi bir görüşmesinin olmadığı, gerçekte var olup olmadığı dahi belli
olmayan bir kısım uydurulmuş görüntüler üzerinden şeref ve haysiyeti ile oynanmış
mal ve can güvenliği tehdit edilmiştir.

Basın Kanunu 11.nci maddesi; “Cezai Sorumluluk” başlığı altında düzenlenmiş olup;“
Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur” şeklindedir. Bu itibarla
17 Şubat tarihinden itibaren iftira suçu kapsamında çok sayıda yayın yapılmış suç
oluşmuştur. Yine Basın Kanunu 11/2.nci fıkrasında ise yasanın suç saydığı eylemlere
karşı hukuksal sorumluluklar düzenlenmiştir. Sanıklar için çok açık bir şekilde 
Basın Kanunu sınırları aşılarak amaç suçun işlenmesine yönelik sistematik ve organize
bir yapılanma söz konusudur.

Bu itibarla aynı hakim ortağın sahip olduğu gazeteler, haber görüntüsü altında müvekkilin
de temel hak ve özgürlükleri ile şeref ve haysiyetine saldırmışlar, suç uydurmuşlar
ve iftira atmışlardır.

Malumları olduğu üzere, suç uydurma suçu 5237 sayılı TCK’nin 271. maddesinde düzenlenmiştir.
Hükme göre;
“(1) İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi
ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını
sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir.”Bu itibarla,
suç uydurma suçunda fail var olmayan UYDURMA bir suçun işlenmiş olduğunu iddia ederek,
işlenmediğini bildiği bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar veya şikâyet
etmekte ya da işlenmeyen bir suçun delil ve emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak
biçimde uydurmaktadır. Huzurdaki şikayetimizde ise işbu hükümde düzenlenmiş olan
suç tipi, aynen kanunda düzenlendiği şekliyle gerçekleşmiş ve şüphelilerin eylemleri
ile açıkça suç uydurma suçunu oluşturmaktadır.Konu ile ilgili, Yargıtay 4. Ceza 
Dairesi, E. 2008/2832, K. 2009/16851 sayılı kararında,

“…ihbarın asılsız olduğunun saptanması biçiminde gelişen olayda, sanığın işlenmeyen
bir suçun kanıtlarını soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurup yetkili 
merciilere ihbar etme eyleminin TCY.nın 271.maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu
anlaşılmaktadır.” Şeklinde karar vermiştir.
Yine aynı şekilde bir başka emsal karar
olan Yargıtay 4. Ceza Dairesi E. 2008/15541, K. 2010/13050 ayılı kararında da,“Suç
uydurma suçu soyut tehlike suçu niteliğinde olup fiilin herhangi bir zarara neden
olması gerekmez. İşlenmemiş bir suçun işlenmiş gibi ihbar edilmesi üzerine soruşturmanın
başlatılması zorunlu olmayıp, ihbarın objektif olarak soruşturma başlatmaya elverişli
içerikte bulunması suçun oluşumu için yeterlidir. Bu husus dikkate alınmalıdır.”
Şeklindeki kararlar yerleşik içtihat haline gelmiştir.Bu itibarla, işbu şikayet 
konu bahse konu yayınların müvekkile ilişkin kısmı tamamen geçek dışı ve iftira 
olduğu aşikar olup, alenen suç uydurma suçunun işlendiği sabittir. Kaldı ki bu suçun
basın kanalı ile yapılması ile tüm bu yayınların önceden planlanmış sistematik bir
şekilde yayımlanması gerek şüphelilerin suç işleme kastını açıkça ortaya koymakta
ve gerekse suçun basın yolu ile işlenmesi ile nitelikli suç haline vücut verilmektedir.

Esasen burada şüphelilerin asıl amacı, başarılı ve etkin bir siyaset adamı olan 
müvekkilimizin milletvekilliği görevini gereği gibi yapmasını engelleyerek, müvekkilin
anayasadan kaynaklanan denetim fonksiyonunu kullanmasının önüne geçebilmektir. Zira,
müvekkilimiz bir milletvekili olarak, kamuoyunun ve halkın kendisinden beklediği
denetim faaliyetlerini sonuna kadar yürütmüştür.

Ancak ne var ki, şüpheliler suça konu eylemleri ile kamuyu yakından ilgilendiren
ve araştırılması gereken iddialar hakkında müvekkilin Anayasal görevi olan Meclis
Denetimi faaliyetini işletmesi nedeniyle bir takım zumre bu durumdan rahatsız olmuş
ve açıkça müvekkili engellenmeye çalışılarak, pasifize etmek ve yıldırılmak gayretindedirler.

Tüm bu sebeplerle şüphelilerin bu eylemlerini ve sayın savcılığın soruşturma sürecinde
elde edeceği delillere dayalı eylemlerini de değerlendirerek haklarında kamu davası
açılması için, şüpheliler hakkında Savcılığınız nezdinde suç duyurusunda bulunma
zaruretimiz hâsıl olmuştur.

NETİCE VE TALEP : Yukarıda açıklanan ve Başsavcılığınızca da resen gözetilecek nedenlerle,
şüpheliler hakkında müsnet suçların ağırlaştırıcı nedenleri de göz önüne alınarak
gerekli soruşturmanın başlatılması ve cezalandırılması için kamu davası açılmasına
karar verilmesini saygılarımızla bilvekale arz ve talep ederiz. 25.02.2015

 

Müşteki Umut ORAN
Vekili Av. Haluk PEKŞEN 
