# Faiz-enflasyon-kur arasında nasıl bir ilişki var?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/faiz-enflasyon-kur-arasinda-nasil-bir-iliski-var-75030h/
- Yayımlanma: 2021-11-17T14:17:56+03:00
- Yazar: Selim Soydan

BBC Türkçe’nin haberine göre Erdoğan, “Bu görevde olduğum sürece faizle mücadelemi
sonuna kadar sürdüreceğim. Enflasyonla mücadelemi de sürdüreceğim” diye konuştu.

Erdoğan’ın sözleri sonrası Dolar/TL kuru 10,56’yı aşarak rekor kırdı.

Euro/TL kuru 12’ye yaklaşırken, Sterlin/TL kuru ilk kez 14’ü aştı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) faiz kararını yarın açıklayacak. Reuters
haber ajansının anketine göre TCMB’nin politika faizini yüzde 16’dan yüzde 15’e 
düşürmesi bekleniyor. 

TCMB, politika faizini 21 Ekim’de 200 baz puan düşürerek yüzde 16’ya indirmişti.

Reuters haber ajansına konuşan 21 ekonomistten 10’u 50 baz puan, 10’u da 100 baz
puanlık bir faiz indirimi öngörmüştü. 

TÜİK verilerine göre Eylül ayında yıllık enflasyon 19,58 olarak gerçekleşmişti.

Türk Lirası daha önce son olarak Merkez Bankası Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Semih
Tümen ve Dr. Uğur Namık Küçük ile PPK Üyesi Prof. Dr. Abdullah Yavaş görevden alındıktan
sonra değer kaybetmişti.

PPK, 23 Eylül’deki toplantısında politika faizini sürpriz bir biçimde 100 baz puan
indirerek yüzde 18’e çekmişti. TCMB, böylece Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nun başkanlık
döneminde ilk kez faiz indirimine gitmişti.

Kavcıoğlu, Mart ayında göreve gelmesi sonrası “Politika faizini güçlü dezenflasyonist
etkiyi muhafaza edecek şekilde enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturmaya devam
edeceğiz” demişti.

Ancak Kavcıoğlu’nun geçen ay yıllık enflasyonun yüzde 19,25’e yükselerek politika
faizini aşması sonrası “Çekirdek enflasyonu esas alacağız” ifadelerini kullanması,
Türkiye’de bazı ekonomistlerce faiz indirimi hazırlığının sinyali olarak yorumlanmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Haziran ayı başında enflasyonu düşürmek için
faiz indirilmesi gerektiği yönündeki görüşlerini tekrarlamasının ardından da Dolar/
TL kuru 8,80’i aşmıştı.

Analistler o dönem, Erdoğan’ın sözlerinin Dr. Şahap Kavcıoğlu üzerindeki siyasi 
baskının bir tezahürü olduğunu ve bunun da liraya satış getirdiğini söylemişlerdi.

Türkiye’de bir süredir faiz oranlarının seyri ve bunun enflasyon ile döviz kuru 
üzerindeki etkilerine dair tartışmalar yapılıyor.

Geleneksel ekonomi teorisinde, faizlerin yüksek tutulmasının enflasyonu aşağı çekme
ve ilgili ülkenin para birimini de güçlendirme yönünde bir etkisi olacağı düşünülüyor.

Türkiye’de ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, enflasyonu düşürmek için faizlerin
indirilmesi görüşünü savunuyor.

Uluslararası yatırımcılar, Türkiye’nin Kasım ayında ekonomi yönetiminde değişikliklerin
yapıldığı döneme kadar uyguladığı para politikasının bu temele dayandığını öne sürüyor
ve bunu da Türk Lirası’nda görülen değer kaybının en önemli nedenleri arasında gösteriyor.

Enflasyon ve faiz oranları arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Faiz ayrıca döviz
kurunu da etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulanan politikalarla bunlar arasında bir denge kurulmaya çalışılıyor.

Merkez Bankası’nın piyasadaki para arzını yönetebilmek için sahip olduğu araçlardan
birisi politika faiz oranları.

Politika faiz oranlarında yapılan değişiklikler piyasadaki oyuncuların borç alma
ve verme maliyetlerini değiştirdiğinden hem bankaların uyguladığı faizleri hem de
tahvil, hisse senedi gibi varlıkların değerini etkiliyor.

Faiz oranlarının düzeyi, bireylerin ve kurumların kaynaklarını tasarrufa ya da harcamaya
yöneltmesinde belirleyici oluyor.

Örneğin, faiz oranlarının düşük olduğu bir ortamda tasarruf üzerinden elde edilecek
gelir de düşük olduğundan harcama eğilimi artıyor. 

Dolayısıyla faiz oranlarının düşürülmesinin tüketim harcamalarını artırması ve ekonomik
büyümeyi desteklemesi bekleniyor.

Ancak tüketim harcamalarının artması beraberinde enflasyonun yükselmesi riskini 
getiriyor.

Bir diğer konu da faizlerin düşük olduğu bir ortamda kredi alma ve verme eğiliminin
artmasının piyasadaki yerel para birimi miktarının yükselmesine neden olması. Bu
da enflasyon riski yaratan bir başka unsur olarak ortaya çıkıyor.

Bu nedenle genel kabul gören ekonomi teorisinde, faiz oranlarının düşük tutulmasının
enflasyon yaratacağı ve enflasyonun arttığı bir dönemde de fiyat artışlarını dizginlemek
için faiz artırımına gidilmesi gerektiği görüşü bulunuyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, faizlerin düşürülmesi halinde enflasyonun da düşeceği yönündeki
geleneksel kalıpların ötesine geçen ve sıra dışı kabul edilen ekonomi görüşünü destekleyen
isimler arasında yer alıyor.

Erdoğan, Ocak ayında İstanbul’da ekonomiyle ilgili yaptığı bir konuşmada, “Bana 
yatırım lazım, istihdam lazım, üretim lazım, ihracat lazım. Eğer bu dört başlık 
yoksa hiçbir şey yok, biz bununla övüneceğiz. Asıl iş faizi düşürmek suretiyle enflasyonu
aşağıya çekmektir” dedi.

Erdoğan’ın da savunduğu bu görüş, 19’uncu yüzyılın sonları ve 20’nci yüzyılın başlarında
yaşamış olan ekonomist Irving Fisher’ın geliştirdiği bir teoriye dayanıyor.

Fisher’ın geliştirdiği teori, nominal faiz, reel faiz ve enflasyon beklentisini 
hesaba katan bir formüle dayanıyor.  

Nominal Faiz: Piyasada uygulanan ve paranın değer kaybı finansal hareketlerden arındırılmamış
faiz oranı.
Reel Faiz: Nominal faizin enflasyonun etkisine göre ayarlanmış haliBeklenen
enflasyon: Fiyat hareketlerine göre, ilerideki belirli bir dönem için hesaplanan
fiyat artış oranı.Reel faiz = (1 + Net Nominal Faiz) / (1 + Beklenen Enflasyon) -
1

Bu formüle göre, reel faiz oranı ile beklenen enflasyon oranı toplamının nominal
faiz oranına eşit olduğu varsayılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikalarından Sorumlu Başdanışmanı Cemil Ertem, Erdoğan’ın
yaklaşımının ardındaki nedenlerle ilgili yazdığı bir makalede, Fisher’ın geliştirdiği
formül baz alındığında enflasyon ile faiz oranları arasında ters değil, doğru bir
korelasyonun görüldüğünü belirtti.

Ertem, Mayıs 2018’de Daily Sabah gazetesine yazdığı yazıda, “Buna göre, reel faiz
oranının uzun vadede sabit kalacağı varsayımıyla nominal faiz oranında yapılacak
bir artış, enflasyon beklentisinde de bir artış olacağı anlamına geliyor. Özetle
Fisher formülüne göre, faiz oranları ile enflasyon arasında uzun vadede doğru bir
korelasyon olduğu açıkça görülüyor” dedi. 

Ertem, aynı makalesinde 2008 yılında yaşanan krizin geleneksel görüşün doğru olmadığını
ortaya koyduğunu savundu.

Ertem makalesinde ayrıca, son dönemde dünyanın farklı yerlerinde Fisher denklemini
savunan görüş ve akademik çalışmaların yapıldığı “Neo-Fischercı” bir akımın doğduğunu
aktardı.

Özellikle 2008 krizinin ardından Fisher’ın yaklaşımını savunan ve para politikalarının
buna göre düzenlenmesi gerektiğini söyleyen, aralarında ABD Merkez Bankası yetkililerinin
bulunduğu bazı ekonomistler oldu.

Ancak şu ana kadar bu formülün hayata geçirilmesi halinde geçerli olduğunu ortaya
koyan somut bir örnek olmadığına dikkat çekilirken faiz ve enflasyon ilişkisine 
dair geleneksel görüş hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde para politikalarına
yön vermeyi sürdürüyor. 

Döviz kuru, enflasyon ve faizle birlikte üçgenin diğer ayağını oluşturuyor. Bu ayak,
özellikle Türkiye gibi üretimin büyük oranda ithal girdilere bağlı olduğu ülkeler
açısından büyük önem taşıyor.

Kurdaki artışlar, üreticilerin maliyetlerini artırdığı için satış fiyatlarına da
yansıyor ve bu da enflasyonun yükselmesine neden oluyor.

Ekonomist Ege Cansen, 2006 yılında Hürriyet gazetesine yazdığı bir yazıda, Türkiye
gibi ülkeler için arz-talep dengesinin ötesinde döviz kurunun da enflasyon üzerinde
önemli bir etkisi olduğuna dikkat çekmişti.

Cansen, “Türkiye gibi parası yumuşak yani döviz olmayan ülkelerde, enflasyon ‘devalüasyon-
enflasyon’ sarmalı yüzünden yapışkan hale gelir. Kur artışlarını yavaşlatmadan, 
fiyat artışları yavaşlamaz. Dolayısıyla bu ülkeler, ekonomiyi soğutarak değil, döviz
kurunu düşürerek enflasyonu yavaşlatır. Bunun için ulusal paralarına yüksek faiz
verip, sıcak parayı ülkelerine çeker. Artan döviz arzı yüzünden düşen kurla, döviz
fiyatına endekslenmiş fiyat artışları yavaşlar” diye yazmıştı.

Genel kabul gören görüşlere göre, bir ülkede döviz kurunun seyrinde yatırımcıların
o ülkenin para birimine “yatırım yapma ve elinde tutma arzusu” belirleyici rol oynuyor.

Yatırımcıların bu algısında da o ülkenin makroekonomik dengelerinin güçlü olması
gibi ekonomik etkenlerin yanı sıra siyasi istikrar gibi güven ve risk unsurunu etkileyen
faktörler de büyük önem taşıyor.

Ayrıca bir ülkenin para birimine yatırım yapanların bundan bir getiri elde etmek
istedikleri kabul ediliyor.

Bu noktada da piyasadaki belirlenmiş “nominal faiz” ile enflasyon oranı arasındaki
farkı gösteren reel faiz önemli bir kavram olarak ortaya çıkıyor.

Örneğin, kendi para birimine yatırımcı çekmek isteyen ülkelerin enflasyon oranının
üzerinde faiz vererek, yatırımı cazip kılması gerekiyor. 

Finans sistemi içerisinde merkez bankaları, ellerindeki faiz, para basma ve döviz
rezervi gibi araçlarla piyasadaki para arzını belirleyerek ekonomik dengelerin korunmasında
kritik bir rol oynuyor.

TCMB’nin internet sitesinde kurumun temel amacı “fiyat istikrarını sağlamak” olarak
tanımlanıyor ve bu ifade ile “ekonomik kararlarda dikkate almayı gerektirmeyecek
ölçüde düşük bir enflasyon oranının” kastedildiği belirtiliyor.

TCMB’nin diğer görev ve sorumlulukları finansal istikrar, döviz kuru rejimi, banknot
basma ve ihraç imtiyazı ve ödeme sistemleri olarak sıralanıyor.

Türkiye’de 2006 yılından bu yana enflasyon hedeflemesi rejimi uygulanıyor.

TCMB’nin konuyla ilgili hazırladığı kitapçıkta, bu rejim, sayısal bir enflasyon 
hedefinin belirlenip bunun kamuoyuyla paylaşıldığı ve Merkez Bankası’nın da tüm 
para politikası araçlarını bu hedefe ulaşmak amacıyla kullandığı bir rejim olarak
tanımlanıyor.

Özetle Türkiye’de TCMB’nin ana görevini enflasyonu elindeki araçları da kullanarak
belirlediği hedefi tutturmak oluşturuyor.

Ekonomist Mahfi Eğilmez, 2018 yılında yazdığı bir yazıda, TCMB’nin belirlediği hedeflere
ulaşabilmesi için bağımsızlığının sağlanmasının ve şeffaflığının da artırılması 
gerektiğini belirtmişti.

Eğilmez, TCMB’nin elindeki araçları kullanarak faiz, enflasyon ve kur dengesini 
yönetebileceğini ifade ederek, “Örneğin kurların hızla yükseldiği ve bunun enflasyonu
artırdığı bir ortamda Merkez Bankası para politikasının en önemli aracı olan borç
verme faizini artırarak piyasa faizlerini yukarı iter ve bu yolla kuru ve enflasyonu
denetim altına alabilir” yazmıştı.

Ancak Eğilmez, Türkiye’de her ne kadar enflasyonla mücadele en önemli hedef gibi
gösterilse de “gizli hedefin” büyüme olduğunu ve bunun da para politikaları ile 
maliye politikaları arasında çelişki yarattığına dikkat çekmişti.
