# Faiz indirimi büyüme getirecek mi?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/faiz-indirimi-buyume-getirecek-mi-73188h/
- Yayımlanma: 2021-10-22T11:39:52+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Eylül ayında faiz indiren TCMB’nin bu hatayı Ekim’de de devam ettirmesi uluslararası
risk algısını tetikleyebilecek kritik bir adımdı.

Maalesef korkulan oldu ve Merkez Bankası politika faizini beklentilerin de üzerinde
bir kararla 200 baz puan indirdi.

## **Dış konjonktür**

BBC Türkçe’nin haberine göre normal şartlarda gelişmekte olan bir ülkedeki rutin
bir merkez bankası toplantısı gelişmiş ülkelerin radarına pek girmez. Çünkü gelişmekte
olan ülkeler genellikle defansif bir tutum izlerler. Büyük gelişmiş ülke merkez 
bankalarından gelecek sinyallere bağlı olarak kendi duruşlarını belirlerler.

Fed’in sıkı para politikası konusunda net sinyaller verdiği 22 Eylül toplantısından
bir gün sonra TCMB toplandı. Gelişmekte olan ülkeler Fed’in sinyallerine ağırlıklı
olarak faiz artırarak cevap verdiler. Çünkü eğer Fed para musluklarını kısmaya başlar
ve risk iştahı azalırsa yabancı sermaye çekebilmek ve azalan risk iştahını bertaraf
edebilmek için daha yüksek bir faiz gerekir. 

Eğer makroekonomik temelleriniz sağlam, riskleriniz az ve ülkenize duyulan güven
yüksekse faizleri fazla artırmanıza gerek kalmaz. Ama kırılganlıklar ne kadar fazla
ise Fed sıkılaşmaya giderken önce o ülkeler sermaye çıkışı yaşarlar.

Fed kararına faiz artırarak cevap veren diğer gelişmekte olan ülkelerin aksine TCMB
faiz indirimine gitti. Türkiye’nin kırılganlıkları ise zaten 2018 sonrası dönemde
giderek artmış, enflasyon pahasına büyüme tercihleri aşırı ısınma, yüksek enflasyon
ve yüksek kur olarak geri dönmüştü.

Oluşan tablo merkez bankasının döviz rezervleri satılarak giderilmeye çalışılınca
kırılganlıklar daha da artarken yabancı sermaye büyük ölçüde yurdu terk etmişti.

İşte böyle bir ortamda, dış konjonktür tersine işaret ederken TCMB faiz indirim 
döngüsünü başlattı. İktisadi temellere ters düşen bu adım gözleri TCMB’ye çevirdi.

## **İç konjonktür**

Gelişmekte olan ülke merkez bankası bir yandan dışarıdaki dengeleri gözetirken bir
yandan da elbette içerideki dengeleri gözetmek zorundadır. Kimi zaman iç dengeler
ve dış dengeler birbiri ile çelişir. Böyle durumlarda merkez bankacılığı bu iki 
etkiden hangisinin ağır basacağını öngörebilecek bir ustalık ve tecrübe ister. 

Ancak 20 Ekim kararında böyle bir çelişki yoktu. Zira nasıl ki dış dinamikler faiz
indirimlerine izin vermiyorsa iç dinamikler de aynı şeyi söylüyordu.

İçeride yüzde 20 eşiğine dayanmış bir enflasyon, yükselen risk primi, zayıflayan
TL, kredibilitesi kalmamış bir Merkez Bankası vardı. Bu şartlar, neresinden bakılırsa
bakılsın bir faiz indiriminin söz konusu bile edilemeyeceği şartlardır.

## **Ne yapılmaya çalışılıyor ve ne sonuç elde ediliyor?**

İktisada giriş dersinde düşük faizin borçlanma maliyetini düşüreceği, dolayısı ile“
diğer bütün değişkenler sabit kaldığında” faiz indiriminin ekonomi üzerinde genişletici
etki yapacağı anlatılır.

Ancak ekonomi oldukça karmaşıktır. Faiz indiği zaman diğer bütün değişkenleri sabit
tutmak her zaman mümkün olmaz. O değişkenlerden en önemlilerinden birisi kredibilitedir.

Eğer merkez bankası faizi indirir ve bu kararın enflasyonu artırmayacağına piyasaları
ikna ederse, yani kredibilitesi yüksekse, uzun vadeli faizler de düşer. Borçlanma
maliyeti azalır, ve ekonomide arzu edilen genişleme sağlanır.

Öte yandan kredibilitesi zayıf bir merkez bankası, hele de enflasyonun yüzde 20’
ye dayandığı bir ortamda faiz indirirse, enflasyon beklentilerini tutamaz. Kredibilite
daha da yıpranır. Bunun sonucunda risk primi, uzun vadeli faizler ve kur artar.

İşte bu durum “daraltıcı genişleme” adımına örnektir. Yani kağıt üzerinde bir genişleme
adımı atılsa da pratikte ekonomik maliyetler daha da arttığı için ekonomi daralır.

## **Peki TCMB neden halen faiz indirimlerinde ısrar ediyor?**

Hükümetin ekonomik duruşunun pandemi döneminde sık sık değiştiğini gözlemledik. 
Önce faizler düşürülürken kur sabit tutulmaya çalışıldı. Bu şekilde kurdan gelen
ekonomik maliyet baskılanmak istendi.

Şimdilerde ise kuru tamamen göz ardı edip salt faizi düşürerek ekonomiyi canlandırmayı
hedefleyen bir politika benimsendi. Bu “daraltıcı genişleme” politikalarının iç 
talep üzerindeki ters etkisine az önce değindik.

Dış talebe gelince: Değersiz TL ile iç talebi boğup ihracatı artırmayı hedeflemek,
eve aldığınız pastayı çocuklarınızın önünden çekip “misafirlere” saklamaya benziyor.

Kaldı ki yerli parayı zayıf tutmanın net ihracatı artıracağı konusunda da iktisat
yazını net bir cevap vermiyor. Artan aramalı maliyetinin arzı düşürdüğü, bozulan
finansal koşulların ihracatı olumsuz etkilediği örnekler mevcut.

Yapılması gereken artan kur ve enflasyon altında ezilen iç talebi koruyacak, yoksulluğun
önüne geçecek, fiyat istikrarı odaklı, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir büyüme patikası
olmalıdır. Yani hem pastayı büyütecek hem de adil dağılımını sağlayacak politikalar
geliştirilmelidir.

Pastayı salt Merkez Bankası politikaları ile büyütebilir miyiz? İronik şekilde eğer
TCMB yarın bir faiz artırımına gitse bu adım büyük ihtimalle ekonomiyi rahatlatacak
bir adım olurdu. Ancak olay Merkez Bankası’nı aştı.

Kurumsal bağımsızlığın hızla eridiği bir ortamda ne Merkez Bankası sadece para politikasını
temsil ediyor ne de faiz indirimleri de sadece faiz indirimi anlamına geliyor. Piyasadaki
olumsuz fiyatlamanın önemli bir sebebi de bu.

Bu noktada yapılması gereken basit bir faiz kararının çok ötesinde, yeniden güven
ortamının oluşturulması, kurumsal bağımsızlığın inşa edilmesi ve sonrasında liyakatla
seçilmiş idarecilerin işlerini layıkıyla yerine getirmesidir.

 
