# Finansta Yeşil Maske, Cepte Devasa Delik

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/finansta-yesil-maske-cepte-devasa-delik/
- Yayımlanma: 2026-06-25T20:45:32+03:00
- Yazar: Zeliha SARAÇ

Borsatek okurlarına ekran başındaki o yoğun koşturmacanın tam ortasından kocaman
bir merhaba.

Bugün sizi ne sayılara boğacağım ne de finans jargonlarıyla yoracağım. Zaten gün
boyu önümüzdeki ekranlardan akan yeşiller, kırmızılar hepimize yetiyor. Gelin her
gün duyup uzak geleceğin derdi diye geçiştirdiğimiz ama aslında tam olarak cebimizi
ilgilendiren o büyük resmi konuşalım.

Konumuz iklim. Ama işin sadece hava, su kısmını değil; doğrudan para ve finansman
tarafını konuşacağız.

Geçenlerde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek çok önemli bir açıklama yaptı.

**Bakan Şimşek ne dedi?**
Çin dışındaki gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle
mücadele için 2030’a kadar yıllık 2,5 trilyon dolar finansmana ihtiyacı var. Ancak
mevcut küresel iklim finansmanı akışı yılda sadece 200 milyar dolar seviyesinde.

İşte hesap ortada. Şimdi gelin bu konuyu biraz daha açalım.

Yıllık ihtiyaç 2,5 trilyon dolar, masaya konan ise sadece 200 milyar dolar

Şöyle düşünün, evinizin çatısı akıyor, temeli sarsılıyor. Usta geliyor ve ; bu evin
kurtulması için acil 25 bin lira lazım diyor. Siz ise ustanın eline topu topu 2 
bin lira sıkıştırıp kenara çekiliyorsunuz. Sonra da “Hadi evi tamir et, yağmurda
da ıslanmayalım” diyorsunuz.

**Bu inşaat biter mi? Elbette bitmez.**
İçinde Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte
olan ülkelerin durumu tam olarak bu. Çin’i bu hesabın dışında tutuyorlar çünkü o
kendi finansal gücüyle artık başka bir ligde. Ama Çin dışındaki o milyarlarca insanın
yaşadığı coğrafya, fabrikasını dönüştürmek, enerjisini rüzgardan, güneşten almak
için bu parayı arıyor.

Fakat gelişmiş ülkelerin eli ise bir türlü cebine gitmiyor.

**Dünyayı Kim Kirletti, Faturayı Kim Ödüyor?**

Bu dünyayı bu hale kim getirdi?
Son iki yüz yıldır sanayileşen, kömürü hesapsızca
yakan, petrolü hesapsızca tüketen zengin batılı ülkeler değil mi? Onlar zenginleşti,
refahı yakaladı, sanayisini kurdu. Şimdi dönüp bize diyorlar ki: Dünya çok ısındı,
siz artık kömür kullanmayın, yeşil enerjiye geçin.

Tamam, geçelim. Kim istemez temiz bir dünyada üretmeyi? Ama bu işler bedava olmuyor.
Güneş paneli kurmak, rüzgar türbini dikmek, fabrikadaki o eski teknolojiyi çevre
dostu sistemlerle değiştirmek devasa paralar gerektiriyor.

Gelişmekte olan ülkelere de ,kendi başınızın çaresine bakın diyorlar. Bu ülkelerin
zaten enflasyonla, büyümeyle, binbir çeşit yapısal sorunla başı dertte. Kendi bütçesinden
bu devasa paraları nasıl ayırsın?

Ayıramayınca da o aradaki 2,3 trilyon dolarlık açık, her yıl büyüyen bir kara deliğe
dönüşüyor.

**“Aslında Olay Tam Sizin Cebinizde!**

Peki, bu trilyon dolarlar bizim mutfağa nasıl yansıyor, Anlatayım;

Gıda Enflasyonu: İklim finansmanı yetersiz olunca çiftçi tarlasını koruyamıyor. 
Bir sene kuraklık vuruyor, ertesi sene sel alıyor. Akıllı tarım sistemleri kuracak
para olmayınca mahsul azalıyor; pazarda, markette domatesin, biberin fiyatı fırlıyor.
Alın size iklim krizinin mutfaktaki enflasyonu.

Sanayinin Rekabet Gücü: Biz ihracatçı bir ülkeyiz. Yarın Avrupa kapısına gittiğimizde
bize, “Bu malı üretirken yeşil enerji kullandın mı? Kullanmadıysan sınırda karbon
vergisi ödeyeceksin” diyecekler. Eğer fabrikalarımızı dönüştüremezsek malımızı satamayacağız.
Satamayınca fabrikalar küçülecek, işsizlik artacak.

Enerji Faturaları: Kendi temiz enerjimizi üretecek altyapıyı kuramadığımız sürece
dışarıya, yani doğalgaza ve petrole bağımlı kalmaya devam edeceğiz. Küresel piyasalar
sarsıldıkça bizim elektrik ve doğalgaz faturaları katlanacak.
Yani Mehmet Şimşek’in
bahsettiği o “2,5 trilyon dolar” aslında soyut bir sayı değil. O sayı; mutfaktaki
tencerenin ne kadara kaynayacağı, evdeki ışığın kaç liraya yanacağı meselesidir.

**Çözüm Ne?**

Gelişmiş ülkeler vaat ettikleri fonları artık hibe olarak, uygun şartlı uzun vadeli
kredilerle masaya koymalı.
Tabii bizim gibi ülkelerin de ev ödevleri var. Gelen 
her kuruş fonu tam hedefe, yani yeşil dönüşüme ve temiz enerjiye aktaracak şeffaf,
güvenilir mekanizmaları kurmamız şart. Güven vereceğiz ki o finansman akışından 
aslan payını alabilelim.

Durum bu kadar net ve sade!
