# ‘Fişlemeler ahlaksızlığın ta kendisi’

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/fislemeler-ahlaksizligin-ta-kendisi-598h/
- Yayımlanma: 2013-12-11T23:21:00+02:00
- Yazar: Haber Merkezi

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Bir insan hakkında resmi bir görev olmadan, kanunla
veya yönetmeliklerde görevlendirilmiş olanların katkısı olmadan, insanların takip
edilmesi, özel hayatlarına girilmesi, kişilik haklarına karşı saygısızlık yapılması
fevkalade çirkindir, suçtur, ahlaksızlığın ta kendisidir” dedi.

Başbakanlığın faaliyetleriyle ilgili bir kitapçık dağıtıldığını ve orada açıklamaların
bulunduğunu söyleyen Arınç, Başbakanlığın bütçesindeki artışın, yeni Başbakanlık
binasına tahsis edilen ödenek miktarındaki artıştan kaynaklandığını söyledi. Arınç,“
Başka bir yerde bir artış bulmak mümkün değildir” dedi.

Arınç, “Yeni binanın AK Parti hükümeti için yapıldığını düşünebilirsiniz. Bu bir
bakıma yanlış bir kabuldür. Siz AK Parti
hükümetlerinin ilanihaye devam edeceğini
düşünerek buna bir tepki koyabilirsiniz. Ama mahkeme kadıya mülk değil. Sizler, 
yarın iktidara geldiğinizde, bu binada oturup hizmet verilecek. Kıskanmaya gere 
yok. Bu hizmeti daha ileriye taşımanın daha rasyonel bir çalışma yapmanın adıdır”
dedi.

Başbakanlığın İstanbul’da da prestijli bir binaya sahip olması gerekeceğini düşünerek
Dolmabahçe’deki ofisin Milli Saraylar’dan tahsis edildiğini anımsatan Arınç, “Bu
ofisleri saray olarak görmek veya burada oturan insanlara kral gözüyle bakmak, eleştirinin
ötesinde hiç gerçekliği olmayan şeyler” dedi. Arşivler konusunda Türkiye’nin çok
önemli bir noktaya gelindiğini belirten Arınç, Başbakanlığın bazı çalışmalarıyla
ilgili bilgi verdi.

**Fişlemeler…**

MİT’in, son yıllarda reform niteliğinde çalışmalar başlattığını belirten Arınç, 
Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu’nun düzenli olarak çalıştığını anlattı. MİT’e
tahsis edilen bütçenin arttığına yönelik haberlerin yer aldığını anımsatan Arınç,“
Bu artışın, sadece reform niteliğindeki faaliyetlerin bir mali karşılığı olarak 
kabul edilmesi gerekir” dedi. Arınç, şunları söyledi: “MİT konusu gündeme geldiğinde
gazetelerde yer aldığı şekliyle “fişlemeler” konusu… Elbette fişlemeler, bir insan
hakkında resmi bir görev olmadan, kanunla veya yönetmeliklerde görevlendirilmiş 
olanların katkısı olmadan, insanların takip edilmesi, özel hayatlarına girilmesi,
kişilik haklarına karşı saygısızlık yapılması fevkalade çirkindir, suçtur, ahlaksızlığın
ta kendisidir. Ben de bana bağlı kurumlarda şunu görüyorum: Bugün hemen hemen her
kurum, stratejik noktalara eleman alınması noktasında bir sınav başlatırken, sınavda
başarılı olduktan sora atama noktasına gelirken, bu kişi hakkında geçmişe dönük 
bilgi edinmek istiyor. Uzman yardımcıları, müşavirler, genel müdürler, müsteşarlar
için bu böyledir. Bunlarla ilgili devletin güvenliği, iç ve dış tehlikeler konusunda
kendisine verilmiş görevleri MİT yapıyorsa, bu kişisel verilerini de devletin kendisine
verdiği bir görevi ifa ederken MİT’in görevinin dışındaki herhangi bir şeyi tespit
etmemesi, dinlememesi, araştırmaması ve sormaması gerekiyor. Her yıl binlerce insan
belli görevlere atanma noktasında kanun gereği bu tür bir bilgi toplama faaliyetinden
geçirilmektedir. Bunda bir sıkıntı var diyorsanız, bu kanunlarla yapılabilecek bir
şeydir. Yazılı hukukun belki bu şekle getirilmesinde fayda vardır. Ancak herhangi
bir kişi hakkında özel hayatı, inancı, dili, dini, ırkı, yani kendisini temsil ederken
yaşadığı, kimliğiyle ilgili gelişigüzel bilgilerin, kanaatlerin veya düşüncelerin
kalemlerle yazılıp oralara buralara servis edilmesi, kanun nazarında da suçtur, 
bunları tasvip etmek de mümkün değildir.”

**MGK Belgelerinin Açıklanması ve Gazetecilik**

MGK’da alınan kararların hükümete tavsiye niteliğinde bildirildiğini ifade eden 
Arınç, “Başbakanlık gereği neyse onu yapar, ya işlem yapar ya işlemden kaldırır,
üzerinde herhangi bir şey yapmaz” dedi. 2004 tarihinde MGK’da alındığı kabul edilen
ve altında imzaların görüldüğü bir kararın yayımlandığını anımsatan Başbakan Yardımcısı
Arınç: “(Gazete bunu yaptı, geçmişte de yapıyordu, o zaman size göre iyiydi bugün
size göre kötü’ Hayır, kategorik olarak öyle bakmıyoruz. ‘Gazete bir gazetecilik
başarısı yapmış’ diyebilirsiniz. Bir gizli belgeyi bulmuş, bunu açıklamış, gündeme
oturtmuş, bunun üzerine bir tartışma başlatmıştır. Gazetecilik başarısı olarak bakarsanız
onu bir kenara koyun. Ama ortadaki kanunlara göre gizli kalması gereken bir belgenin
alenen bir gazetenin birinci sayfasından yayınlanmasının, MGK Genel Sekreterliği
Kanunu suç olduğunu söylüyor. Gazetecilik başarısı suçu ortadan kaldırmaz. Biz şunu
yaptık: MGK Genel Sekreterliği Kanunu ‘görüşmeler ve zabıtlar kesinlikle açıklanamaz’
diyor. Kararlar, yine MGK kararıyla ancak açıklanabilir. Nitekim benim dönemimde
bir mahkemenin istediği kararın altını imzalayarak mahkemeye bildirdik. Dolayısıyla
aleniyet söz konusu oldu. Şimdi ceza kanununun bazı maddeleri, MGK Genel Sekreterliği
Kanunu’na göre, devletin gizli kalması gereken bir belgesini, iki yoldan biriyle,
ya girmiştir oraya bizzat kendi almıştır ya da içeriden herhangi bir görevli tarafından
servis yapılmıştır, bu Türkiye’de ilk defa da olmuyor ama bunun bir sonucu var. 
Bu gazetecilik başarısını gösteren bir insanın, bunu yapmanın suç olduğunu bilmesi
gerekir. Söylediğimiz sadece kanundaki maddelerdir. İlgili kurumlar ihbarda bulundular.
Bundan sonrası yargının işidir.

 

Bülent Arınç, Ağustos 2004 MGK kararının açıklanmış olmasından dolayı bir kızgınlık
içinde bunu söylemediğini ifade ederek, şunları söyledi: “MGK Kanunu, Türkiye’nin
iç ve dış güvenliğinin ve tehditlerinin de burada görüşüleceği ve burada karara 
bağlanacağına amir. Eğer bu belge böyle bir konuyla ilgili değil de Türkiye’ye yöneltilen
iç ve dış tehditlerin belli ülkelerin ismi geçirilmek suretiyle yayınlanmış olsaydı
veya Türkiye aleyhine faaliyet gösteren şu veya bu kişilerin isimleri bir şekilde
açıklanmış olsaydı, bunları içerisinde farklı devlet başkanları, bakanların da ismi
olsaydı, Türkiye’nin dış politikada karşılaşabileceği en kötü durumun ne olduğunu
herhalde takdir edersiniz. Meseleye 2004 yılındaki MGK karar olarak bakalım, onu
tartışalım ama bu karar farklı bir karar da olabilirdi. Farklı karar olması halinde‘
eyvah bu Türkiye’nin zararınadır’ diyecektiniz. Meseleye o açıdan bakmamız lazım.
Yoksa 2004’de alınan kararın Başbakanlık tarafından nasıl bir işleme tabi tutulduğunu,
bunun üzerine neler yapılıp yapılmadığını, 15 günden beri söylüyoruz, anlayan anladı,
bilen bildi, gören gördü.

Bu konu üzerinde ‘vay buna siz karşısınız, çünkü foyanız orta çıktı’ diye bakmak,
siyasi bir tercih olabilir, hala bunu peşinden gidebilirsiniz ama kanunların suç
saydığı filler gazetecilik açısından da suç olmaktan çıkmıyor. Gazeteci sıfatı, 
kanunlarda yazılı suçların işlenmesi bakımından bir imtiyaz doğurmuyor. Gazetecilik
başarısıyla Pulitzer ödülüne kendisini aday gösteren bir insan, bu maddeler karşısında
bir cezaya muhatap olabileceğini düşünmeli ve bunu göre göre cesaretle bu işi yapmalıdır.
Dolayısıyla kimsenin bundan şikayet etmeye hakkı yok. Öyle somun pehlivanlığına 
gerek yok. ‘Ben bu işi bilerek yaptım, sonucuna razıyım, bu bir gazeteciliktir’ 
dersiniz, kanun ceza veriyorsa bunu da göğüslersiniz, Mustafa Balbay kadar olmasa
bile, herhalde 4,5-5 yılı hiç kimse göze almıyor ama kahramanlık budur. ‘Ben bunu
ülkem için yaptım, bana yüklenecek suçları da ben karşılayacağım’ diyebiliyorsanız,
bunları ancak o zaman yapacaksınız.”

**Gazetecileri tehdit etmiyorum**

Arınç, kendisine laf atan milletvekillerine. “Gazetecileri tehdit etmiyorum, kanunda
yazılanı söylüyorum, benim tehdidimden korkacak değiller. Ben hukuk adamıyım, kanunda
ne yazıyor bilirim, sizin de bilmeniz gerekir. Öyle afaki işler değil bunlar. Devletin
resmi, gizli belgesini açıklayacaksın ama suç olmadığını düşüneceksin. Kaldı ki 
bununla suçlanan bir gazeteci, ben de suçlandım ama ceza yemedim diyor. Radikal 
Gazetesi’nden Deniz Zeyrek…Bunlar boş sözler… Hocam sağolun, boş sözler konusunda
sizinle yarışamam. Ben sizi dinledim siz de beni dinleyin. Bunu tehdit olarak kabul
etmeyin. TCK yazan, bugüne kadar bu maddeler için ağzını açmayan, MGK Genel Sekreterliği
yasasının maddelerini bilen, bugüne kadar ağzını açmayan, bunların antidemokratik
olduğunu söylemeyen birisinin şimdi bu mesele karşısında ‘suç değil canım, siz de
suç duyurusunda bulunuyorsunuz’ demesi haklı değil” dedi.
