# Gülen’den herkes haddini bilmelidir açıklaması

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/gulenden-herkes-haddini-bilmelidir-aciklamasi-719h/
- Yayımlanma: 2013-12-19T15:42:00+02:00
- Yazar: Haber Merkezi

Fethullah Gülen Herkul.org’da yayınlanan sohbetinde şöyle konuştu:

 “Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez.” İnsan için her zaman
haddini bilmesi, hatta kâmetinin altında görünmesi çok önemlidir. Her şahıs kendi
haddini bilmelidir; ne var ki başkaları için had tayinine girmemelidir; “Falanın
haddi şu kadardır, kıymet-i harbiyesi bu kadardır!” dememelidir. O, bilinemez; nezd-
i ulûhiyete ait bir husustur. Bazen ortaya konan çok küçük bir amel, basit gibi 
görünen bir tavır ve pek dikkati çekmeyecek bir davranış ihlasa iktiran ettiğinden
dolayı tasavvurları aşkın bir mahiyet alabilir. “Bir zerre ihlâslı amel, batmanlarla
hâlis olmayana müreccahtır.”

Bazen çok küçük bir amel ya da çok kısa bir zaman dilimi insanın kurtuluşuna vesile
olabilir. İmam-ı Rabbânî hazretleri gibi bazı ehl-i hakikat demişler ki: “Bir ân-
ı seyyale vücud-u münevver, milyon sene vücud-u ebtere müreccahtır.” Doğurgan bir
an.. sonsuzluğun peylendiği bir an, kısır bir hayattan daha kıymetlidir. Hangi amelin
ötede nasıl bir kıymete ulaşacağı burada bilinemediğine göre, insan her güzel işe
kıymet vermeli, iyilik namına hiçbir şeyi küçük görmemeli ve önüne çıkan her hayırlı
fırsatı öteler hesabına değerlendirme gayreti içinde olmalıdır. Ayrıca, maruf adına
hiçbir şeyi küçük görmediği gibi münker (kötülük, çirkinlik, günah) hesabına da 
hiçbir şeyi küçük görmemeli ve günahın en basitinden bile uzak durmaya çalışmalıdır.

– Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ruhunun ufkuna yürüdüğü gece, bir garib, kaldığı
yerin penceresinde bir ses duymuş. Kuş gagalamaları gibi olan o sese önce aldırmamış;
fakat ses de kesilmemiş. Bir kere daha bir kere daha.. “Ne ola ki?” diye perdeyi
açınca görülmedik bir kuşun semanın derinliğine doğru açılıp gittiğini müşahede 
etmiş. Sonra o zat, kalkıp gideceği yere yürürken dostlarından biriyle karşılaşmış;
onun “Turgut Özal vefat etti!ö sözünü işitmiş. Anlaşılıyor ki sonsuzluğa açılan 
bir güvercin gibi kanat çırpan, o Hazret’in ruhuymuş.

– Merhum Turgut Özal bir darbe üzerine idareye geçmişti, Allah onu istihdam buyurmuştu.
Olumsuzlukların temerküz ettiği bir dönemde bazı şeyleri yırtarak bir kısım olumlu
şeyler yapmak suretiyle merkezde çok küçük iyilikler muhit hattında çok büyük iyiliklere
tekabül eder.

– Belli bir dönemde dinî düşünce ve kanaat hürriyeti cami çerçevesine hapsedilmiş
ve orada da bazı sınırlamalar getirilmişti. Hususiyle 163. Madde’nin hayatta olduğu
zaman diliminde, camilerin dışında, herhangi bir dinî kanaati belirtmek bile, çoğu
hukukçular tarafından, “dinî esaslara dayalı devlet kurma maksadıyla propaganda 
yapma” kategorisi içine sokulmuştu. Yani, o günkü anlayışa göre kalbî ve ruhî hayata
müteveccih olan insanlar bir cemiyetin unsurları sayılırdı. Mesela, biri konuşuyor,
siz de sadece dinliyorsunuz. Aynı duygu ve aynı düşünce etrafında bir araya gelme
unsurları tamam… Böylece siz, bir cemiyet teşekkül etmiş sayılıyorsunuz. Dolayısıyla,
hepinizin, 163’ün birinci fıkrasına göre, iki seneden yedi seneye kadar tecziye 
edilmeniz gerekirdi. Böyle bir tahdidin sosyal bir hukuk devleti anlayışıyla asla
bağdaşmayacağı açıktır. Fakat, bir dönemde bu ve benzeri kanunlar şahsî yorumlarla
uygulanıyor, hatta altı yedi sene hapsi bile dindarlara az gören kimseler ne yapıp
edip cezayı artıracak yollar arıyorlar; inananları mahkeme, hapishane ve sürgünler
arasında dolaştırıp duruyorlardı. İşte, merhum Turgut Özal ciddi gayretlerle, onca
zahmet ve meşakkatle o 163. maddeyi kaldırdı.

– Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz bütün kemâlâtın eşsiz temsilcisidir.
Fakat Hayber’de zehirlenmiş, rivayete göre o zehirlenme neticesinde senelerce sonra
ruhunun ufkuna yürümüştür. İhtimal Hazreti Ebu Bekir efendimiz de zehirlendi. Hazreti
Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin efendilerimiz
de şehit edildiler. Cenâb-ı Hak, insanların en güzelleri olan bu insanlara diğer
sevapları yanında şehadet sevabını da lütfetti. Allahu a’lem, ruhunun ufkuna yürüdüğünde
öyle bilinmez bir kuşun semanın enginliklerine doğru açılıp gitmesi o Hazret’in 
de zehirlendiğine ve şehadetine bir işaretti.

– Houston’da ameliyat olduğu zaman merhum Turgut Özal’ı ziyaret etmiştim; sarıldı,
hıçkıra hıçkıra ağladı; “Ben bu Hizmet’in önemini ve insanlık için ne ifade ettiğini
bu çevremdekilere anlatamıyorum!” dedi, gözyaşlarıyla dert yandı.

– Merhum Turgut Özal, vefatından bir hafta on gün evvel arkadaşlara haber gönderdi;“
Orta Asya’da Hizmet’e karşı değişik olumsuz şeyler var; ben oralara gidip teminat
olayım!” dedi. Pek çok ülkeye uğradı ve gittiği her yerde ülke başkanlarına “Bu 
arkadaşlara ilişmeyin; ben bunlara kefilim!” dedi.

– Doğrusunu Allah bilir, karanlığa taş atar gibi söz söylemek insana yakışmaz, fakat
inanıyorum ki, 163. Madde’yi kaldırması gibi hizmetleriyle beraber ortaya koyduğu
civanmertlikler vesilesiyle Cenâb-ı Hak, Merhum’a şehitlik sevabını da lütuf buyurdu
ve Firdevs’iyle sevindirdi.

– Bugün insanların bir hayırlısını yâd ettik. 163. Madde’ye de “İnnâ lillâhi ve 
innâ ileyhi râciûn” dedik. Birileri başkalarına karşı o ruhu yeniden hortlatmayı
düşünüyorlarsa, Merhum’un o mevzudaki o olumlu gayretleri karşısında böyle bir niyet
ve böyle bir düşüncenin ne derece bir densizlik olduğunu da doğrudan olmasa bile
dolayısıyla ifade etmiş olduk.
