# Hüseyin Çelik’ten AKP’lilere sert sözler

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/huseyin-celikten-akplilere-sert-sozler-9729h/
- Yayımlanma: 2016-02-08T19:49:00+02:00
- Yazar: Haber Merkezi

Eski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik,
ilk kez Bülent Arınç’ın kullandığı ‘troliçe’ ifadesini kullandı. Çelik, içeride ‘
dar gruba’ bir şey söyleme imkânı kalmadığı için dışarıda konuştuğunu söyledi.

Hüseyin Çelik, kendine ait internet sitesinde ‘eleştiri’ üzerine bir yazı kaleme
aldı. Parti içinde aktif görevde için kendi aralarında gerektiği zamanda özeleştiri
yaptıklarını belirten Hüseyin Çelik, “Sayın Arınç’ın, benim veya başka bir arkadaşımızın
söyledikleri, yazdıkları bazı AK Partili arkadaşların, bazı kapıkulu gazetecilerinin
veya sosyal medya kullanıcısı sözümona troll ve troliçelerin hoşuna gitmeyebilir”
dedi. Hüseyin Çelik, içerideki ‘dar gruba’ bir şey söyleme, meram ifade etme, olması
gerekenleri ve olmaması gerekenleri söyleme imkân ve şansı kalmadığı zaman aynı 
camianın dışarıdaki ve olup bitenlerden habersiz milyonlarca mensubuna hitap etmek
durumunda kalınacağını söyledi.

**Tuvaletin kapısına bile yazılamayacak ifadeler**

Eleştirinin bir hak olduğunu söyleyen Hüseyin Çelik, “Ancak tuvaletlerin kapısının
arkasına bile yazılamayacak ifadelerle bize saldırılmasının akıl tutulmasından başka
izahı yoktur” dedi. “Eleştirmekle hakaret etmek, haysiyet cellatlığı yapmak, işi
şahsiyata dökmek, insanların aile fertlerine saldırmak, onları paralelci ilan etmek
ve nihayet bütün bunları fikrini söyleyen, itirazını medeni bir şekilde dillendiren
kişiye karşı bir linç kampanyasına dönüştürmek demokrasiyle de insanlıkla da, İslam’la
da bağdaşmaz” ifadelerini kullandı.

Hüseyin Çelik, ‘genç arkadaşlarım’ diyerek devam etti ve AK Parti’nin yanaşmaları
değil, asli unsurları olduğunu söyledi. ‘28 Şubatçıların hışmına uğramamak için 
selamların bile esirgendiği’ dönemde parti kurulmadan, kurulacak partinin program
taslağını hazırlamak üzere Uludağ’da 15 gün kampa giren 11 kişiden biri olduğunu
söyledi.

**İşte Hüseyin Çelik’in o yazısı:**

Büyüklerimiz “müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar” demişlerdir. Yani: fikirlerin
çatışmasından gerçek denen şimşek doğar. Allah insanları farklı farklı yaratmıştır.
Yaradılışın özü, çeşitlilik ve çoğulluktur. Yaratıcı kudret, isteseydi insanları
tornadan çıkmış malzeme gibi tek tip, tek renk, tek ebat ve tek desen yaratabilirdi.
Ne var ki Hz. Adem’den bugüne kadar yaratılan hiçbir insanın saç kılındaki DNA bile
aynı değildir. O halde, farklılık ve çeşitliliğin varlığı, beraberinde farklı görüş
ve tartışmayı da getirir.

**Hz Peygamber istişare ederdi**

Asr-ı Saadet’te istişare ve tartışma vardı. Hz. Peygamber, Allah’ın Peygamberi olmasına
rağmen, vahye mazhar olmasına rağmen, hakkında Allah tarafından kesin hüküm konmayan
her meseleyi sahabe ile istişare ederdi. Çünkü Allah emrediyordu: “Ve şâvirhum fi’l
emr” (Ali İmran, 159) Yani: İşlerde onlarla istişare et. Başka bir ayette de “Ve
emruhum şûrâ beynehum”(Şura, 38) deniyor. Yani: Onlar işlerini aralarında istişare
ederek yaparlar. Ayrıca Hz. Peygamber ve Dört Halife, her türlü tartışmaya ve eleştiriye
açıktı. Asr-ı Saadet ve Dört Halife Devri, adı konmamış bir cumhuriyet uygulaması
idi.

Emevilerle beraber, istişare, tartışma ve eleştiri rafa kalktı. İslam tarihinde 
ne yazık ki Cumhurî uygulama, yerini saltanata bıraktı. Saltanat, ortak ve aykırı
görüş kabul etmez.

**Eleştiri demokrasinin olmazsa olmazıdır**

Oldum olası Batı demokrasilerinde de istişare, tartışma, hatta rahatsız edecek derecede
aykırı düşme ve eleştiri olmazsa olmaz kabul edilmektedir.

Bir yerde eleştiri ve tartışma varsa orada gelişme vardır, ortak akıl vardır, hayır
ve bereket vardır. Eğer eleştiri ve tartışma yerini kayıtsız şartsız tasdik etmeye,
ululamaya, şakşaka, külah kapmak için tabasbus ve yalakalığa bırakmışsa orada ortak
akıl kaybolmuştur, hayır ve bereket yok olmuş demektir. Eleştiri ve tartışmanın 
olmadığı yerde önce durağanlık, sonra çürüme başlar.

Yanlış anlaşılmasın istişare, önceden biri veya birileri tarafından kararlaştırılan
konuların bir heyete tasdik ettirilmesi değildir. İstişare, her türlü peşin kabulden
arınmış bir tartışmayı ve fikir alışverişini gerektirir. Yani miş gibi yapmak istişare
olmaz.

**Dost yüzümüze ayna tutandır**

Mevlana, “İyi bir dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur” der. Dost, yüzümüze ayna 
tutandır. Tabii ki bu aynanın çukur ayna, tümsek ayna değil düz ayna olması lazım.
Aynadaki görüntümüz bizi rahatsız etmemeli. Saçı başı dağınık olan biri aynaya kızmak
yerine saçını başını düzeltmelidir.

**Biz Ak Parti’nin yanaşmaları değiliz**

Genç kardeşlerimize hatırlatmakta belki fayda vardır. Biz AK Parti’nin yanaşmaları
değil aslî unsurlarıyız: Ben, DYP’den ayrılıp AK Parti’nin kurucuları arasında yer
alırken, bugün büyüklerimizin iltifatlarına mazhar olan, uçaklarından ve heyetlerinden
hiç eksik olmayan, kapılarını bolca aşındıran birçok kimse, Milli Görüşçü damgası
yiyip, 28 Şubatçıların hışmına uğramamak için selamlarını bile esirgiyorlardı. Daha
parti kurulmadan, kurulacak partinin program taslağını hazırlamak üzere Uludağ’da
on beş gün kampa giren on bir kişiden biri bizdik.

**Siyasi güç prangalardan kurtulmuş değildi**

AK Parti kurulduktan sonra, Meclis’te Grup Başkanı’mız Sayın Arınç’tı. Ben, Mehmet
Ali Şahin ve Salih Kapusuz ise Grup Başkanvekili idik. Sonra 58. Abdullah Gül Hükümeti’nde
Kültür Bakanı, 59 ve 60. Recep Tayyip Erdoğan Hükümetleri’nde Milli Eğitim Bakanı
olarak yer aldım. 5 yılı aşkın bir süre Tanıtım ve medyadan sorumlu AK Parti Genel
Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcülüğü yaptım. Sayın Erdoğan’ın ve Sayın Davutoğlu’nun
başdanışmanlıklarında bulundum. Bizim bu aktif görevlerde bulunduğumuz zamanlar,
müesses nizamın bütün kurumları ve aktörleri ensemizde boza pişiriyordu. 28 Şubat‘ın
habis ruhu o zaman bütün devlete ve hayata hakimdi. Siyasî güç bu günkü gibi prangalarından
kurtulmuş değildi.

**Bazılarının korkudan uykusu kaçarken…**

Bütün görevlerim esnasında partiyi, misyonu ve lideri sahiplenme konusunda can siperane
bir gayret içerisinde olduğumuzu başta tabanımız olmak üzere vicdan sahibi herkes
tasdik eder. Sözcülüğüm esnasında Sayın Erdoğan’a, Partimize ve Hükümetimize yönelik
eleştirileri yine eleştiri dili ile karşılayıp ne gerekiyorsa onu söyledik. Ancak
başta Sayın Erdoğan’a olmak üzere camiamıza hakaret edenlere de onların seviyesine
inmeden en sert cevapları verdiğimize kamuoyu ve kayıtlar şahittir. 27 Nisan Bildirisi’nin
yayınlandığı gece bazılarının sıcak yataklarında sadece korkudan uykuları kaçarken,
biz sabaha kadar Sayın Gül’ün konutunda ayakta idik ve karşı bildiriyi hazırlayan
ve sonrasının stratejisi üzerinde çalışan birkaç kişilik ekibin içindeydik. 28 Nisan‘da
dut yemiş bülbül kesilenlerin aksine biz televizyon televizyon dolaşarak bu bildirinin
aptallığını anlatıyorduk.

**Özeleştiri yaptık**

Ne var ki, biz bu görevler esnasında dışarıya karşı etkin ve aktif mücadele ederken;
içeride, kendi aramızdaki görüşmeler esnasında doğruyu, hakkı söylemekten hiç geri
durmadık. İçeride özeleştiri yapılması gerektiği zaman yaptık. Lider ve yönetim 
eleştirilecekse saygımızı bozmadan yapıcı bir dille eleştirimizi yaptık. Gün geldi,
insanlar çoğunlukla sadece liderin ve liderliğin hoşuna gidecek şeyler söylemeyi
tercih etti.

Eğer içerideki dar gruba bir şey söyleme, meram ifade etme, olması gerekenleri ve
olmaması gerekenleri söyleme imkân ve şansınız kalmamışsa, siz mecburen aynı camianın
dışarıdaki ve olup bitenlerden habersiz milyonlarca mensubuna hitap etmek durumunda
kalırsınız.

**Akıl tutulmasından başka izahı yoktur**

Sayın Arınç’ın, benim veya başka bir arkadaşımızın söyledikleri, yazdıkları bazı
AK Partili arkadaşların, bazı kapıkulu gazetecilerinin veya sosyal medya kullanıcısı
sözümona troll ve troliçelerin hoşuna gitmeyebilir. Bizi bundan dolayı eleştirmek
de en tabii haklarıdır. Ancak tuvaletlerin kapısının arkasına bile yazılamayacak
ifadelerle bize saldırılmasının akıl tutulmasından başka izahı yoktur. Ben AK Partilileri
ve AK Parti gençliğini bundan tenzih ederim. Çünkü AK Parti gençliğinin böyle bir
seviyesizliğe alet olmayacağına inanıyorum. Eleştirmekle hakaret etmek, haysiyet
cellatlığı yapmak, işi şahsiyata dökmek, insanların aile fertlerine saldırmak, onları
paralelci ilan etmek ve nihayet bütün bunları fikrini söyleyen, itirazını medeni
bir şekilde dillendiren kişiye karşı bir linç kampanyasına dönüştürmek demokrasiyle
de insanlıkla da, islamlıkla da bağdaşmaz. Hele ki bu kimseler, yıllarca bu Parti’nin
taşıyıcı kolonları olarak vazife almışlarsa… Hele ki bu insanlar, çileli günlerin
baş eğmeyen neferleri ise… Hele ki bunlar, en zor gün ve anlarda sizinle beraber
hak, hukuk ve demokrasi mücadelesi veren gazetecilerse…

**Gün gelir yalın ayak kalmak mukadder olur**

Özgüven patlaması ve güç zehirlenmesi, sitem eden, kırgın olan veya zarar vermemek
adına kenarda duran herkese “sanki kunduramdan bir çivi düşmüş” muamelesi yaparsa
gün gelir yalın ayak kalmak mukadder olur. Bizden söylemesi.

 

 

 

 
