# IMF’ten döviz kuru uyarısı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/imften-doviz-kuru-uyarisi-3874h/
- Yayımlanma: 2014-10-03T14:10:00+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Uluslararası Para Fonu (IMF) heyetinin değerlendirmesinde, Türkiye ekonomisinin 
2010 yılından bu yana ortalama yüzde 6’lık kayda değer bir büyüme kaydettiği ancak
düşük ulusal tasarruflar ve rekabet gücü zorluklarının, yatırım ve ihracatı sınırladığı
belirtildi.

IMF’nin Madde 4 Olağan Görüşmeleri’ne ilişkin değerlendirmesi Hazine Müsteşarlığı’nın
internet sitesinde yayımlandı.

Değerlendirmesini 11 başlık altında toplayan IMF heyetine göre, Türkiye ekonomisi
2010 yılından bu yana ortalama yüzde 6’lık kayda değer bir büyüme gösterdi. Ekonomi,
büyük finansal kriz sonrasında hızlı bir şekilde toparlandı ve işsizlik oranı son
10 yılın en düşük düzeyine geriledi. Yakın zamanda, artan yerel belirsizlikler ve
finansal piyasa dalgalanmalarının yansımaları etkili bir şekilde önlendi. Ancak 
hızlı büyüme, yüksek enflasyonu ve büyük bir dış açığı beraberinde getirdi. Büyüme
potansiyelini aşağı çeken bu dengesizliklerin, özenle kurgulanmış makroekonomik 
politikalar ve yapısal reformlarla ele alınması gerekiyor.

Büyüme, ortalama bir tempoyla da olsa devam etme eğiliminde bulunuyor. 2014’te büyümenin,
kamu kesimi ve net ihracatın desteği ile yılın sonlarına doğru özel tüketimde gözlenecek
hafif canlanmanın da katkısıyla yüzde 3 gerçekleşmesi bekleniyor. Değerlendirmede,
döviz kuru geçişkenliği, yüksek gıda enflasyonu ve kısmen, erken gerçekleştirilmiş
parasal genişleme nedeniyle enflasyonun bir kez daha belirlenen hedefin üzerinde
gerçekleşeceği, ayrıca cari işlemler açığının, her ne kadar azalıyor olsa da yüksek
düzeyde seyretmeye devam edeceği belirtildi.

IMF heyeti değerlendirmesine göre, mevcut politikalarda bir değişiklik yapılmaması
durumunda, gelecek dönemde ekonomik performansın yakın geçmişe kıyasla daha zayıf
olması bekleniyor. Türkiye’nin düşük yurt içi tasarrufları ve rekabet gücü zorluklarının,
yatırım ve ihracatı sınırlayıcı etkenler olmaya başladığı vurgulanan değerlendirmede,“
Bu nedenle mevcut politikalar ve ulusal tasarruf oranıyla ekonomik büyümenin yavaşlaması
ve orta vadede yüzde 3,5 seviyelerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Bu daha düşük
büyüme oranının, enflasyonu ve cari açıktaki kötüleşmeyi sınırlandırması beklenmektedir.
Ancak bu durum aynı zamanda, Türkiye’nin gelir seviyesinin gelişmiş ülkelere yakınsamasının
yavaşlaması ve ülkenin orta gelir tuzağına itilmesi anlamına da gelecektir” ifadesine
yer verildi.

**Takipteki alacaklar düşük seviyede**

IMF değerlendirmesine göre, finansal sistem güçlü sermaye yapısını sürdürüyor. Sermaye
yeterlilik oranları ortalama olarak yüksek ve çoğunlukla, yüksek kaliteli bir sermaye
yapısına dayanıyor. Takipteki alacaklar düşük seviyede ve bu alacaklara uygun ölçüde
karşılık ayrılmış durumda. Ancak bankalar, bol miktarda ve ucuz olan toptan dış 
fonlama kullanımını arttırdı. Buna paralel olarak bankalar, finansal olmayan şirketlere
sağladıkları döviz cinsi krediler nedeniyle, artan bir dolaylı döviz kuru riski 
ile karşı karşıya.

Ekonomik görünüme ilişkin temel riskin, yükselen piyasa ekonomilerine yönelik sermaye
girişlerinde yaşanabilecek keskin bir düşüş olduğu belirtilen değerlendirmede, şunlar
kaydedildi:

“Türkiye’nin GSYH’sinin yüzde 25’inin üzerinde seyreden brüt dış finansman ihtiyacı,
ülkeyi sermaye akımlarındaki ani değişimlere karşı kırılgan kılmakta ve bu da reel
ekonomide maliyetli bir düzeltmeye yol açma ihtimali taşımaktadır. Ayrıca, özel 
sektörün kaldıraç oranlarının yükselmiş olması sebebiyle şoklara karşı koyabilecek
tamponları da azalmış olabilir. Dengesizliklerin artmasına daha uzun süre izin verilmesi
ve yetkililerin şoklara yanıt verecek ilave politika alanı oluşturmakta daha da 
gecikmesi, ekonomide yaşanabilecek bir düzeltmenin daha maliyetli hale gelmesine
neden olacaktır.”

**Ekonominin dengelenmesine yönelik politika gündemi**

Kısa vadede, makroekonomik politika çerçevesinin, ekonominin dengelenmesi ve dengesizliklerin
giderilmesi için daha büyük rol oynaması gerektiğine işaret edilen IMF değerlendirmesinde,
Türkiye’nin büyümesinin, tüketime olan bağımlılık, düşük ihracat artışı ve ciddi
yatırım ihtiyaçları ile bu durumun meydana getirdiği büyük dış açık dolayısıyla 
baskılandığı kaydedildi. Ekonominin dengelenmesine ilişkin zorlukların, özellikle
yetkililerin yapısal politika gündemi meyvelerini verinceye kadar, ancak güçlü bir
makroekonomik politika setinin uygulanması yoluyla giderilebileceğine vurgu yapılan
değerlendirmede, şu görüşlere yer verildi:

“Daha sıkı bir kamu maliyesi duruşu, dış dengesizliğin azalmasına ve para politikası
üzerindeki baskının hafiflemesine katkıda bulunacaktır. Ekonomiden daha hızlı büyüyen
faiz dışı kamu harcamaları, ciddi bir genişletici etkiye sahiptir. Ayrıca, her ne
kadar borç sürdürülebilirliği bir endişe kaynağı olmasa da yapısal mali denge de
son yıllarda bozulmaktadır. Buna ilaveten, daha sıkı bir kamu maliyesi duruşu, enflasyon
hedefinin yakalanması noktasında para politikası üzerindeki yükü de azaltacaktır.
Bu duruş ayrıca, ekonomide tüketimin ağırlığının azaltılması yoluyla yeniden dengelenmeye
yardımcı olacak, özel sektör yatırımlarını destekleyecek ve ticarete konu sektörlerin
rekabet gücünü artıracaktır. Ayrıca, daha güçlü bir kamu maliyesi duruşu, özel sektör
bilançolarının daha da sıkıştığı bir süreçte, şoklara yanıt verilebilmesi açısından
ek bir politika alanı oluşturacaktır. Bu nedenle Heyet, faiz dışı fazlanın 2017 
yılına kadar GSYH’nin yüzde 2’sine ulaşmasını sağlayacak önden yüklemeli bir mali
bir düzeltmeyi tavsiye etmektedir. Bu düzeltme, faiz dışı cari harcamaların azaltılması
ve ekonomik açıdan sağlam projelere yapılacak yatırımların korunması yoluyla gerçekleştirilmelidir.

Para politikası duruşu enflasyon hedefiyle uyumlu olmalıdır. Mevcut politika faiz
oranı, enflasyonun yüzde 5’e indirilmesi hedefi ile tutarlı değildir. Para politikası
bu hedefe odaklanmalı ve beklentileri yönlendirecek, enflasyonu düşürecek bir pozitif
reel faiz oranını sürdürmelidir. Enflasyon hedefinin tutturulması için para politikası
alanında sarf edilecek çabalar, daha sıkı bir kamu maliyesi duruşu ile hafifletilebilir.”

IMF değerlendirmesine göre, brüt uluslararası rezervler yeterli olmasına rağmen,
ihtiyatlı olmak adına, net uluslararası rezervlerin artırılması gerekiyor. Brüt 
uluslararası rezerv seviyesi, çok yüksek olmamakla birlikte, uluslararası standartlarla
uyumlu ve hala, emsal ülkelerin rezerv seviyelerinin altında. Net rezervler ise 
düşük ve dolayısıyla döviz kurunda yaşanabilecek uzun süreli bir dalgalanma halinde
sunabileceği tampon etkisi sınırlı olacak. Merkez Bankasının, piyasa koşullarının
izin verdiği ölçüde, sterilize edilmiş müdahaleler yoluyla net uluslararası rezervlerini
güçlendirmesi gerekiyor.

**Bankacılık sektörünün gücü muhafaza edilmeli**

Bankacılık sektörünün gücünün muhafaza edilmesi gerektiğine yer verilen değerlendirmede,
gözetim standartlarının ve eşit rekabet şartlarının sürdürülmesinin önemine işaret
edildi. Ayrıca, ihtiyati ve makro-ihtiyati araç setinin genişletilmesinin de değerlendirilebileceğinin
altı çizilen değerlendirmede, “Ekonomideki kur riskini kontrol altına almak için
yetkililer, dikkatli bir etki analizi yaparak bankaların toptan fonlama piyasasından
yabancı para cinsinden borçlanmayı kısmalarını ve şirketlerin yabancı para cinsinden
borçlanmayı azaltmalarını teşvik edecek ek tedbirleri göz önünde bulundurabilir.
Ayrıca, dövize endeksli borçlanmalara uygulanan ihtiyati tedbirler, doğrudan döviz
cinsi kredilere uygulanan tedbirlerle aynı çizgiye getirilmelidir” görüşleri paylaşıldı.

Değerlendirmede, orta vadede, yapısal reform politika gündeminin tekrar canlandırılması
gerektiği belirtildi. Makroekonomik politikaların kısa vadede, yeniden dengelenmeyi
ve finansal istikrarın korunmasını destekleyebileceği ifade edilen değerlendirmede
ancak daha güçlü bir orta vadeli büyümenin, Türkiye’nin ekonomik potansiyelini arttırmayı
hedefleyen yapısal reformların ilerletilmesine bağlı olduğu kaydedildi. Değerlendirmede,“
Bu nedenle Heyet, 10. Kalkınma Planı’nda yer alan iddialı reform gündeminin hızlandırılmasını
tavsiye etmektedir. Bu noktada öncelik, özel tasarrufların artırılmasını ve enerji
bağımlılığının azaltılmasını teşvik edecek politikaların uygulanması olmalıdır” 
görüşüne yer verildi.          
