# İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran: Ocak’ta parasal sıkılaşmanın sonuna gelinebilir

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/is-bankasi-genel-muduru-hakan-aran-ocakta-parasal-sikilasmanin-sonuna-gelinebilir-101228h/
- Yayımlanma: 2023-08-25T16:12:42+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Türkiye [İş Bankası](https://www.borsatek.com/garanti-bbva-yatirim-is-bankasi-c-icin-hedef-fiyatini-yukseltti-100715h)
Genel Müdürü [Hakan Aran](https://www.borsatek.com/ankaraya-cagrilan-dort-buyuk-ozel-bankanin-genel-mudurune-firca-92191h),
İş Bankası’nın 99. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Aran, konuşmasında
yurt içi ve yurt dışındaki ekonomik kırılganlıklara değinerek, şu anda birbirini
besler nitelikteki hem yurt içi hem yurt dışındaki kırılganlıkların çok ciddiye 
alınması gerektiğini, bunların yarattığı risklerin çok önemli boyutlara ulaştığını
söyledi.

Kovid-19 salgınında tedarik zincirinin kırıldığını, devamında Rusya-Ukrayna savaşının
başlamasıyla arz-talep konusunda ciddi bir dengesizlik yaşandığını, bunun genişleyici
para politikasıyla birleştiğinde küresel enflasyona neden olduğunu anlatan Aran,
küresel enflasyonla mücadele konusunda merkez bankalarının parasal sıkılaşmaya gittiğini
ve faiz oranlarını artırdığını hatırlattı.

### “Kolaycılığa kaçılmaması gerekiyor”

Hakan Aran, devamla şunları kaydetti:

“Bu resme baktığımızda, bir tarafta küresel enflasyon ve küresel bir parasal sıkılaşmadan
bahsediliyor. Diğer tarafta Rusya-Ukrayna savaşı ve bu savaşla ilgili enerji problemi,
resesyon tartışmaları, Çin’in pandemiden çıkıp çıkamadığı, Çin’deki konut şirketlerinin
yarattığı sorunun çözülüp çözülmediği, Çin’deki fiyat düşüşlerinin tüm dünyayı, 
küresel ticareti nasıl etkileyeceği gibi konular var. Baktığınızda dışarıda çok 
kolay olmayan bir tablo görüyorsunuz. Ayrıca, tüm devletlerin ve özel sektörün artan
bir borç yükü var. Bu yetmiyormuş gibi IMF’nin önümüzdeki 5 yıllık büyüme tahmini
yüzde 3. Küresel olarak büyüme yüzde 3 olacaksa bu, tarihi en düşük seviyeye işaret
ediyor. Eğer 5 yıl sürerse bu, tüm dünya için aslında büyüyememek, borçları azaltamamak
ve sorunlarla yeterince mücadele edememek demek. Böyle bir süreç aynı zamanda Paris
Anlaşması’nda söz verildiği üzere dijital dönüşümün, karbonsuzlaşmanın, verimlilik
artırıcı işlerin fonlanamaması, bunlar için doğru kredi bulunamaması, finansa erişimin
küresel anlamda zorlaşması anlamına da geliyor. Dolayısıyla dışarıdaki tablonun 
içerideki resimle birleştiği, çok özenle ve titizlikle hareket etmemiz gereken zor
bir dönemden geçiyoruz. Eleştirmesi, sorunları söylemesi çok kolay ama çözüm önermesi
o kadar kolay değil. Her biri birbirini arzu edilmeyen yönde etkileyen çok fazla
parametre var. Bu da bir şey yaparken arzu etmediğiniz sonuçla karşılaşabileceğiniz
bir zemine işaret ediyor. Bu nedenle iç ve dış kırılganlıkların herkes tarafından
çok iyi bilinmesi, kolaycılığa kaçılmaması, beklentilerin de buna göre ayarlanması
gerekiyor.”

### “Enflasyondan daha önemlisi enflasyonun yarattığı gelir erozyonu”

Türkiye’de de yapışkan hale gelmiş bir enflasyon sorunu olduğuna dikkati çeken Aran,“
Bundan daha önemlisi enflasyonun özellikle ücretli ve emekli kesimde yarattığı gelir
erozyonu ve bozduğu gelir dağılımı. Bence en büyük iç kırılganlığımız bu.” dedi.

Hakan Aran, Türkiye’de çok önemli bir kesimin artık asgari ücretle çalışır hale 
geldiğini ve bunun bir problem olduğunu, her ekonomide orta sınıfın alım gücünün
azalması ya da yukarı çıkması halinde çok büyük sorunlar yaşandığını kaydetti.

### “Şu anda kılıç gibi sallanan kısa vadeli kırılganlığımız, ödememiz gereken dış borç rakamı”

İçeride enflasyonun gelir dağılımına olumsuz etkisinin yanı sıra iki önemli sorun
daha bulunduğunu vurgulayan Aran, şöyle devam etti:

“Bunlardan biri de büyümenin yapısı ve tüketime dayalı olması. Artık büyüme rakamına
odaklanmamızın bizi yanılttığını düşünüyorum. Sağlıksız bir büyüme var. Tüketime
dayalı enflasyonla beslenen bir büyüme değil, gerçekten herkesi tatmin eden, sürdürülebilir,
sağlıklı bir büyüme olması çok önemli.

Şu anda kılıç gibi sallanan kısa vadeli kırılganlığımız, önümüzdeki bir yıl içinde
ödememiz gereken dış borç rakamı. 207,3 milyar dolarlık dış borcumuz ve 60 milyar
dolarlık cari açık… Toplam 267,3 milyar doları bir yıl içerisinde hangi rezervle,
nasıl bir dış kaynakla finanse edeceğimiz konusu… Hiçbirinin diğerinden daha hafif
olmadığı enflasyon, büyüme ve dış borç konularını Merkez Bankası’nın rezervinin 
ne olduğuyla ve kamu maliyesindeki bozulmayla beraber değerlendirmek gerekiyor.”

### “Merkez Bankası yönetimi kararlı bir duruş sergiliyor”

İş Bankası Genel Müdürü Aran, bir soru üzerine, “Finans sektörü olarak ne kadar 
dış kaynak bulabiliyorsak getirebilmemiz, dış borçların çevrilme oranını artırabilmemiz,
ne kadar turizm ve ihracat gibi [Döviz](https://www.bloomberght.com/doviz) getirici
alan varsa bu alanları finansman gücüyle desteklememiz, öteki tarafta ithalatı yavaşlatacak
ve cari açığın finansmanını sağlayacak yapısal tedbirleri almamız gerekiyor.” dedi.

Ekonomi yönetiminin kırılganlıkların farkında olduğunu ifade eden Aran, “Kararlarını,
önceliklerini buna göre ayarlamış durumdalar, en iyi şekilde yönetmeye çalışıyorlar.
O nedenle bence ekonomi yönetimine bu süreçte destek olmak ve işleri kolaylaştırmak
gerekiyor. Kırılganlıklarımız artmış durumda ve sorumluluk almaktan kaçınırsak bunun
altında kalırız.” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın göreve geldikten
sonra gerçekçi bir tablo sunduğunu, kararlı bir tutum ve duruş sergilediğini, zor
bir dönemde önemli kararlar aldığını aktaran Aran, “Analizleri, tespitleri, analiz
sonrası aldığı kararları, kararların dozu gayet isabetli. Herkesin üstlenebileceği,
herkesin çok rahatlıkla üstesinden gelebileceği bir şey değil. Ateşten bir gömlek
giydi. Şu ana kadar bunun da hakkını veriyor diye düşünüyorum. Desteklemek ve yanında
yer almak gerekiyor. Kur Korumalı Mevduat (KKM) konusunda söylediklerim yanlış yerlere
çekilmemeli, konuşmam TCMB’nin yapmak istedikleriyle çelişmiyor.” ifadelerini kullandı.

### Orta Vadeli Program beklentisi

Eylül ayında açıklanması beklenen Orta Vadeli Program (OVP) ile ilgili görüşlerini
de aktaran Aran, açıklanan her OVP’de hedefler bulunduğunu ancak bunlara nasıl ulaşılacağının
detaylarının olmadığını söyledi.

Aran, “Programın; içsel tutarlılığı olan, gerçekçi, ‘bir şeyleri düzelteceğim’ diyorsak
nasıl düzelteceğimizin de ipuçlarını veren, herhangi bir şekilde tereddüt uyandıracak
bir yanı varsa o tereddütleri giderecek nitelikte olması lazım. Sürdürülebilir büyümenin,
sürdürülebilir kalkınmanın nasıl sağlanacağını, üretim, yatırım ve ihracatın nasıl
destekleneceğini, bu ortamın nasıl oluşturulacağını gösteren bir program olmalı.”
dedi.

### “Bir anda sıkılaşmaya gitmemeyi kıymetli buluyorum”

Hakan Aran, Türkiye’de parasal sıkılaşmanın yeni başladığını belirterek, şöyle devam
etti:

“Bunun kademeli olmasını, bir anda sıkılaşmaya gidilmemesini, piyasadaki dengelerin
sağlıklı bir şekilde sağlanması, ani bir duruşa neden olmaması ve kredi riskine 
yol açmaması adına kıymetli buluyorum. Bu, hem bankacılık sektörü için hem reel 
sektör için geçerli. Eğer ani bir artış olsaydı – herkesin beklediği gibi – ani 
duruş riski barındırırdı, bankaların bilançosunda çok güçlü bir bozulmaya, reel 
sektörde de kredi krizine neden olabilirdi. Çünkü değişken faizli kredilerin oranı
az değil. Faiz oranı arttığında kredi maliyeti de epey artacak. Bunun enflasyon 
beklentilerine paralel bir şekilde yönetilmesi önemli. O nedenle kademeli artışın
enflasyon beklentilerinde iyileşme sağlanana kadar ve piyasada faizlerde enflasyona
paralel bir denge oluşana kadar devam edeceğini, dengenin de sene sonuna kadar sağlanabileceğini,
Ocak ayı gibi gelinecek olan seviyelerde enflasyon beklentilerinin kontrol altına
alınmasıyla parasal sıkılaşmanın da artık sonuna gelineceğini düşünüyorum.”

Aran, parasal sıkılaşmanın bankacılık sektörüne etkisine ilişkin de, “Biz hazırlıklıyız.
Burada mevduat-kredi makasının nerede olacağı kritik. Alınan kredinin enflasyonla
karşılaştırıldığında iş yapma potansiyelini düşürmemesi, karlılığını etkilememesi,
fiyatların enflasyon oranında arttığı varsayıldığında kredi maliyetinin bunun altında
kalması; mevduat sahibinin de size parasını emanet ederken enflasyon kadar kazanması
gerekiyor. Dengeyi sağlama kısmı gerçekten önemli. Orada muhtemelen enflasyonun 
çok yakınında bir mevduat ve kredi faizi oluşması gerekir.” yorumunu yaptı.

### “Bir şeyleri düzeltirken bankaların da bir bedel ödemesi gerekiyor, o bedeli de zaten ödüyoruz”

İş Bankası Genel Müdürü Aran, makroekonomik tedbirlerin ilgili kurumlarla yakın 
temas içerisinde ve karşılıklı istişareyle, sektörün görüşü alınarak ulaşılmak istenen
hedeflere göre kaldırılmasının, gevşetilmesinin kıymetli olduğunu vurguladı.

Aran, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ama bir şeyleri düzeltirken bankalar da elbette bir bedel ödüyor, o bedeli biz 
de zaten fazlasıyla ödüyoruz. Merkez Bankası’nın getirdiği makroihtiyati tedbirler
nedeniyle tesis ettiğimiz menkul kıymet tutarı, aslında kamu borçlanmasının finanse
edilmesi anlamına geliyor. Ödediğimiz komisyon, aslında dolaylı bir vergi anlamına
geliyor. Bankaların kurumlar vergisi yüzde 30’a çıktı, doğrudan vergi artışı… Aldığımız
mevduatın bir bölümünü Merkez Bankası’nda zorunlu karşılık olarak tutuyoruz. Tüm
bunlara baktığımızda, sektör çok ciddi bir bedel ödüyor, çok önemli maliyetlere 
katlanıyor. Makroihtiyati tedbirler, muhtemelen bir süre daha devam edecek. Faiz
artışlarının sonuna gelip ‘normalleşme adımları tamamlandı’ denildiği yerde peyderpey
normal dozuna döner diye düşünüyorum. Yeni düzenlemelerin önemli bir bölümü yine
bankalara yük getirecektir. Yeni düzenlemeler sırasında tablonun ciddiyetine uygun
olarak makroihtiyati tedbirlerden payımıza düşeni de üstlenmiş olacağız.”

 

### “Ticari kredide hakiki büyümeden bahsedeceğimiz bir dönem göreceğiz”

Bankacılık sektöründe kredi piyasasına dair değerlendirmelerini de paylaşan Aran,
reel sektörün “krediye erişim yok, finansmana erişemiyorum” söylemlerinde haklı 
olduğunu, yılın ilk yarısında en fazla 3 ay gibi kısa vadeli TL kredi verebildiklerini,
verdikleri her krediyi negatif marjla, topladıkları mevduattan daha düşük fiyattan,
zarar etmeyi göze alarak verdiklerini söyledi.

Finansmana erişim probleminin önümüzdeki dönemde özellikle üretimi ve ihracatı artıracak
seçici alanlarda ortadan kalkmasını beklediğini aktaran Aran, şunları kaydetti:

“Geçmişte ‘faiz düşerken finansmana erişim zor olacak’ demiştim, şimdi de faiz artarken
finansmana erişim problem olmaktan çıkacak diye düşünüyorum. Çünkü bu, gerçekte 
bir faiz artış süreci değil, dengelenme sürecidir. Politika, kredi ve mevduat faizleri
enflasyona yaklaştıkça piyasada dengelenme sağlanacak, sağlıklı fiyat oluşumları
gözlenecektir.

Bankalar arası rekabet her zaman müşteri lehinedir, tasarruf sahibi birikimini enflasyona
karşı korumak, kredi kullanan işletmeler enflasyonun üzerinde para kazanmak ister.
Buna aracılık eden bankalar için de kredi-mevduat faizleri arasında pozitif bir 
makas olması yeterlidir ve her atılan adımla birlikte bu dengelenme noktasına daha
çok yaklaşılmaktadır.”

Kredilerde daralmadan bahsedilebilecek alanın yabancı para krediler olduğuna işaret
eden Aran, onun dışındaki kredilerde bir daralmadan değil, kredilerin yatay gitmesinden
söz edilebileceğine dikkati çekti.

Bankalarda ticari kredi iştahının arttığını, özellikle son bir aydır hareketlenme
başladığını ifade eden Aran, ikinci yarıyılın “çok daha dengeli, gerçekten ticari
kredi büyümesinin olduğu, ihracatın ve özellikle ticaretin işletme sermayesinin 
finansmanında bankaların daha fazla kredi verdiği bir dönem” olacağını ifade etti.

Özellikle ithalatı ve tüketimi körükleyen, tüketimi canlı tutan ve ithalatı teşvik
eden kredilerde daralma beklediğine işaret eden Aran, “Çünkü buralara kredi vermek
muhtemelen zorlaşacak. BDDK’nin ve Merkez Bankası’nın birtakım kural setleri getirmesini
ve bu kredilerin daha pahalı hale gelmesini bekliyorum.” dedi.
