# İş Bankası, Yiğit Bulut için mahkemede

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/is-bankasi-yigit-bulut-icin-mahkemede-9663h/
- Yayımlanma: 2016-02-04T16:53:00+02:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı
Yiğit Bulut’un banka hakkındaki açıklamaları için ağır suç dedi ve yasal yollara
başvurulduğunu açıkladı.

Dünya Gazetesi’ne verdiği özel röportajda ekonomiye ve bankaya dair açıklamalarda
bulunan Özince, Yiğit Bulut ve Akit Gazetesi’inden bir yazarın aynı dönemde gündeme
getirdiği bankanın hisse yapısı ile ilgili olarak da “Atatürk hisseleri hukuki verilere
göre değerlendirilir”

Özincenin gazetede yer alan röportajı şu şekilde:

“Küçük tasarruf sahipleri yüzbinlerle ifade edilen, uluslararası yatırımcısı olan,
memleketin en büyük özel bankasının, bir Cumhuriyet müessesinin ortaklık yapısını,
hisselerinin bir kısmıyla ilgili değerlendirme yapacağım derken, amacı aşan ve müesseseyi
hedef alan bir değerlendirme yaparsanız o müessesenin itibarını ve mali konumunu,
hissedarlarının menfaatlerini olumsuz etkileyebilir. Bahsedilen konu basında yer
aldığı şekliyle suçtur. İş Bankası da yasal yola başvurdu. Otoritelerin ve hukukun,
başlattığımız adımın gereğini yapmasını bekleriz.

Ama İş Bankası’nın her zaman övündüğümüz bir yönü daha vardır. İş Bankası’nın 50
bini aşkın ailesi, Atatürk hisselerinden daha yüksek bir payı alınların teriyle 
almışlardır ve İş Bankası’nı Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu prensipler
doğrultusunda yönetmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir.

Tartıştığınız, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun Türk Medeni Kanunu’na göre yaptığı
vasiyetidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti ölümünden bu yana 80 yıla yakın süredir
hukuka uygun şekilde uygulanmıştır. Siz bunu beğenmeseniz de vasiyete, vasiyet sahibine
ve hukuka saygı göstermelisiniz. Tersine bunu eleştirdiğinizde Mustafa Kemal Atatürk’ün
kutsal saydığım iradesine de saygısızlık ediyorsunuz kanısındayım.”

**Köprüleri, havaalanlarını finanse eden bu sektör motive edilmeli **

Ersin Özince, bankacılık sektörünün ekonomiyi taşıma, kaldıraçlanma açısından önemli
mesafe kaydettiğinin de altını çizdi. Özince, “Kredilendirme açısından bankacılık
sektöründe bir sıkıntı olmadığı belli. Bugün Türk bankacılık sistemi dışarıdan aldığı
fonlarla KOBİ’lerden kurumsal yapılara ve bireylerin ihtiyaçlarına hatta ülkenin
uluslararası ihalelerle aldığı büyük alt yapı yatırımlarını kredilendirebilecek 
yetkinliği olduğunu gösterdi.

Bir zamanlar, değil enerji projelerini köprü ve havaalanları gibi alt yapı projelerini
bile yerli bankaların, bu şekilde, neredeyse tamamını kredilendirebileceğini düşünemezdik.
Kredi karşılamada vade ve miktar açısından baktığınızda bankacılık sektörü hala 
rekabetçi fiyatlarla kredilendirme yapmaya devam ediyor. Burada devletin beklentisi
de hemen hemen yerine geliyor diye düşünmek lazım” açıklamasını yaptı.

B**u huba her yatırımcı gelmeli**

Bankacılık sisteminde artık gelinen noktada ‘bankaların şu ya da bu alanda yetersiz
kalacağı kaygısını taşımak lüzumsuz’ olacağı görüşünü de savunan Özince, bu noktada
uluslararası düzenlemelere bir parantez açtı. Basel prensiplerinin Türk bankalarının
sermaye yeterlilik rasyolarını yüzde 20’lerden yüzde 15’lere getirdiğine işaret 
eden Özince, “Buralara kredi vererek ve kur artışının dövizli kredilerde yarattığı
etkiyle geldik” dedi ve ekledi: “Bölgesel finans merkezi olacak bir yere her yatırımcı
gelmeli.

Dünya standartlarında en kaliteli yatırımcı gelmesini hedefl emeliyiz. Standartları
yeterince yükseltemediğimiz sermayenin kurallarını da en yüksek standarda çekmeye
çalıştıkça Türkiye ister istemez yatırımcılar için zor bir ülke haline geliyor. 
Basel 3 prensipleri nedeniyle bazı Türk varlıklarını değerinin yarısı kadar sayacağız.
Piyasa motivasyonu ve motifleri açısından iyi olmuyor, zor oluyor”

**Ramazan topunu neden atmıyoruz?**

Özince, bankacılık sektörünün sermayesini büyütmesi gerektiğine atıfta bulunarak
söze bir hikaye ile devam etti: “Adama sormuşlar, ‘Ramazan topunu neden atmıyorsunuz?’
cevap vermiş: ‘Sayayım, birrrrr barut yok, ….. iki ….’ Öteki hemen atılmış. ‘Tamam;
devam etme, gerisi önemli değil…’ Şimdi bu açıdan baktığınızda bankacılık yapmak
için en evvela sermaye gerekir. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde sermaye
lazım.

Sermaye için de gönüllü ve uzun vadeli para kazanacağına inanan inançlı sermayedar
lazım. Bunu da ticaretin gereği olarak söylüyorum. İmkanlarımız ve iştahımız nispetinde.
Havalar güzelse iştahımız artar. Ülkemiz zaten büyüme oranları, finans sektörünün
gelişme imkanları, jeopolitik gelişmeler diye bakıldığında öyle çok büyük gelişmeler
vaat edecek bir dönem yaşanmıyor.”

**Çok kârlı diyen kaç yatırımcı para koyar?**

Bugün bankacılıkta sermayedarın 2000’lerin başında olduğu kadar istekli olmadığına
vurgu yapan Özince, “Herkesin gözünde bankacılık sektörü olarak çok kârlı gözüküyoruz
ama kâr hissedara ulaşmıyor, hele de uluslararası banka sermayedarları açısından
durum hiç de göründüğü gibi değil. Bankacılıkta sermaye getirisi 15’lerin altına
geldi. TL’nin randımanını faizle hesaplasak, mevduata Türkiye riskini eklesek, kur,
borç, jeopolitik risk diye ekleseniz de gelen sermaye kurallarına bakıp bu sektör
çok kârlı diyen kaç yatırımcı parasını koyar.

Kaldı ki Türkiye’deki düzenlemeler nedeniyle kaç banka hissedarı temettüyü almış
veya transfer etmiştir. Banka hissedarı yüzde 3’e 5’e karşılık nema elde ediyorsa
ne âlâ. Ellerinde banka hissesinin değer artışı kalıyor” değerlendirmesini yaptı.

**Yatırımcı olarak ‘az hassaslar’ geliyor**

Türkiye’de bankalar el değiştiriyor. Özince, bunun iyi bir şey olduğunu düşünmekle
beraber gelen yatırımcının düşük hassasiyetli olduğu değerlendirmesini de yaptı.
Özince, “Özellikle hassasiyeti yüksek olanların biraz uzaklaştığını düşünüyorum.
Uluslararası kotasyonu olanların Türkiye’ye özgülenen sermayesi az karşılık ifade
eder hale geliyor. Çin, Rusya ya da Körfez ülkelerinden gelen sermaye gelişmiş ülkelerdeki
gibi hassas yatırımcı değil. Bunu iyi ya da kötü manasından ziyade yatırımcı penceresinin
farklılığı açısından dikkat çekmek isterim” diye konuştu.

**Sektörü katlayacak bir aritmetik yok**

Türk bankacılık sektörü açısından sermayedarları ikna edebilecek çok iyi bir resim
olmadığını da söyleyen Ersin Özince, “Bazen sektör düzenleyicilerinden öyle beyanlar
geliyor ki yabancının kalmak için düşünmesine gerek kalmıyor. Bankacılık sektörü
özelinde bakıldığında kötümser değilim ama iyimser de değilim. Kötümser değilim 
çünkü bankacılık sektörü iyi yapılandı ve iyi regüle ediliyor. Görüldüğü gibi halen
çok parası olan hissedarların ilgisi var.

Ama bu sektörü büyütmek diyorsunuz, büyütmeye, katlamaya eski 10 yılda olduğu gibi
güçlü götürmeye dönük bir aritmetik yok. Fed’in faizi dikkate alındığında ABD gibi
ülkelerdeki getiri beklentisi bizimkini geçiyor. Dolar bazında bizim borsada reel
getiri şüpheli!” dedi. Köprüleri, havaalanlarını finanse eden bu sektör motive edilmeli.

**Rekabet merdiveninde yükselemezsek geçerler**

“Türkiye açısından son yıllarda hizmet sektörü ağırlıklı bir ekonomik yapı oluştuğuna
da değinen Özince, “Ben her şeye rağmen Türk sanayisinin olgun olduğunu düşünüyorum.
Gün geldi Pakistan ipliği Türkiye’ye Türk pamuğundan ucuza geldi. Gün geldi Çin 
ham bezi Pakistan ipliğinden dolayısıyla Türk pamuğundan ucuza geldi. İskenderun’a
sıcak sac iniyor. Benim yıllarca üzerinde durduğum konu mukayeseli üstünlüklerin
kişiler, şirketler ve ülkeler için nasıl geliştirilebileceği…

Onun içinde sık sık şöyle dedim: ‘Rekabet merdiveninde üst seviyelere çıkmazsak 
arkadan gelenler bir üst basamağa çıkacak’. Rekabet sıçraması getirecek tohum yok.
Biz Türkiye’de hala verimlilikten bahsediyoruz. Verimlilik olmazsa olmazdır. Sanayi
4.0 kavramı müthiş. Türk otomobili diyoruz, teknoloji liderleri şoförsüz otomobil
üretiyor. İnsanlar artık arabalarla konuşuyor. Üretmek bir tarafa toplum olarak 
elimizdeki imkanları ne kadar kullanıyoruz bunun bir hesabını yapmak gerek. Elimizdeki
insan kaynağını ne denli kullanıyoruz? Elimizdeki üretim imkanlarını ne kadar kullanıyoruz?”

**Ortalama büyüme daha tatmin edici olmalı**

Uluslar üstü kuruluşların büyüme tahminlerine bakıldığında gelişmiş ülkelerin ve
rekabet avantajı sağlayabilen ülkelerin görece üstün olduğu bir perspektif çizildiğine
işaret eden Ersin Özince, şu anda sorun yaşasa da Çin’in gelişmekte olan ülkeler
arasında Hindistan ile sürükleyici konumunu koruyabileceğine değindi.

Özince, “Türkiye’nin dünya ortalamasında ya da bazı gelişmiş ülkeler kadar büyümesini‘
iyi bir şey’ diye yorumlamamız tatmin edici olmamalı. Düşük büyüme daha az dış kaynak
ve daha az istihdam demek. Düşük büyümelere ekonomiler dayanır da insanlar dayanabilecek
mi? Ya da hangi şartlara maruz kalacaklar” dedi.

**Dış borç sorun değil, reel sektör borcunu çeviriyor**

Fed’in faiz artırımının devam etmesinin bir süre sonra kredi notu-dış sermaye bağlamında
yeniden bir kısır döngü yaratacağını belirten Özince, “Rating az diye kredi gelmez,
sermaye gelmediği için rating artmaz. Sonunda her şey nota bakar. Rating artmazsa
risk primi artar. Bugün risk priminin yükselmesi de kimseyi rahatsız etmiyor. Şunu
gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz ki mevcut aynen korunduğu müddetçe, özellikle
dış borç açısından sorun olmayacaktır. Reel sektör borçlarını kolaylıkla çevirebiliyor.
Bugün bazı büyük sanayi şirketleri Türkiye’de para satıcısı. Bazıları yurtdışından
bankalardan bile daha uygun koşullarla kaynak sağlıyor” ifadelerini kullandı.

**Ne olur asgari ücret vergilenmese, genç nüfusa teşvik gelse**

Ersin Özince’ye asgari ücrete ilişkin fikrini sorduğumuzda şu cevabı verdi: “Bir
yönetici olarak masaya oturduğunuzda işin gereğini yapıyorsunuz ama asgari ücrette
tamamen şahsi bir kanaatim var. Asgari ücrette kamusal yüklerin seviyesine baktığımızda
insanın içinden ‘ne olur asgari ücret vergilenmese…’ demek geçiyor. Ne sakıncası
olur acaba. İş bulanların aylıklarının büyük kısmı bordrolarında alındıktan sonra
ulaşımdan haberleşmeye gıdadan akaryakıta en çok dolaylı vergiyi yine onlar ödüyor.

Doğrudan vergilendirilenler hayatlarının pratiğinde dolaylı vergilere de en çok 
muhatap olanlardır. Asgari ücretin artması fikri gündeme geldiğinde, kayıt dışı 
istihdamı da düşünerek, olumsuz etkiler diyen olmuştur. Benim kişisel görüşlerim
müesseseyi bağlamamalı ama bence olsa olsa yükseltilen miktar efektif geçinme endeksine
göre olsa olsa kaybı düzeltmiştir. Genç çalışan nüfusa teşvik getirilmeli. Bu kadar
nitelikli genç insan işsizken Türkiye’de istihdamın teşvik edilmesi lazım. Kimsenin
ekmeğinde gözüm yok da gençler işsiz, milyonla emekli çalışıyor.

Belki de bunun biraz caydırılması lazım. Emekli çalışana düzenleme yapıp genç ve
nitelikli insanların önünü açmak lazım. Kendi mesleğini yapana teşvik gelebilir.
Daha az vergilenebilir. Kariyer yolları belli olurken gençleri motive etmek lazım.
Geçtiğimiz yıllarda nitelik yönünden bakıldığında durum hiç de tahsili ihtisas mukayeseli
üstünlük geliştirecek bir istihdam yaratmamışız.”

**Yıllardır büyük bir sanayi yatırımı gelmiyor**

“Biz en az 4-5 senedir adamakıllı büyük bir sanayi kredisi vermemişizdir” diyen 
Özince, büyük bir sanayi yatırımı gelmeyeli yıllar geçti tespitini yaparken sanayi
ve finanstan çekilen sermayedarın gayrimenkule sektörüne geçiş yaptığını da hatırlattı.
Özince, “Gayrimenkul piyasalarını sermaye piyasalarıyla örtüşmeyi başlatamadığımız
gibi bir de gayrimenkul aldı başını gidiyor. Türkiye için olmazsa olmaz gayrimenkulün
menkulleştirilmesidir. Bu kentleşmenin, bir yerde de ekonominin ihtiyacı. Türkiye’nin
geleceğine çıkış bulmak için hizmet sektörüyle ilgili içeride yaptığımız işleri 
üretimle el ele götürmeliyiz. Gayrimenkul fiyatları, üretimi caydırıcı hale gelmiş
vaziyette. Sanayiciler ile tartışıyorum. “70 euroya sanayi arsası bulursak şanslıyız”
diyorlar. Bugün İstanbul içinde sanayinin imalathanelerin bulunduğu yerlerin konut
rantını arzuladığını duyuyoruz. Prensip olarak ülkemizde üretimin desteklenmeye 
devam etmesi lazım. Bu da en kolay üretim maliyetlerini düşürerek olur. Geleceğin
katma değerli üretimini hedefl emeliyiz. Geleceğin katma değerli üretimi ise sanayi
4.0’dan geçiyor. Bu genç insan potansiyelini de katma değerli alanlara yönlendirmek
lazım” ifadelerini kullandı.

---

**ERSİN ÖZİNCE DAHA ÖNCE NE DEMİŞTİ?**

Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince, Yiğit Bulut’un bankaya el
konulması açıklamasına daha önce de yanıt vermişti.

Özince, “İş Bankası’na el konulmasını gerektirecek bir şey olamaz. İş Bankası halka
açık bir şirket. Zannediyorum tartışma konusu yapılmak istenen Atatürk hisselerinin
Cumhuriyet Halk Partisi tarafından temsil edilişidir. Bu, bankanın yalnızca yüzde
28’i ile ilgili bir konu. Yani bu yüz binlerce hissedarı olan bir anonim şirkete
el konulmasını söylemek, eski Sermaye Piyasası Kurulu başkanlarımızdan bir tanesinin
ifade ettiği gibi mali bir suç teşkil ediyor sanırım. Tabii ben beyefendinin değerlendirmesiyle
ilgili kişisel bir değerlendirme yapmak durumunda değilim. Ama basından aldığımız
bilgiler doğrultusunda bu, bir anonim şirketin sadece itibarını değil, hissedarlarının
mali konumunu da zedeleyecek tarzda bir şey” ifadelerini kullanmıştı. 

 
