# İstanbul Barosu’ndan sert açıklama

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/istanbul-barosundan-sert-aciklama-795h/
- Yayımlanma: 2013-12-27T13:36:00+02:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Hukuk devletinde yürütme, yargıya meydan okuyamaz, emir ve talimat veremez, soruşturmaları
engelleyemez. Yargı da ancak hukuk kuralları içinde ve sadece hukukun gereğini yerine
getirmek amacıyla hareket edebilir.

Son günlerde Türkiye, devlet erkini elinde bulunduran siyasi iktidar ile bu erki
yine kendisinin destek ve teşviki ile paylaşan bir yapının güç ve iktidar savaşına
tanık olmaktadır. Ne yazık ki bu güç mücadelesi; devlet kurumları, özellikle yargı
ve emniyet üzerinden yürütülmektedir. Tüm yargısal gelenekler, kurallar alt üst 
olmuş, adalete yabancı amaç ve mülahazalar, “güç” dengeleri belirleyici hale gelmiştir.
Hukuk ve yargı, ne acıdır ki bu güç savaşında “rakibi” alt etmenin bir aracı haline
dönüştürülmüş, hukukun gücünün yerini gücün hukuku almıştır. Türkiye hızla kanun
devleti olmaktan dahi çıkmaktadır.

**Yargıya apaçık müdahale**

Bu kargaşa ortamında, sadece toplumun çıkarları gözetilerek adalet adına yapılması
gereken soruşturmalar bir silah gibi kullanılabilmekte, öte yandan siyasi iktidar,
Adli Kolluk Yönetmeliği’ni değiştirerek ve çeşitli müdahalelerle kendisine ve yakınlarına
suç işleme özgürlüğü ve ayrıcalığı yaratabilmektedir. Bu kargaşa ortamında kuvvetler
ayrılığı hiçe sayılarak yürütme ve onun parçası olan emniyet yargıya meydan okuyabilmekte,
görevlerini yapmamak için direnebilmekte, iktidar yetkilileri yargıya emir ve talimat
verebilmektedir. Yargıya apaçık müdahalelerde bulunulmaktadır. Bundan önceki bazı
soruşturma ve yargılamalarda bu tür müdahaleleri alkışlayanların, soruşturmanın 
gizliliğini, masumiyet karinesini, özel hayatın gizliliğini, tutuklamanın istisnailiğini
ve daha pek çok usul kuralını, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığını ağızlarına
dahi almayanların ve önemsemeyenlerin bugün bu kavramlara sarılmaları inandırıcı
olmamaktadır. O süreçlerde ortalığa saçılan delillere, ses ve görüntülere, soruşturma
ve yargılamaların medya üzerinden gazete ve televizyonlarda yapılmasına ses çıkarmayanların,
hukuka aykırı ve tahrif edilmiş delil iddialarına hiç kulak vermeyerek esas olanın“
fiilin vahameti” olduğunu dile getirenlerin, yargı bağımsızlığını yargı hazımsızlığına
dönüştürenlerin bugün söyleyebileceği hiç bir şey yoktur. Samimiyet testinden geçememişlerdir.
Attıkları bumerang dönüp kendilerini vurmuştur.

**Ülkemiz bunu hak etmiyor**

Bu devlet ve toplum için bir kaos ve kıyamettir. Bugün bir hukuk kargaşası ve kargaşa
hukuku söz konusudur. Türkiye’yi bu duruma bu iki “güç odağı” birlikte getirmişlerdir
ve ortak bir sorumluluk içindedirler. Yani kimse masum değildir. Siyasi iktidar,
devlet erkini başka güçlerle paylaşmanın ve hukuku ayaklar altına almanın bedelini
ödemektedir. Ne yazık ki bu bedeli ülke ve toplum da ödeme noktasındadır. Ülkemiz
bunu hak etmemektedir.

Unutulmamalıdır ki demokrasi sandıktan ibaret olmayıp bir denetim rejimidir ve hukuk
devletinde bağımsız yargı denetimi vazgeçilmezdir. Tıpkı Meclis gibi, bağımsız yargı
da millet egemenliğinin bir parçası ve seçim süreci dışında toplumun siyasi iktidarı,
yürütmeyi, hatta yasamayı denetleyebilmesinin vasıtasıdır. Yürütme, iktidar denetimsiz
ve istediğini yapabilen bir güç olmayıp, o da yargısal denetime tabidir.

**Haklı çıkmanın üzüntüsü**

Bugüne dek pek çok kez ve ısrarla siyasallaşan, bir takım güçlerin denetimine giren
bir yargının bulunduğu bir ortamda adaletten ve hukuk devletinden söz edilemeyeceğini,
böyle bir ortamda hiç kimsenin hukuk güvenliğinin kalmayacağını dile getirdik. Bu
sürecin şimdiki ortama yol açacağının altını çizdik ve uyarılarda bulunduk. Şimdi
haklı çıkmanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Ülkemiz ve yurttaşlarımız adına kaygı duyuyor
ve uyarıyoruz:

Hukuk Devletinde devlet erki başka güçlerle paylaşılamaz. Böylesi bir durumda buna
imkân ve izin veren de hem siyaseten hem de hukuken sorumlu olur. Yine hiç kimse,
sandık iradesi arkasına sığınarak devleti başka güçlerle yönetemez, buna izin veremez,
göz yumamaz, devlet gücünü kendi amaçları için kullanamaz, yargıyı ve diğer kurumları
bir silah olarak kullanamaz, hukuku amaca uygun biçimde eğip bükemez, bu amaçla 
değişiklikler yapamaz, yargısal denetimi reddedemez. Hukuk Devletinde siyasi iktidar
ve yürütme, emniyet yargıya meydan okuyamaz, emir ve talimat veremez, soruşturmaları
engelleyemez, yolsuzlukları ört bas edemez, kendisi veya yandaşları için suç işleme
özgürlüğü ve ayrıcalığı yaratamaz. Kimse yargıya baskı yapamaz. Adli kolluğun mahkeme
kararlarını ve bu doğrultuda savcının emirlerini yerine getirmemesi, amirlerin kolluğa
bu yönde emir ve talimat vermesi (TCK 257, 260, 281 ve 283. maddelerine göre) suçtur.
Konusu suç teşkil eden emir ise yerine getirilemez. Buna karşılık yargı da elindeki
gücü bir baskı aracı olarak kullanamaz, keyfi davranamaz, yalnız hukukun sınırları
içinde hareket edebilir. Bunun dışında bir durum kabul edilemez. Çünkü demokrasi
bir kurallar rejimidir ve herkes bunlara uymakla yükümlüdür.

**Tuz kokmuştur**

Gelinen noktada artık tuz da kokmuştur.  O halde şimdi hukuk zamanıdır. Bir kez 
daha belirtmek isteriz ki İstanbul Barosu sadece hukuktan yana taraftır ve tek pusulası
adalettir. Bu nedenle süreci dikkatle ve kaygı ile izlerken hukuk devleti, yargı
bağımsızlığı, demokrasi talep ve mücadelemizi daha da artan bir kararlılıkla sürdüreceğiz.
Bu sürecin, siyasetin kuşatamadığı bağımsız bir yargı ve hukukun önemini tüm topluma
daha açık bir biçimde göstermiş olduğunu ümit ediyor ve tüm yurttaşlarımızı bu kavramlara
sahip çıkmaya çağırıyoruz
