# JCR: ‘Türkiye yüzde 4 civarında büyüyecek’

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/jcr-turkiye-yuzde-4-civarinda-buyuyecek-514h/
- Yayımlanma: 2013-12-07T14:18:00+02:00
- Yazar: Haber Merkezi

Japon kredi derecelendirme kuruluşu JCR (Japan Credit Rating) Eurasia Başkanı Orhan
Ökmen, 2014’te küresel para politikalarının normalleşmeye başlayacağını belirterek,“
Türkiye’nin yüzde 4 civarında büyüyeceğini bekliyoruz” dedi. JCR’ın 2014 yılına 
ilişkin finansal ve ekonomik beklentilerine ilişkin açıklamada bulunan Ökmen, “2014
tasarruf yılı olarak ilan edildiği için tüketim veya talep yönünden büyüme dinamikleri
baskı altında tutulacaktır. Kredi kartı üzerine yapılan düzenlemeler bu kapsamdadır.
Burada Merkez Bankası’nın politikalarından ziyade Bankacılık Denetleme ve Düzenleme
Kurumu (BDDK) politikaları öne çıkmaktadır” ifadelerini kulllandı. Türkiye’nin 2014’
te dışsal gelişmelerden ne yönde etkileneceğine ilişkin olarak Ökmen, “Türkiye’de
ve gelişmekte olan ülkelerde piyasa etkinliklerinin baskılanacağı müdahaleci bir
döneme giriliyor. Buradaki baskılanma para politikasından ziyade maliye politikaları
ve hükümet zorlamalarıyla olacaktır” dedi.

#### **Kredi artış oranları düşebilir**

Türkiye’nin ekonomik büyüme dinamiklerini önümüzdeki sene de korumaya devam edeceğini
belirten Ökmen, şöyle konuştu: “Türkiye’nin yüzde 4 civarında büyüyeceğini bekliyoruz.
Orta ve uzun vadede Türkiye’nin demografik yapısı ve iş gücü yapısı ile ürün piyasalarının
esnekliği nedeniyle büyüme dinamiklerini büyük oranda koruyacağını düşünüyoruz. 
Sermaye piyasalarının giderek derinleşeceğini bekliyoruz. Bu da Para politikasının
esnekliğine katkı sağlayacaktır. Dış finansmana bağımlılık seviyesi, dış finansman
maliyetlerinin ve dışsal borçların rezervlere oranının 2014 yılında iyice artış 
kaydetmesini bekliyoruz. Bunun sonucunda da kredi artış oranlarında düşme bekliyoruz.
Sonuçta bu da büyüme dinamiklerini biraz daha zayıflatacaktır.

Ekonominin beklenenden daha fazla zayıflaması halinde daha fazla işsizliğe meydan
vermemek için hükümetin borç oranlarını bir miktar artırabileceğini öngörüyoruz.
Avrupa’daki gelişmelere bağlı olarak Türkiye’nin ihracat potansiyelini 2014 yılında
ve orta vadede koruyacağını ve hatta artacağını bekliyoruz. Geniş dış finansman 
ihtiyaçları göz önüne alındığında, küresel likidite azalır ise Türkiye’nin en savunmasız
gelişmekte olan ülkeler arasında kalması yüksek olasılıktır.”

2014 ve 2015 yılında yapılacak olan seçimlerinin ekonomik görünüm üzerindeki bazı
olası etkileri olabileceğini belirten Ökmen, “Yerel ve parlamento seçimleri nedeniyle
bütçe disiplinin gevşemesi ve bir miktar genişlemeci bir maliye politikasına geçilmesi
gündeme gelse de buradaki gevşemenin kabul edilebilir ve makul sınırlar içerisinde
kalacağına inanıyoruz” dedi. Ökmen, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin ulaştırma ve 
lojistik konusunda öneminin daha da artması gündeme gelebilecektir. Irak’ın petrol
üretimindeki kapasite artışının hayata geçirilmesiyle Türkiye’nin söz konusu arzın
Avrupa’ya iletilmesi konusundaki önemi artacaktır. Doğalgaz üretimiyle ilgili olarak
kaya gazı üretiminin artması neticesinde doğalgaz fiyatlarında ve diğer enerji fiyatlarında
bir azalma olması olasılığı yüksektir. Bunun neticesinde dış ticaret açığı konusunda
önemli kalemlerden biri olan enerji faturası konusunda birim enerji maliyetinin 
azalması olasıdır. Bunun sonucunda ulusal ekonomik büyüme dinamiklerinin olumlu 
yönde etkileneceği öngörülmektedir.

Önümüzdeki dönemde Merkez Bankası’nın politikalarının küresel gelişmeler ışığında
nasıl şekillenebileceğine ilişkin değerlendirmede bulunan Ökmen, şunları kaydetti:“
Aşırı bol sermaye girişlerinin ve kredi büyümesinin gizlediği uzun süredir devam
eden yapısal bozukluklar gün yüzüne çıkacaktır. Ekonominin dışsal fonlamaya ve döviz
kurlarına bağımlılığı Merkez Bankası’nın politikalarını zorlamaktadır. Çift paralı
bir ülke haline gelen Türkiye’de finansal gelişmelerin önemli bir bölümü Merkez 
Bankası politikalarının dışında oluşmaya başlamıştır. Yani finansal koşulların önemli
bir kısmı Merkez Bankası’nın doğrudan kontrolü dışına çıkmıştır. Parasal aktarım
mekanizmalarını zayıflamıştır.

Küresel gelişmeler yükselen ekonomilerin ve Türkiye’nin para politikalarının sıkılaşmasını
zorlamaktadır. 2013 yılında temel amaç olarak benimsenen enflasyonun önlenmesi ve
hedeflenen enflasyon oranlarının gerçekleştirilmesi mümkün olamamıştır. Esasen şu
sırlarda ek parasal sıklaştırma tedbirleri uygulanmaya başlansa da bu konuda Merkez
Bankası biraz geç kaldı. Yine Merkez Bankası’nın büyüme ve enflasyon ikileminde 
seçeceği araç ve amaç bağımsızlığı yerel ve yabancı yatırımcılar nezdine Türkiye’de
siyasî otoritenin etkinliğiyle ilişkilendirilmiştir. Merkez, politika faizini -kendi
faizini- bir kenara bırakıp sadece para piyasası faizlerini yükseltmek zorunda kaldı.
Zira politika faizinin zincirleme etkilerinden çekindiği ve bankacılığa daha fazla
zarar vermek istemediği için bu yolu mecburen seçti.

Enflasyonun 2006 yılına kadar maliye politikalarıyla mali disiplinle çözüldüğünü
belirten Ökmen, “Talep kısıtlamaları yapılamamış idi. 2014 yılında talep kısıtlamaları
gündemi işgal edecektir” dedi. Türkiye’deki global sermayenin giriş-çıkış duyarlılığının
küresel faktörlere birebir endeksli olmamasının ödemeler dengesindeki olası şok 
riskini azalttığını belirten Ökmen, “Türkiye’ye gelen brüt sermaye girişlerinin 
global değişkenlere hassasiyeti diğer gelişen bir çok ülkeye göre daha düşük olması
ve global fonlamadaki artış veya düşüşün Türkiye’ye aynı derecede yansımaması, Fed
kararlarının Türkiye açısından sebep olacağı varsayılan negatif etkilerin önemini
ve sermayenin giriş çıkışının oynaklık aralığını azaltmaktadır” ifadelerini kullandı.
Türkiye’deki finans kuruluşlarının uluslararası sermayeye ulaşımında önümüzdeki 
dönemde bir sıkıntı yaşamayacağını belirten Ökmen, “Dış fon bulma konusunda Türk
bankaları açısından herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Ancak,Türk bankalarının 
dış kaynaklara yönelik bağımlılığı kırılganlık arz eden yüzde 20’lik kritik seviyenin
üzerine çıkmıştır. BDDK’nın 2014 yılında bu alanda da sınırlayıcı düzenleme yapması
gerekebilir” dedi.

Pozitif gelişmelere rağmen sermaye akımlarının yaratabileceği bazı riskler olduğuna
da dikkati çeken Ökmen, “Para politikasındaki makro-ihtiyati tedbirlerin piyasa 
uyumu düşmüştür. Sermaye akımlarının yaratacağı olası finansal ve makroekonomik 
riskleri azaltmak için aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir kısım ülkelerin uyguladığı
piyasa temelli makro-ihtiyati tedbirler, piyasa uyumunu yakalayamadığı gibi piyasa
uyumuna katkı yapamamıştır” dedi. 2013 yılı bütçe hedeflerinin ulaşılabilir olduğunu
belirten Ökmen, “Türkiye’nin, özellikle kamu yatırım harcamaları nedeniyle, genişlemeci
maliye politikası uygulamaktadır.Türkiye’nin uyguladığı maliye politikaları, dış
piyasalardan kaynaklanan kaynaklı riskleri azaltıcı bir etkisi varr. 2014 bütçesinde,
faiz dışı harcama seviyesi olarak orta vadeli planda belirtilen seviyenin hedeflenmiş
olması pozitif yönde dikkatimizi çekmektedir” şeklinde konuştu. Ökmen, “Kamu maliyesinde
güçlü duruşu sürdürmek hedefi şu ana kadar başarılıdır. Ancak, seçim döneminde OVP
açıklanan şekliyle ilan edilen hedefler korunabilir mi? Türkiye açısından izleyeceğimiz
önemli bir başlıktır” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de tasarruf açığının izlediği seyre de değinen Ökmen, tasarruf açığının 
yapısal bir sorun olarak varlığını devam ettirdiğini kaydetti. “Dikkat çekici olan,
kamu tasarruf açığının azalmasına rağmen özel sektör tasarruf açıklarının giderek
derinleşmesidir” diyen Ökmen, 2001 yılında yüzde 11’lere ulaşan kamu kesiminin tasarruf
açığının özel kesim tasarruflarıyla karşılanırken, 2011’de toplam tasarruf açığının
yüzde 80’e yakınının özel kesim tarafından oluşturulduğunu vurguladı. Tasarruf açığı
sorununu 1990’lı yıllardan farklı olarak kamu ekonomisi ve maliye politikaları açısından
değil, daha çok özel kesim açısından sorgulanmsı ve hane halkının tüketim tasarruf
davranışlarıyla ilişkilendirilmesi gerektiğini dile getiren Ökmen, Orta Vadeli Program
hedefinin ekonominin simülasyonlarından elde edilen hedefler için değil, büyük oranda
Avrupa ve dünya ekonomilerine yapısal uyum sağlama çabasıyla yapılmış olmakla birlikte,
2013-2016 devresi için Türk ekonomisini istikrara davet eden bir yapısı bulunduğun
söyledi.

Ökmen, “Enflasyon (TÜFE), işsizlik ve dolar kuru tahminlerinde önemli sayılabilecek
olumsuz yönde değişiklikler yapıldı. OVP’de öngörülen cari açığı azaltmak, tasarruf
oranlarını artırmak verimliliği artırmak gibi temel öncelikleri bizler de önemsiyoruz.
Ancak bu amaçların nasıl gerçekleştirileceği konusunda herhangi bir yol haritası
yok. Temenniden öteye geçemiyor. Önemli göstergeler için yapılan tahminler teorik
ve teknik olarak birbiriyle uyumludur. Ancak, zımni olarak hedeflenen dolar kuru
ve petrol fiyatları bize göre iyimser duruyor. FED’in alacağı kararlar bu tahminlerin
hepsini değiştirebilir” dedi.
