# Kamu Varlık Fonu… Neyin Nesi!

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/kamu-varlik-fonu-neyin-nesi-545yy/
- Yayımlanma: 2017-02-08T15:56:00+03:00
- Yazar: Dr. Ceyhun KIR

Bir akşam haber kanallarında alt yazı geçtiğinde veya ertesi sabah gazetelerde gördüğümüzde
fark ettik O’nu. Ülkenin en önemli kamu şirketlerinin ve belirli hazine arazilerinin
mülkiyetine bir anda sahip olunca farkına vardık O’nun. İlk günlerde bile devasa
bir büyüklüğe ulaşıp sadece beş kişi tarafından yönetileceğini öğrendiğimizde dikkatimizi
çekti O.

Oysa ki 2016 Ağustos’unda kabul edilen ve resmî gazetede yayınlanan OHAL kapsamındaki
6741 sayılı [“Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”](http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/08/20160826-1.htm)
isimli kanun ile çoktan kurulmuş bile. O bir Anonim Şirket. Hem de bu gidişle Dünya’nın
en büyük mal varlığına sahip olacak şirketlerden bir olacak gibi duran bir Anonim
Şirket.

İlk şaşkınlıktan sonra Dünya’da da örnekleri olduğu yazılıp çizildi ama Dünya’daki
örneklere benzemeyen çok yanı var. En önemlisi; diğer ülkeler, giderlerinden daha
fazla gelir elde etiklerinde bu İş’e girmişler. Örneğin, petrol veya doğal gaz gibi
kaynakları olan ülkeler bunlardan elde ettikleri fazla gelirleri, devlet bürokrasisinden
kurtarıp daha verimli alanlarda kullanmak ve gelecek kuşaklara aktarmak için bu 
tür fonları kuruyorlar. Ancak Türkiye’nin böyle bir gelir fazlası, en azından bildiğimiz
kadarıyla, yok. Tam aksine fona devredilen şirketlerin bazıları zararda yani gider
fazlaları var. Sadece bu bile bizimkinin farklı “bir şey” olduğunu gösteriyor.

Dünya’daki örneklerinden epey farklı olan bu “bir şeyi” anlamak için ne yapmak gerekir?
Hukuki dayanağına olan yukarıdaki Kanun’a bakmak lazım, ama o da dertlere derman
olmuyor. Tam aksine Kanun’u okuyunca kafada bir sürü soru işareti oluşuyor.  Bunlardan
birkaç tanesini paylaşalım da ne demek istediğimiz tam anlaşılsın.

Kanun’a göre, mal varlığı kamuya ait varlıklardan oluşan bu şirket, kamu denetiminden
çıkarılmış özel hukuk kapsamına alınmış. Kanundaki bu madde hukuki açıdan çok tartışma
götürür. Bir başka maddede TBMM denetiminden bahsediyor. Ancak şu gerçeği ne yapacağız?
Varlık Fonu adına karar verenler iktidar tarafından atandığına göre ve TBMM çoğunluğu
oluşturan grubun iktidar milletvekilleri olacağına göre, söz konusu denetim biraz“
kendi çalıp kendi oynama” durumu olmayacak mı? Yani önce karar alıyorsunuz, sonra
kararı uyguluyorsunuz sonra da bu uygulamayı denetliyorsunuz! Saçmalamadan bir cevap?

Kanun’a göre fonun varlıkları, işlemleri, gelirleri ilgili vergi ve harçlardan muaf
tutulmuş. Bu Devletin zaten adil olmayan ve sorunlar yumağı vergi sistemini daha
da bozmaz mı? Vergi gelirlerini azaltmaz mı? Bütçe açığını yükseltmez mi?

Yine Kanun’un çeşitli maddelerine göre fonun kaynakları sıralanmış. Halihazırdaki
kamu varlıkları, bunların gelirleri ve fonun sermaye piyasalarından sağlayacağı 
kaynaklar diye sıralanmış. Ancak bu kaynakların nasıl ve nerede kullanılacağı konusunda
fazla bir ip ucu yok. Mantık kuralları içinde kalarak bu eksiklik nasıl açıklanacak?

Sorular, sorular, sorular… burada bırakıp Kamu Varlık Fonu ve Fon’a devredilen şirketler
ile ilgi ne düşündüğümüz kısaca anlatalım. Bu aslında bir finansman modeli. Teorik
olarak başarılı olabilir. Ancak Türkiye’nin özelinde modelin başarı şansını düşük
görüyoruz.

Fon bünyesindeki şirketlerin ve diğer varlıkların “menkul kıymetleştirilmesi” sonucu,
borçlanarak elde edilen kaynaklar ile 3. Hava Limanı, nükleer santral, Kanal İstanbul
gibi projeler finanse edilmek isteniyor. Ancak bu projelerin geri dönüşleri ve borç
ödemek için nakit yaratmaları uzun vadeli olacağı için daha fazla kamu kaynağı fon
bünyesine aktarılmak zorunda kalacak ve finansmanın kamuya olan maliyeti beklenenden
çok daha fazla olacaktır. Daha kötüsü, borç sarmalına giren Fon elindeki kamu varlıklarını
da heba edip, Türkiye’ye altından zor kalkacağı bir yük de yükleyebilir.

Yine, yetkililere göre tabii, Fon’un amaçlarından biri de kamu şirketlerini verimlilik,
profesyonellik, şeffaflık gibi ilkeler doğrultusunda etkili bir şekilde yönetmek.
Bizce bu model ile amaçlananın tam tersi sonuçlar elde etmek daha yüksek olasılık.
Kamu şirketlerinin “iyi yönetilmesi” hepsini bir araya toplayarak olmaz. Tam tersine,
stratejik konumda olan her birini ayrı ayrı ele alarak, her birine eğitimli ve deneyimli
yöneticiler atayarak ve sıkı bir şekilde denetleyerek olabilir. Stratejik olmayanların
da bir an önce uygun fiyatlarla özelleştirilerek iyi yönetilmesi sağlanabilir.

Bu model ile yetkililerce söylenenin aksine, zarar eden kamu mülkiyetli şirketlerin
bu zararlarının karlı olanlar ile kapatılması amaçlanıyor olabilir. Örneğin zarar
da olan Türk Hava Yollarının zararının, kar üreten bir şirket olan Ziraat Bankası’nın
karı ile karşılanması gibi. Bunun olup olmayacağını ileride hep beraber göreceğiz.

Varlık Fonu kararını veren irade elbette iyi niyet ile kamu faydası yaratacak amaçlar
için bu kararı vermiş olabilir. Ancak bizce bu kararların Türkiye şartlarında uygulanmasında
büyük riskler bulunuyor. Günün sonunda elimizde amaçlananın tam aksi sonuçları bulmak
da mümkün.  
