# Kayyum düzenlemesi ağır sonuçlar doğurabilir

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/kayyum-duzenlemesi-agir-sonuclar-dogurabilir-12504h/
- Yayımlanma: 2016-06-17T13:53:33+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

TÜSİAD, Danıştay ve Yargıtay’ın yapısında köklü değişiklikler öngören yasa tasarısının
içinde yer alan tek maddeyle neredeyse tamamen değiştirilen kayyum uygulaması ile
ilgili düzenlemenin, başta ticaret hayatı ve özel mülkiyet hakkı alanlarında olmak
üzere doğurabileceği önemli riskler açısından yeniden değerlendirilmesine ihtiyaç
olduğunu bildirdi.

Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından yapılan basın açıklamasında
yeni yargı paketinin öngördüğü halde şirketlere kayyum atanmasına neden oluşturan
suçlar listesinin ve kayyumun yetki alanının genişleyecek olmasına dair “Kayyum 
atamasına yönelik  bu tip önemli ve ağır sonuçlar doğurabilecek bir düzenlemenin,
ilgili düzenleyici otoriteler ve ilgili paydaşların aktif katılımı ile uzun ve titiz
bir değerlendirme sürecinden geçerek hazırlanmış olmasının gerektiğini düşünmekteyiz”
dendi.

TÜSİAD’dan yapılan açıklamada şöyle dendi:

13.06.2016’da TBMM Başkanlığı’na iletilen “Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 34’üncü maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun(
CMK) 133’üncü maddesi çerçevesinde kayyım atanabilecek durumların kapsamına aşağıdaki
suçların da eklenmesi öngörülmüştür:

TCK Md. 155 güveni kötüye kullanma suçu ve TCK Md. 158 nitelikli dolandırıcılık 

Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) Md. 110’da tanımlanan aşağıdakiler dahil tüm suçlar

Halka açık şirketler için örtülü kazanç aktarımı suçu
Yatırım kuruluşları, fon kurulları
ve teminat sorumluları için müşteri varlıklarını kötüye kullanma ve kayıtlarda hile
türünden işlemler

Türkiye’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin ticari faaliyetlerini doğrudan etkileyebilecek
bu tip önemli ve ağır sonuçlar doğurabilecek bir düzenlemenin, ilgili düzenleyici
otoriteler ve ilgili paydaşların aktif katılımı ile uzun ve titiz bir değerlendirme
sürecinden geçerek hazırlanmış olmasının gerektiğini düşünmekteyiz. Böyle bir süreç
izlenmeksizin hazırlandığından endişe edilen söz konusu tasarı aşağıdaki riskleri
içermektedir:

1. CMK 133’deki diğer suçların niteliği ile uyumsuzluk, yerindelik ve orantılılık
ilkelerine aykırılık riski

2. Kapsamının genişliği nedeniyle olağan ticaret hayatını olumsuz etkileme ve mülkiyet
hakkını zedeleme riski

3. Sermaye Piyasası Kanunu’nun kendi içindeki bütünlüğünün bozulması ve ikili bir
yapının oluşması riski

4. Benzer tedbir imkanlarının Sermaye Piyasası Kanunu’nda zaten halihazırda yer 
alması, yeni bir tedbire ihtiyaç bulunmaması

5. Hukuk tekniği ve usul hükümleri açısından riskler

Konu ile ilgili olarak, Başbakan Binali YILDIRIM, Başbakan Yardımcısı Nurettin CANİKLİ,
Başbakan Yardımcısı Mehmet ŞİMŞEK, Adalet Bakanı Bekir BOZDAĞ ve Ekonomi Bakanı 
Nihat ZEYBEKÇİ ile paylaştığımız ayrıntılı görüşlerimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.

**Kanun tasarısına dair TÜSİAD görüşü**

“Öncelikle belirtmek isteriz ki; Türkiye’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin ticari
faaliyetlerini doğrudan etkileyebilecek bu tip önemli ve ağır sonuçlar doğurabilecek
bir düzenlemenin, ilgili düzenleyici otoriteler ve paydaşların aktif katılımı ile
uzun ve titiz bir değerlendirme sürecinden geçerek hazırlanmış olmasının gerektiğini
düşünmekteyiz. Böyle bir süreç izlenmeksizin hazırlandığından endişe edilen söz 
konusu tasarı aşağıdaki riskleri içermektedir:

“CMK 133’deki diğer suçların niteliği ile uyumsuzluk, yerindelik ve orantılılık 
ilkelerine aykırılık riski: Tasarı ile kayyım atanabilecek suçlar kapsamına eklenen
TCK Md. 155, 158 ve SPKn Md.110’da tanımlanan suçlar, CMK Md.133’de sayılan diğer
suçlardan özü ve niteliği itibariyle çok farklıdır. CMK 133’te sayılan diğer suçlar
kamu sağlığına, kamu güvenine, genel ahlaka, millete ve devlete karşı suçlar iken
Md. 155, 158 ve SPKn Md.110’da belirtilen suçlar mal varlığına karşı işlenen suçlardır.
Bu suçlarda kamusal menfaat değil, özel menfaat daha ön plandadır. Dolayısıyla, 
suçların özündeki bu farklılığa bakılmaksızın aynı tedbirlere tabi tutularak; mülkiyet
hakkının daha çok özel hukuk alanını ilgilendiren, özel kişilerin çıkarlarının zedelendiği
ve diğer hukuki yolların denenebileceği bir konuda kayyım atanarak sınırlandırılması;
Anayasa hukukunda yer alan, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında yerindelik
ve orantılılık gibi ilkelere aykırılık teşkil edecektir.

“CMK’ta bir ceza usul hukuku koruma tedbiri olarak şirkete kayyım atanması hükmünün
bulunmasına neden ihtiyaç duyulduğunun hatırlanması, hangi suç ve durumların bu 
madde kapsamına girmesinin yerinde ve orantılı olacağının yorumlanmasında yol gösterici
olacaktır.

**İcrası tamamlanmış olan bir suçla ilgili olarak şirket yönetimine kayyım tayin
edilemez**

“2004 yılında bu tedbirin yeni CMK’ya eklenmesinin gerekçesinde ilk olarak bu madde
kapsamındaki suçların zincirleme veya kesintisiz suç olarak bir şirketin faaliyeti
çerçevesinde işlenmesi gerektiği tespit edilmektedir. Bunun ardından örnekler de
verilerek CMK madde 133’ün, kurulan şirketin gerçek bir faaliyetin icrası için değil,
suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin transferi, bunların gayrimeşru kaynağının
gizlenmesi ve meşru bir yolla elde edildiği kanaatinin oluşturulması gibi durumlarda
kullanılmak üzere eklendiği ifade edilmektedir. Bu bakımdan bir şirketin faaliyeti
çerçevesinde işlenmiş olsa bile, icrası tamamlanmış olan bir suçla ilgili olarak
şirket yönetimine kayyım tayin edilemez.

“Bu gerekçeye göre CMK madde 133’ün amacı, konusu suç olan bir ekonomik faaliyeti
kesintisiz bir şekilde sürdüren, aslında bu suçu kendine iş ve iştigal alanı yapmış
ancak görünürde yasal işler yapıyor görünen şirketlerin yönetimine geçici olarak
kayyım atanmasıdır. Bu gerekçe ışığında denebilir ki, bu tedbire konu şirketlerin
gerçek değil, fakat paravan şirketler olması gerekir. Bunun aksine olarak, görünen
faaliyeti ile gerçek faaliyeti aynı olan, her hangi bir suçu ve suç gelirini gizlemeyi
hedef almayan şirketler suçu ne olursa olsun bu tedbirin dışında olmalıdır. Bu ceza
usul tedbirinin kanuna girmesinin amacı, her türlü ekonomik suçta ekonomik tedbir
uygulamak değildir.

“SPKn madde 110’daki suçlar, bu ceza usul tedbirinde olabilecek nitelikte değildir.
SPKn madde 110’daki suçlar, her hangi başka bir ekonomik faaliyetin üzerini örtme,
oradan kaynaklı geliri aklama, transfer etme ile ilgili suçlar olmayıp, SPKn‘a tabi
şirketlerin bünyesinde işlenecek alelade ekonomik suçlardır. Tedbirin öngörülmesinin
ana gerekçesi ile bu suçların niteliği uyuşmamaktadır.

“Bu koruma tedbirinin alanının bu şekilde genişletilmesi kanun uygulayıcılarının
gerekçeyi unutmalarına, gerekçeden uzaklaşmalarına ve sonuç olarak bu tedbirin uygulamada
adeta bir müsadereye dönüşmesine yol açacaktır. Getirilmek istenen düzenleme, Devlet’in
özel teşebbüsse, doğrudan ve son derece basit bir yoldan müdahalesi imkanını getirmektedir.
Söz konusu koruma tedbiri, Kanun uyarınca geçici bir tedbir iken, uygulamada müsadere
veya ceza niteliğini alarak süresiz uygulanmaktadır. Kaldı ki söz konusu koruma 
tedbiri kısa süreli uygulansa ve kovuşturma sonunda herhangi bir suç unsuruna rastlanmasa
dahi, uygulamada bu süre içerisinde ticari hayatın gizliliği ihlal edilmekte, hakkında
tedbir uygulanan Şirket ve Şirket ortaklarının ticari itibarı telafisi imkansız 
bir şekilde zarara uğramaktadır.

“Kapsamının genişliği nedeniyle olağan ticaret hayatını olumsuz etkileme ve Anayasadaki
mülkiyet hakkını zedeleme riski:TCK’nın 155’inci ve SPKn’nun 110’uncu maddeleri,
olağan ticari hayatta sıklıkla karşılaşılabilen durumları kapsayan, oldukça geniş
kapsamlı düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerle ilgili olarak getirilecek olağanüstü
nitelikteki bu tedbir imkanı, ticari hayatı doğrudan etkileyecek, amacına uygun 
olmayan şekilde kullanıldığında ticari faaliyetlerin olumsuz etkilenmesine sebep
olabilecektir. Örneğin halka açık şirketlerde özellikle grup şirketleri açısından
her durumda belirli ilişkili taraf işlemlerinde emsallerine göre farklı bir fiyat
uygulandığına veya kar/malvarlığı azaltımı yapıldığına yönelik iddialar ile soruşturma/
kovuşturma sonuna kadar madde kapsamında kayyım atanması yoluna gidilebilecektir.
Kayyım atanması için suçların kesinleşmesinin beklenilmesine gerek olmaması nedeni
ile hukuki güvenliği ve mülkiyet hakkını zedeleyecek şekilde halka açık şirketlere
ve yatırım kuruluşlarına kayyım atanabilecektir. Dolayısıyla getirilen düzenlemenin
amacını aşan nitelikte, Anayasanın mülkiyet hakkını zedeleyecek bir uygulama olduğu
ve olağan ticari faaliyet akışını zedeleyerek ülkemiz ekonomisinin gelişimini engelleme
riski taşıdığı düşünülmektedir. Bunun yanında özel sektör yatırımlarının önünde 
caydırıcı bir unsur olarak görev görecektir.

“Kaldı ki mevcut düzenlemeden farklı olarak, söz konusu suçların toplumsal hayatta
nispeten daha fazla karşılaşılabilir suçlar olduğu göz önüne alındığında, istisnai
uygulanması gereken söz konusunu koruma tedbirinin uygulama alanı genişleyecektir.
Bu durum; Şirket’in tüm yatırımcılarını, çalışanlarını ve bu şirketle ticari ilişkisi
olan kişi ve kurumları da etkileyeceğinden; tedbirin olumsuz etkisi, tedbirin amacını
aşar nitelikte olacaktır. Yine ayrıca; Şirket’in herhangi bir çalışanı tarafından
da Şirket ile alakalı olarak işlenebilecek bu suçlarda, Şirket’in tüzel kişiliğinin
cezalandırılması ceza hukukunun temel ilkelerinden olan suç ve ceza sorumluluğunun
şahsiliği ilkesine de aykırı olacaktır.

“SPKn’nun kendi içindeki bütünlüğünün bozulması, ikili yapı oluşturulması: SPKn,
sermaye piyasasına özgü düzenlemeleri içeren, kendi içinde bütünlüğü olan özel bir
kanundur. Sermaye piyasalarına özgü yükümlülükler, suçlar ve yaptırımlar SPKn içerisinde
birbirleriyle bağlantılı olarak tanımlanmış ve sermaye piyasası ile ilgili uyuşmazlıkların
bu özel kanun hükümleri dahilinde çözülmesi öngörülmüştür. SPKn’nun içerisinde halka
açık şirketler ve yatırım kuruluşları ile ilgili alınabilecek birçok farklı tedbir
uyumlu bir yapı içerisinde zaten tanımlanmış olup, bu alanda yeni bir tedbire ihtiyaç
duyulmamaktadır. Taslak hüküm nedeniyle, sermaye piyasasında alınabilecek tedbirler
ile ilgili olarak oluşturulacak ikili yapı, hangi düzenlemenin uygulanacağı net 
olmadığı için belirsizlik ve öngörülmeyen sonuçlar yaratabilecek; idareyi zor durumda
bırakabilecektir.

“Benzer tedbir imkanlarının SPKn’da zaten halihazırda yer alması, yeni bir tedbire
ihtiyaç bulunmaması: SPKn’nun 92’nci maddesinde, 110’uncu maddede tanımlanan suçları
da kapsayacak şekilde halihazırda “imza yetkilerini kaldırma”, “yönetim kurulu üyelerini
görevden alma ve yerlerine yenilerini atama” gibi birçok tedbir tanımlanmıştır. 
Dolayısıyla bu konuda yeni bir düzenlemeye aslen ihtiyaç olmadığı düşünülmektedir.
Ancak, kanun koyucu tarafından SPKn’daki tedbirlerin yetersiz olduğu düşünülüyor
ve bu gerekçeyle bir düzenleme yapılıyor ise, bu tip bir düzenleme SPKn içerisinde
ve kanunun bütünlüğü bozulmadan oluşturulmalıdır.

“Hukuk tekniği ve usul hükümleri açısından riskler: Getirilen düzenlemenin hukuk
tekniği açısından da sakıncalı hükümler içerdiği düşünülmektedir.

“Ceza kanunu gibi kapsam ve sınırlarının oldukça net çizilmesi gereken bir kanunun
taslağında yer verilen “menkul kıymet idare yetkisi” gibi muğlak ifadeler sermaye
piyasası mevzuatında tanımlanmamıştır, dolayısıyla kayyıma devredilebilecek yetkilerin
kapsamı net olarak anlaşılamamaktadır.

“SPKn’nun 110’uncu maddesinde yer verilen yatırım kuruluşları tanımı bankaları da
içermektedir. Bu durumda taslaktaki hükümlerin bankalar için de uygulanıp uygulanmayacağı,
bu düzenlemenin bankalar BDDK’nın yürüttüğü özel mevzuatında ne şekilde karşılık
bulacağı da net değildir.

“Kayyım atama sürecinin usul hükümleri taslakta detaylandırılmamış, süreç çok basit
bir yapı ile tanımlanmıştır. TCK’daki benzer tedbirlerde süreçler detaylı ve birçok
aşamalı olarak tanımlanmış iken, buradaki usul hükümlerinde paralellik yaratılmamıştır.
Süreçte SPK’nın ne aşamada ve nasıl müdahil olacağı dahi net olarak anlaşılamamaktadır.
Benzer tedbirler için aranan uygulama koşulları burada da dikkate alınmalı, süreç
detaylı ve amacına uygun biçimde yapılandırılmalıdır.

“Düzenlemede kayyımların güvence altına alınması için açılacak tazminat davalarının
devlete karşı açılması öngörülmüş olup, kayyımın kötü niyetli ve kasti olarak vermiş
olduğu zararlardan doğrudan sorumlu olması kayyımların verdiği kararlarda daha sorumlu
hareket etmelerine neden olacaktır. Aksi durumda kayyımların yukarıda ifade edilen
şekilde kasti olarak verdikleri zarardan devlet mesul olacaktır ki bunun hakkaniyete
uygun olmadığı değerlendirilmektedir.
