# Kredi notunda başa döndük

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/kredi-notunda-basa-donduk-19237h/
- Yayımlanma: 2017-01-28T16:38:14+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Hürriyet yazarı Uğur Gürses, Fitch’in, 20 yıl bekledikten sonra yatırım yapılabilir
seviyesine yükselen Türkiye’nin kredi notunu tekrar eski seviyesine düşürdüğünü 
belirterek bundan sonra olabilecekleri yazdı. İşte Gürses’in o yazısı:

“Türkiye 2012’de tam 20 yıl sonra yeniden kazandığı yatırım sınıfı notunu dün kaybetti.
Avrupa ve ABD kökenli derecelendirme kuruluşlarından yatırım sınıfı notumuz kalmadı.

Türkiye’nin kredi dereceleme şirketleriyle ilişkisi, sermaye hareketlerini serbestleştirdiği
1989 sonrasında başlar. Dış sermayeye açılma, içerideki banka ve şirketlere döviz
tutma ve borçlanma kapısını açtı. Bunun da yatırımlara ve ekonomik büyümeye kapı
açtığı malum. Sermaye hesabının serbestleşmesine dair o dönemde ekonomi bürokrasisinin
çoğunda kaygılar vardı; Türkiye buna hazır mıydı? Başbakan Turgut Özal’ın arzusu,
bürokratları ikna etti. Çünkü sermaye hesabını serbestleştirmesi demek; bireylerin,
şirketlerin ve bankaların serbestçe döviz tutmasına, borçlanmasına, sermayenin serbestçe
girip çıkmasına kapı açmak demekti. Nihayetinde; Türkiye, ‘oyunu’ uluslararası kurallara
göre oynayacaktı.

İlk not 5 Mayıs 1992’de hem de ‘yatırım sınıfı’ bir not olarak geldi; Moody’s tarafından.
Siyasetçilerin zoraki faiz indirme çabasıyla hani ağızlara sakız olan o söz ters
yüz oldu; yatırım sınıfı notla gelen bu fırsat, krize çevrildi. Türkiye, ilk yatırım
sınıfı notunu bir buçuk yıl sonra Ocak 1994’te kaybetti. Sonrası malum 1994 krizi
patladı. 90’lı yılların ve hatta 2000’li yılların başlarında temel kaygı kamu kesiminin
borç çevirme ve geri ödeme kaygısı idi. Buna eşlik eden yan pencere ise sığ döviz
akışında ödemeler dengesi dalgalanmaları idi.

1994’ten 2012’ye uzanan çok uzun sürede Türkiye’nin notu bir basamak ileri, bir 
basamak geri iniş çıkışlarla seyretti. Arada 2001 krizi en dip noktası idi. 2005’
te AB çapası ile daha iyi bir noktaya taşındı. Ama 2008-2009 küresel krizi buna 
bir ara verdirdi. 2009 sonrasında kredi dereceleme şirketlerinin finansal araçlara
sağladıkları yüksek notlar ve bu süreçteki hatalarının su yüzüne vurması, ardından
ABD’de yürürlüğe giren Dodd-Frank yasası gibi dereceleme şirketlerini sorumluluk
altına sokan düzenlemeler nedeniyle ‘iyi not’ almak zorlaştı. Sonunda Kasım 2012’
de Türkiye yeniden Fitch ile yatırım sınıfı nota çıktı. O dönemin Hazine Bakanı 
Ali Babacan, “Not artışı geç de olsa yerinde bir karar. Karar piyasa göstergeleri
ile kredi notumuz arasındaki farkı bir miktar azaltmıştır” diyordu.

**KONJONKTÜR ALEYHİMİZE**

İşin doğrusu Türkiye 2005-2008 arası dönemde alabileceği notu, 2009 sonrası gelişmiş
ülkelerden akan ve nereye gideceğini bilemeyen paraların sağladığı bir ‘doludizgin
piyasaya’ borçlu idi. Babacan da, ‘piyasa ile kredi notu farkıyla’ bunu örnek gösteriyordu.
Şimdi 2012’ye göre şirketlerimiz çok daha borçlu, ama döviz borçlusu. Hem de ekonomik
durgunluk içindeyiz. 2012 sonrasında risk unsurlarıyla baş etmede, yönetmede daha
sorunlu bir tablomuz var; hem siyaseten, hem ekonomik olarak. Hem de arka planımızda,
değişen küresel koşulların aleyhimize geliştiği bir konjonktür var.

2009-2017 arası dönemde Türkiye’de şirketler kesimi çok hızlı biçimde borç biriktirdi.
Kredi dereceleme kuruluşlarının artık 1990’lı yıllardan farkı şurada; o yıllardaki
kamu kesimi için duyulan kaygılar artık şirketler kesimine kaymış durumda. Özetle;‘
çok borçlu şirketler, ekonomik yavaşlama ile bu borçlarını geri ödemekte zorlanacaklar’
kaygısı. Hele ki hem döviz kurunun arttığı, hem de ekonomik durgunluğun derinleştiği
bir dönemde bu risk çok arttı. Borç geri ödeme kapasitesi azalıyor. Türkiye’nin 
mevcut döviz borçları veri iken döviz arzının azaldığı, kur baskısının arttığı bir
dönemde; yavaş yavaş kamunun, özel kesimin kur risklerini kıyıdan köşeden üstlendiği
bir mecraya girdiği de kayıtlara yansıyor. Dolar kuru 4’e dayanmışken, bir kesime
yılbaşında geçerli 3.53’lük kur üzerinden geri ödeme seçeneği sunulması böyle bir
durum. Ama çok tehlikeli bir kapı. İspanya’nın, 2008 küresel krizi patlamadan önce,
kamu borçlarının kabaca milli gelirin yüzde 30’una, bütçe açığının da milli gelirin
yüzde 2’sine yakın bir ülke olduğu, krizle birlikte özel kesim borcunun kamu borcu
haline dönüştüğü ve yüzde 100’e yaklaştığı belleklerde.

1994’te ilk yatırım sınıfı notu kaybetmemizde en önemli etken, yapay biçimde faizi
aşağıda tutmaya çalışmaktı. Aradan geçen çeyrek yüzyıl sonunda yeniden başa döndük;
çok yüklü döviz borcu olan bir ekonomide yine yapay biçimde faizi düşük tutma çabası,
bizi yine aynı yere getirdi. Sonunda notumuz düştü.
