# Küresel enflasyonla mücadelede “6D riski” hesapları değiştiriyor

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/kuresel-enflasyonla-mucadelede-6d-riski-hesaplari-degistiriyor-70969h/
- Yayımlanma: 2021-09-20T12:27:20+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde devreye alınan destekleyici politikalar
ve yeniden şekillenen dünya düzeni konunun uzunca bir süre daha gündemde kalacağına
işaret ediyor.

Küresel ekonomik kriz dönemlerinde ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik her 
ne kadar literatürde denenmiş uygulamalara başvurulsa da düğümlerin çözülmesinde
dönemin kendine has sorunlarına eğilmek kritik önem taşıyor.

Daha önce deneyimlenmemiş Kovid-19 krizinde, 2008 küresel ekonomik kriz döneminde
merkez bankaları tarafından devreye alınan alışılmadık politikalara başvurulurken,
sürecin kendine has dinamikleri 10 yıllardır deflasyonist riskle karşı karşıya kalan
birçok ülkede enflasyonist baskıları gündeme getirdi.

ABD ve Avrupa merkez bankalarının öncülük ettiği parasal destek programlarına kamu
teşviklerinin eşlik etmesi ve normalleşme sürecine geçilmesiyle birikmiş talep etkisi,
birçok ülkede enflasyonun yüksek seviyelere çıkmasına neden oldu.

Analistler, Kovid-19 krizinin çözümünde öncekilerden farklı olarak uygulanan “kapanma”
çözümünün tedarik zincirinde bozulmalara neden olduğunu, buna ek olarak iklim koşullarının
da özellikle emtia tarafında arz yönlü baskıları artırdığını belirtiyor.

Özellikle normalleşme sürecine geçilmesinin ardından tüketici harcamalarındaki artışın
da talep yönlü enflasyonist baskıları beslediğine işaret eden analistler, dünya 
ticaret düzeninin yeniden şekillendiği bu süreçte merkez bankaları desteklerinin
geri çekilmeye başlanması durumunda bile enflasyonla mücadelenin uzunca bir süre
gündemde kalacağını öngörüyor.

**“Elimizde enflasyonist bir oyun değiştirici var”**

Küresel çapta enflasyonist baskıların ne kadar daha süreceği tartışmaları ve bunun
para politikalarına yansımasına dair belirsizlikler devam ederken, İngilizce’de “
Delta variant (Delta varyantı)”, “Dignity of finance (mali saygınlık)”, “Deglobalisation(
Küreselleşmeden uzaklaşma)”, “Dominance (hakimiyet)”, “Disarray (karışıklık)” ve“
Dollar (dolar)” terimlerinin baş harflerini temsil eden “6D” risk faktörlerinin,
enflasyonla mücadeleyi uzunca bir müddet daha gündemde tutması bekleniyor.

Bunlardan ilki olarak gösterilen Delta varyantının, salgının ekonomiye etkilerine
ilişkin riskleri canlı tuttuğu belirtilirken, bu durumun merkez bankaları desteklerinin
bir süre daha gündemde kalarak enflasyonist baskıları besleyeceği ifade ediliyor.

Enflasyonist baskıları destekleyen ikinci risk unsurunun da hükümetlerin mali saygınlığı
korumak adına sağladığı teşvikler olduğu belirtiliyor.

Nordea Market Küresel FX Başekonomisti Andreas Steno Larsen, AA muhabirine yaptığı
değerlendirmede, mali saygınlığın Kovid-19 salgını sürecinde hükümet politikalarına
yeniden dahil edildiğini, birçok ülkede hemen her sektöre ve vatandaşa yönelik kurtarma
paketleri sağlandığını söyledi.

Bu durumun, 2008-2011 küresel ekonomik krizinin bir sonucu olduğuna işaret eden 
Larsen, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Politika yapıcılar, her zaman yeni krizlerde bir önceki krizden öğrendikleri dersleri
uygularlar. Geriye dönüldüğünde, 2008 sonrasında talebi doğrudan teşviklerle desteklemek
iyi bir fikirdi. Bu nedenle de Kovid-19 krizinde devreye alınan ilk silah teşvikler
oldu. Ancak sorun şu ki Kovid-19, talepten çok arz yönlü baskıların daha fazla hissedildiği
bir kriz. Birçok ülkede ihtiyaç duyulmasa bile kurtarma paketlerinin devam edeceği
sinyalleri mevcut. Bu da kamu borçlarındaki artışın devamı anlamına geliyor. Parasal
genişleme tek başına enflasyonist değil, ancak bu hükümetlerin açık vermeye devam
ederek ekonomide dolaşan para stokunu artırmasıyla birleşince durum değişiyor. Dolayısıyla
elimizde parasal genişleme ve kamu teşvikleri bileşimi paralelinde enflasyonist 
bir oyun değiştiricimiz var.”

**“İstihdam piyasasında hakimiyet tamamen kayboldu”**

Enflasyonist riskleri canlı tutacak risk unsurları arasında küreselleşmeden uzaklaşma
da gösterilirken, hükümetlerin küresel entegrasyonun azaldığı Kovid-19 sürecinde
yeniden şekillenen tedarik zincirinde ülkelerini önemli pozisyona getirebilmek adına
teşviklerden kaçınmayacağı belirtiliyor.

Söz konusu risklerden hakimiyet unsuru ise arz yönlü Kovid-19 krizi sürecinde talebi
karşılamaya yönelik teşviklerin verilmesiyle iş gücü piyasasında kaybedilen hakimiyeti
temsil ediyor.

Capital Economics Kıdemli ABD Ekonomisti Michael Pearce, iş gücü piyasasında kaybolan
hakimiyetin enflasyonist etkilerine yönelik değerlendirmesinde, “Üretim süreçlerinin
tamamen durduğu süreçte, maaş destekleri, işverene yönelik vergi avantajları ve 
işten çıkarma yasakları gibi teşvikler, hareketliliğin az olduğu istihdam piyasasında
hakimiyeti tamamen kaybettirdi. İşverenler yeni pozisyon açmadı ve birçok ülkede
işsizlik tarihi yüksek seviyeleri gördü. Mevcutta istihdam piyasasındaki sıkıntıların
gündemde kalacağı aşikar ve 2019 öncesi döneme geri dönmek yıllar alacak gibi gözüküyor.
Ben iş gücü piyasasındaki uyumsuzlukların 2022 sonuna kadar sürmesini, bunun ücretler
üzerinde baskı yaratarak çekirdek enflasyonda yukarı yönlü etki yaratmaya devam 
etmesini bekliyorum.” ifadelerini kullandı.

**“Hava koşulları ve siyasi karışıklıkların emtiaya etkisi 2021’de çok daha kuvvetli”**

Afganistan ve Güney Afrika başta olmak üzere jeopolitik riskleri besleyen siyasi
karışıklıkların, ürün fiyatları üzerinde yukarı yönlü etkisi bulunuyor. Halihazırda
kuraklık ve sel gibi felaketler nedeniyle tırmanan gıda fiyatları, karışıklıkların
da etkisiyle enflasyonist baskıları besleyen unsurlar arasında gösteriliyor.

Vadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen, konuya yönelik değerlendirmesinde,“
Hava koşulları, son 2 yıldır emtia fiyatları üzerinde oldukça etkili ama bu etki
2021’de çok daha kuvvetli oldu. Bir taraftan sıcaklar, diğer tarafta soğuklar, seller
ve kasırga derken neredeyse bütün tarım emtia fiyatlarında benzer bir seyir var.
Bunlara siyasi karışıklıklar da eklenince emtia fiyatlarında yukarı yönlü baskı 
önemli ölçüde hissedildi. Son yıllarda ABD ve Çin arasındaki anlaşmazlıklar da emtia
fiyatlarını direkt etkiliyor. Tüm bunları bir arada değerlendirdiğimizde hem siyasi
karışıklıklar hem de hava koşulları emtia fiyatlarını etkileyen önemli değişkenler
olurken, bunların enflasyona yansımaları bir müddet daha gündemde olacak gibi gözüküyor.”
dedi.

**“Yuan uzun bir süre daha dolara meydan okuyamayacak”**

Kovid-19 sonrası süreçte değişen gündemin etkisiyle her ne kadar dünyanın en büyük
iki ekonomisi ABD ve Çin arasında süregelen “kur savaşları” daha az dillendirilir
olsa da Çin’in “yuanı uluslararasılaştırma” emelinden vazgeçmediği biliniyor.

Özellikle son 3-4 yılda küresel ticarette ABD egemenliğinin sona erdirilmesi amacıyla
birçok hamle yapan Çin, yuanın yaygınlaştırılması ve rezerv para birimi olarak kullanılması
amacıyla finansal sistem üzerindeki kısıtlamaları gevşetirken, döviz kuru kontrolünü
de azalttı.

Çin’in söz konusu yuanı uluslararasılaştırma çabalarının daha az dezenflasyon ihracatına
yol açabileceği öngörülürken, daha zayıf bir doların ise ABD’de enflasyonist baskıların
gündemde kalmasına neden olacağı belirtiliyor.

Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jeffrey Frankel, konuya ilişkin bir araştırmasında,“
Bir para biriminin uluslararasılaşması; ekonomik büyüklük, para birimine olan güven
ve finansal piyasaların büyüklüğüne bağlı. Çin’in mevcut konumuna bakıldığında, 
yuanın uluslararasılaşmasının önünde çok fazla engel yok ancak daha gidilecek yol
var. Çin hükümeti, özellikle 2010’dan sonra para biriminin denizaşırı kullanımını
aktif olarak teşvik etmesine rağmen finansal piyasaların derinleşmesini hafife alıyor.
Dolayısıyla yuan uzun bir süre daha dolara meydan okuyamayacaktır.” ifadelerini 
kullandı.

Nordea Market Küresel FX Başekonomisti Andreas Steno Larsen de Çin’in milli gelirinin
ve dünya ticaretindeki rolünün giderek arttığını, bu nedenle yuanın ticarette kullanımının
yaygınlaşmasını beklemenin doğal olduğunu vurguladı.

Çin yuanına talebin artmasının dolar iştahını azaltacağını ve küresel döviz rezervlerinde
sürekli bir dolarizasyona yol açacağını anlatan Larsen, “Bu zaten yavaş yavaş yapım
aşamasında olan bir süreç.” dedi.
